Ana içeriğe atla

Yayınlar

Kasım, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dini değil daha erdemli eğitime ihtiyacımız var.

Eğtim kalitesi her geçen gün düşüyor. Bunda birçok insan hem fikir. Bizim devirde İmam Hatiple yok sayılıyordu, şimdi ise her yerde bir İmam Hatip. Her ikisi de bir intikam duygusuydu. Bu duygu ile her yer İmam Hatip dolmaya başladı. İnsanların ihtiyacı olan daha çok din eğitiminden çok aslında doğru din eğitimi.

Birde şuradaki anlamsızlığı ortadan kaldırmamız lazım, daha fazla dini eğitimden ziyade daha erdemli bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Bu ister dini değerlerle olsun ister ahlaki; ama eğitimin en çok ihtiyaç duyduğu şey Erdem. Erdem insan açığı gün geçtikçe artıyor.

Bugün İmam Hatiplerin tam olarak ne fonksiyonu olduğunu ben gerçekten anlamıyorum. Devlet dini eğitimi ancak bir Din devleti ise vermeli, eğer devlet laik ise eğitim sistemi laik olmalı. Ancak şunu yapabilir devlet Din eğitimi verebilecek özel kurumları denetleyebilir yada seçebilir. Devlet din eğitimi illa verecekse bu da vatandaşın başvuru ve talep ile olmalı, zorla vatandaşa dini eğitim vermemeli. Üstelik …

İyi adam olmak ile Piç adam olmak arasındaki fark

İyi adam olmak ile Piç olmak arasında ince bir çizgi var. Aslında çizgi ince değilde, baskılar ki bu insanın kendi baskıları da olur insanı zorlayabiliyor. İnsanın kendini sorgulayanı hep sürekli bir arayış içindedir. Gider gelirsin iyi mi olacaksın yoksa Piç mi ve bu arayışlar sürerken Hiç de olabilirsin.

Toplumsal çıkarlar mı önemli, bireysel kazanımlar mı insanı en çok bu 2 si ortada bırakıyor. Toplumun sağlıklı  olması için var olması gereken kurallara mı uyacaksın yoksa kendi varlığının bazen yarattığı sıkıntılara mı boyun eğeceksin. İnsan bu 2si arasında giden ve gelen bir varlık. Her insan değil tabi kimi insan böyle.

Andırdır zaman.

Kasım’da aşk başkadır diye bir film vardı. Hayatımızda Julia Roberts adının önemini hatırlatan ve Kasım ayına özel anlam yükleyen bir ay.

Kasım’ı severim diğer aylardan hep daha müstesnadır. Kasım’lar hep sürpriz doludur. Bir yerlerden birşey çıkar. 13’ü 16’sı orası burası her yeri süprizler ile doludur. Öğretmenler sever birde Kasım’ın 24’ü. 
Zaman aslında duygu ile anlam kazanır. Kimi zaman daha hızlı kimi zaman ise yavaş geçer.  En hızlı geçen zamanlar bize ait olanlardır. Başkalarının sahip olduğu zamanlarımız daha yavaş ve daha işkence dolu geçer. Zaman çözemediğimiz bir kavram. 
Takvimlerin icadı ile birlikte sanki tekrarlanır sanırız zamanı ama geçip gitmiştir. Tekrarı olmaz anması olur. Elbette her zaman hayırla anılmaz , lanet de okunur.  Zaman bize hiçbir zaman yaranamaz geçip gittiğinde de kızarız bir tavşan hızıyla geçtiği için , durduğunda da fırçalarız bir kaplumbağayı andırdığı İçin. Bizim yörenin ağzı ile andırdır zaman.

Eşdeğere değer vermemek

Genelde İstanbul'da otobüslerde gözemliyordum, İnsanlar gelmeyen otobüs için bu işin başındakilerden çok otobüs şöförüne yüklenirlerdi ya da alamadıkları hizmetten dolayı hizmeti veren sıradan rütbesiz hizmete edene, verene. Bu bana saçma geliyordu asıl sorumlu varken neden garibana yükleniyorlardı bir türlü anlam veremiyordum, sonunda çözdüm ve buldum.

İnsanlar bir yerde karşı karşıya kalmak zorunda olurlarsa, bu mahkeme olur, kavga olur , vesair olur kendi eş değerleri ile bunu yapmak istiyorlar, eş değeri olmayan insanlar ile bunu yapmak istemiyorlar, hal böyle olunca da yükleniş hep alt taraflardakine, yukarılara birşey yok.Başları ağırmasın, araya torpil kıyak girmesin yada girecekse bu kendi lehlerine olsun diye.

Modern insanın en önemli özelliği pisliğini güzel saklayabilmesidir.

Brezilyalılar belki de kızacaklar  Kaka ile ilgili arama yaptıklarında karşılarına bu yazı çıkacak ve içi afedersiniz bok kokacak.

İnsan hayatta çeşitli yükler taşıyabilir ancak taşırken en büyük sorun çıkaran yüklerinden birisi kakasıdır. Doğru yerde ve doğru zamanda gelmesi lazım. İnsanın en büyük keyiflerinden biridir ayni zamanda ve insanlığın medeniyeti ve geliri artıkça konforu da artar ve aynı zamanda saklamaya başlar insan bokunu. 
Modern insanı belki de diğer insanlardan daha doğrusu yabani insandan ayıran en önemli özelliği belki de pisliğini muhteşem ortamlarda saklayabilmesidir. Pisliğini öyle güzel saklar işte insanoğlu hem de şatafatlı yerlerde.

Nice kirli eller güzel ellere dokunuyordu.

Elleri nasırlı olsa ilgi görmezdi. Elleri nasırlı kadınların hayatta aşk ve sevgiden yana şansı azdır.  Daha doğrusu aşk ve sevgi demeyelim ama beğenilmekten yana şansı azdır.

Nice eller görüyoruz gün boyu. Otobüslerin, metroların tutacaklarında nasırlı eller dikkat çekmezsen narin ojeli eller gözlerimi kamaştırıyor. 
Onun elleri de ayrı bir güzel görünüyordu. Her şeyi güzel geliyordu zaten. Avuçların içine sıkıştırdığı paraları sımsıkı tutarken erkek kendi ellerini bir anda onun avuçlarında hissetti. Öyle güzel geldi ki sanki meditasyon yapar gibi rahatladı. Ellerindeki parayı kıskandı. Para insanın elinin kiriydi ama nice kirli elleri olanlar ellerinde tutukları parayla güzel ellere dokunabilemişti. 
Sabah ezanında Allah insanları huzuruna çağırırken adam onun merhabasına konuşmayı daha cazip bulmuştu. Çekici değil miydi kadın bir kere daha çekmişti işte. Adam iç çeke çeke çekici Kadına koşmuştu. Bir merhabası sanki dünyadaki havayı değiştiriyordu. Oksijen veriyordu doğaya. Kadın d…

SEVDALIZA - BEBIN

SEVDALIZA - THE INSIDE

SEVDALIZA - THE INSIDE

Beklentiden çok beklemek güzel.

Bir bekletisi yoktu adamın ama beklemekti güzel olan, bazen çok daha güzeldi beklemek daha şairane daha iç açıcı, daha ateşliyici, bazen karın ağrısı yapsa da beklenti kalp ağrısı yapardı, beklemek ise sadece karın ağrısı.

Karın ağrısı olduğunda yarına dair bir beklenti olmuyordu, günlük de herşey, anlıktı, gelir gelmez yüzde bir gülümseme tezahür eder ve hürlükten istifa ederdi insan. Esir olurdu, onun esiri, tutsağı, başını başka yana çeviremezdi üstelik bu mecburiyetten değil gönüllüktendi. 
Senden beklentim yoktu Güzel olan seni beklemekti Gelmesen bile bir umuttu yeşeren  Ve gelmediğinde unuttu demek ki dile dökülen

Yıldız’a dokunabilmek

Gökyüzünde salınan yıldızların yeryüzüne düşmüş yansımaları vardır. Gökyüzündeki yıldızlara dokunmak sıradan bir insan İçin imkansızdır.

Yeryüzündeki yıldız sana çok yakın görünse de çok uzakta olabilir sen o gökyüzündeki yıldızın yeryüzündeki yansımasına dokunamazsın bile. Ama yıldız ona dokunmuştur. Bütün parıltısını onun yüzüne yansıtmış ve görebilene ilan etmiştir benim yer yüzündeki yansımam o. Gökyüzündeki yıldız bize şunu anlatır siz bırakın bana dokunmayı yeryüzündeki halime bile dokunamazsınız.

Tetiğe bir bassa ölecekti.

Nefes aldığını hissetmek istedi adam. Nefes sesini duymak istedi. Enfes bir kadının nefes kokusu bir başka nerdeyse kafiyeli sözcükle savaş başlatıyordu nefis.

Nefis, enfes ve bazen kendine saklı kalması gereken duygular , adam kendi kendine bu enfesllik karşısında nefsi ile oynuyordu. 
Diline kendine göre saçma bir şarkı da dolandı. Kırmızı sana çok yakışıyor. Yüz kızartıcı duygularında tetikleyicisiydi kırmızı zaten adam tetiğe bir bassa ölecekti. 

Zaten milyonlarca kadın yasak ve imkansız

Kirli ve pasaklı elleriyle kitabın kapağını kaldırdı ve başladı okumaya sonra adama doğru döndü ve okudum dedi. Bir Kadının elleri nasıl bu kadar kirli ve pasaklı olabilirdi adam şaşırdı ama Kadın çok özeldi ve yine de güzeldi.

Kadın şaşırdı adam neden bu kadar Tutku’yla bağlanmıştı yıllarca hapis yatıp yoksa hiç Kadın görmemiş olabilir miydi?  Oysa adam çok fazla kadın görmüştü ama bu kadında gördüğünü görmemişti. Birde kimse adamın kitabının kapağını kaldırmamıştı. Belki de adam buna da hayran olmuştu. Orada bir yerde bir Peri vardı ve adama ilham veriyordu. 
Adam kadının tipi olmadığını biliyordu hatta bazen ısrarcı olduğunu düşünüyordu. Kadına birkaç kere canım dedi içinden gelmişti Kadın yılışık buldu oysa adam hisssetmişti. Kalp değil miydi can e kadın da adamın kalp atışını hızlandırıyordu o zaman can değil miydi kadın. 
Adam kadına saplantılı değildi. Onu rahatsız etmek değildi anacı marketin köşesinde bir çift  lakırdı etmeyi istedi adam çünkü o sesi seviyordu. Kadın yüz ver…

Kapı kolunda unutulan kulak

Kulakları bir boştu bugün, aradığı sesi duyamadı, arada kapı gıcırtısı vardı, ancak ses yoktu. Telefon ile iletişim kuramıyordu, kayıptı vardı; ama kayıptı bir önceki günün gibi değidli, bir başka gündü bugün, sessizlik hakimdi ortalıkta, ama seviniyordu, gelseydi ayak seslerini duyardı mutlaka.

Bir arzu objesi miydi, kesinlikle değildi, nadideydi, az bulunan, rastlanmayan belki de göz çarpmış gibi duran ama farkında olunmayan, farklıydı, bambaşka, obje miydi, hayır. Değer neydi henüz ölçülemiyordu. Adam için çok fazla lüks gibiydi, ama olsun yine de vardı umut, kapanmayan kapıda hem umut vardı. Kapı aralığından bakabilirdi.

Düşünüyordu, sürekli aklının bir köşesinde hep o vardı. Onun için tehlike yaratma , askıntı olma daha doğrusu ayak bayağı olma gibi bir derdi yoktu, geçmişinde kimler vardı hiç ilgilenmiyordu, bilmemek onun için çok daha iyiydi.

Bir buse herşeye bedeldi.

belki de abartıyordu kim bilir sıradan bir insana çok anlam yüklüyordu. Öyle olmasına imkan var mıydı, yoktu güzeldi. Özeldi birşeyler onu özel hale getiriyordu. Hissetti, ona bakmak hoşuna gidiyordu ve içinden kimi zaman sadece ve sadece kendine saklayabileceği düşünceler geçiyordu. O kadar güzeldi ki, fiziği de düzgündü. Mihrap yerinde dedikleri cinsten.

İnsanda arzu da şehvet de uyandırıyordu ama bu düşünce tarzını belki de kendine yasaklaması lazımdı. Belki de yasaklamamalı. Bilmiyordu. Zaman dedikleri şeye şimdi ihtiyaç vardı. Zaman ilaçtı ve o ilaca çok ihtiyacı vardı. 
Daha önce geleceği görmek için çabası yoktu. Şimdi ise geleceğe bakmak istiyordu. Sonra dedi ki geçmişe dön. Geçmişe dçnmeliydi çünkü karşısındaki bir Peri padişahı kızıydı. 
Ferhat gibi dağları delemezdi, mecnun gibi çöle düşürmezdi sadece çabalardı. Bir yerden açık kapı bulursa oradan girecekti. 
Sabır, zaman ama en çok da kendi gibi olmalıydı. Çünkü ona ilk kendi olarak yaklaşmıştı. Öyle de devam etmeliydi. 

Kalbini yerinde mi diye bakıyordu.

Sabahın ilk ışıklarında hiçbirşey yoktu aslında.  Her günkü gibi herşey olağan. Kalp güne aynı çarpma hızıyla başlamıştı. Rutini bozacak birşey yoktu ortalıkta.

Sonra birden onu farketti, başını öne eğdi. Utandı ne yapacağını bilemedi, en iyisi belki görmezden gelmek diye düşündü olmadı. Görmemek mümkün değildi, ilk defa bu kadar güzelini görmüştü. Kim bilir belki de son defaydı. Kafasını çevirse yapamazdı, yapmadi. Baka kaldı, Kadın ne yapıyorsun dese vereceği cevabı yoktu, vardı aslında ama kabul görmezdi. Doya doya baktı ama doyamadı. Sürekli kafasını çeviriyor  sürekli bakıyordu. Tacizciye çıkacaktı adı kaçırdı gözlerini. 
Görmemişti böylesini görmemişti. Televizyonda mankenlik ajanslarında belki vardı ama onun dünyasında yoktu. Uzaydan meteor düştüğünü düşündü; saçmaladığını anladı. Sonra sesi nasıldı diye merak etti, Durdu baktı ve karar verdi saçma bir soru soracaktı. Buradan ne sıklıkla dolmuş geçer diye sordu , cevap kısa olunca bilmediği bir yere nasıl gideceğini sordu, all…

Herkesin Yıldırımın ihtiyacı vardır.

En son istanbul'u dinlemiştim, gözlerim açıktı, gelen geçen kadınları izliyordum. Hiç biri dikkatimi çekmemişti. Orhan Veli gibi gözlerimi kapatıp rüyaya mı dalsaydım. Ondan sonra rüya görmeye başladım. Biri çimdik atacak diye çok korktum.

İnsan bazen rüyadan uyanmak istemeyebilir, kim bilir belki de hiç görmeyeceği bir rüyadır, belki anlık, belki ömürlük belki de tehlikeli, kim bilir. İnsan bazen gözlerinde kaybolmak ister, belki de saçlarını koklamak, belki bir çiçek gibi su vermek, büyütmek, yeşertmek, sevindirmek. Belki de Nazım'ın dediği insan 70'ine kadar sevebilmeli.

Garip hareketler yaptığımız olur, bazen bir çarpışma sonucu çarpan kalplerde, kimsenin göremeyeceği duygular saklanır, öyle duygular bazen sahibi bile o kilidi açmaya korkar, kendisi bile bilmek istemez. Bazense farkında olmadığın anlar yaşaycacaksındır kim bilir.

İnsan bir başkasından bir bakışta etklediğinde yıldırım aşkı derler, çarpıcı belki de öldürücü, ama insan belki de en mutlu anında ölmeli ki…

Bir ressamın hülyası

Kuşlar soğuk iklimlerden sıcak iklimlere göçerdi, böyle öğrenmiştik. Sonra bir kuş konuverdi badi parmağıma, şarkıya göre ağlamam lazımdı, gülümsedim. Gülsemek bazen bir lütuftu , o lütfu yakalamak için belki de bir fırsattı.

Deniz kokuyordu ortalık, bir buket çiçeğin yayacağı türden bir kokuydu, birde korku, kimbilir belki tutulurdu insan, yine şarkı da ne diyordu bir daha sevdaya tutulmaya gör. Herşey bir köpek ile başladı,adı sanı olmayan ama herkesin kendisine benzetebileceği bir köpek.

Bir tablo gibiydi, Mona Lisa'ya rakip gösterilir mi belki de olabilir, belki de bir şiir dolanmalıydı dile Mona Rosa, Sezai Karakoç geldi akla. Belki de Orhan Veli şiirindeki olmayan kadınlardan biriydi, ender bulunurdu,her yerde yetişmeyen cinsten.

Dişlerimi göstere göstere gülümsemek istedim, hemen bir kahve içmek geldi içimden, 40 yıllık hatırı olmasa da 40 yıl hatırası olmalıydı. İçim pır pır ediyordu. Kendim bile bilemiyordum ne dökülecekti dilden ve ne gidecekti kalbe. Ok mu saplanacaktı…

Real Madrid ile Fenerbahçe benzerliği

Fenerbahçe bu sezon kötü gitti. Philip Cocu başarısız oldu onun yerine Erwin Koeman yardımcı hoca olarak devam etti, Galatasaray'dan beraberlik koparması, Anderlecht'i yenmesi ve Alanya galibiyeti yerini sağlamlaştırdı, en azından bu sezon için kredi kazandı.Kendisi ayrıca ünlü futbolcu Ronald Koeman'ın abisi.

Real Madrid de kötü gidiyordu, Julen Lopetegui yerine gelen geçici gelen Santiago Solari ile devam edecek, bu açıdan Fenerbahçe ile Real Madrid benziyor, ikisi de şu an geçici olarak gelen Teknik adamlarla devam etme kararı aldılar. İkisi de köklü kulüp bakalım nereye kadar gidecekler.

Ölümsüzlüğün insanlığa faydası olmaz.

Din belki de çıkış noktası itibarıyla insanları dikizlemek için uydurulmuş da olabilir. Allah'a olan inancımız var ve kendimizi Müslüman olarak adlandırıyoruz. Ancak bu düşünmemiz gereken bir husus. Sonuçta zenginlerin pastayı topladığı bu dünyada belki de fakirlere sunulması gereken bir ütopya olarak Cennet var.

Yoksa zenginin malını nasıl korayacaklar, dünyanın bütün fakirleri ayaklansa gelir eşitsizliğine çözüm bulunabilir, ancak buradaki ikilem bambaşka o da şu, gücü ele geçiren empati kurmayacak ve kendi imparatorluğunu kuracak. İşte burada din lazım, toplumları ancak ilahi bir güç ile sınırlandırabilirsin, belki de din bir dizginlenme aracı.

Ancak insanın yaratılışı, yaşayışı incelendiğinde muzaam bir ilim ve düzen sözkonusu. Öyle bakınca insan yeniden inanç merkezine kayıyor.

İnsan belki de gün gelir ölümsüzlüğe de kavuşur, ama bunun insanlığa bir faydası olabilir mi sanırım olmaz gibime geliyor, ölümsüzlük insanlığa faydalı mıdır kanımca değil. İnsan kendini yücelttikçe d…

Gereksiz Tartışma Türkçe Ezan

Garip bir şekilde Türkçe Ezan tartışmaları devreye sokuluyor, bu neden yapıyorlar anlamıyorum, bakın bunun bu ülkede çok az alıcısı çıkar ve CHP içinden bir grup da buna körükle gidiyor, böyle Ezan ile uğraşarak iktidar olmazsın, ha olmak istemiyorlarsa başka, her parti de iktidar olmak zorunda değil, bir grubun partisi olursun ve yarın birgün koalisyonlara dönülürse kapın çalınır, ama Türkçe Ezan tartışmaları bana göre boş ve gereksiz.

Ülkede yabancı tabela, isim, afiş sayısı artarken , diğer yandan da Arap nüfusu Suriyeliler sayesinde artış gösterdiğinden onlara yaranmak için tabelalar Arapça olurken Türkçe Ezan çok gereksiz kalmakta. Ha bu bir güç savaşı ise O zaman bilemiyorum.

Avukatlar üstünden empati

O kadar çok insan konuştu ki Sıla ve Ahmet Kural hakkında. Aslında boşuna konuşuyoruz, çünkü onlar zaten hakkını yedirmez, biz kendimize ve gariban çevremize bakalım. Yalnız bu olayda ilginç olan Sıla'nın avukatı erkek, Ahmet Kural'ın avukatı bayan burada empati kurmak kolaylaşılıyor mu, yoksa empati yeteneğimizin nerede bittiğini mi gösteriyor bilemedim.

Bu arada Sıla hoş kadında şikayet için mahkemeye giderken gördüğüm hali pek hoşuma gitmedi açıkçası.Biri de seviyorsan git konuş demiş Twitter'dan, hayır sevilmesini de sevilir de konuşmak imkansız sıradan bir insan için, ayrıca konuşsam bile evli olduğum gerçeğini de bir tarafa koyalım.


Parası olan sadece bedelli askerlikle kollanmıyor.

Askerlikte Bedelli en çok tartışılan konulardan biri. Bir kere baştan söylemek gerekirse bende Bedelliye karşıyım, böyle bir yasaya karşıyım ama benim zamanımda çıkmış olsaydı, mutlaka faydalanırdım, insan bazen karşı da olsa yasaların vermiş olduğu fırsatlardan yararlanmak isteyebilir.

Bedelli Askerlikte içimizi en çok acıtan elbette parası olanın kollanması. Yalnız Bedelli de parası olanın kollanmasına gösterdiğimiz tepkiyi bazen yersiz buluyorum, çünkü hayatta adil olmadığımız oldukça fazla alan var ve askerlik bunlardan sadece biri.

Dünyanın her yerinde parası olan eşitlik ilkelerini çiğniyor ve hiçbirimiz eşit olamıyoruz, eşitliğin yanından bile geçemiyoruz. Eşitlik ancak bir ütopya olarak kalıyor, askerlik bu alanlardan sadece biri. Parası olanı hayatın her alanı kolluyor zaten.