Ana içeriğe atla

Dul ile boşanmış arasındaki algı farkı nice gönüller yıkar.


Cümleye dul ile başlamak pek mantıklı gelmedi ama başladım.  Dul olmanın üstüne birçok yorum yapılabilir ancak dul olmak ilk yarayı sadece kadınlara ait bir sıfat tamamlaması ile ilk golü yine kadınlara atar.

Dul olmak bir yandan aranmak olarak nitelendirildiğinde yine kadına atar 2.golü. Erkek genelde boşanmış kadın ise dul kalmıştır. 

Kadın olsun erkek olsun evlilikleri başarısız olanların 2. Kez evlenmek istemeleri şaşırtır beni. Aslında erkekler daha çok atanırlar onlar daha da heveslidir başgöz olmaya.  


Bazen düşünürüm acaba başgöz olmak mı zor kafa kafaya vermek mi birden karar veremem. Bir moda daha var kafa kafaya tokuşturmak 

Yumurta geldi aklıma birden tokuşturmak denilince sonra Yumurta beni Twitter'a götürdü. Yolculuk burada bitmedi oradan yuvayı dişi kuş yapara geçtim. 

Belki de mobilya seçimlerini kadınlar yuvayı dişi kuş seçer kontenjanından yapıyorlar kim bilir. Kim bilir de beni Kibariye'ye oradan da şöför Tunay'a götürdü 

Şöför grupları genelde aşağılanırlar nerdeyse sadece okula servis ile giden insanların hayatlarında sevdikleri bir şöför vardır, servis şöförü. 

Toplu taşıma şöförleri bizleri sürekli ilerlemeye teşvik eder. 
Teşvik denilince aklımın bir köşesi Teşvikiye Semalarına kayarken bir yandan  da düşündüğüm Tikveşli yoğurt oldu. 

Şu an aklım tiklere doğru kaydı ve oradan da saatin tik taklarını düşündüm ve Zaman doldu diyerek yazıyo sonlandırıyorum   

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye’de tanrıça var mı?

Yunan tanrıçalarını bugünün Türkiye’sinin güzel kadınlarına uyarlama gibi bir fikir geldi aklımıza, bu asla saygısızlık olarak algılanmamalı, sadece mitolojiyi günümüzle birleştirip, daha anlaşılır hale getirmek gerek. Andromakhe Hektor’un karısı, bugünkü karşılığını bulmak istersek Türkiye’de kim onunla aynı kaderi paylaşmak ister ki, kocasını savaşta kaybetmiş, oğlunu kaybetmiş, Türkiye’de bu tanıma uyan bir kadın var mı diye düşünüyorum, galiba yok. Burası boş kaldı, öneriler varsa alabiliriz. Afrodit diğer adıyla Venüs kim ne derse desin Türkiye’nin Afroditi bence Banu Alkan değil Hülya Avşar’dır. Bu konuda birçok tartışma yapılıp farklı adaylar gösterilebilir, ancak Hülya Avşar hep bir fenomendir ve öyle de kalacaktır. Artemis av tanrıçası, biraz Amazonluğu çağrıştırıyor buraya en yakın isim de bana göre Perihan Mağden’dir. Perihan Mağden’i özlüyoruz. Aslında edebiyat dünyasında Perihan Mağden ve Elif Şafak arasında gizli bir rekabet var gibi. Athena bu zeki kadının bugünkü Tür

Bıyıklı Canan ağdalı Can

Kadınlar hayatın her alanında geri mi kalıyorlar, aslında bakınca biraz evet, bu evetin nedeni de kadınlar alınmasın, uğraş alanlarını daha fazla erkek erin yoğun olduğu alanlara kaydırıyorlar. Kadınların özellikle pozitif ayrımcılık talepleri beni çıldırtmak için yetebiliyor. Kadınlar her alanda var olmak istiyorlar, bunun ana sebebi de şu ki, erkekler kendilerini hep üstün gördükleri için kadınlarda eşitliği yakalamak istiyorlar, oysa kadın da erkek de kendi içinde yetenekleri olan ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken cinsiyetler, oysa biz aynı kefeye koyuyoruz onları, iş bu yüzden pisuarda işemek isteyen kadınlar türüyor, diğer yanda da hamile erkekler, her şey eşit olmak adına. Artık kadınlar baş kaldırıp kendi çocuklarını da kendilerini doğurmaya karar veriyorlar. Sperm bankası diye bir olgu ortaya çıktı. Kıyafetler bir yandan unisex olma yoluna giderken bir yandan da etek giyen erkekler türüyor. Ağda yapılması da erkekler arasında yaygınlaşıyor. Manikür, pedikür de çabası, bırak

Şerefsizlik de insani bir özellik.

İroniler ülkesinde yaşıyoruz, gerçekten ironik, ülkeyi yönetmeye talip olan bir Partinin Başkanı, Mustafa Destici çıkıyor diyor ki bize yumruk atana biz Kurşu atarız buna benzer birşey, Ne kadar bayağı ne kadar pespaye. Bu ülkeye gerçekten yazık, belli noktalara gelmiş adamların belli vasıflara sahip olması gerekiyor. İroniler bitmez, hikayesi çok bu ülkenin her gün yenisi yazılıyor ve ekleniyor bu hikayelere; ama şaşırtmıyor, battığımız pislik büyük gerçekten çok büyük ama bu battığımız pisliğin en büyük nedeni hepimizin ahlaklı gözükmek istemesi. Oysa şerefsizlik de bir sıfat ve içimizden bazıları bende dahil şerefsiz olabiliriz, ahlaklı davranmak için önce ne olduğumuzu kabul etmek önemli.