Ana içeriğe atla

Yayınlar

Şubat, 2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kral Çıplak olunca herkes Krala Giydiriyor

Kral Çıplak sözünün küm bulmuş bilemiyorum,ama biz böyle bir sözle bağlantısı kurulacak başka bir sözün mucidi sayılırız. Dilimize giren daha doğrusu varolan ama anlam kaymasına uğrayan kelimeler var. Bunlardan biri de Kral Çıplak. Bu sözü her kim bulduysa sürekli Krala bir giydirme çabasında herkes krala giydiriyor. İyi de adam çıplaksa giydirin demişler nedense herkes adama giydirmeye devam ediyor. Kraldan çok kralcıların olduğu bir ortamda krallar ne işe yarar, yalaka kralcılar üretmeye mi olabilir. Kralcı olmakla sizi suçlayanlar kralın yanına gittiklerinde sizi ilk satacaklarda olabilir. Hemen satışa gelirsiniz hem de peşin peşin  satarlar sizi daha ilk cümleden. Bol satışlar.

Erdoğan kim bilir hangi CHP'li hayırla anacak.Erbakan'ı hayır için andıkları gibi.

Kemal Kılıçdaroğlu Saadet Partisi'nin daveti üzerine Erbakan ile ilgili etkinlikte konuşacakmış. Siyaset nelere ve ne ilişkilere gebe. Demek ki çekişkili ilişkileri kuran sadece iktidar değil. Erbakan' ananların onun Başbakanlığı döneminde neler yaptığını da bilen biliyor. Benim merak ettiğim acaba Recep Tayyip Erdoğan'ı anmak CHP'den kime ne zaman nasip olacak. 

Mağduriyet üzerinden Referandum.

Bir referanduma gideceğiz ve iki seçenek var. Bunlar evet ve hayır. Referandum ana konusu başkanlık sistemi ve bu sistem oylaması aslında bir bakıma mağdurluk oylaması da olacak. Evet diyenler bundan önceki yani AKP öncesi mağdur olanlar yada mağduriyet hissedenler olacak. Ya da o dönem mağdur olmayıp kendini mağdurun yanında hissedenler olacak. Bir başka seçenek ise Tayyip Erdoğan'sız seçenek ile mağdur olacağını hissedenler olacak.  Hayır diyecek olanlar ise AKP döneminde mağdur olanlar yada yukarıda saydığımız gibi mağdur olanların yanında duranlar olacak ve olası bir evet durumunda mağdur olacağına inanacak olanlar olacak. Evet ve hayırı aslında bize biraz da bunun fikrini verecek. Bunun oylaması gibi olacak. 

Ya işinizden ekmek yiyin ya duygunuzdan.

Fatih Portakal diyor ya aklımızla dalga geçmeyin diye , doğru söylüyor. Hamza Hamzaoğlu adı Fenerbahçe ile geçince Galatasaray'ın Igor Tudor anlaşmasının burukluk yarattığını ve Galatasaraylı olmasına rağmen bir Galatasaray evladının düşünülmemesinin kendisinde yarattığı etki sonrası Fenerbahçe ile çaşlışabileceğini söylemiş. Bırakın bu işleri, eğer Fenerbahçe ile çalışacaksan çıkar çalışırsın. Hamza Hamzaoğlu'nu severdim ama bu açıklaması bende büyük hayal kırıklığı yarattı. Eğer sen Galatasaraylı olduğunu düşünüyorsan ve öyle anılmak istiyorsan Fenerbahçe ile çalışmazsın. Galatasaray bu yönetimin malı değildir, onlar gider başkaları gelir seni düşünür; ama Fenerbahçe ile çalışacaksan da çalışırsın, bu senin Galatasaraylılığını eskitmez ha Galatasaray uğruna vazgeçeceklerinin boyutunu gösterir ama daha fazla bir etkisi olmaz. Oysa yaptığın açıklama senin kurnaz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterir ve bu da kredini etkiler en azından benim gözümde.

Cumhuriyet Osmanlı İmparatorluğu'nun fethettiği ve yetiştirdiğisubaylar tarafından kuruldu.

Osmanlı imparatorluğu tarihimizin bir parçası hem de önemli bir parçası hatta dünyaya hükümran olduğumuz ve adaletin zirve yaptığı anların olduğu bir parça, elbette kötü günleri de oldu ama hala iyi günlerini bizim kuşak yaşamadı, Osmanlı döneminin Dünya savaşı ve Kurtuluş savaşı dönemi yakın tarihimizin en kötü dönemi. Bir taraf Osmanlı'da herşey çok geriydi Cumhuriyet ile düzeldi imajı vermeye çalışırken diğer tarafta Osmanlı çok kötüydü herşey Cumhuriyet ile düzeldi imajı veriyor ve ne yazık ki Osmanlı İmparatorluğu yeterince anlaşılamıyor.  Bir taraf eskinin özlemi ile yanıp tutuşurken diğer tarafta ülkenin Osmanlı dönemine benzemesi konusunda korkulara sahip. Aslında her iki taraf içinde şunu söylemek lazım   Osmanlı İmparatorluğu çökmüştür ve bir daha gelmeyecektir. Her iki tarafında yaptığı algı operasyonu Osmanlı'ya yabancılaşma doğruyor. Bir taraf için herşey çok iyi bir taraf için çok kötü ve gittikçe de o dönemde yaşamış insan sayısı azalıyor. Ancak 624 yı

Zaten AKP yok Tek adam var.

Türkiye bir referandum sürecine gidiyor. Bu süreçte hep kafa yoruyoruz. Bunları ileride okuduğumuzda neler düşüneceğiz acaba. AKP seçmeninden oy almak isteyenler için bir açılım yapılım. Evet çıkarsa bizi tek adam yönetir açılımı Ak Parti'den pek destek bulmaz. Çünkü zaten Ak Parti yok Recep Tayyip Erdoğan var. AKP seçmeni zaten oyu hep Recep Tayyip Erdoğan'a veriyor. O yüzden işte diğerleri karşılık bulamıyor ve Erdoğan karşısına çıkmaya cesaret edemiyorlar. İşte bu yüzden Ak Parti seçmenine pek tek adam ile yönetilmek korku salmaz , endişeye neden olmaz. 

Kimi zaman kameralar iyidir.

Bazen insan iyiki kameralar var diyor. Böylece yalancı şahitliğin önüne geçiliyor ve bazı noktalarda olaylar görünmez kalmıyor. Elbette kamera ayarları ile oynanarak insanların hayatları da karartılabiliyor ancak bazen en önemli anlara da tanık oluyor hem görsel hafızaya da yardımcı oluyor. O yüzden kimi zaman iyidir kameralar diyor insan.

Erdoğan'da muhalefet de sanki Erdoğan'ın %51'den emin.

Başkanlık sistemi referendumuna giderken birçok konuda fikir ayrılığı hangisi daha iyi tartışması aldı başını gidiyor. Aslında bir başka yönden de bakarsak daha önceden %34 ile iktidar olan bir parti olan Ak Parti bugün kendi arzusu ile limiti %51'e çıkarıyor. Böylece partili Cumhurbaşkanlığı yolu ile kendine koyduğu hedefi yükseltiyor. Demek ki Tayyip Erdoğan %51 alacağına inanıyor ve diğer partilerde seni Başkan yaptırmayacağız dediklerine göre onlarda Erdoğan'ın uzun bir süre bu koltukta görüyorlar. Yüzde 51'i aramak aslında partilerle pazarlık yerine millet ile pazarlık etmeyi getiriyor. Bu yolla Güneş Motel olaylarının önüne geçebilir. Burada bir yanılgı da Meclis çoğunluğu alan ile Başkan farklı olabilir, bu durumda da erken seçimler gündeme gelebilir aslında buda sistemin bana göre bir açığı ve meclis çoğunluğunun Cumhurbaşkanı yerine muhalefete geçmeside yeni pazarlıkları gündeme getirebilir. Yani her sistem tıkanabilir, tıkanmaz diye bir kaide yok. O sistem

Dindar olmak dünyaya kazık çakacak mülklere değil, mezar başında hayırduaya sahip olmaktır.

Dindar olmanın hiçbir sakıncası yoktur. Ancak dindar olmak islamda olmayan ruhban sınıfına atıfta bulunacak şeyhlerin , dervişlerin dizinin dibinde olmayı gerektirmez. Dindar olmak yaşayana gelen Kuran'ı alıp ölünün kitabına çevirmeyi gerektirmez. Kitabın ayetlerini şarkı sözü gibi ona buna armağan etmeyi gerektirmez.  Dindar olmak hayatta en iyiye sahip olma arzusunu değildir, aksine dindar elindeki eksik, kötü dahi olsa bunu kabullenir ve gerçekten hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inandırır.  Dindar olmak kilometre başına cami inşaa ederek müslümanı ayırmak değil, var olan camileri müminler ile doldurarak şuhu içinde hem ibadetleri yerine getirmek hem de dayanışma içinde olmaktır.  Dindar olmak yapılan eylemleri kullar için değil, hak rızası için yapmaktır ve elbette insanoğluna faydalı olmaktır. Bireysel faydalardan çok toplumsal faydaları düşünmek dindar bu olmayı gerektirir.  Dindar olmak dinden para kazanmaktan ziyade kazandığın parayı paylaşabilm

Birliktelik uğruna mutsuz bireyler olmaya gerek yoktur.

Evlilik 2 kişi arasında geçen bir birlikteliktir. Bu birlikteliğin yürüyebilmesi için her iki tarafın akrabaları ve arkadaşları bu birliğin kendi iç dinamiğine saygı duymalı ve duymuyorsa da birliğe etki etmemelidir. Her bireyin yanlış yapma , hatalı düşünme hakkı vardır ancak bu bireylerin mümkün olduğunca kendi aralarında çözülmelidir.  Bireylerin birey olma güdüsünü küçük gören akıl verme Aslında bir iyilik değil aksine orada sürekli varlığını hissettirmek suretiyle huzursuzluk yaratmaktır.  Hem kocanın hem de karının akrabalarının bir tarafın yada iki tarafın ablukası evlilikte Amerikan mandasına girmiş Türkiye hissi uyandırır.  Bireylerin kendi doğrularına fırsat verilmeli ve eğer akıl danışılıyorsa fikir söylenmelidir      Bugün çekirdek aileye geçilme sebebi büyük ailelerde otoritenin el değiştirmesidir. Artık gelin, damat daha özgür ve bir itaatin altına girmek istemeyen bireyler olduğundan çekirdek aile düzenine geçilmiştir. Bu düzen geçilmesi belki maliyetl

18 yaşında vatan için ölünüyorsa vekil de olunur.

18 yaşında vekil olur mu? Belki de olur ben olumsuz bakmıyorum ama askerlik muafiyetini de doğru bulmuyorum. Çok açıkça vekillerin daha tam olarak ne işe yaradığını da anlamış değilim. İnanın bazen işe yarıyorlar mı insan merak ediyor. Milleti için lideri ile ters düşen vekil yok gibi. 18 yaşında hayranı olduğu futbolcunun, sanatçının arkasından gidenler 18 yaş sınırı saçma buluyor oysa bu bir başlangıç yaşı, partilerin burada tercihleri önemli. 18 yaşın sınır olmasında bence beis yok hatta bu kadar genci olan bir ülkenin de gençleri anlaması için bir fırsat olabilir.   Yaşa çok takılmamak lazım önemli olan vekil seçiminde vatandaşın daha büyük etkisinin olabilmesi yoksa yaşı çok da önemli değil. Fatih koca padişah gencecik yaşında devlet yönetti. Neden olmasın bence olabilir birşey zaten tüm 18 yaşındakiler vekil olmayacak yada tüm vekiller 18 yaşında olmayacak.  Madem 18 yaşında millet olmak da sorun yok o zaman 18 yaşında milletin vekili de olunabilir. 18 yaşında bu v

Dürüstlüğe kendimiz ihanet ediyoruz.

Dürüstlük belki de sadece başkasına karşı tavırda aradığımız birşey Trafik cezası yediğinizde kim bilir kaçınız işinizi görecek polisi arıyorsunuz, dürüst olanı değil. Şirketinizin karşıladığı harcamalarda kaçınız dürüst olan satıcıyı arıyorsunuz, belki de çok azınız, biraz fazla fiş yazsa ne zararı  var diyorsunuz Akbil alırken görevini doğru yapan görevliye mi şükran borçlusunuz yoksa öğrenci Akbil kullanmanızı görmezden gelenemi.? Kendi atıp penaltı alan futbolcunun golüne mi daha çok seviyorsunuz yoksa gidip penaltı penaltı değildir diyen oyuncunuzun hareketine mi? Gerekli kriterleri taşımadığınız için size iş vermeyen yakınınıza mı daha çok şey borçlusunuz yoksa sizi her halükarda işe alana mı? Vergi denetiminde açığınızı bulan maliyeciyi mi daha çok seviyorsunuz yoksa görmezden geleni mi? Çocuğunuza birkaç puan yüksek verip başarı puanını yükselten öğretmen mi sizin için iyi yoksa hakkaniyetli davranan mı? Örnekler çok daha artırılabilir ama ne olursa olsun c

Mevsim ne bahar olacak ne kış neyse öyle kalacak.

Bir referanduma gideceğiz. Önümüzde 2 seçenek var. Bunlardan biri evet diğeri ise hayır. Ancak her iki tarafta sonuçların sonunda karanlık bir Türkiye resmî çiziyor. Bu referandumun siyasi sonuçları elbette olacak. Ancak sadece siyasi sonuçları olacak. Diğer yandan her iki sonuç da bize çok yeni şeyler getirmeyecek. Her sistemin tıkanabileceği noktalar olduğundan her iki sistemde tıkanabilir.  Bu ülke seçimlere artık tehdit ile gitmekten kurtulmalı. Dediğim gibi ne bahar gelecek ne kış olacak mevsim neyse o devam edecek. Bırakın artık tehdit etmeyi.  Şimdi hayır diyenler FETÖ destekliyorsa FETÖ'ye karşı önlem almayan iktidara evet demek çözüm mü? Hayır dediğinde Parlementer sistem daha iyiyse 2007'de Meclis'te Cumhurbaşkanı seçtirmemek nasıl oldu? Yani anlayacağınız evetin ve hayırın sadece siyasi sonuçları olacak. 

Eskişehir -Mustafa Denizli Süper birliktelik.

Bazı birliktelikler insanı sevindirir. Bazı birliktelikler birbirine çok yakışır. Mustafa Denizli ile Eskişehirspor'da böyle bir birliktelik. Mustafa Denizli'yi severim. Türkiye tarihinde yeri büyük bir isim. Değişik deneyimler yaşayan bilen ve yaşatabilen bir isim. Hayırlı olsun inşallah sonu Süper lig olur. 

Kendi kalesine gol atan CHP

CHP referandum için Anayasa Mahkemesine gitmeyeceğini açıkladı. Bana göre de doğru yaptı. Ancak öncesinde mahkemeye güvenemediğini açıkladı. Bunu yaparak aslında güvenmiyor da gitmiyor algısı oluşturdu. Arkasından hemen söz milletindir desturu ile gitmediklerini açıkladı. Kendi içinde çelişkiye düştü. Gitseydi evetçilere psikolojik destek sağlayacaktı. Hayırcılar zaten CHP'nin mahkemeye gitmesine karşı değil. Onlarında birçoğu sandık çıkan sonuca ya güvenmiyor ya da halkın doğru karar vereceğine inanmıyor.  Peki mahkemeye gitmeyen CHP evetçilerden hayıra birilerini çekebilir mi, yukarıdaki anlatılan gibi çelişkiye düşmeseydi belki olabilirdi ama şimdi zor. Madem mahkemeye gitmeyeceksin bunu  anlatırken mahkeme güvensizliği argümanına sarılmayacaksın ha sarıldın, o zaman millete güveniyoruz demeyeceksin. 

Alpay Evet dese de Alpay'a Evet demek güç.

Evet dedi şöyle oldu hayır dedi böyle oldu diyalogları artık sıkıcı bir hal aldı. Bakın verdiğiniz oy ne olursa aynı safta olduğunuz insan yanlış yaparsa yada demeçlerini oy üzerinden verirse izin vermeyin. Alpay Özalan Eskişehir'den Göztepe öaçından sonra gönderilmeliydi. Özalan maalesef Evet demeye bağlamış ama takım da maçı 5-1 kaybetmiş hem de kendi sahasında. Eskişehir ile Alpay'ın dokusu uyuşmaz zaten uzunda sürmedi. Evet demiş olabilir ancak ben bu yüzden gönderildiğini düşünmüyorum Bana göre Özalan'ın gönderilmesinin siyasi bir yanı yok ancak Özalan bunu siyasi duruşuna bağlayınca Eskişehir camiasını da ateşe atıyor. Evet dedim şöyle oldu hayır dedim böyle oldu diyecekseniz o zaman söylemeyin oyunuzu yada sonrasında feryat etmeyin. 

Durum idare etmek için yalan söylemeyi seviyoruz.

Bizim en büyük sorunlarımızdan biri bilgilendirme.  Biz toplumu hep yanlış bilgilendiriyoruz. En çok arkasına saklandığımız yalanlar ise teknik arıza, sistem çalışmıyor gibi bahaneler.  Oysa vatandaş bazen sadece adam yerine konmak ve sadece doğru bilgiyi almak istiyor. Eksik bilgi verip vatandaşa çile çektirmeye gerek yok ama işte biz seviyoruz kaçamak ve yalan yanıtları. Durum idare etmek uğruna çok fazla yalana başvuruyoruz.  Böyle olunca da vatandaşın sabrı mabrı kalmıyor. İnsanı kimi zaman zorla isyan etme noktasına getiriyorlar. 

Dizilerin en kötü yanı uzunluğu.

Neymiş efendim Türk dizileri çok klişeymiş de yabancılar iyiyimiş falan da filan. Yabancı dizilerin en iyi yanı kısa olması tamam bizden daha başarılı ama onlarda da neticede ana karakte ölmüyor ve sonunda ne olacağını az çok tahmin edebiliyorsun. Sanki hayatlarını atom parçalamak ile geçiriyor hastalar birde onu bunu beğenmiyorlar. Bizde de işler biraz klişe yürüyor yanlışlar oluyor tamam da o kadar da kötü değiller be kardeşim beğenmiyorsan izleme. Bırak dağınık kalsın. 

Dere geçerken değişen atlar bir yerlerde patlar

Galatasaray yanlış yaptı. Jan Olde Riekerink ile sezon sonuna kadar gidilmeliydi. Madem gidilmeyecekti, devre arasında bu değişiklik yapılmalıydı ama ne yaptı Galatasaray dere geçilirken at değiştirdi, hem de bir başka takımın hocasını ayarttı. Igor Tudor kendisine değer katan Karabükspor'dan ayrıldı, kendisine güvenen vitirine çıkaran bir takıma yarı yolda ihanet etti. Bu Igor Tudor'a yakışmadı, Galatasaray'a da çok hayır getirecek bir gelişme olmadığını düşünüyorum. Igor Tudor bir kere iş ahlakı sınavında başarısız oldu, takımı yarı yolda bıraktı. Riekerink Galatasaray tarafından zorla getirildi ve şimdi adamın görevine son veriliyor, neresinden bakarsanız bakın, bana doğru gelmiyor. Galatasaray da çöken bir mentalite ve kaybolacak yeni 1.5 yıl var.

Demokrasi, İrfan Değirnenci'nin hayır demesine rağmen program yapabilme özgürlüğüdür.

Kanal D , İrfan değirmenci'nin işine son vermiş. Hayır dediğini açıkladı diye. Tarafsızlık ilkesi gereğiymiş. Yıllarca nasıl haber yaptıkları belli, üstelik şu anda aynı medyada oyunu açıklayan başkaları da var. Zaten İrfan Değirmenci'nin hayır diyeceği de aşikar, bunu açıklaması sonucu işine son verilmesini anlamıyorum. Ha bir tek şey bunu haklı çıkarabilir, eğer kendisine daha önce televizyon ekranlarında oyunuzu açıklamayın demişler ise haklı görülür bu. Birde evet deseydi gerçekten de görevine son verilebilir miydi. Fatih Çekirge köşe yazarı sıfatıyla fikrini beyan etmiş olabilir, ancak daha önce aynı Medya grubu 411 el kaosa kalktı diye haberler yapmadı mı? Nice isimlere ekranını açmadı mı? Samimiyetsiz davranışlar bunlar. Samimiyet yoksunu hareketler, bırakın herkes istediği gibi oyunu açıklasın ve bunu da izleyicisi takip etsin. Bırakın İrfan Değirmenciler de bu toplumda var olsun. Enver Aysever mesela ne güzel program yapıyordu, Aykırı sorular adı altında istedi

Kim öldüyse bu vatan uğruna başımızın üstünde yeri var.

15 Temmuz Şehitlerini öncelikle saygıyla analım. Bu vatanın elden gittiğini düşünüp  gidişatına engel olan herkesin başımızın üstünde yeri var. Bu fotoğrafta görülen para 15 Temmuz Şehitleri için bastırılmış. Hep söylüyoruz bu ülkenin tarihi 15 Temmuz'da başlamadı. Bu ülkenin çeşitli dönüşümleri ve şanlı savunma dönemleri oldu. Ülkede sadece 15 Temmuz olmuş gibi davranmak hem 15 Temmuz Şehitleri'ni acıtır hem de diğer şehitleri.  Anacaksak aynı samimiyetle tüm şehitlerimizi anmamız lazım. Elbab da şehit düşenleri, Çanakkale'de şehit düşenleri herbirini aynı samimiyet ve sevgiyle anmamız Lazım. Kimsenin kemiklerini sızlatmamak lazım. Bu ülke nice şehitler verdi. Kimi zaman kendi içindeki düşmanlara karşı savaş verdi.  15 Temmuz'a giden yolu o yolda gidenlere dikensiz gül bahçesi yapanlar kendi hatalarının bedelini ödettikleri şehitleri elbette ansınlar ama tüm şehitlerimizi kucaklayalım lütfen. 

Özgürlük tanımımız sıkıntılı.

Bugün Metroda çıkan kavga bir kez daha birbirimize saygımız olmadığı gösterdi. Gerçekten birbirimize saygımız yok ve özgürlük tanımımız maalesef her istediğini yapabilmek olarak gelişmiş. Toplum içerisinde birbirimize saygımız olmadığı gibi, metro gibi toplu taşıma araçlarında var olan çocukları da düşünmediğimiz aşikar. Metroda gözlemediğim her çıkan kavga olayın özünden çıkıp yaşamsal tercihlere ve simgelere geliyor. Yazık. Asıl haklı olan kendini haksız duruma düşürebiliyor. Bir nobranlık var, bu nobranlığı çeşitli kesimler yapıyorlar. Bunlar sırasıyla yer değiştiriyor. İnsanların dediğim gibi özgürlük tanımı herşeyi şuursuzca yapabilmek. Toplumsal dengemiz bozulmuş ve kamplara bölünmüşüz ve bundan siyasetçiler memnun gibi. Siyasi olarak tercihimiz ne olursa olsun, bizi birleştirecek bir lidere ihtiyacımız olduğu aşikar ancak buna soyunan gerçekten yok. Daha gidecek çok yolumuz var. Toplumsal barışı sağlamadıktan sonra gelen sistem yada kalan sistem halka ilaç olamayacak.

Evetçiler de sanıldığı kadar aptal değil

Tamam kabul, birçok evetçi yasaların ne getireceğini bilmiyor. Yeni Anayasa ile ne değişecek farkında bile değil, Erdoğan Evet deyin dedi, onlarda evet diyecek. Ancak Hayırcılarda Anayasayı sular seller gibi biliyor değil. Onlarda 18 maddeyi okuyor ama bugünden ne kadar farkı var , onlarda farkında değil. Bugünkü Cumhurbaşkanı'nın yetkileri neler onlarda bir haber. Ağızlarında tek adam lafzı var. Bende isterim mesela milletvekilleri parti başkanlarından bağımsız olsun, kendi hür iradelerini ortaya koyabilsinler diye, ama bunu zaten bugünkü sistemde de yapamıyorlar. Bugün Meclis çok mu güçlü, bugünde güçlü değil. O güçlü dediğiniz Meclis'te muhalafet parti vekilleri bile Genelbaşkanlarını değiştiremiyor. Sanki şimdi vekiller çok güçlü. Öyle bir yaygara var ki, elbette ki ben güçlü, iradesini koymuş vekillerden yanayım.  O televizyona çıkıp tek adamcılık var diyen vekiller belki haklılar ama kaç tanesi çıkıp milletin önüne gidebiliyor Partiden bağımsız, kaç tanesi vekil ol

Başkasının çocuğuna göz koyacak gaddar insanoğlu.

Bir ailenin çocuğunu almak isteyen bir anne ve baba gerçekten anne ve babalık duygusunu lakıyla yerine getirebilir mi? Bazen insan okuduklarından ürküyor ve korkuyor. Bir kayınpeder torununu başka bir aileye 5000 TL üzerinden satmak istemiş. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Hadi satanı anladık peki ya alana ne demeli. Nasıl vicdan rahatlığı ile anne ve babalık yapacak. İnsan hayretler içerisinde kalıyor. Herkes çocuk sahibi olmak zorunda değil. Bu hayatta öyle bir psikoloji var ki çocuğu olmayanı eksik kabul etme psikolojisi insan gerçekten hayretler içerisinde izliyor. Evladı hayırlı olanda olmayanda çocuk sahibi olunması konusunda baskı yapıyor. Oysa herkes çocuklu olmak zorunda değil. Bunu bir türlü idrak edemediğimiz zaman ortaya böyle garip şeyler çıkabiliyor.  Hayatta ne kadar bencil olduğumuzun da kanıtı bu olay. Benciliz başkalarının çocuklarına göz koyacak kadar benciliz. Hayatta nerdeyse bütün pislikler insandan çıkarken insanın bu kadar yüceltilmesi de anlaşıl

Suriye'den uzak duramaz mıyız?

Rusya Suriye'de 3 askerimizi kazaen vurmuş ama bu bana bir rövanş gibi de geldi. Rus uçağının düşürülmesinden sonra onun bir intikamı da olabilir. Bir yandan da YPG ve PKK ile ilgili Rus açıklamaları da ortamı gerecek açıklamalar. Ortadoğu ısınıyor ve insan hep aynı soruyu soruyor: Bizim orada işimiz gerçekten var mıydı? Suriye bataklığının içinde olmak gerçekten insanın içini sızlatıyor. Kendi topraklarımız sınırında kalamazmıydık bence kalabilirdik. Suriye'ye bu kadar müdahil olmasaydık daha iyi olurdu. 

Kutsallık mı para mı?

Doktorların Hipokrat yemini var. Zaman zaman gündeme geliyor. Şimdi bende şunu sorgulamak istiyorum. Doktorların değişik ücretleri var ve Buda bana doğru gelmiyor. Çok parası olan iyi doktora gider gibi bir ikilem var. Burada aslında Hipokrat Yemini boşa çıkıyor. Çünkü daha çok parası olan daha iyi doktora gidiyor. Elbette doktorların da para kazanma hakkı var ancak o zaman çok fazla Hipokrat yeminine atıfta bulunmaya ve doktorluğu kutsallaştırmaya gerek yok. Bunu bir meslek olarak yapsınlar. İyi hasta  yani maddi durumu iyi olan hasta daha iyi doktora gider durumu var. 

Bazı evetçiler de irite edici.

Şimdi hayırcı yada evetçi cephede yer almak mümkün. Ancak bilmem kim evet diyor bilmem kim hayır diyor tartışmalarında evet diyenler için gerçekten irite edici isimler var. Bana göre Melih Gökçek evet dediğinde insan bir kere daha düşünüyor. Burak Yılmaz'ın evet dediği şeyde ürkütücü olabilir. Alişan ve Ece Erken'in evet demesi de insanı düşündürüyor. Atanmışların çıkıp evet diye oy açıklaması , rektörlerin evet demesi, imamların Ece'ye çağırması da insanı ürkütüyor. Neden mi toplumun tüm kesimine hitap eden kişilerin oy açıklaması insanı herkes saf tutuyor diye düşündürüyor ve ürkütüyor. Bazen sizinle aynı oyu vereceğini söyleyenler sevmediğiniz kişiler olabilir. Değişik nedenlerle bir araya gelmiş olabilirsiniz.  Seçmenlerin sizi sevme refleksleri farklı olabileceği gibi sevmeme refleksleri de farklı olabilir. O evet diyor bu hayır diyor pek işe yarar mı yarar ama olumsuz yanları da olabilir. 

Tıkaç olarak kullanılan Parlamenter sistem.

Türkiye referanduma gidiyor ve giderken de tartışmalar eşliğinde gidiyor. Bugün referanduma hayır diyecek olanlar parlamenter sisteme övgüler düzüyor. Parlement sistem belki de daha iyi ama Türkiye'de yaşanan realite bambaşka. Burada aslında sistem değil kişi sözkonusu. Bu parlamenter sistem 2007 yılında Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı seçimi  sürecinde AKP seçmeni tarafından eksi oy aldı çünkü parlamenter sistemin önü tıkanmak istedi ve bu yol ile Tayyip Erdoğan'ın olası adaylığının önüne geçilmek istedi. O zaman yapılan yanlış bugünkü sistemi doğurdu. Belki de o gün yaşanan istemezükcülük olmasaydı bugün daha farklı şeyler konuşur olurduk.  Tayyip Erdoğan o zaman madem Meclis'te olmuyor halka gideriz dedi ve gitti. Şimdi Aslında itiraf edemediğimiz şu ve bunu iki tarafta itiraf edemiyor. Biri çözümü halkta görüyor bir diğer taraf bürokrasi de.  Halkı da etkilemek Erdoğan için o kolay halka gidiyor diğer bir grup ise bürokrasiyi yaşatarak Erdoğan'ı fre

Barış Manço sonrasıda adına rahmet okutuyor.

1998 Yılında Barış Manço'nun ölmeden önceki röpörtajı https://seyler.eksisozluk.com/baris-manconun-vefatindan-hemen-once-buruk-bir-veda-tadindaki-son-roportaji Aslında Türkiye eskiden daha iyi değilmiş, bugün geldiği noktada da uzlaşmacı olamadı , çünkü Türkiye'de artık siyaset kavgadan beslenen bir hal aldı ve artık bizden olmayan aslında vatandan değildir noktasına geldi. Yaklaşık 19 yıl önce yapılan bu röpörtajda Türkiye'nin durumunun bugünde farklı olmadığı görüyoruz, çünkü intikam duygusu ile hareket eden siyasetçiler var ve biz aynı bir doktor gibi acaba doğru tedaviyi yapabilecekler mi diye düşünüyoruz. Zaman içerisinde göreceğiz bakalım neler değişecek ülkede ve hayatmızda.Ancak çok birşey değişmeyecek , ortam kavgacı ve gürültücü bir ortam. Değişecek gibi görünmeyen bir ortam. Bu ortamda başımıza neler gelecek hep beraber göreceğiz.

Bizde spor birleştirmiyor aksine ayrıştırıyor.

Spor dostluk, barış ve kardeşlik diyorlar. Oysa ülkemizde özellikle futbol üzerinden gidecek olursak spor ayrıştırıcı bir hal alıyor hatta ve hatta kavga ve intikam sebebi olarak görülüyor. Futbol Aslında bize hayata bakışımızı 90 dakika içerisinde özetliyor. Her biri Atatürk bizim takımı tutuyordu diye övünen futbol takımı yönetici ve taraftarları kendi takımından sahtelarlık yapan oyunculara tepki göstermezken adaleti sadece hakemden bekliyorlar. Kendini yere atan, çamura batan kendi oyuncularına ceza vermek akıllarına bile gelmiyor. Spor bizde kimseyi birleştirmediği gibi daha da ayrıştırıcı hal alıyor. 

Annelik süreleri kariyer ve paraya dünüşüyor.

Bebek gelişimini izlemek insanın kendi varlığını anlamasını kolaylaştırıyor. İlk aşamada beslenme, gaz, boşaltım ve uyku düzeninden oluşan Bebek tüm bu faaliyetlerini rutin olarak yerine getiriyor. Herkes gözünün içine bakarken o tek refleksi olan ağlama özelliği ile birçok derdine çare arıyor. Anne sütü alan bebekler şanslı ancak çocuklarına yeterince anne sütü vermek yerine kariyer planının peşinden giden anneler daha sonra kazandıkları paralar ile çocuklarına iyi bir gelecek sağlama Peşinde koşuyorlar. Bebekten aldıkları annelik saatlerini bebeğe başka türlü ödeme yoluna gidiyorlar. 

Bilgi yarışmaları bilgisizlerin mastürbasyonu mu?

Bilgi yarışmaları hayatımızda önemli bir yer tutmaya başladı. Bilginin değerlendiğini sanıyoruz oysa değerini kayıp ediyor çünkü para miktarını artıkça soruyu bilmenin hayatta var olan önemi kayıp oluyor ve bilmek yada bilmemek çok şey kazandırmıyor ha yarışmacı bilirse o bir avantaj elde ediyor zaten. Birde heyecan dalgası yaratmak için en heyecanlı sorularda reklam veriyorlar ama o heyecan dalgası bir akıllı telefon yada çok yakında bulunan bir bilgisayar ve internet erişimi sayesinde yok olmak zorunda kalıyor çünkü cevabı internette var ve böylece yarışma bana göre izleyici kaçırıyor. Oysa reklam aralarını belli periyotlarda yarışmacı değiştikçe verseler daha işlevsel olur.  Birde bu soruyu nasıl bilemez kitlesi var. Unutmayın ki işin içinde para sözkonusu olunca insan bildiğini de unutuyor ve en ufak bir tereddütte cevap vermeyi reddettiği hal alıyor. Oysa zaten yarışmanın amacı bilgi ölçmek olsa tek soruda elenmeye müsade etmez ama amaç bilgiyi ölçmenin ötesinde. Eski

Evetçiler hayır demiyor da hayırcılar da dine terminolojiye gözkırpıyor.

Tamam evetçiler hayır demiyor da. Bugüne hayırlı kelimesini ağzına almayanlarda bu hayırlı cümleler kuruyor. Hayırlı cümleler kurmayı kendi terminolojisine yakıştırmayanlar şimdi hayırlı cümleler kurmaya başladılar. Bugüne kadar hayırlı cumalar deneyenler bile her günü hayırla anar oldu. İşte bu samimiyetsizlik bizim önümüze dolanan.  Evetçiler hayır demiyor tamam da hayırcılarda hiç yüz vermedikleri dini değerlere selam veriyor. O zaman ortaya ne çıkıyor birinin diğerinden Aslında bir farkı yok. 

Referandum bahane güven oylaması şahane.

Referanduma gideceğiz. Aslında bu referandumlarda insanları hem evetçiler hem hayırcılar olarak ikilemde bırakan olgu da bu oluyor. Bu bir çeşit güven oylaması. Aslında her iki tarafında açıkça belirtmediği birşey var bu bir güven oylaması. Erdoğan bir kere daha güven oyu istiyor ve güvenle beraber yetkide istiyor. Başkanlık sistemi Aslında gerekli mi değil mi onun önemi kalmıyor. Erdoğan bir kere daha güven oylamasına giriyor ve oylama ile beraber yetki de istiyor.  Hayır demek Erdoğan'ın elini zayıflatacak. O zaman bu referanduma neden gerek duyuldu anlamak pek mümkün değil belki de anlamak kolay.  Erdoğan başında olamadığı bir Ak Parti'yi kaybetmekten de korkuyor olabilir. Belki de bu korkuların yaşanma sebebi hem Gül hem de Davutoğlu tehlikesi. İnsanların kendisi yoksa Ak Parti'nin içini oyacağını düşünüyor bunda da haksız sayılmaz. Gül'ü Cumhurbaşkanı yapmak istemeyenler bile onun gaza gelip Erdoğan oylarından almasını istediler. Hatta Gül'ün Cu

Ören Bayan mı Kadın mı?

Can sıkıntısı denince beynim birden Mayıs Sıkıntısı filmine geçiş yapıyor, oradan aklıma bir yönetmen geliyor Zeki Demirkubuz, ondan Nuri Bilge Ceylan ikisi arasında kalınca soluğu Google da alaşım geliyor ama bu seferde soğuk almak ile soluk almak arasında gidip geliyorum. Çelişkiler yumağından Ören Bayan'a geçiş yapabilirim diyorum ama bu seferde kadın mıydı bayan mıydı tartışması geliyor aklıma. Aklıma ayılana gazoz bayılana limon tekerlemesi geliyor bu sefer ise tercihin Fruko Gazoz mu olsun yoksa Uludağ limonata mı diyorum. Çelişkiler bitmiyor oradan bir Nuri Alço çek derken Çoşkun'a geçiş yapıyorum sonra aklıma İçeride dizisi geliyor. Birden kendimi Beytüşşebap kaymakamı gibi hissediyorum, ardından canım beyti çekmeye başlıyor ve beyhude bir çaba olduğunun farkına varıyorum. 

Biri komşu al da gel diyor, Diğeri Başbakan Gelme diyor, böyle mi düzelir.

Turizmi kurtaracak en önemli eylem güvenli ülke hissi vermektedir. Komşunu al gel pek işe yarayacak bir sesleniş değildir, ha gurbetçiler tatil yaparsa otelciler kazanır ancak Turizm sektörü sadece otellerden oluşmuyor. Diğer bacakları da var. Zaten birçok Türk gittiği ülkelerde komşularını da yine Türklerden seçiyor, bir çeşit gettolaşma var. Bu durumda Cumhurbaşkanı'nın çağrısı pek işe yarayacak gibi değil. Ha Cumhurbaşkanı bu tip çağrıları siyasi açıdan doğru olabilir. Vatandaşa etkin olsa ya da olmasa da sende etkinsin hissi veriyor. Vatandaşa suni bir önem verme hali var. Onu yanında hissetme ve hissettirme aslında tüm bu çağrıların altında yatan neden bu. Turizmciler paçayı nasıl kurtarırın yolu önce güvenli ve içeride barışık bir ülke olmaktan geçiyor, ancak bu konuda beklemek modunda insanlar. En son terör saldırısından bu yana geçen gün sayısı sadece 34. İnsanlar süreci bekliyor. Referandum da aslında gerilen ülke ortamı sebebiyle Turizme olumsuz yansıyabilir. Çünkü

Hadi Evet yada Hayır de demek ayıptır, demokrasiye yakışmaz.

Türkiye gariplikler ülkesi, Cumhurbaşkanlığı seçiminde Tayyip Erdoğan'ın rakibi olan Ekmelledin İhsanoğlu belki de Başkanlık sistemine evet diyecek. Ülke garip bir seyir alırken dünyada Trump etkisi devam ediyor. Şamil Tayyar'ın Aziz Yıldırım'ı evet demeye davet etmesi komik, hatta içler acısı ve zorlayıclık. Emmanuel Adebayor transferi Başakşehir'e heyecan getirecektir, bu tarz futbolcular Türkiye'de iş yapabilmektedir. İnsan kalitemizi yükseltmediğimiz sürece sistemlerin çok önemi yok. Atanmadık diye her gün ekran çıkan öğretmenleri hali içler acısı. Kalabalık nüfuslarda en büyük problemlerden biri kaliteyi bir kere aşağı düşürdün mü, bir daha toparlayamamak. Eğitim kalitesinin artması için ne kadar uğraşılsada ha dediğinizde olacak iş değil.