Ana içeriğe atla

Yayınlar

Temmuz, 2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

House of Cards siyaset dili evrenseldir

House of Cards. Bugünlerde izlediğim Amerikan dizisi. İzleyin herkesi ve her durumu birlerine benzetebilir, aslında siyasetteki oyunların gerçekte evrensel olduğunu göreceksiniz. Türkiye'ye özgü olmadığını görür belki de mutlu olursunuz.

Böyle bir diziyi Türkiye'de yapma imkanı yok. Amerikan Başkanını yeri geliyor Eşcinsel gösteriyor, yeri geliyor First Lady kocasını aldatıyor ve kocası buna göz yumuyor. Bizim ülkede buna benzer bir dizi yapamamızsınız ama zaten orası sadece ince detay çok da bana göre önemi yok, asıl büyük resim siyaset içindeki oyunların çok güzel dile getirilmesi.Kevin Spacey gerçi gündeme cinsel tacizlerle geldi; ama gerçekten de güzel ve yerinde bir dizi.

Papaz'ı hep adalete yüzde yüz güvenenler bulacaklar.

Al Papazı ver Papazı olarak siyasi literatüre geçti Andrew Brunson. Türkiye'de yetkililer Deniz Yücel ve Andrew Brunson olayında Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu üstüne basa basa vurguladılar; ama onlar vurguladıkça, varılan neticeler Türkiye'nin aslında nasıl bir Hukuk devleti olduğunu gözler önüne serdi.

Elbette ülkeler birbirleriyle siyasi pazarlık hatta rehine pazarlığı yapabilirler, bu gayet doğaldır. Bunu samimi olarak itiraf etmek yerine siyasi manevralarla ülkeyi olmayan gücünde göstermek, yada başka şekilde göstermek yanlış olan. Elbette Pazarlık yapılmasında bir sakınca yok. Türkiye'de her ülke gibi oyunu kendi gücü çerçevesinde kuralları ile oynayabilir. Ancak herşeyden siyaset devşirdiğimiz için bu konuda da siyaset devşirmekten geri durmadık ve durmayacağız. Oysa bazı gerçekleri kabul edip, mutlak adaletin mümkün olmadığını topluma işlememiz gerekiyor. Bunu sözlerimizle yapmıyoruz ama davranışlarımız kendini ele veriyor. Deniz Yücel, Andrew Brunson,…

İlla tapınacaksanız bu toprakların özüne tapının.

Atatürk’e Anıtkabir’de hakaret bir kişi gözaltına alındı ve hakkında 5 yıla yakın hapis cezası isteniyor. Bir kere mevcut yada geçmiş devlet büyüğüne hakaret etmek hoş karşılanmamalı.  Bunun bir yaptırımı elbette olmalı ama bu kesinlikle hapis olmamalı. Belki kamu hizmeti olabilir.

Siz ülkenin kurucu düzeni ile sürekli kavga eder ve bunu halkın bilinç altına işlerseniz onlarda böyle yanlışlar yapar ve iyi siyasetçi olmadıkları İçin bedelini öderler oysa siyasetçiler bu bedeli ödemezler. 
Bu Adnan Oktar’da, Fetullah Gülen’de devlet büyüklerine hakaret de de böyle olmuştur. Ortamı siyasetçi oluşturur ve bedelini halk öder.  Devlet kurucularını sürekli eleştirerek hatta aşağılayarak bu Ortamı oluşturanların helal edilmeyecek hakları vardır bu gibi işlerden mağdur olanlarda ve o haklar ödenmeyecek kadar büyüktür. 
Siz siz olun bu ülkenin geçmiş yöneticilerine ve bugünkü yönetenlere hakaret etmeyin hem doğru bir davranış değil hem de başınıza gereksiz işler açılır. İlla tapınacaksanız bu …

Mesut Özil kendisini artık Alman hissetmiyor.

Mesut Özil meselesinde hiçbir saf tutmak zorunda değilim. Özellikle daha önce de belirttiğim gibi Milli Takım olgusu artık çözülmüştür.

Mesut Özil’in Alman Milli Takımını Seçip Erdoğan ile fotoğraf çektirmesi yanlıştı. O fotoğrafa gerek ve ihtiyaç yoktu. Milli Takım zaten kendi içinde bir  tırnak içinde ırkçılık taşıyor. Milliyet üzerine kurulu ve Milli hassasiyetlere hitap eden bir takım. Hal böyle olunca gidip başka bir ülkenin Cumhurbaşkanı ile fotoğraf çektirip birde kupa da başarısız olunca eleştiri gelmesi doğal. 
Hele bu ülke Türkiye ise. Bir kere açık konuşalım birçok ülke buna bizde dahil ülkenin kurallarına uymayan göçmenleri ve entegrasyon sorunu yaşayanları sevmiyor. Eski ait olduğu topraklara özlem duyanları da yada buna yönelik işaret verenleri de sevmiyor. 
Bence Mesut Özil’in Milli Takımı bırakma sebebi artık kendisi Alman hisssedememesi ve milliyetçi damarlarının kabarması.

Ahlaksızlığı savunmak zorunda bırakanlar ahlaksızlar.

İnsanlar ahlaksız davranışlarda bulunabilirler. Bulunmamaları, bulunmamamız önceliğimiz. İki insanın kapalı kapılar ardında yaptığı ahlaksızlık kendilerini ilgilendirir. Asıl ahlaksızlık bunu yayma,ifşa etme çabasıdır.

İnsanların hayatlarına gizli kameralar sokup onların ahlaksızlıklarını ifşa etmek daha büyük ahlaksızlıktır. İnsanlar kendi ahlaksızlıklarından gurur  duymayıp pişman olabilirler ancak kendilerine engel olmamış yada böyle bir tercih yapmış olabilirler. Ama siz bunu toplumun gözüne sokmal gafletinde bulunursanız bu bir ahlaksızlıktır. Hatta o ahlaksızlığı sergilemek için ortaya koyduğunuz daha da ahlaksız bir yöntem ise insanları ahlaksızlığı savunmak zorunda bırakırsınız.

Arzuları ihtiyaca çevirip insanları aklamak.

Bütün çaf çaflı ürünleri koyurlar en güzel yerlere. İnsanların ihtiyacı olanı alması değil, insanda ihtiyaç yaratmak amaç. Toplumu sömüren ve vahşi Kapitalizm dedikleri buna olsa gerek. Tanımı basit aslında. İnsanda ihtiyaç yaratmak ona ihtiyacı olanı sunmak değil.

Dünya düzeni arzu oluşturup onu ihtiyaç haline getirmeye kurulu. Herşey bu bakımdan ihtiyaç olarak tanımlanabilir. Peki amaç ne , amaç insanları utandıkları arzularını göstermekten men edip, arzularını ihtiyaca çevirmek ve böylece ihtiyaç gibi sunmalarını sağlamak.

Dip dalga Kılıçdaroğlu'nu vurur mu?

Seçimden önce dip dalga konuşuluyordu. Dip Dalga Fenerbahçe üzerinden gündeme geldi. Dip Dalga delge bazlı Aziz Yıldırım yerine, Taraftar bazlı Ali Koç kazınca, Dip Dlaganın seçimlerde de meydana geleceğini düşünenler çıktı. O dip Dalga Recep Tayyip Erdoğan'ın seçimi kaybedeceği yönündeydi.

Bugün Dip Dalganın muhatabı Kemal Kılıçdaroğlu gibi görünüyor. Kemal Kılıçdaroğlu delgee bazlı, Muharrem İnce ise seçmen bazlı böyle baktığımızda da dip dalga sanırım Kemal Kılıçdaroğlu'nu götürecek gibi görünüyor. Delege mi, seçmen mi, taraftar mı, kongre üyesi mi ikilemlerinin kazananlarının netleşmesi için Kılıçdaroğlu'nun istifasını beklemek zorunda kalacağız.




İkisine de sempatim var Hırvatistan-İngiltere

21 Kasım 2017 Akşamı Hırvastistan İngilizleri Avrupa Şampiyonasına gitmekten alıkoymuş ve büyük sükse yapmıştı. İngilizler şaşkınlık yaşarken, Hırvatlar mutlu ve Museuttu. O Hırvatlar 2008'de bizim tarafımızdan dramatik bir sona maruz bırakıldı. Bugün ise Hırvatlar ve İngilizler finale çıkmak için tekrar karşı karşıya kaldılar.

2008 Benim gözümde Patlak top manşeti ile. Ancak bugün gönlüm hem İngilizlerden hem de Hırvatlardan yana bunlardan birini maçı alması da kupayı alması da beni üzmez ama için ironik yanı bunlar maalesef Yarı final maçında karşılaştırlar ve bu da şansımızın yarısının azıldığını gösteriyor. Bu noktada şansın %50'si Fransa'ya kaymış görünüyor. Dolaysıyla bu akşam sevdiğim takımlardan biri veda edecek.


En sempatik Bakan Ruhsar Pekcan.

Yeni Bakanlar atandı. Türkiye yeni bir sürece giriyor.Bir kere ekonominin Cumhurbaşkanı'nın damadına emanet edilmesi, Politik etik açısından doğru bulmuyorum. Bakın doğru bulmadığımız şeyleri yazmamız lazım. Kandırıldık diye yeni durumlar çıkarsa kananlardan olmamak için. Benim için doğru olan böyle birşey olmaması.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ben performansı beğenmiyorum. Bir kere sanki koltuğu dolduramıyor gibi yerine İbrahim Kalın olsa daha iyi olurdu sanki.Süleyman Soylu bana göre ülkeyi geriyor. Eğer bu gerginlikten Cumhurbaşkanı memnunsa bilemem. Birde geçmiş de söyledikleri ile bugünü arasında çok çelişki var. O yüzden ben pek sıcak bakamıyorum.

Mehmet Ersoy, Turizmden anlayan biri sonunda Bakan oldu, umarım faydası olur. Milli Eğitim Bakanını'da tanımıyorum ama en azından yetkin birine benziyor. Doğru bir tercih.Ziya Selçuk doğru tercih derken, daha iyileri de olabilir; ama herhalde Cumhurbaşkanı ile fikir ayrılığı olan biri seçilmezdi, o yüzden olabilecekler iç…

Brezilya-Belçika maçında Cards dağıtıldı. House şokta.

Aslında izlediğim dizi olan House of Cards dizisinden bahsetmek istiyorum, daha doğrusu etmek istemiyorum; ama cümle içinde geçsin istedim. Bunu geçişi sağlamak içinde ilk cümleyi kurdum. Şimdi House of Cards cümle içinde geçti, ve içerisinden Doug Stamper, Frank Underwood ve Claire Underwood isimlerini geçirmek istiyorum.

Tek üzüldüğüm dizi oyuncularından Kevin Spacey'in adının cinsel taciz davalarında geçmesi.Şu an ekranda Brezilya-Belçika maçı var ve Belçika 29.Dakikada 1-0 öndeler. Bu da yazının içine canlı bir skor yerleştirme çabası, hani birisi kaç kaç diye merak ediyorsa. Artık İnternet o kadar sıkı akıyor ki, maçları an ve an takip etmek kolaylaştı.Kolaylıkların bize yararlı olanları kadar, zararlı olanları da var elbette.

Yine biz bu yazıyı yazarken Belçika Kevin De Bruyne  skoru 2-0 yapıyor, Japonların başına gelen Belçika'nın başına gelir mi yoksa Brezilya Almanya maçındaki gibi 7'lik olur mu. Dakikalar 33'ü gösteriyor.

Yazının içine futbol da sokmuş olduk…

Hayatta herkes kendi hikayesinde başarılı

Havadan sudan yazmayı sevmiyorum. Bazen kendime bile söz geçiremiyorum. Başkalarına zaten sözüm geçmiyor. Hayatın kimi alanlarında başarısızım, başarılı olduğum anlarda var; ama aslında hayatta başarı yada başarısızlık diye birşey yok, çünkü her birimizin hikayesi ayrı.Ve herkes kendi hikayesinde başarılı. Nasıl bir hikaye olduğunun önemi yok aslında, sonuçta hepimizin bir hikayesi ve yaşanmışlıkları var, içinde umut, hayal kırıklığı yada umutlar taşıyan.


Sokakta iktidar değiştirmek isteyen bir kitle var.

Seçimler bitti, etkileri devam ediyor. Bir kere Kenan Sofuoğlu ve Alpay Özalan vekil olma sebebini anlamadım, hele Alpay Özalan'ın açıklamasını okuyunca bir kez daha anladık nedeb vekil olmaması gerektiğini.

CHP tahmin ettiğimiz gibi karıştı, kazansa bile karışacaktı.Kaybetti ,karıştı. İnce aday olmam Kılıçdaroğlu karşısında dediğinde çok şaşırmıştım, ama İnce'de siyasetçi olacağını kanıtladı. Seçim öncesi hile olacak , hile var diyerek ortalığı velveye verirseniz elbette insanlar, daha doğrusu taraftarlarınız seçimi kaybettiğinize inanmazlar. Oysa CHP sandıklarına sahip çıkan kadar seçmen sayısına sahipti.

Türkiye'de iktidarı seçimle değiştirmek isteyen ama bunu yapamayınca sokakta iktidarı değiştirme inancına sahip bir kitle var ve bu kitle bu arzusunu yerine getirmek için bir önder bir kıvılcım arıyor. Ancak Türkiye'de birçok insan şunu biliyor ki, Türkiye sokak olaylarından çok çekti ve insanlar aslında sokağın kendilerine zarar verdiğinin farkında.


Evlilik kurumu zamanla kaybolabilir.

Evlilik kurumu gün geçtikçe erkek için daha zor hal alıyor. Kadının ve çocukların beklentileri değişti.Elbette kadınların eski dönem kadın olmalarını beklemiyoruz, ama artan boşanmalarda bununda etkisi büyük.

Başkalarının evliliklerinde eleştirdiğim herşeyi kendi evliliğimde de birebir yaşadığım için evlilik konusunda başarısız olduğumu itiraf etmekte sakınca görmüyorum. Evliliğin getirdiği bürokrasi ve kuralları da kabul etmediğimi söyleyebilirim. Sıkınıtlar olabiliyror, erkeklerin artık kadının da yaşama ortak olmasıyla işleri daha da zor.Erkekleri zor günler ve gelecek beklediğini söyleyebilirim. Evlilik artık yıpranan bir kurum ve sanırım yok olmaya yüz tutacak yakın bir zamanda gibime geliyor.