Öne Çıkan Yayın

Biraz para da fena olmazdı.

Aşagıda Türkiye'nin en meşhur blog yazarını görüyoruz. Hayallerine ulaşmasını anlatıyor bende 7 yıl once başladığımda hayal kuruyordum. Nasıl iyi bir blogu olacağımı düşünüyordum. Birtakım sebepler ile belki bloğumdan PUCCA gibi para kazanamadım ama bende Yurtsan Atakan Hürriyet de yazarken onun Onpunto isimli sitesinden belki de 2000 TL'ye yakın para kazandım.  Sonra orası battı ama hala aynı askla yazıyorum kimse okumasa da kendim için yazıyorum.

Birçoğumuzun hayallerini PUCCA olmak süslüyor bende onun yaşadıklarının biraz benzerlerini yasıyorum. Ancak sonunda mutlu sona ulaşamadım; ama mutlu ediyor Zaten yazmak bir basına birde özgüven var ki sormayın gitsin. Ben blogla ilgili daha geniş yazıyı 7. Yıldönümünde yazacağım.

Bir blog yazdım hayallerim gerçek oldu

17/11/2013
“Ha ha ha bakın, sonunda popoyu kurtardım, ne yazacağım” mı dedim acaba? Ve en son geçen gün, “Yazacağım tabii be” diyerek, blog’un ‘şifremi unuttum’ kısmına tıkladım
Bundan üç dört sene önce, İzmir’den İstanbul’a bir televizyon kanalında çalışmaya gelmiş, babasının ayarladığı misafirhanede, kaloriferler bozuk olduğu için ince battaniyeyle yatan; işe üç otobüs bir vapurla gitmek zorunda olan bir kızdım. Misafirhanenin WIFI şifresiyle internete girip, blog yazıyordum. Şimdiyse o zamanlar kurduğum neredeyse bütün hayallerimi gerçekleştirdim.
Çocukluğum zaten korkunç, ergenliğim şımarık, büyüme tantanamsa kimlik bunalımımla geçti. Yani o yüzden, kendimle ilgili gelecek planlarım hep kısıtlıydı. Çok para hayali kuramazdım, Aydın Doğan’la mı evleneceğim yani, alınan maaşlar belli. En büyük mutluluk benim için, tişörtün kenarındaki etiketi elimle çıkartırken, tişörtün yırtılmasını umursamamak! Evden çalışabileceğim bir iş dilerdim, o otobüslerde her gün ağlardım. Şu an evden çalıştığım bir işim var.
BİR BLOGGER NE İSTERSE
Hiç sevilen bir çocuk olmamıştım, hep hor görülmüştüm. Şu an çığlıklar atıyor insanlar imza gününde benim için, dünyanın en garip hissi.
İş dersen, önce radyo televizyon üstüne gazetecilik okudum. Sırf sevgilim okuyor diye okudum ama olsun, neticede bitti. Şimdi, Çınar Oskay burada yazmam için beni yemeğe falan çıkarıyor. Öğrenciyken, CV’im ona ulaşsın diye kıçımı yırttığım adam yani. Bir de üstüne Elele dergisini ekle. “Ne olur, montaj operatörünüz olayım” diye ağladığım televizyon kanalları, “Ne olurrr bizde programa çık” diye bana aynı durumla geliyorlar.
Barınaktan son dakika kurtarılmış bir köpeğim var, tam bir blogger’a yakışır.
Ev dersen, çocukluğumda hayalini kurduğum evde yaşıyorum. Her bir tarafı Instagram’lık.
Bütün markalardan açılış davetiyeleri geliyor. Ev eşantiyon dükkânına döndü, sürekli hediye. Gerçek bir blogger rüyası yani.
Tam anlamıyla bir blog yazdım ve bütün hayallerim gerçek oldu!
Allah allaahhh, bir blogger ne isterse var yani.
HADİ GERİ DÖNÜN
Sonra ben unuttum blog’umu, unutmadım da bir daha yazamadım. Bazen içtim içtim döndüm, bazen yazmayı beceremedim, bazen artık eskisi gibi değilim. Bazen de ne yazcam, “Ha ha ha bakın, sonunda popoyu kurtardım” mı dedim acaba? Ve en son geçen gün, yazacağım tabii be! Atacam havamı, bana ne ya, görgüsüzlükse görgüsüzlük diyerek, blog’un şifremi unuttum kısmına tıkladım. Zaten çok sıkılmıştım artık midemi ekşiten içkilerle dolu o açılışlardan, sürekli ilginç tiplerle tanışıp kimseyi yazamamaktan. Twitter denilen yerde sürekli aforizma kasıp, mahalle karıları gibi ona buna laf sokmaktan!
Ben çok özledim seni blog, öyle böyle değil. Hadi siz de geri dönün eski blogger’lar. Vallahi bakmaya korkuyorum, ölü ölü blog’lar göreceğim diye. Çoğunuzla küsüm zaten! Ama dönün artık ya, bitti tamam gezdik, gördük anlatacak onca şey birikti! Çoğunuz kesin evlendi, ne bileyim evliliğini yazsın. O çapkın adamlar nasıl eve bağlandı onu yazın. Hâlâ bekar olanlar varsa da kalkın gelin bir kurşun döktürelim bence. Ne olacak bizim bu halimiz? Bir şeyler yazın, eskisi gibi olsun artık. İlk baktığımız yer olsun. Yeniden uzun uzun yazmaya, uzun uzun okumaya başlayalım. Siz de sıkıldınız biliyorum, hadi geri dönün!
L koltuk sorunu
Koltuğun ne tarafında otursam rahatsız oluyorum... Televizyonu izlemek için az eğilirken, koltuğun kenarı, karnımı acıtıyor. Eli ayağı nereye koyacağını bilemiyorsun!
Misafir gelince de hepimiz sıralanınca o ne be öyle, menemen testileri gibi...
Uyurken de öyle, böyle tamm uykuya dalacağım; “Ay şimdi bizim kızlar diğer köşede mi yatıyordu?”
Yani demem şu: Bu L koltukların modası geçince çok pis patlayacak... Bir de tekli koltuk en rahat yerken; neden, inatla burada oturmayı seçiyorum hiiç bilmiyorum!

Yorumlar