Ana içeriğe atla

Yayınlar

Aralık, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Adam sevdasında yalnız kalmıştı

Bütün şarkı sözü yazarları yazmıştı söylenebilecek herşeyi ve bütün şairler en güzel dizelerle anlatmıştı sevdayı ve aşkı. Adam kadına ne söylese faydası yoktu, içinde büyüttüğü sevda o kadar büyümüş ve artık dışarı çıkmak istiyordu ama çıkarmazdı çünkü çıktığında zaten sevdiğinden bile karşılık bulamayacaktı başkaları duysa zaten adamı tefe koyacaklardı. O yüzden çıkmadı sevda içeriden. Her dinlenen şarkıda adam kendince dillendirdi ama içinden çıkaramadı, çünkü karşılıksız çek gibiydi.Bir karşılığı yoktu. Sevdası bile baş başa kalmış ve sadece içine atmakla yetinmişti. Bir daha sevdalır mıydı bilemiyordu. Sevdalansa ne olurdu onu hiç bilemedi. Belki de güzel bir anı olarak hatırlamak en güzeliydi. Ömrün geri kalanında yaşadıklarını hatırlayıp iç çekecek ve içinde büyütüğü sevdaya sürekli selam verecekti. Adam sevdasında yalnız kalmıştı.

Paralı olanın bu kadar ayrıcaklı olduğu dünyada Milli Piyango Kuyrukları artar.

Müslüman dünyasının bir dezavantajı var, birçok dini hasassiyeti ile dalga geçiliyor. Müslüman dünyasının lobisi güçlü değil. Yılbaşı yaklaştıkça Müslüman dünyası Yılbaşı gecesine karşı gardını almış durumda. Ancak Haram yeme konusundaki şu yılbaşında gösterdiği azmi diğer günlerde gösterse daha fazla mutluluk ve refah içerisinde yaşayacak. Aslına baklırsa günümüz dünyasının en büyük dezavantajlarından biri mutluluğun ve refahının parada olduğu hissini vermesi.Para elbette önemli ama insan yeteri kadar para ile de mutlu olabilir. İşte bu mutluluk kaygısının para ile çözüleceği sanrısının bu kadar işlenmesi, parası olanın bu kadar kayrılması Milli Piyango kuyruklarını her sene daha uzatıyor. Oysa insanı gerçekten mutlu edebilecek başka yollarda var. Bir kere en önemlisi içinde bulunduğu şartlarda kendini mutlu edebilecek ortam oluşturursa insan hayattan çok daha fazla verim alır. Gelelim Yılbaşında Müslüman ne yapacak, aslında Müslüman Yılbaşında ne yapmayacağını biliyorda kalan

Galatasaray'a Terim'e Evet derken bize Hayır''LI'' OLSUN

Fatih Terim yeniden Galatasaray, Başarılı olmasını istemiyoruz. Biz kendimize göre sevdiğimiz adamların başarılı olmasını isteriz. Fatih Terim'in futbola verebileceği pek birşey kalmamıştır. Futbolun dostluğuna, barışına, kardeşliğine pek katkısı olmayacaktır. Gergin ortamlar daha da gergin hale gelebir. İş bu yüzden Fatih Terim'i orada görmek pek de benim içimi açmaz. Ancak demek ki bir talep ve beklenti var. Galatasaray taraftarının içinden seveni çok demek ki. Terim Fiorentina ve Milan Macerasından sonra Galatasaray-Milli Takım ikileminin dışına çıkamadı ve iş bu yüzden artık ne kadar iyi bir hoca ona da emin değilim. Neyse Galatasaray camiasına hayırlı olsun.

Ayrışıp ayrıştığımız yerlerde saf tutmayı seviyoruz.

Eskiden daha az ayrışmış değildik. Eskiden de ayrışma vardı ama eskiden ayrıştıklarımız ile bu kadar aynı ortamda yaşamak zorunda değildik. Ayrıştıklarımızı daha kolay yasaklıyorduk, şimdi de yasaklama yoluna gidildiği oluyor ama farklı bir durum var. Daha önce ayrıştıranlar ne kadar ayrıştıklarının farkında değildi, bugün ayrıştıranlarda ya değil yada farkında ama işlerine böyle geliyor. Kutuplaşmış toplum yapısını seviyor Türk siyaseti, ne kadar ayrı  o kadar iyi diyor. Ayrışma hep varoan birşeydi Türk Toplumunda.Huzurlu bir topluma erişmemiz zor, buna dur diyecek olan alt tabaka, ne kadar birlikte olabilirse ayrışmaya o kadar engel olabilir ama engel olmak yerine ayrışmanın içinde yer tutmayı seviyorlar.

Okyanus görmeyenlerin deredekileri boğduğu ülke.

Galatasaray yine yanlış yaptı, Tudor gelmeden önce yazmıştık şimdi de yazalım, dere geçerken At değiştirilmez. Türk spor basını bir hocanın başını daha yedi. Hem olan Karabükspor'a oldu hem de Igor Tudor'a.Daha önce söylemiştik.Üstelik ortada gerçek anlamda bir başarısızlık var. Türkiye artık futboluyla, siyasetiyle, herşeyi ile acınacak bir duruma doğru yuvarlanıyor. Birde Fatih Terim gelirse o zaman işte seyreyle görüntüyü. https://yusufkaraca.blogspot.com.tr/2017/02/dere-gecerken-degisen-atlar-bir.html

Formasız Rıdvan Dilmen yerine siyasi forma giyen Rıdvan

Rıdvan Dilmen son açıklamasıyla pes dedirtti. Bizde insanlar siyasete bulaşmasın. Siyasete bulaşınca kendilerini kaybediyorlar. Recep Tayyip Erdoğan için Parkasız Deniz Gezmiş benzetmesi yapması abes. Tanju Çolak, Rıdvan Dilmen, Hakan Şükür gibi isimlerin durumlarına bakınca, içimden Sergen Yalçın'ı tebrik etmek geçiyor. Bu kadar siyasete bulaşmak kimseye kar getirmez. Bu kadar kimseye yaranamayacak açıklama yapmak kimseyi yüceltmez. Aksine olan size olur. Yazık ediyor Rıdvan kendine, bir Partiye bir kişiye yakın olmanında ötesine geçti artık durum.

Ne saygımış arkadaş

Bu ara duymaktan en çok sıkıldığım kelime saygı. Birçok insan asıl fikri kamufle etmek için saygı sözcüğüne sığınıyor saygızca. Oysa ne gerek var. Daha samimi olamıyor insanoğlu. Samimiyetin önüne perdeler çekiyor, bazen bunun adına saygı diyerek önünü açıyor. Saygıdan yapılan davranış ile istekten dolayı yada istememekten dolayı yapılan davranış kalıbı farklı ama nedense onun içine bir saygı kavramı yerleştirilir olmuş.

Maskeler yükseliyor tüm yüzlerde

Bana kalırsa sokak isimleri değişmemeli. O zamanın ruhunu gösterir. Bu tip çabalar unutmaya yarar mı belki yarar ama anlamsız bana göre sokaklarda tarihe ışık tutmalı.Sokaklara verdiğiniz isimleri kaldırmanız sokaktan intikamınızı almanız demek. Sokaktan intikam almak kimsenin işine yaramaz ve boş beyhude çabadır. Kendimizden kaçmayalım, gerçeklerimizle yüzleşelim ve tarihe ışık tutalım, ne kadar ışık tutarsak tarihe o kadar başarı elde ederiz. İleride gençler bugünlerde neler yaşandığını bilsin ve önlem alsın. Gerçi yaşayanlar daha anlamamış ve sokak isimlerinden intikam alıyorlar. Özde bir düzelme göremiyorum. Liyakat prensibi sanki hala işlemiyor. Devlet dediğimiz kurum iktidarı eline alanın maşası konumuna düşüyor, çalışan personelde sanki ona göre şekil alıyor. İnsanları kendisi olmasına izin vermedikçe maskeler yükseliyor tüm yüzlerde.

Kendime ihanet ettim.

Kendime ihanet ettim galiba. Kendimden çıkma çalışmalarım başarıyla sonuçlandı ve bir başka ben çıktı benden. Geç de olsa kendimi bir günahkar insan moduna sokabildim, küçük günahlarıma daha büyüklerini ekledim. Kendime küstüm, sonra barışmaya başladım yavaş yavaş. Kendime geliyorum. Kendime ben geliyorum ama çevremi de dağıtıyorum. Hiç olmayacak şeyler yaşadım ve yaşattım sanırım. Bazen kavga etmek iyidir insan kendine gelir. Bu yaşıma geldiğimde hala öğrendiğim şeyler var. Kendimi her yerde bir ateşin içine atma çabam vardı. Sonunda başardım attım kendimi ateşe ve yaktım. Yanmayı öğrendim sonra da soğumayı öğreniyorum. 

Çürümüşlük yayılıyor.

CHP , Ataşehir Belediye Başkanı görevden alındı. Olayın çok detayına girmek istemiyorum. Ancak iktidarda olan bir Partinin içinden değil de hem de sayıca bayağı bir Belediye'ye sahip bir Partinin içinden değil de yolsuzluk iddiası sadece muhalefetin içinden çıkarılıyor yada öyle gösteriliyorsa, bu pek inandırıcı ve yeterli olmaz. İktidarın artık mental yorgunluğu aşırı bir seviyeye doğru ilerliyor ve sanırım son uygulamalar ve haberlere bakarsak bu yıpranmışlığın ve çürümüşlük hissinin önüne Erdoğan dahi geçemeyebilir. Ancak Kudüs tartışmaları Erdoğan'a biraz daha puan kazandıracak gibime geliyor. AKP artık kendi içindeki çürümüşlüğü ,çürümüşlüğü ortaya koyarak temizlemeli yoksa işler tahmine ettiklerinden çok daha kötüye gidebilir. Bir dost tavsiyesi.

Eleştiri kültürü yok oluyor.

İktidarda bir İslamcı Parti var. Daha doğrusu İslam referansı veren ve bunu gündeme getiren bir Parti. Ancak ülkenin Sinemasında maalesef düzen eleştirisi yapan film çıkmıyor. Düzeni eleştirmenin bu kadar baltalandığı bir dönem var mı bilemiyorum. 1970'li yıllarda ne çok eleştirisel film yapılmış düzene karşı. İslamcı referanslı bir partinin bu kadar çok kirlenen bir dünyada eleştiriye kapalı olması bana doğru gelmiyor. Aslında dönemin en büyük sorunlarından biri bu. Eleştiri yapmaya korkan bir kültür ortaya çıktı. Sineması ve müziği asimile edilen bir toplum olma yolunda ilerliyoruz. AKP iktidarının siyasi eleştiriye yaşama hakkı tanımadığını söylersek yanılmışız olmayız. Bu dönemin bana göre en büyük eksiği bu.