Ana içeriğe atla

Yayınlar

Aralık, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hakan Şükür Samanyolu’nda kayan bir yıldız.

Hakan Şükür’e Samanyolu’nda izlediğim Günlük programında rastladım. Yine ondan önce TRT Müzik’te dinlediğim Tarkan’ın Kıl oldum abi şarkısının öznesi olduğunu gösterdi. Beyefendi yine dedi ki, işte biz para kazandık, ama yanımızdaki yabancılar daha fazla kazandı. Şimdi demezler mi adama madem çok önemliydi para kazanmak sende gidip Torinolu Şaban olacağına Torinolu Hakan olsaydın. Sen kendi hakkını arayama, ondan sonra yabancılar diyip dur. Bizde hastalık olmuş, her kabahati durup yabancılarda arıyoruz. Adamlar işi kuralına göre yapıp, bizim yabancı hayranlığımızı kullanıyorlar, kuralına uygun sözleşmeler yapıyor, adamlar sonra suçlu oluyor. Bu Hakan Şükür bana hiçbir zaman samimi gelmedi. Halende gelmiyor.

Benim tabii Hakan Şükür’ün inançlarını eleştiremem, ama içimden geçende Hakan Şükür’ün kendisini sevenleri sömürdüğü, bana göre bir izlenim veriyor. Hiçbir zaman bana duruşu olan bir adam gibi gelmedi, bir türlü sevemedim. Sergen Yalçında da var bu, herkesi değersizleştirip kendiler…

Funda Arar - Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin

Yeni yıl yeni umut

2010 yılı bitti, bu yılda yaşadıklarımı ay ay özetlemek istesem belki de bu kolayca yapabilirim , hatta yapmalıyım diye düşünüyorum, ama bana bazı şeyleri getiren yıl değil, bu süreç. Genel anlamda baktığımda 2010 benim için kar hanesinde bir yıl, ama giderken üzülmek bana göre değil sanki, yeni gelen yıl kendi içinde şifreler barındırıyor, Devlet Bahçeli’nin iktidar formülünden daha basit.2011*** iki adet birden ya 2 elde edebileceğiniz ya da elde var sıfır diyeceğiniz bir yıl olacak. 2011 yılında sizi neler bekliyor bilemem ama şunu söyleyebilirim, umarım 2011 yılında hayatınızda etki edecek dış etkenler az olur. Yeni gelen bir yıl, bu ülkede genelde zamları getiriyor, son 10 yılda iki defa paralarımızı değiştiren yıl, bu yıla da mutlaka zam getirecek. Yarın uyandığınızda kendinize geldiğinizde göreceksiniz yeni yıl size yeni bir şey getirmeyecek, ama yine de sevineceksiniz kim bilir belki de sevileceksiniz.İnsanların hayatlarında birtakım noktaları başlangıç olarak görmesinin sakın…

Gözyaşları da yağmur gibidir kimileri için felaket kimileri için rahmet.

Buraya kadarmış dedi, ses bir İETT otobüsünün şoföründen geliyor sandım, baktım ondan gelmiyordu, telefona doğru koştum, baktım orada hep duyduğum ses vardı, buraya kadarmış dedi, o zaman aramızdaki her şey biter gibi oluyor diye düşündüm, hakem düdüğü çalıyor diye içimden geçirdim, ama yanılmışım. Durmak yok yola devammış, benim adım Kemal modunda devam ediyoruz. İnsan hayatı boyunca karmaşık duygular yaşıyor. Ancak hayat bir şekilde devam ediyor.

Dün kırmızı başlıklı kızı gördüm, bir an içimden ormanın içine doğru yola çıkmak geldi, ancak midesiz dünyada mideme indirmek yerine, kırmızı başlıklı kızı kalbime indirdim. Hastaneleri sevmem, ama hemşireleri severim. Herkes Diyanet İşlerinden görevden alınan Ayşe Sucu’yu konuşuyor; oysa ben bizim sulu gözlüyü konuşmak isterdim. Bugün yine gözlerinden yaş akmış, şimdi gözyaşları da yağmur gibidir kimileri için felaket kimileri için rahmet. İşte o gözyaşları da felaket habercisiydi, bana düşen bu haberde gözyaşlarınıtekrar umuda dönüştürmekt…

Yaprak dökümünün ayna tuttuklardan mısınız?

Bir fenomen daha sona erdi. 2006 Eylül ayında başlayan bir aile dramı bugün sona erdi. Tam ona da 4 yıl olmuş kimi zaman zoraki devam ettirilmiş gibi görünen dizi bitti. Her birimiz dizide bir şeyler bulduk. Benim için dizinin en güzel yanlarından biri elbette Bennu Yıldırımlardı; İyi kız Fikret kötü kadın Deniz Çakır(Ferhunde’ye) karşıydı. Şimdilerde iyi kadın, kötü kadın sınavında Öyle bir Geçer Zaman ki dizisi var, ancak Erkan Petkaya yüzünden o diziye yüz veremiyorum, bence rol için seçilmiş en kötü rol, neyse dönersek, Yaprak Dökümü bu akşam final bölümünde hayatımızda gam yükü treni sıfatını hak eden Ali Rıza beyi (Halil Ergün) aldı. O kadar gam ve kedere çok da dayandı.
Hayatımızda yeri olan karakterler vardı, dizide, birçoğumuzun annesi benzemiyor mu sanki Hayriye Hanım’a Güven Hokka’ya, Cevriye hanım (Güler Ökten ) birçoğumuzun takdiri topladı, bana göre bu dizinin en başarılı oyuncusu oydu. Bize, az buçuk bilenlere eski kaynana modelini temsil etti, bilmeyenler içinde bilgi o…

Hayaller kurup saat 12’yi geçince gerçeklerle karşılaşacağız.

İnsan hayallerinden zarar etmez, hayale yapılan hiçbir yatırım zar değildir. Hayal adı üstünde gerçekleştirilmesi mümkün olmayan şeyler için kullanılır, dolaysıyla hayalden zarar etmek gibi bir söz öbeği kullanmak mümkün değildir. Daha doğrusu hayale harcanan para kesinlikle boşa harcanan para değildir. Hayallerim vardı benim diye başlayan cümleler için belli dönemden sonra çok geçtir. Hayatta geç kalma alışkanlığımız olmaması demek hayalleri yakalamada aynı başarıyı yakalayacağımızı göstermez.
Yılbaşına 2 gün kaldı, bir yıl daha bitiyor, kesilecek hindiler yapılacak hindi dolmalar, hindi tarifleri kesilecek çamlar, noel babadan hediye bekleyenler, en güzel yeni yıl mesajlarını gönderecekler, Milli Piyango’da çıkacak ikramiyeleri bekleyecekler, seri bilet alanlar, herkes 1 günlüğüne hayallerine yatırım yapacak 2010’da saat 12 yi vurana kadar heyecanlar yaşanacak ve 2011’de doğan yeni günde belki de değişmeyen gerçek karşılaşacağız, ama hayale yapılan yatırım zararı olmaz.

Yazdım 2006 Yazmayı bırakmadım 2007 Yazacaktım 2008 Yazıyordum 2009 Hala Yaşıyorum…..2010

Tam4 yıl önce bugün, klavyenin tuşlarına dokunmaya başlamıştım. O gün aldığım Hürriyet gazetesindeki yazı yazana para ödülü ibaresi beni biraz heyecanlandırmış, yazmaya başlamak için vesile olmuştu. Blog kavramıyla tanışmama vesile oluyordu. İlk başlarda günlük yazan ben yaklaşık 9 yıl günlük yazdıktan sonra, kendimden daha az ve kimi zaman Ayşe tatile çıksın modunda şifreler içeren blog yazmaya başlıyordum. Onpunto ile blog yazma işine giriyordum ve aşk başlıyordu. Dört yıl önce bugün tanıştığım aşkımla yoluma devam ediyorum. Kendi kendime yazı yazarken adım Lahmacuncuya kadar çıkıyordu. Çok eleştiri aldık, küfür yedik ama gücümüzü hep yazma aşkımızdan aldık. İnsanların birbirlerini poh pohlamak için yarıştıklarını gördük. Kendi halime yazmaya bile bırakmadılar, yazamadık daha doğrusu onlar yazdırmak istemedi, onların olmamı istedikleri gibi olmamı telkin ettiler, ama işte ben olmadım, kendim gibi oldum ve yazmaya devam ediyorum. Başkalarının düşündüklerinden çok, kendimde düşündükle…

Egemenliğin Yumurtayla imtihanı.

Egemen Bağış gündemin en başköşesinde oturan isimlerden biri. Mehmet Sevigen kendisine ceket de almıştı. Ancak bu aralar bize Mevlana’nın bir sözünü akla getirebiliyor. Ne elbiseler gördüm içinde insan yok, ne insanlar gördüm üstünde elbise yok. Kendisi hakkında NTV’deki Banu Güven röportajını biraz fikrim olsun istedim. Yumurta ile nerdeyse ülkeyi bölecekti. Sucuklu yumurta yiyenler ve sucuklu yumurta yemeyenler diye ayıracaktı. Bu ülkede bana göre siyasetçi yumurta atılmasına hazır olmalı. Yumurta terörüyle uğraşacağına gidip keşke meclisteki kavgalarla uğraşsa ne güzel olurdu. Keşke şu yumurta atma konusunda gösterdiği tavrı terör eylemleri konusunda gösterseydi. Yumurta üstünden bence büyük darbe yemiştir. Bu yumurta geyiğiyle Baş Müzakereci Egemen Bağış değil, yumurtanın sosu Egemen Bağış olmuştur. Öğrencileri tebrik etmek lazım.  Yumurtayla büyük iş başarmışlardır.
Egemen Bağış benim hanemde Kemal Unakıtan etkisi yaratmak üzere.

Facebook’u Twitter’ı aradım , bulamadım.

Facebook ve Twitter zehirli, bu mavi ile yazan linki tıkladığınızda NTVMSNBC.COM’da Diyanet İşleri Başkanının söylediği düşünülen sözler var, ancak ne gariptir ki, verilen haber metninde Facebook ve Twitter geçmiyor. İşte Türkiye’de medya böyle haberleri okumak istediği gibi değerlendiriyor, nasıl görmek isterse öyle okuyor, hatta kendine göre başlık atabiliyor. Ondan sonra bu ülkede bağımsız medya bekliyoruz, beklemeye ne gerek var, en bağımsız gördüğümüz medya organı bile böyle şaşırtmacalar yapıyor. Mehmet Görmez’e dakika 1 gol 1 yapmışlar.
Peki Facebook ile Twitter zararlı mı; elbette zararlı değil, herşey onu nasıl kullandığımıza bağlı, elbette insanlar birtakım vakitlerini internet ve bu sitelerde geçiyorlar. Elbette ulaşabilmek bazen insanlara yanlış yaptırabiliyor, bunu da kabul etmek gerekir, Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda başlayan ilişkiler aldatmaya kadar gidiyor. Ancak bu ağlar olmadığı zamanda insanoğlunun her zaman belli noktalarda hataları olacaktır. Bu tip kolay …

Mithat Paşa’dan Fiyapı’ya yapısı bozulan Beşiktaş

Beşiktaş yaptığı transferlerle taraftarına umut dağıtıyor, bu sezon ligde liderin 14 puan arkasında olsa da, UEFA’da yola devam ediyor olmak yıldız isimleri kadrosuna katmak Beşiktaş’ı, Beşiktaşlıyı bayağı sevindiriyor, bu yıl olmasa bile gelecek yıl Şampiyon olacak gibi hissediyorlar, ancak görecekleri Beşiktaş aslında bu kadar oyuncu ile sadece İngiltere ligin Manchester City takımına benziyorlar. Manuel Fernandes, Simao Sabrosa, Hugo Almedia; Beşiktaş’ın som bombaları, ancak unutmamak gerek ki, sıralamaya baktığımızda yani bizim ligimizin sıralamasına, daha takım olan kulüpler yukarıdalar, Beşiktaş bu oyuncuların saha içi uyumunu yakalarsa başarılı olur, ama bana yakalayamayacak gibi geliyor. Bakalım ligin 2. Yarısında neler göreceğiz, bu kadar yıldızın olduğu takımı yenmek isteyecek çok fazla takım vardır gibime geliyor, aynı zamanda yenik görmek isteyecekte. Bu kadro yapısı Beşiktaş profiline uymuyor, Beşiktaş zenginliğin simgesi bir takım olmaktansa, Seba dönemindeki gibi alçak …

Dünyanın en yakışan Çifti

Mavi Ay'dan bir parça

Bifa reklamıyla geçmişe yolculuk

Bu ülkede bazen toplu taşıma aracındaki bir koltuk Başbakan’ın koltuğundan daha kıymetli olabilir. Toplu taşıma aracında ayakta kalmaya mahkûm olan bir toplum için elbette oturacak koltuk bulmak bir başarı. Bu başarıyı yakalamak için genellikle ilk durakta binmek gerekiyor, toplu taşıma aracına. Bu aralar değişik bir şey oldu bir reklam filmini çok beğendim, Bifa’nın reklam filmi oldukça başarılı olmuş, hatta benim sevdiğim bir şarkıyı kullanmışlar reklamda, Nilüfer ve ben gene sana vurgunum, oldukça güzel bir şarkı ve reklamda başarılı. Seslendirmede Çetin Tekindor olması da reklamı çekici hale getiriyor.Reklam filmleri bazen akılda daha da yer edici oluyor. Hafızamı zorladım ve aklıma geçmişten ilk gelen reklam Mintax alırım Mintaxla oldu. Reklamlar hayatımızda önemli yer tutuyordu, Saba çok iyi Televizyon reklamlarında Fenerbahçe kalecisi Schmuaher oynardı. Biz bu reklamlarla büyüdük, bu reklamlar bazı ürünlere olan sempatimizi artıyordu. Örneğin Aymar yağlarının yükseltici etkisi …

Besmeleyle beslenme

Bismillahirahmanrahim, esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla. Arapça-Türkçe ezan, kuran tartışmalarına girecek değilim, ancak şuna dikkat ettim ki, Bismillahirahmanrahim’den ziyade esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla lafzını kullandığımda daha mutlu oluyorum, esirgendiğimi ve bağışlandığımı düşünüyorum, daha da yakın oluyorum Allah’a. Güne başlarken önce onun esirgenmesine sığınıyorum, çünkü ne maddi gücüm ne de manevi gücüm kendimi korumaya yetmiyor, fiziksel gücümde öyle kodum mu otururum cinsinden değil, o zaman işte esirgenmek ihtiyacı duyuyorum ve bunu bana Allah sağlıyor esirgiyor beni. Gün boyu hareketlerim içinde günah barındıran hareketler olabiliyor o zamanda bağışlayan Allah’a sığınıyorum. Esirgenerek başladığım günde esiremediğim günahlarımdan onun affına sığınıyorum. Dini argümandan zarar gelmez, yeter ki bir dine inanın , ama şunu da söylemem lazım ki Allah demek bana Tanrı demekten bin kere daha fazla huzur veriyor, Allah lafzı çok daha kavrıyor kalbimin akışkan d…

Senin adaletini sevdim Hz. Ömer

Adalet şu dünyada en çok sevdiğim, ama bulamadığım kavram. Adaleti seviyorum. Bir yöneticinin en önemli özelliği adalet olmalı, neyi yönetirse yönetsin, bir takım teknik direktöründen tutun, bir şirketin genel müdürüne, maçın hakeminden, bir hastanenin başhekimine, şef garsondan, sorumlu hemşireye kadar herkes adaleti sağlamaya gayret etmeli. İslam tarihinde en sevdiğim figür Hz. Ömer’dir. Benim için adaletin simgesidir. Zaman zaman da gündeme getiriyorum, adalet duygusuna olan inancımı. Allah’a inanma sebeplerimden en ilk sıraya her zaman Allah’ın adil olduğuna inanmamdır. Bu dünyada olmayıp diğer tarafta olmasını istediğim yegâne şey Adalet. Adalet bu tarafta aç ve susuz olduğumuz bir kavram.
Bu ülkede adalet yok, dünyada da yok, insanoğlu maalesef adalet duygusundan yoksun, onun kenarından bile geçmemiş bir varlık.

İstemedim kimse sigaramın dumanı olsun.

Sigaraya hiç başladım, kimi zaman başlayacağım konusunda iddialaşanlar vardı, alkol de olmadı hayatımda sigarası ve alkol almayan ben, belki de bunlar pek gizli kalan ayıplar olduğu için yapmadım, belki de çekirdek ailenin içinde bunlar yoktu. Sigara içmediğim eleştiri almadım, alkol konusunda yüzlerce Alttan alta eleştiri aldım, mahalle baskısının bir başka türlüsüydü. Büyüdükçe insanlar alkol almamama kafayı taktıkça ben alkolden uzak durdum, bilincimi kaybetmek istemedim. Günah olgusuna sadık kaldım, ancak kimileri bununla da dalga geçti. Oysa alkol kullanmak sigara kullanmak bana bir şey kazandırmayacaktı, ama işte insanlar nedense kullanmamı istediler ben kullanmadım. Sigara için kokusundan nefret eder haldeyim, alkolun günah olduğu konusunda fikrim devam ediyor, günah işleme konusunda başarılarımda , ama başka günahları işliyorum diye o günahı da işlemek zorunda değilim sanırım. Sigarasız hayatı seviyorum, hele de sigara otlakçılarını görünce.

KOCAMAN GÜNEŞ ile Fırtına arasında.

Bugün Aykut Kocaman hakkında düşünürken aklıma geldi. Sakaryalı Aykut Kocaman’ın Trabzonspor ile olan garip ilişkisi. Ne vardı o garip ilişkinin içinde mesela 1996 yılında Trabzon’a attığı gol Fenerbahçe’nin şampiyon olması ve maç sonu açıklamalarıyla adam olan Aykut KOCAMAN gözümüzde daha da bir adam oluyordu. Devir hızlı akıyordu ve yıllar bu kez başka bir tarihi gösteriyordu. Takvimler 2010 Mayıs’ı gösterdiğinde Trabzonspor bu sefer Fenerbahçe’ye çelme takıyor ve Trabzonspor Aykut Kocaman’ın önünü açıyordu, Aykut Kocaman Trabzon’un açtığı yolda Fenerbahçe hocası oluyordu. Yıl 2010 Aykut Kocaman bu sefer Trabzonspor hakkında açıklamalarıyla bizlerdeki adamlığından bir parça daha kırpıyordu. Aykut ile Trabzonspor’un dahası Şenol Güneş’in yolları kesişiyor, ilginç.

İyi arkadaş olmak bazen mümkün olmayabilir.

Bir kadınla bir erkek iyi arkadaş olmaz, benim bu konuda fikrim bu, insanlara garip gelebilir ama olamazlar. Şimdi buna en çok kadınlar karşı çıkıyorlar, iyi arkadaş oldukları erkeklerin listesini yapıyorlar, ancak şu var ki, birçok insan, kadın ya da erkek eğer karşı cinsle çok yakın ilişkiler içine girerse daha yakın ilişki taraftarı olabiliyor. Her olaya yaklaşımı sadece cinsel açlık olarak adlandıranlar şunu bilmelidirler ki, bir bakıma haklıdırlar, aklı başında olanlar cinsel kimi garip isteklerine gem vurup aklını ön plana çıkarabiliyor, bazıları bu yapamıyor, elbette cinsel açlık olması da insanda bir kadınla ya da erkek iyi bir arkadaş olmanın önüne geçen bir etmendir, ancak olaya böyle yaklaşırsak cinsel açlığı gideremeyiz yani bu tespiti yaparken amacımız yermek değil çözüm bulmak olmalı.
Bir kadınla bir erkek iyi arkadaş olamaz derken ben kendimden yola çıkıyorum ben olamam, insanlar eğer bazı şeyleri kendilerine itiraf edemezlerse başarılı olamayız. Şimdi önerimiz nedir, ka…

Fenerbahçe Şampiyonluğu, Kupayı kaybetmiş bana ne KOCAMAN sevdasını kaybediyor.

Fenerbahçe bu akşam Bucaspor’a Türkiye Kupasında 3-2 kaybetti ve elbette Aykut Kocaman tartışılmaya başladı. Aykut Kocaman tartışılır, çünkü bunu kendisi sağladı, nasıl sağladı, beğenilmeyen başarısız bulunan Daum’un yerine Daum’un yapamadıklarını yapmaya geldi. Fenerbahçe yönetiminden taraftarından kimse genç oyuncuları oynatsın diye onu getirmedi ya da denmedi biz yılları kaybetmeye razıyız Aykut Kocaman’a güveniyoruz, şampiyon yapmak için geldi, ama görüyoruz 9 puanlık farkın yanında şu var, takım kendine güvenini yitiriyor ve puan farkı da bunu kolaylaştırıyor.
Kocaman ekteki yazıda belirttiğim gibi geliş şekliyle içime sinmedi, bir türlü kabullenmedim, o gözümüzde Kocaman adam olan Aykut Kocaman’ın sürekli örnek gösterdiğimiz Aykut Kocaman’ın bu şekilde hoca olması içime sinmemişti, yine de içimde bir umut vardı, ancak Trabzonspor’a verilen penaltılar incelenmeli dediğinden beri biraz daha gönlümde sürgün olmaya devam edecek. Aykut Kocaman bu olmamalıydı. Onu Brezilya Milli Takımı…

Hayatımız kaymış biz kaysak ne olur

Sürekli Kayak turları mailleri geliyor. İşimiz turizm her şeyden etkileniyor, hani en az gündeme biz geliyoruz ama Volkanik küllerden, depremden, kuş gribinden, terörden en çok bizim sektör etkileniyor. Yine de bu kayak turu maillerini gördükçe, hayatımız kayarken bize ne gerek kayak turu demek geliyor içimden biz işte böyle ajitasyonu seven bir toplumuz. Hayatımızı ne kadar kötü gösterirsek o kadar şanslı sayıyoruz kendimizi, olduğumuzdan daha az görünmeyi seviyoruz. Konumuz hava koşullarının turizme etkisi olacaktı, ibre biraz şaştı. Londra ve Avrupa’daki yoğun kar yağışı, uçakların kalkmaması özellikle seyahatini netleştiremeyen insanların varlığı turizm acentelerini kötü etkiliyor. Kırılgan yapısı olan sektör etkileniyor. Tam da kış için azalan rezervasyonları Christmas ve Yılbaşı dolaysıyla artırmayı planlayan acenteler için hava koşulları pek de olumlu işaretler vermiyor.

Ne kadar pazarlama yapılırsa yapılsın bazen elinizde olmayan nedenlerle etkileniyorsunuz. Ancak şunu da söyle…

Yaşamak için çalışmak zorundayız.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız demiş ki, işçi gerekirse 18 saat çalışacak. İş 8 saatte bitti diye gitmeyecek bu manaya gelen bir şeyler söylemiş. Efendim eskiden bende bu mantığa biraz katılıyordum, hatta patronlarımda bu şekilde motive ederdi, uygulamada da yaptık, yaptık da biz çalıştık başkaları zengin oldu, bize hep çalışmak düştü, çalışmamızda lazım, çünkü yaşam standartlarımızı bırakın yükseltmeyi daha en temel ihtiyaç noktasına getirmek için bile bizim zaten 8 saat üstünde çalışmamız gerekiyor. Ben günde 10 saat çalışıyorum, turizmci olduğum için gecem gündüzüm yok, çalışma alanı içinde ki çalışma sürem bu, ancak çalışmam aktif olarak devam ediyor, cebimde Blackberry ikide bir işimi takip ediyorum, acil durumlarda müdahale edebilmek adına. Herkesin bayram yaptığı anlarda çalışmak zorundayım. İki ay çalışmasam üçüncü ay ne olacağı belli değil. Hele evli olan bir birey ev kirası falan derken sürekli çalışmak zorunda. Gelişen büyüyen dünyaya adım atmak adına çok çal…

En son Msn’de çevrimdışıydın, Facebook’ta profilin kapalıydı, Bakkala sordum bilmiyordu, Bilgisayarına baktım en son Dominos’tan pizza yemişsin.

Her birimiz yakınıyoruz, ilişkilerimiz, diyaloglarımız sanal alemde diye, her birimiz feryat etme niyetindeyiz sanal aleme, ancak feryatlarımızda sanal kalıyor. Facebook’ta paylaşıyoruz yalnızlığımızı ve bir kenara bırakıyoruz yalnızlık paylaşılmaz lafını, ilişki durumlarımızı güncelliyor, resimlerimizi paylaşıyoruz, kimse artık albüm fotoğraflarına bakmıyor, resmini öptüm de yattım demek artık abesle iştigal, Msn’den öpücük gönderdim de yattım ya da en son senin profiline baktım. Aslında şimdilik sanal alemin en büyük sorunu duygu yüklü şarkılarının sözlerinde kendine yer bulamıyor ve tüm sanal kalemler Messenger, Facebook, Twitter hep feryat etmenin başkalaşmanın içinde anılıyor, gerçi televizyon ve radyoda şarkılarda yerini bulamamıştı, belki de o yüzden eski şarkılar ve türküler şanslı, belki de bu yüzden hala aklımızda karadır kaşların ferman yazdırır var. Facebook profiline bakıp ne kaşı karalar görebiliyoruz, tüm kadınların bir şekilde resimleri var Facebook’ta , belki de o yüz…

Kongrede doğru söyler Mahkemede şaşar

Cumhuriyet Halk Partisi bir kurultay yaptı, tamam şimdi başardılar dedik, ama başaramamışlar. Televizyonun başından üçte ayrıldık akşam saat 10a kadar her şey değişmiş, baktık ki kadın kotası o kotası bu kotası derken, bir türlü içeri alınamayan adam Gürsel Tekin yine dışarılarda kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Şimdi bakıyoruz CHP’ye mahkemeye gitmek o kadar alışkanlık halini almış, adamların iktidar partisini mahkemeye vermeleri yetmiyor birde tutup kendi parti kongrelerini bile Mahkemeye götürüyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun şu düştüğü durumlara insan özlüyor, CHP halktan olana iktidarını vermemek adına yırtınıyor hala, olmasa Kılıçdaroğlu’na darbe yapacaklar, Adam blok liste yaptı yine başaramadı, beceremedi, seçimde oy vermemesi gibi. Birde benim adam Kemal ben bulurum diyor ya orası biraz komik oluyor, bu tip haberleri okuyunca. Şimdi onu yapacağız bunu yapacağız diyor, insan gerçekten bir şans vermek istiyor onun o sakin özgüvenli görünmek isteyen yüzünün suyu hürmetine ama işte bi…

Alex varsa gol ihtimali hep var.

Radikal Muhabirleri gibi oradaydım demek adına Şükrü Saraçoğlu stadında yerimizi aldık. Fenerbahçe ile Sivasspor’un o ne vaat edeceği belli olmayan maçına ilgi yine de fena sayılmazdı, bir gün önce Karabükspor’a 3 atan Trabzonspor ve Gençlerbirliği’ne 5 atan Bursaspor’u düşününce biraz moraller bozulmuş gibiydi, Fenerbahçe takımında.
Şunu söylemek mümkün seyrettiğim en sıkıcı maç olarak kayıtlara geçti, Sivasspor haddini bilerek oynadığı için alanı daraltmıştı. Ceyhun’da yedekti, dur ve vur taktiğini benimsemişler. Aslında Alex frikiğine kadar da oyun istedikleri gibi gidiyordu hani, ama işte Alex tek vuruşla rakibini bitirdi. 3.Dakikada Diallo ile Sivasspor kaleyi en ciddi yoklamasını yaptı ancak yoklamadan gol sesi çıkmadı. Sivasspor kalecisi Ramovic’in top kullanmada gösterdiği beceriksizlik de kayıtlara alınacak cinsten. Fenerbahçe’yi dün ayakta tutan adamdı Alex, zaman zaman Dia bindirmeye çalıştı, ancak pek de başarılı olamadı, Niang beklenen etkinlikte olmadığı içinde o her maç …

İnsan dileneni Allah ise dileyeni sever

Biraz Arap saçından girelim konuya, bizim Arap saçıyla bir alıp veremediğimiz olmadı ama hep Amerikan tıraşına takılıydı öğretmenlerimiz. En büyük ceza saçlarımızı 3 numaraya kestirmekti, saçlarımız 3 numara olunca biz çaptan düşüyorduk, oysa yıllar geçince saçlar kazınıyordu, karizma denilen sıfat adına. Sıfatlarımız yakamızı hiçbir araya gelmedi, memurun yakası eskiden bir araya gelmiyordu, şimdi de gelmiyor. Çamaşır makinesi deterjanı üreticileri çamaşırlardaki kireci çözmek için yol ve yöntem buldular ama memurun yakası hala bir araya gelmedi. İlişkimize ara verelim modası var modern çağda. Reklam arasında zaping yapan bir millet acaba sevgiye ara verdiğinde sevgili değiştirmemiz mi? Bana göre değiştirir. Eskiden atalarımız dere geçerken at değiştirilmez demişler. Şu ata ne kadar çok anlam yüklüyoruz. At, Avrat, Silah üçgeninde bizi çıkaran devir oldu. Otomobil atın yerini aldı, karınıza avrat demek nerdeyse küfür halini aldı, silah konusunda hükümet çalışıyor.

Sigarayı yasaklayan …

Kendini geçip Şampiyon olabilmek.

Trabzonspor ilk yarıyı lider bitirdi hem de fena puan almadı tam 42 puanı var Bursaspor bu hafta kazansa en yakın takipçisine attığı puan farkı 5 Fenerbahçe’yi de kazandı diye düşünelim en büyük rakip gördüğü takımla arasında puan farkı 9. Kağıt üstünde her şey çok güzel gidiyor, tıpkı 1995-1996 sezonu gibi, ancak içerde hep bir korku var, ya olmazsa korkusu, çünkü hepimiz biliyoruz ki, iki üst üste mağlubiyet her şeyi bir yana bırakır ve Trabzonspor yarıştan düşer, bu tehlikeyi hepimiz görüyoruz. Trabzonspor’un şampiyon olması gerçekten istiyoruz. Bunun için Trabzonspor’un takım olması gerekir, şu an takım görüntüsü veriyorlar ve Şenol Güneş’in en iyi yaptığı şey takım görüntüsünü de zarar veren oyuncuları kolayca eritiyor, Trabzonspor bir ivme kazandı ve bana göre en büyük rakibi kendisi ve sabırsızlık, sabırlı bir Trabzonspor bu yıl başarıya ulaşacaktır. Puan farkı şimdilerde daha da önemli, çünkü her takım bu ligde diğerini yenebiliyor ve birbirini kağıt üstünde yenebilecek 7-8 ta…

Önce Parti içi iktidar sonra ülke iktidarı

Bugün CHP seçim öncesi Kurultayını yapıyor. Bu kurultay CHP için çok önemli, Kemal Kılıçdaroğlu’na şans veriyor CHP yönetimi ve blok listeyle parti meclisi seçmesinin önünü açıyor. Kılıçdaroğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığıyla açtığı yolda ilerliyor, tıpkı rakibi Recep Tayyip Erdoğan gibi, ancak Kılıçdaroğlu kazanamadı, Tayyip Erdoğan kazanmıştı. CHP bir coşku duyuyor, iktidar için sanki aradığı ortamı bulmuş gibi görünüyor, zaten Kayseri ile ilgili yolsuzluk iddiasıyla tekrar bir girişimde bulundu Kılıçdaroğlu, yolsuzluk doğru olsun olmasın bu ülkenin vatandaşları her zamanyolsuzluk doğru olsun olmasın hep iktidarın yolsuzluk dosyalarına ilgi göstermiştir, bu yüzden Kılıçdaroğlu doğru yerden vuruyor. Yolsuzluk ve yoksulluk bu ülkede her zaman iş yapan kavramlardır. AKP iktidarının 9.yılı ortada yıpranan bir iktidar var ve birçok işte tam bir duruş ortaya koyamadılar ve Melih Gökçek gibi bir dezavantajları da var. AKP’nin iktidarı biraz iktidara sahip olmakla geçti, Tıp…

Genelkurmay kendi diliyle dil tartışmalarına girdi.

Genelkurmay Başkanlığı canı sıkıldıkça açıklama yapıyor, baktılar irtica ile olmayacak bu sefer yönü dile çevirdiler. İki dil tartışmalarının arasında geçen tartışmalara elinde silah olan silahlı güç yorumda bulundu. Nedir bu yorum 2. Dile müsaade edilmeyeceği, Genelkurmay tabi, buna izin vermemeyi nasıl yapacak silahlı savunmayla, siyasetle yapacağı alan daraldı. Bu ülkede konuşulan dil sayısı oldukça fazla, ancak şöyle bir baktığımızda görüyoruz ki bazı diller ön plana çıkıyor bu ön plana çıkan dilde Kürtçe. Bugün biz bu ülkede Kürtçeye mesafeli duruyoruz, ancak Almancaya mesafeli duran Almancı vatandaşlarımızı da kimliklerini kaybetmeyen kitle olarak tanımlıyoruz. Almanlar çıkıp herkes Almanca öğrenmeli diyor, bizde herkes Türkçe öğrensin diyoruz. Ancak bu tartışmalar bizi sadece insanlık uzaklaştırıyoruz. 
Önemli olan hangi dilin konuşulduğu değil, hangi, toprağın bize ait olduğu değil, önemli olan üstünde var olduğumuz coğrafyada ortak yaşayabilmek ve insanlığımızı koruyabilmek. A…

Erkek korunan kadın kınanan varlık

Erkekler İnternette porno dışında en çok önemi spora verirken, kadınlarda özellikle evli kadınlar bloglarında daha çok çocuk, anne, bebek moda kelimeleri etrafında dönen şeyler yazıyorlar. Kadınların özellikle bloglarında değindiği çocuk, moda, yemek aile hayatları diğer kadınlar tarafından takip ediliyor. Bir baba çocuğun hangi takımı ne zamandan beri tuttuğu ile ilgilenirken anneler daha çok onların doğum aşamalarını, doğum sancılarını büyüme sancılarını anlatır. Erkekler başka erkeklerin etrafında ki bunlar futbolculardır, dünyayı kurtarırken kadınlar ekseni etrafında döndükleri çocukları ve kocaları etrafında dünyayı kurtarır.
Kadınlar için bir başka popüler başlık aldatma ve bunun yanında çocuk da yaparım kariyerde çağrışımları da kadınlar için önemli veriler, sanırım erkeklerin hiç biri bu aldatma konusuna bu kadar takılmıyordur bunun sebebi de kadınların bu aldatılma sanrılarıyla aldatılma bu kadar sahip çıkmasının sonucudur, kadınlar o kadar sahip çıkıyor ki erkeklere bu konuda…

Taş yerinde Iniesta Barcelona’da ağırdır.

Andres Iniesta’ya Manchester City talip olmuş. Bazı oyuncular takımlarıyla değerlidir, takımlarından ayırdığında aynı tadı vermez. Bunların yurtdışında benim için en önemli örneklerinden ikisi Messi ve Iniesta’dadır. Bana en sempatik gelen oyunculardandır. Chelsea takımına attığı golü unutmam birde İspanya’ya Dünya kupasını getiren golü, Barcelona sempatik bir takım ve İniesta ise o takımın sempatik çocuğu. Bazı oyuncular zaten yeterince para kazanıyor ve o oyuncuların para için takım değiştirmelerine anlam veremiyorum. Iniesta bizim dünyamıza futbol ve güzellik kelimelerini katıyor. Manchester City şımarık çocuk, hani şu Sezercik filminde o sıpayı alacam, vuracam üstüne kırbacı modunda bir takım.

Türkiye’de bu hatayı çok oyuncu yaptı, benim gönlüm Galatasaraylı Tanju Çolak’ı ister, Beşiktaşlı Sergen’i, Beşiktaşlı Tümer’i, Fenerbahçeli Tümer’i, Trabzonsporlu Ogün’ü, Abdullah’ı istiyordu olmadı, olamadı. Iniesta, Messi gibi oyuncuların karakterlerinde takımlarının etkisi büyük, ben o ka…

Milli Piyango bana çıksa haram mı diye sorgulardım.

Kenan Sofuğlu Spor Toto Teşkilatının verdiği parayı haram diye almamış, azda para değil 800000. Şimdi Kenan Sofuoğlu’nu tebrik etmek lazım, gerçi soyadıyla alakalı olarak espriler yapılabilecek bir insan ne de olsa Sofuoğlu ne olacak diyebilir. Adam parayı haram olarak almamış, arada bir böyle adamlar çıkmalı, gittikçe modernlik adı altında inancımızı inkar ettiğimiz her davranış alkış almaya başladı, bunun yanında böyle hareketler bize manevi dünyanın varlığını hatırlatır. Paranın bizi getirdiği nokta, dine yer vermemizi engelliyor. Hak edilen, hak edilmeyen para sorgulaması yapılmaması için bana göre dinin piyasadan çekilmesi en çok kapitalistleri memnun eder. Onlar paraya tapan insanları seviyorlar.
Kenan Sofuoğlu bu hareketiyle daha fazla gündeme gelecektir. Sporuyla gündeme gelmesi sadece başarı kazandığında oluyor, ancak magazinsel yöne kayan bu haber Kenan Sofuoğlu’na ilgiyi artıracaktır. Aslına bakarsanız kendimi de takdir ediyorum ne de olsa bende oynamıyorum şans oyunlarını …

Otobüste orta kapı olmak

Bugün işyerinde Facebook’ta tetris oynarken yakalandım, öyle müdüre falan yakalanmak değil. Bildiğin personele yakalandım. Canım sıkıldı, işyerinde ara sıra iş olmadığında blog yazmak, blog okumak gibi alışkanlıklarım var, arada da oyun oynamışlığım satranç, batak, tetris internet oyunları. Yakalanınca büyük suçluluk hissettim ki, hala o duyguyu hissediyorum. Aslına bakılırsa mümkün olduğu kadar işimle haşır neşir olmayı severim, ama işte arada bizimde kafa dağıtmak rahatlamak istediğimiz anlar oluyor. Bilgisayarın olduğu yerde her şey mümkün.
Bugünkü bir başka aklıma gelen olguda tramvay durağı olsam, hangisi olmak isterdim. Düşündüm bulamadım, ama en sempatik gelen durak Gülhane. Ben en çok tramvay yolunda Gülhane durağını seviyorum ne fazla kalabalık ne de fazla boş. Boşları alıyım mı diye soran Garson sen onu boşver de Garson kelimesi Fransızcadan geliyor. Dilin en güzel yanı da bugün senin hayatında olan birçok kelimeye anlam kazandırması. Bizim otobüslerde açılan ve açılmayan kap…

Satrancı andıran film

Av Mevsim’ine sonunda gittik, önce aslında her zaman sinemada bahşiş veririm ama bu sefer isteyince sinirlendim, bahşiş istedi. Mekân Çemberlitaş Şafak, insanın şafağını attırmaktan başka bir işe yaramıyor. Filme gelince Cem Yılmaz’ı erken öldürmüşler. Her ölüm erken ölümdür ama Cem Yılmaz’ın film bitmeden ölmesi benim pek hoşuma gitmedi. Çetin Tekindor filme çok geç girmiş, Melisa Sözen az yer bulmuş, Lazca diyaloglar gereksiz olmuş. Film boyunca Cem Yılmaz nerde Türkü’yü Hayde’yi güzel okuyacak diye bekledim, bir türlü denk gelemedim, demek ki, bizim sinemada biraz kesmişler. Diğer yandan Şener Şen, bana Kabadayı filmini çağrıştırdı, akil polis rolü oynamış, Şener Şen pek etkileyici değildi. Katil erken çözülse de çözülmeyen amacı filme biraz renk katmış. Ancak zaten film katil kim üstünden gitmiyor, bir duygu vermek istiyor. Bana verdiği Duygu Battal Çolakzade aslında Halis Toprak mı duygusu, Cem Yılmaz’ı seyretmek keyifti, oyunculuğu oturmuş. Okan Yalabık ile duygularım nötr. Filmi…

Yumurta deyip geçme,yumurtanın sarısı gitti erkin yarısı

Öğrencilerin dayak yemesi, yumurta mevzuları derken, hükümet bu eylemlerin güdümlü yapılmış olabileceğine dem vurdu. Bizlerde hadi canım dedi, zaten içinde az da olsa kendine solcu diyen bireylerin bulunduğu bir ülkede en normal davranışlardan biridir siyasetçileri protesto etmek ve idealist öğrencinin yapacağı da budur, ister inanalım ister kabul edelim etmeyelim, dünyanın nerdeyse her ülkesi sermayenin kölesi olmuştur ve buna karşın gençlerin protesto bulunması aslına bakarsanız umut vericidir.


Başka bir açıdan da bakmakta fayda var, hükümette korkmakta haklı sayılabilir. Bu ülkede sivil darbe olsun diye insanların kaç milyon olduğu sayıldı o insanlar sokaklara döküldü, milyonlarca insan tepkisini sessizce ortaya koydu, sonra karşılarına sandık konuldu ve konulan sandıktan AK Parti iktidarı daha da güçlü bir şekilde çıktı. Diğer yandan ortaya askerler çıktı, günlükler yayınlandı, muhtıralar verildi, herkes AKP’nin yıkılmasını bekliyordu en azından %20 böyle bir kitle vardı olmadı. Ş…

Galatasaray Mustafa Kemal’ini arıyor.

Galatasaray kaybediyor, spor medyası seviniyor, yazacak bir çöküş öyküsü var artık. Koca Galatasaray hem de tam Ali Sami Yen’i terk ederken , bu duruma düşünce çöküşe geçmiş Osmanlı İmparatorluğu gibi, daha düne kadar yendiği takımlar listesinde Barcelona, Real Madrid var bu takımın acı çektirdikleri listesinde mesela Manchester United var. Şimdi acı çekenler listenin baş aktörü, o komik soruya girmeyeceğim bile Galatasaray küme düşer mi, elbette düşmez ya da aslında düşmüştür. Bir zamanlar Avrupa Fatihimiz görünümündeki Galatasaray bugün Avrupa sınırları dışında hem de oldukça erken havlu atarak. Şimdi Galatasaray’da kendini bu bataktan çıkaracak Mustafa Kemal’ini arıyor. Aslına bakılırsa keşke Lucescu’yu Fatih Terim uğruna feda etmeselerdi, diğer yandan bakınca da Galatasaray’a yeni bir takım gerek ve bunu da yapabilecek isim Ersun Yanal, Türkiye’de kıymeti bilinmemiş adamlardan , bugün Trabzonspor Şampiyonluğa oynuyorsa bunda Ersun hocanın büyük emeği var. Ben olsam gerçekten gençl…

Acemice bir Işık Yolculuğu

Dün akşam Türkan Işık Yolcusu’na gittik. Benim Türkan Saylan ile ilgili net düşüncelerim yok. Bu ülkede kimin ne olduğunu anlamak bazen insanüstü zeka gerektiriyor. İnsanüstü zekam yok, zaten dünkü oyunda beni en çok üzen şey, oyuna girdiğimizde bir sürü davetiyeli yani daha anlaşılır anlamıyla beleş seyircisi olmasıydı. Üstelik gişeden verilen biletlerde bizim Biletix aldığımız 34 TL olan biletten ucuz olmalı ki, aynı koltuk verilen amca bizimle ilgili konuşurken, onlar acemiler biletini Biletix’ten almışlar dedi, bir kere daha bu ülkede kurallara uymakla enayi olmak tadını yaşadık. Oyun Türkan Sabancı Kültür Merkezinde gerçekleşti. Elbette bir belediyeye ait oyunda beleş kavramının olması normal. İnsan üzüldüğü bir noktada şu ki; gerçek manada izleyici o oyunun hakkını vermek istiyorsa o bileti, gerçek değeriyle gişeden almalı.
Bir kere Türkan Saylan’ın son dönemini canlandıran Dilek Türker rolüne çok yakışmış, özellikle haykırdığı, polise itiraz ettiği sahneler güzeldi, yalnız rüyam…

Spor yazarı sadece spor yazarı değildir.

BAĞIŞ ERTENbugün linke tıklarsanız çok güzel bir yazı yazmış, öğrenci dayağı da yemiş, taraftar dayağı da yemiş bir adam. Daha önemlisi tüm yumurta üstüne yazan yazarlar içerisinde bana göre en samimi ifadelerle durumu özetlemiş sevecen adam. Kendisini yıllardır takip etmekten mutluluk duyuyorum, bu adam bana göre spor yazarlarının Sunay Akın’ı yazdığı yazılarda ayrı tatlar veriyor. Zaten şu Radikal gazetesi dua etsin spor yazarlarına ve medyaya dua etsin skor yazarlarını istihdam ettiği için. Radikal’in en sevilen isimleri spor yazarları. Bağış Erten aynı zamanda NTV de program yapıyor Yensen de Yenilsen de . Bağış Erten gibi Zeki,Çevik ve ahlaklı tabirinin içine giren spor yazarları. Elbette bu yazarlar sağduyulu ve seslerini duyanlar az. Bugün bir Ahmet Çakar, bir Erman Toroğlu daha reytingli olabilir, ancak bir yerlerde vicdanlı bir spor yazarı ararsanız, işte o noktada karşınıza çıkacak adamlardan biridir Bağış Erten. SURREYYA ONDER de durum tespitinde.

İnsan dediğin düşünür. İtir…

Ahmet Kaya’nın karşı çıktığı Cop ile Tayyip Erdoğan’ın okşadığı copun farkı

Üniversitelerde, siyasette yumurta ile ilgili değerlendirmeler espriler aldı başını gidiyor. İşin içine sucuk da girdi, menemen tarafından olaya yaklaşanda vardı. Yumurta ile beraber hayatımıza giren bir başka olgu da cop ve polis kelimeleri daha doğrusu giren değil trendy olan kelimeler. Burada işin içine garip bir Türkiye olgusu giriyor. Bu olguda da şu var, bu ülkede  hop titirininayyom cop titirinayyom diye şarkı yapan Ahmet Kaya yarın Başbakan’ında katılacağı törenle anılırken ne gariptir ki öğrenciler sürekli aşağılanıyor ve bu iki yaklaşımın içinde bulunan Başbakan da alkışlanıyor.

Bu ülkede protestonun her kelimesine her cümlesine vurgu yapan Ahmet Kaya son süreçte gündeme gelmedi sadece ölüm yıldönümü nedeniyle haber oldu. Şimdi yarın 10. Ölüm yıldönümüne Başbakan katılırsa ben gerçekten Başbakan’ın ya Başbakanken ya da törene katılırken tahkiye yaptığını düşünüyorum. Bu ülkede resmi olgular içerisinde pek bir şeyi protesto etmeden güzel şarkılar yapan Adam Barış Manço’dur. Ba…

Futbolun Köroğlusu Katar Bey’ini hesaba kattı

Barcelona formasına reklam almış, yıllardır takdir ettiğimiz bir olguydu formasına reklam almaması , ama onlarda yorulmuşlar, evet artık futbol gittikçe endüstriyel bir hal alıyor ve buna her kulüp yenilmek zorunda kalıyor, yenilmeyen kulüplerin taraftarları da bugün yıldız oyuncular bekliyor. Amatör ruh kalmadı futbolda hiçbirimizde yok, bizde yokken başkalarında aramamız da doğru değil, elbette reklamı olmayan bir Barcelona bizleri daha da mutlu ederdi, ama maalesef onlarda reklam aldılar. Bizim ülkenin Havayolları da onların sponsoru bugün dünyanın en popüler kulübünden bahsediyoruz, bu popülarite de elbette Messi’nin de payı büyük tabi birde beslenilen Real Madrid karşıtlığı var. Barcelona’yı sevdiren yönlerden biri de bu formaya reklam almayıp Köroğlu olma tavrıydı ancak bu tavır Barcelona’yı borçlu kulüp olmaktan kurtaramadı. Biz aslında kendimiz mal sahibi olmak başkalarının Köroğlu olmasını istiyoruz, kendi kahramanlık öykülerimizi yazmak yerine başkalarının kahramanlık öyküle…

Kült bir şehre Kültür Başkentliği

2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul, böyle kültür dolu bir yıl yaşamamıştı deniyor. Sözde Kültür dolu bir yıldı, ancak bir Turizmci olarak söylüyorum 2010 yılına özgü şu yapıldı diyebileceğim hadi İngilizce söyleyelim spesifik bir etkinlik göremedik, birkaç çekilen film, birkaç sergi, ayrılan koca bütçe ve yaşanmayan kültür etkinlikleri ve sona yaklaşılan bir Kültür Başkentliği. Belki de biz görmedik, ama görmedik sadece ilanlarda gördük, ha birde yapılan her etkinliğin başına Kültür Başkenti etiketi koymak yapılan en önemli etkinlikti.
Kültür Başkenti olmanın turizm camiasına da bir katkısı olmadı, en önemli camilerden Süleymaniye bile ancak kurban bayramında açılabildi. Tramvayların üstüne de Kültür Başkenti yazılmış. Kültür konusunda zaten yeterince verimli bir millet değildik bu başkentlik de bize bir şey kazandırmadı.

Küfürü önlemek sigaradan daha da zor.

Küfür etmek, küfür duymak birçoğumuzun hoşuna gitmeyen davranış biçimi, oysa hepimiz küfür ediyoruz. İnsan bir kere çaresiz kalmaya görsün o zaman küfür edebiliyor. Birde doğduğumuz günden beri küfür duyuyoruz, bu küfürler genellikle cinsel çağrışım yapan küfürler, o küfürlerden nasibini hayatımıza giren herkes alıyor. Gıyabında yüzünde herkese küfür ediyoruz. En masum insanlar bile küfür ediyor, bazense küfür strese birebir iyi geliyor, insanın çığlıklarını biraz daha yürek yakıcı hale getiriyor. Küfür etmek hayatımızda bu kadar önemli yer tutarken küfürlerin gelişimiyle ilgili elimizde doğru dürüst bir yayın olmaması üzücü. Hep söylerim en ilginç bulduğum şey en çok değer verdiğimiz şeylere küfür etmemiz.
Küfürsüz bir dünyada her birimiz için güzellikler vardır elbette ancak işte stres dolu hayatımız, cümle kurma potansiyelimizin düşük olması gibi nedenler küfürü ön plana çıkartıyor. Ancak bir başkasına küfür etmek elbette yakışık olmaz, insan kendi kendine küfür ederse ben bir sakı…

Hepimiz maçları televizyondan izleyelim.

Futbol Federasyonu Beşiktaş ve Bursaspor’a cezalar vermiş, Beşiktaş tarafsız sahada 2 maç, Bursaspor kendi sahasında 2 maç seyircisiz oynayacak, şu futbola seyircisiz maç cezası vermek, Milli Eğitim’i öğrenci olmadan yönetmeye benziyor, futbolun ana öğesi seyirciyse sen gidip o seyirciyi yasaklarsan bindiğin kaba işiyorsun demektir. Zaten o senin cezalandırdığını düşündüğün insan kitlesi maçı izlemeye gelmiyor, onlar kendilerince sahiplendikleri takım adına zorbalık yapıyorlar ve cezalandırıyorlar adam gibi maç izleyenleri, eğer bu tribün terörünü kesmek istiyorsanız ana sebep belli bu şiddetten beslenenler belli, kimler olduğu belli kimin nasıl maç izlediği de belli Amerika’yı yeniden keşfeder gibi ceza vererek olmuyor bu işler, olmadığını da gördük çok daha önce, hele ki siz en çok seyirci toplayan takımların maçlarında seyircisiz maç uygulamasına giderseniz zaten düşük olan seyirci sayımız daha da düşer.
Bedava bilet uygulamasını saha parsellemelerini çözmeden bu tribün terörü düzel…

Aköz ve benim gibiler anlayamaz

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/akoz/2010/12/08/hamileysen_gosteride_isin_ne Emre Aköz, Akif Beki ile beraber polis öğrenci kapışmasında polisin tarafını tutan iki gazeteciden biri, özellikle Aköz’ün hamile kişinin protesto da ne işi var çıkışı büyük tepki çekti. Tepki çekmeye de devam edecek, evet Aköz kendince verdiği tepkide haklı gibi, çünkü bizim gibi hayatı boyunca protesto ettiğişeyler bulunmayan insanlar yani biz düzenciler anlayamayız hiçbir zaman hamile birinin gösteride olmasını , çünkü biz alışkınız bir lokma bir hırka felsefesine o yüzden bizim gibi düzene bir kere bile baş kaldırmamışlar pek polis dayağından söz etmemeli ve kimseyi haklı ya da haksız göstermemeli çünkü biz zaten o kültürden yani cop kültüründen gelmiyoruz.

İstanbul hala bizim

Ben bugün düşündüm, arada düşünürüm ben, en sevdiğim hobilerimden biridir düşünmek ve düşünebilmek, bugün düşündüğüm şeylerden biri de işe giderken üç sarayın önünden geçmem, ama kendimin bir evi bile olmadığını düşündüm. Her sabah işe giderken Çırağan Sarayından geçiyorum önce, ondan sonra Dolmabahçe Sarayı ve en sonda Topkapı Sarayından geçtim, geçip işyerine ulaşıyorum, aslında İstanbul bambaşka bir şehir hepimize bir öykü, bir çarpıklık barındırıyor. Umut aşıladıkları, umutlarını soğuttukları var bu şehrin. Bugün aklıma gelen şeylerden biri de bizim hep yolcu inme ve binmelerini matematik problemi olarak öğrendik, hiç kimse öğretmedi bize bunun Ulaşım problemi olduğunu ve aslında sürtünme katsayısını yanlış öğrendik hep birbirimize sürtünüyoruz.
İstanbul’a nağme düzen, şiirler yazan öyküler karalayan birçok insan var. Bu şehri seviyoruz; bu şehir insana hep bir şeyler veriyor, İstanbul’u sevdiğimden daha büyük saygı duyuyorum Fatih Sultan Mehmet ‘e Bizans’a saygı duyuyorum, kızıyo…

Bizim toprakların Guizası

Sercan Yıldırım, genç yaşında yıldız adaylarımızdan ancak tam istenilen gibi değil, çok rahat gol kaçırıyor bizim Guizamız, gerçi İspanya Guiza ile Avrupa Şampiyonu olduysa bizde Sercan Yıldırım ile olabiliriz. Bu adamın gol vuruşları zayıf, Fenerbahçe tarafından hemen transfer edilebilir. Sercan Yıldırım bu akşam Glasgow Rangers maçında komik ötesi bir gol kaçırdı ve bir şeyler anlatmaya çalıştı sanırım el var demeye çalıştı. Kaçırdığı gol yerine eyyamcılığa soyunması bu yaşta bu çakal gibi davranması Sercan Yıldırım’ı benim gözümde antipatik kılıyor ben Sercan yerine Turgay Bahadır’ı tercih eden Ertuğrul Sağlam’ı anlayabiliyorum. Kanımca Sercan Yıldırım büyük takımlardan kim isterse verilsin, çünkü Bursa’daki misyonu bitmiş gibi.

Bursa’dan yine gol haberi var hem de puanlı

Bursaspor bugün bir kere daha Fenerbahçelileri üzdü, oysa onlar bugün kendileri gibi bir başka takımında 0 puan alacağından emindi ve böylece kurtulacaklardı tek 0 puan alan takım olma sendromundan ama maalesef kurtulamadılar ve Bursaspor bugün Glasgow Rangers takımından 1 puan almayı başardı, böylece belki maç sayısı bölü puanda olmasa bile 6 maçı 0 puanla kapatmama konusunda Fenerbahçe’nin önüne geçtiler. Sercan biraz becerikli olsaydı belki de galibiyet bile alabileceklerdi,  olsun Fenerbahçe ile bir başka ortak noktaları daha var, Şampiyonlar ligi 6 maçlık seride galibiyet alamamak. Bursaspor bu yıl bir tecrübeydi, gelecek yıl Avrupa’da daha başarılı olacaklarına ben inanıyorum; hele birde iyi bir golcüleri olursa, maalesef Sercan Yıldırım gol vuruşları konusunda iyi değil, daha kendini geliştirmesi gerekiyor, eğer Bursaspor bir Hagi, bir Alex gibi oyuncu bulursa daha iyi noktalara gelebilir. Bu sezon ligde yine iyi bir yerde olacaklardır. Bursaspor bana göre aynı zamanda rotasyo…

Kendi sesiyle değil vajinasıyla ispatlama çabasında olmak

Hüner Coşkuner gaza gelmiş en büyük Hüner’ini açıklamış, coşmuş, bakire olduğunu açıklamış. Şimdi bize ne senin bakire olduğundan birde ispatlamak istemiş, tut ki ispatladın bundan bizim ne karımız olacak bizim sanatçıdan istediğimiz duymak istediğimiz vajinasından gelen ses değil ki, tutup ispatlamanı bekleyelim, sadece sanatını icra et ve çekil kenara bizi ilgilendiren sesin, ha bakireysen onla ilgili olanlara bunu bildirirsin onlarda seni bunun için ödüllendirir bir zifaf gecesi düzenler, ha ömrünün sonuna kadar zarının var olmasını istiyorsan zarının bize bir zarar ve karı yok. Sanatçılardan bekaret talibimiz yok.Bu ülkede bekaret talibini yapan erkektir. Onlarda zaten istedikleri zaman beraber olur, evlendikleri zaman bekaret kontrolü yaparlar, kan akmasını beklerler, akmazsa kendileri zaten o kanı akıtıyor. Hüner Coşkuner olarak sende kendini överek o kan avcılarına bende akıtılacak kan var diyorsun, ayıp ediyorsun, oysa sanatçı dediğin kandan beslenmemeli.

Etimiz kemiğimiz ihaleye çıkmış, en yüksek teklifi polisler vermiş.

Polisin dayağını tartışıyoruz, tartışırken yetmez ama evetçiler, evetçilere sesleniliyor, oysa Anayasa oylamasında hayır deseydik, bugün polis hiç kimseyi dövmeyecekti. Zaten bu ülkede polisin ilk şiddet kullanması da AKP ile 2002 yılına rastlar, daha öncesinde polisimiz ne dayak atmıştır ne işkence yapmıştır. AKP geldi tüm polislere emir verdi, gördüğünüzü dövün, 1 Mayıs’a Taksim meydanına çıkışı da AKP yasakladı zaten, bugün okullarda dövülen öğrencilerde AKP’nin suçu, bak AKP iktidarda olmadan öğrenci olanlar hiç dayak yiyor muydu, yemiyordu, bu AKP sayesinde dayak ilkokula kadar düştü. Ha benim zamanımda İlkokulda dayak vardı, gerekli gereksiz sıra dayağı da yerdik, zaten bu ülkenin sıra dayağı kavramıyla tanışmasının suçlusu da AKP’dir. Ondan önce dayak yoktu. Bu ülkede polis dayak atıyorsa bunda bize sıra dayağını meşru gösteren öğretmenlerin hiç payı yok mu? Dayak bizim kültürümüzün bir parçası olarak dayatılıyor ve etimiz, kemiğimiz yeri geliyor askerdeki subaya yeri geliyor o…

Gerdek gecelerinin rakibi One Night Stand ya da birlikte yaşamalar mı?

6 yıl seviştiğin adam neden seninle evlensin demiş, Bonbon Funda, Funda Özkalyoncuoğlu. Şimdi biz bazı olaylara bakarken sığ bakıyoruz, eğer bir ilişkinin içinde seks dahil her türlü zaman geçiriliyorsa kanımca insanların evlenme ihtimali düşer, ancak bunu sadece seks ilişkisi olarak nitelememek lazım. Kadınla erkeğin ilişkisine sadece seks yapıp yapmama noktasında indirgersek o zaman herkes en iyi seks yapan kadınla evlenir. Zaten günümüz toplumu modern kavramının içine özgürce sekse taraftar olma karşı olmama anlamı da yüklemiş durumda, dolaysıyla bugün artık evlenmek seks ilişkisinin ötesinde bir anlam taşıyor. Bir kere bizim ülkemizde hala kadınlar evde kalma korkusunu elemek için evlenebiliyorlar, erkeklerimizin bir kısmı hala annelerini memnun edebilmek adına evleniyor, bir kısmı da hala geleneksel aile kurumuna bağlı. Bir diğer anlamı da sosyal statüyü korumak eşli davetlerde boy göstermek.
6 yıl seviştiği kadınla artık evlenecek ortamı oluşturan adam, onla evlenmek isteyebilir,…

Ayşe Arman’ın empatiden haberi yok galiba.

Ayşe Arman bu seferde şişman olmuş, daha önce türbanlı olmuştu. Bu kadın bir şeyi bilmiyor, öğrenmesi gerekiyor, ama oda bunun farkındaki sürekli yaşamak için birtakım atraksiyonlara giriyor. Birisi bence Ayşe Arman’a empati kavramını öğretmeli, böylece bazı şeylerin yaşanmadan da tadılacağını anlamalı. Onun yerine bunun yerine makyajla falan konulunca olmuyor, içten olursa olur bu işler ve birde demode alışkanlıklar bunlar. Bunları birisi Arman’a söylemeli, hele de şu medyanın bu kadar açıldığı haber almanın kolay olduğu bir çağda bu basit işlerle uğraşmaya gerek yok sanki, ama işte hala büyümemiş içindeki çocuğu eğitiyor.

Adaletin olmadığı yerde doğmasın çocuklar.

Polis dayağı sonucu bebeği düşüren kız konuşuluyor, polisin bebeği öldürmesinden bahsediliyor. Aslında bizim sorunumuz şu, biz her protestoyu terör eylemi olarak algıladığımızdan polis herkese istediği gibi vuruyor, otoriteyi dayakla sağlayan hayatın her alanında döven bir toplumda elbette asayiş de ancak dayakla sağlanır. Polisin bu kural tanımazlığının sebebi biziz her protestoya karşıyız, oysa protesto etmediğimiz için kabullenen bir toplum olma yoluna gittik, bir çocuğumuz bir lokma ekmeğe razı olduğumuzdan fazlasını aramadığımızdan maalesef anlamakta güçlük çekiyoruz protesto edenleri. Başbakan demokratik hakkın ötesinde diyor protestolar için, ama bu ülkede hemen protesto eden salonlardan dışarı çıkarılıyor, farklı amaçlarla suçlanıyor . Bu ülkede insanlar eylemler sırasında Kamu malını yağmalayanları da gördü, ancak maalesef sadece şiddet sonucu yağma yapanları biliyoruz fark ediyoruz, peki çaktırmadan kansız yağmalayanlar onlar ne olacak kimse bilmiyor. Elbette dövülenin 19 yaş…

Her sabah Gazete bayisinde gerçek benle randevum var.

İnsan hayatında zaman zaman ilginç olaylar yaşayabiliyor. Biz kendi halimizde yazı yazarken adımız yerine Nick kullanırken ana amacımız elbette kimliğimizi saklamanın ötesinde bizi biz olduğumuz için değil, insanların yazılarımıza değer verdiği için okuması. Hayatın içinde bazen amatör olmak bir işi para karşılığı yapmamak insana bir rahatlık sağlayabiliyor. Kendini daha iyi ifade edebiliyorsun ve böylece kurduğun cümlelerin içinde hesap barındırmıyor. Yazmak farklı bir şey ama önemlisi okumak.
http://yusufkaraca.blogspot.com/2010/02/gazete-bayisi-hayatmn-cekim-alan.html http://blog.milliyet.com.tr/Gazete_Bayisi_hayatimin_cekim_alani/Blog/?BlogNo=230613

22 Şubat 2010 tarihinde yazdığım bu yazıda bahsi geçen her gün gazete aldığım Ali Ağabey , ki kendisiyle günaydın ve nasılsınız ölçüsünde giden bir muhabbetimiz var, kendisinin ismini ben başkalarının hitabından öğrenirken o bugün bana isimle hitap ettiğinde çok şaşırdım, yanımızda bulunan arkadaşım daha da şaşırdı, benim onun hakkında ya…

Mümkünlü de Umut Ümit de Mümkün

Mutlu edebilmek bir başkasını belki de hayattaki en güzel ödüllerden biridir. Bir başkasına sevgi duymak gözlerine baktığında umudu görmek ve sorumluluk duymak, kaybetme korkusunu yaşamak , işte sevgi budur, ona sarıldığında eğer aklına gelen şeylerin başında umutla bakmak varsa yarına büyük mesafe kaydetmişsin demektir. Gülen gözlere baktıkça , heyecanını umudunu gördükçe daha da mutlu ediyorsa seni, gerisini düşünmene bile gerek yok.Zaten gereklilik kipinden öteye istek kipine geçmişsin demektir. Yeni bir kip bulmak lazım; adını da umut etme kipi koymalı ve umutla bakmalı yarınlara.
İnsanoğlu garip işte, kimi zaman bir göz yeter onu umutlu tutmaya o gözü yakaladın mı sakınacaksın, toz kaçmasın gözüne ağlamasın. Ağlamasın duygular; hüzün yaşamasın umutları onların üstüne branda çekilmeli ve ıslatmamalı gözyaşları yüreği umutla dolmuş yarınları ve unutmalı yaralı kuşları herkes, güvercinleri hatırlamalı, barış, dostluk, sevgi ve kardeşlik. Gözlerinde umudu ve sevinci gördüm, var olmanı…

Çok erken öğrenmiştim, bütün meseleyi

Hayallerime uçmak isterdim Bir uçurtmanın kanadında Bir türkünün notası olmak isterdim Sazın telinde Hep olmak isterdim de Çok erken öğrenmiştim Bütün meseleyi Neydi olmak ya da olmamak

Uçmak hayalimiz mutluluktan havalara uçmak

Uçurtmayı vurmasınlar filmini çekti canım, arada canım film çekiyor, tabii canım film çekiyor deyince fesatlaşan bir sürü insan vardır, neyse hayata anlam katan filmler vardır, bunlardan biri de uçurtmayı vurmasınlar. Uçurtmalara yeterince değer vermediğimiz için bugün kafamızın üstünde bombalar uçuyor, arada izlemeli böyle filmleri insanlık neydi nereden geliyordu ve nereye giderdi insanlık, işte bazı filmler insanlara bu tadı verir, insan kendini sorgular, sorgular ve yargılar, hepimiz şikayet ederiz insanlığın öldüğüne dair ve cenazesinde saf tutarız. Sinema, kitap, tiyatro, müzik kanımca duygu verdikçe güzeldir. Uçurtmayı Vurmasınlardan sonra birde Prenses’in Uykusu bana insanlığımı hatırlatmıştı. Hatırlamak güzel insan olduğumuzu ve o değerin içini doldurmak gerektiğini. Hayatımızın içinde hatalar var, ancak dönüşlerde var, dönüşümlü duygularda, işte bazen insan veda ettiğinde değerlerini, o değerleri kazandıranları hatırlamalı bu bir film dahi olsa. Uçurtmalar kurulmasın diye bo…

İsmim tek harf

Bazen düşünüyorum da adımın tek harften oluşması büyüleyici özellik zedeleyici bir etki yapıyor, gerçi karizma ve zedelenme konusu olunca o karizmayı zedeleyen başka argümanlarda çıkıyor karşımıza hepsini bertaraf edemiyoruz. Başbakanımız bitaraf olan bertaraf olur demişti. Biz genelde bitaraf safında yer alıyoruz, yumurta atanlar kabilesinden de değilim. Yumurta atmadım kimseye bugüne kadar taş atan çocuklar rolünü oynadığım oldu, taş atmışlığım var, zaten bu ülkede sapanla kuş vurmayı öğrenir çocuklar bizim memlekette, ha birde leylekler ile olan muhabbet sonucu kuşlarla ilişkimiz vardır, erkek organını da kuş adı verilip kuşun ötüp ötmediği yani ergenlik dönemi mevzu bahis oluyor. Aslında konumuz bu değildi, okulda dersi kaynatan öğrenciler gibi oldum konu kaynadı, konu neydi ki zaten var mıydı öyle bir konu demek geldi içimden. Kalbinin sesini dinle diye bir şarkı vardı, neyse şarkıların hikâyesi uzun, sadede gelirsek benim adım tek isim oysa fiyakalı olsun isterdim birkaç isimden…