Ana içeriğe atla

Şike'ye Fransız Kalmayanların Şikesi

Türkiye'de şike konuşulurken, aslında Fifa'nın başında olan Michael Platini şansız bir konuma düştü, Fransa'nın şike ile ilgili dosyası kabarık. Bunun yanında yine Platini'nin oynadığı bir başka Takım Juventus'da şikeye karıştı. Güngör Uras'ın yazısından notlara bakalım. O notların linki ve yazının ilgili kısmı aşağıda ancak ondan önce bir başka hatırlatma daha yapalım, Thieryy Henry'in 2010 Dünya Kupası'na giderken elle oynamasını da unutmadan geçmeyelim, onu da buraya ekleyelim. Bunun şike olup olmadığı tartışmalı ancak yine şaibeli bir galibiyet.



Bunları eklerken bir de Olimpique Lyon'un Zagrep karşısında almış olduğu galibiyet şikeye konu oldu. Fransızlar bu sefer de Avrupa Kupasında şike konusu oldu.



Fransızları bu kadar anarken birde Arif Erdem ile Thieryy Henry olayını hatırlayalım.



http://www.patronlardunyasi.com/yazar/Sikeden-Marsilya-ve-Juventus-un-basina-neler-geldi/6897

Olympique de Marseille -Olimpik Marsilya (OM) futbol takımı 1899 yılında kuruldu. 1986’lara kadar önemli bir kulüp değildi. İşadamı Bernard Tapie (1943) kulübün başına geçince kulüp şahlandı. 1992-1993 yıllarında Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazanan ilk ve tek Fransız takımı oldu.

OM‘nin başkanı olarak Tapie de ünlendikçe ünlendi. Politikaya girdi. Hükümette “Şehircilik Bakanı” oldu. Çok renkli kişiliği ile kamuoyunda “kâfinin ötesine geçerek” öne çıktı.

1993 yılında Tapie’nin şike olaylarına karıştığı ortaya çıktı. Politik hayatı da, kulüp başkanlığı da sona erdi. 2 yıl hapse mahkûm edildi. Ama şikeden sadece kendi değil, kulübü de zarar gördü.

OM’nin Fransa Şampiyonluğu ve Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu iptal edildi. Küme düşürülmesine karar verildi. Gelirleri yüzde 45, piyasa değeri yüzde 35 azaldı. Sponsorluk gelirleri aynı oranlarda düştü. İkinci Lig’den Birinci Lig’e 4 yıl sonra çıkabildi. İkinci Lig’de olduğu süre seyirci sayısı yüzde 11 azaldı. Birinci Lig’e yükseldiği yıl bu defa da mali soruşturma nedeniyle kulübe ceza geldi.


OM ancak 1999 yılında ayağa kalkabildi. 1999 ve 2004 yıllarında UEFA Kupası finali, 2006 ve 2007 yıllarında Fransa Kupası finali oynadı. 2009-2010 sezonunda Fransa Birinci Lig ve Kupa şampiyonu oldu.
Juventus örneği

Juventus 1897 yılında Torino’da kuruldu. 1926 yılında Fiat’ın sahibi Agnelli ailesinin himayesine girdi. İtalyan futbolunun en başarılı ve en büyük kulüplerinden biridir. İtalya’daki diğer tüm futbol takımlarından daha fazla kupaya sahiptir.

UEFA’nın başındaki Platini de Juventus’ludur.

2006’da, Juventus’un genel menajeri Luciano Moggi’nin telefon görüşmeleri ile hakemlerin atanmasında ve yönlendirilmesinde rol aldığı iddiası ile şike soruşturması başlatıldı.
İtalya Futbol Federasyonu Hakem Komitesi Başkanı, Fiorentina, S. S. Lazio, Messina gibi kulüplerin başkanları, hakemler ve rakip futbolcularla maçların sonuçlarının değiştirildiği iddiası ile dava açıldı.

Juventus İtalya 2. Ligi Serie B’ye düşürüldü. Kulübün son iki şampiyonluk unvanı silindi. Bir sonraki sezon ise -30 puanla lige başlaması kararlaştırıldı. Ayrıca bir sonraki sene UEFA Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkını da kaybetmiş oldu.

Temyiz Mahkemesi 30 puanlık cezayı 17 puana indirdi. Şikeye karışan kulüplere 60 bin-400 bin euro arasında kulüp yöneticilerine 20 bin-90 bin euro arasında para cezası verildi. Yönetici ve futbolculara belli süre futbol yasağı getirildi. Hapse giren olmadı. Juventus’un küme düşmesi ile gelirleri yüzde 63, piyasa değeri yüzde 52 düştü. Juventus 2006-2007 sezonu, Serie B Şampiyonu olarak tamamlayarak Serie A’ya yükseldi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye’de tanrıça var mı?

Yunan tanrıçalarını bugünün Türkiye’sinin güzel kadınlarına uyarlama gibi bir fikir geldi aklımıza, bu asla saygısızlık olarak algılanmamalı, sadece mitolojiyi günümüzle birleştirip, daha anlaşılır hale getirmek gerek. Andromakhe Hektor’un karısı, bugünkü karşılığını bulmak istersek Türkiye’de kim onunla aynı kaderi paylaşmak ister ki, kocasını savaşta kaybetmiş, oğlunu kaybetmiş, Türkiye’de bu tanıma uyan bir kadın var mı diye düşünüyorum, galiba yok. Burası boş kaldı, öneriler varsa alabiliriz. Afrodit diğer adıyla Venüs kim ne derse desin Türkiye’nin Afroditi bence Banu Alkan değil Hülya Avşar’dır. Bu konuda birçok tartışma yapılıp farklı adaylar gösterilebilir, ancak Hülya Avşar hep bir fenomendir ve öyle de kalacaktır. Artemis av tanrıçası, biraz Amazonluğu çağrıştırıyor buraya en yakın isim de bana göre Perihan Mağden’dir. Perihan Mağden’i özlüyoruz. Aslında edebiyat dünyasında Perihan Mağden ve Elif Şafak arasında gizli bir rekabet var gibi. Athena bu zeki kadının bugünkü Tür

Bıyıklı Canan ağdalı Can

Kadınlar hayatın her alanında geri mi kalıyorlar, aslında bakınca biraz evet, bu evetin nedeni de kadınlar alınmasın, uğraş alanlarını daha fazla erkek erin yoğun olduğu alanlara kaydırıyorlar. Kadınların özellikle pozitif ayrımcılık talepleri beni çıldırtmak için yetebiliyor. Kadınlar her alanda var olmak istiyorlar, bunun ana sebebi de şu ki, erkekler kendilerini hep üstün gördükleri için kadınlarda eşitliği yakalamak istiyorlar, oysa kadın da erkek de kendi içinde yetenekleri olan ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken cinsiyetler, oysa biz aynı kefeye koyuyoruz onları, iş bu yüzden pisuarda işemek isteyen kadınlar türüyor, diğer yanda da hamile erkekler, her şey eşit olmak adına. Artık kadınlar baş kaldırıp kendi çocuklarını da kendilerini doğurmaya karar veriyorlar. Sperm bankası diye bir olgu ortaya çıktı. Kıyafetler bir yandan unisex olma yoluna giderken bir yandan da etek giyen erkekler türüyor. Ağda yapılması da erkekler arasında yaygınlaşıyor. Manikür, pedikür de çabası, bırak

Şerefsizlik de insani bir özellik.

İroniler ülkesinde yaşıyoruz, gerçekten ironik, ülkeyi yönetmeye talip olan bir Partinin Başkanı, Mustafa Destici çıkıyor diyor ki bize yumruk atana biz Kurşu atarız buna benzer birşey, Ne kadar bayağı ne kadar pespaye. Bu ülkeye gerçekten yazık, belli noktalara gelmiş adamların belli vasıflara sahip olması gerekiyor. İroniler bitmez, hikayesi çok bu ülkenin her gün yenisi yazılıyor ve ekleniyor bu hikayelere; ama şaşırtmıyor, battığımız pislik büyük gerçekten çok büyük ama bu battığımız pisliğin en büyük nedeni hepimizin ahlaklı gözükmek istemesi. Oysa şerefsizlik de bir sıfat ve içimizden bazıları bende dahil şerefsiz olabiliriz, ahlaklı davranmak için önce ne olduğumuzu kabul etmek önemli.