Ana içeriğe atla

Yayınlar

Eylül, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bir gökdelenle bir müstalik bina arasında boy ve huzur işlevi nedir?

Bir gökdelende huzur bulma oranıyla; bir müstakil evde huzur bulma oranı arasında fark varsa; bu sanki boyu değil; işlevi önemli savını doğrular nitelikte. Demek ki müstakil bina boyu da huzur sağlamaya yetiyor. Bir tatlı huzur almaya gittiğimiz Kalamış'ta huzuru halen bulanabiliyor muyuz; bilemiyorum;ama huzur artık İslamda değil. Çünkü İslam’da bu ülkede başörtüsüne indirgendi; dolaysıyla önemli olan beyni değil;başı gibi bir sonuç çıkıyor.

Bu ülkede ilişkiler pamuk ipliğine bağlı; ama nerdeyse Çukurova’da pamuk yetiştiğini unuttuk. Yetiştiğimiz toprakları da unuttuk. Huzur içinde yatsın derdik eskiden; huzur zor bulunur olunca stresle tanıştık. Apartman,sokak komşularımızla tanışmak zorken buğun Avustralya ve uzak coğrafyalarla iletişim kurabiliyoruz. Postacı beklemek yerine ya postal ya da e-posta bekler olduk. Çoğumuzun internetti var ama davranışlarımızda net değiliz; ama netteyiz sürekli. Süregelen dostluklarımız normal hayatta yasarken; süregelmeyen dostluklarımız Facebook…

Topu ileriye taşırken, ağlara taşıyamamak

Bu sefer olacaktı; nerdeyse becerecekti Bursaspor olmadı. Olabilirdi puan alabilirdi; ancak yine kaybedenler hanesine yazdırdı; adini bir sonraki hamlesine bıraktı puanı. Glasgow deplasmanından puan çıkarabilirdi. İkinci yarıda ileriye taşıyabildiği topu ağların içine taşıyamadı ve bize ağlaşmak düştü.

Insua biraz daha iyi top yapabilseydi; Sercan hakeme itiraz yerine daha fazla top oynasaydı olabilirdi. Ali Tandoğan’ın ortalasın Ömer kafalasın belki bu topraklarda oluyor; ama belki de o topraklarda Vederson bombalasın daha ise yarıyordur. Oyunun ikinci yarısında topla oynayan Bursaydı; ama pozisyon yoktu. Fizik gücü zayıf kaldı. Avrupa takımları özellikle Glasgow Rangers fizik gücü yüksek oyunculardan oluşuyor. Bursaspor takim olmuş; ama yetenekte eksik kaldı; Batalla oyunda kaldığı surede nerdeyse oyunda hiç yoktu. Pozisyon alamadılar ceza sahasında; zaten zor Old Trafforda gol yemeyen takıma gol atabilmek yapamadılar. Buğun derli; toplu Bir Bursaspor gördük; bizi daha mutlu eden ha…

Gözaltına alanda alınanda suçlu mu?

Hanefi Avcı gözaltına alındı, insanlar hemen yorumlara başladılar. Bakın bu ülkede neye nasıl yorum yapacağımızı bilemez hale geldik. Güven denen olgu zedelendiğinden hangi olay için ne karar verilir bilemiyoruz. Çünkü bölündük, kaça bölündük bilemiyoruz. Polisler ve Ordu ayrı , Hükümet-Yargı ayrı bölündü. Avcı bir kitap yazdı “Haliç’te yaşayan Simonlar” hayatı değişti. Şimdi kitap yazdı tutuklandı diyenlerde haklı olabilir, kitap yazıp tutuklanmadan yırttı diyenlerde, ama doğru bir tane bu savlardan biri doğru.
Birileri çıktı, bu kitabı yazdı diye adamı tutuklarlar dedi, gözaltına alındı, birileri de diyor ki zaten gözaltına alınacaktı bu yüzden kitabı önlemek savunma mekanizması oluşturmak için yazdı. Bunlardan her ikisi de inandırıcı, hatta bunları tersten okuduğunuzda oda inandırıcı, ancak inanamıyoruz, neden çünkü güven olgusu, duygusu kalmadı, kim doğru söylüyor, asıl doğru ne hiçbirimiz bilmiyoruz. Bunları bilenlerde maalesef doğru yargılarını bizimle paylaşmıyor. Yargı ise zate…

Babamın öldüğü yaştayım değil de yastayım daha makbul sanki.

Bazı konularda geç yazılar yazabiliyor insan. En son Haluk Bilginer joker kelime kullanıp Yavşaklı bir eleştiri getirmişti sanatçıların yakınları öldüğünde sahneye çıkmasına ve marangoz örneği vermişti; marangoz yaptığı zımparayla övünüyor mu diye; Babası öldüğünde.

Ölüm hayatimizin bir gerçeği; elbette yas tutmakta; eğer bir insan babası öldüğünde ayni gün ya da ertesi gün isine devam ediyorsa; bu cağın yargılarını benimsemiş demektir. Bu cağın bize armağan ettiği değer para;kazanç. Bu cağ bize sürekli kazanmayı; kazanmakla var olmayı öğütlüyor; diğer yandan da ruhumuzda yaşanan dalgaları önlemek adına; kendi ahlaki değerlerine yeni sebepler üretiyor; yeni değerler oluşturuyor. İnsan böylece sahneye çıktığında; sahaya çıktığında fedakar olarak isim alıyor;manşet oluyor; bizde bunu benimsiyoruz. Oysa belki de fedakarlık değil; belki de feragat edememe; belki de mahkum olmaktır.

Aslında yaptığımız yanlışlar biri sanatçı kelimesinin içerdiği kümeyi kapsamı çok fazla yüceltmek; belki de…

Hepimiz Kamyoncu sevdik, bizde al olmasa da yazdık.

Bazen kamyon şoförü olasım geliyor. İbrahim Tatlıses’in sesinin tatlı olduğu zamanlarda bir şarkisi vardı; ölesim gelir; ölesim gelir diye devam eden; gerçi burada arabesk yavşaklığı yapmış oluyorum; ama piyano vardı da biz mi dinlemedik; Fazıl Saygı bize İbrahim Tatlıses’i dinlemek düştü; çünkü toplumun düşük sınıfında doğduk; bak hala inatla olayı arabeskleştirme çabasındayım; oysa konu Kamyon şoförleri; aslında cümle içinde çok fazla geçmeyecekler; ana amaç; benim neden kamyon şoförü olmak istediğimi anlatmak.


Basit; kamyon şoförü denen sevgili arkadaşların kamyon yazıları az ile özü anlatma konusunda oldukça başarılı; bu yüzden kendilerine imreniyorum; en azından kamyon dili ve edebiyatı diye bir dal var. Zaten en sevdiğimiz Türk filmi Al Yazmalım Selvi Boylum da ana karakterin erkek olanı da kamyoncu değil mi; o zaman kamyoncu olmakta sakınca yok. Birde onlar zaten ehliyet sınavında herkes B sınıfına oynarken E sınıfına yani Edebiyatın Esine oynuyorlar. Buradan Fatihlerin. Erkoç …

Şikede sirke tadı verdi.

Galatasaray-İstanbul Büyükşehir Belediye 3-1 kazandı. İstanbul Büyükşehir Belediye takımı tüm büyüklerden puanlar alıp, Galatasaray’a takılınca, gündeme hemen Galatasaraylı oluşu bilinen Abdullah Avcı ve şike iddiaları geliyor. Bununla ilgili yorum yapmak aslında ayıp, Abdullah Avcı’ya ayıp. Bu adam hep saygınlığını korumaya çalışıyor, şimdi İstanbul Büyükşehir Belediye Galatasaray’ı her istediğinde yenecek güçteyse; o zaman çıkıp şampiyon olsunlar, ama yok olmaz. Fenerbahçe Beşiktaş takımına yıllarca yenildi, bilerek mi yenildi. Beşiktaş şimdi bu ligde Antalyaspor’u başında Mehmet Özdilek var diye mi yeniyor; bunlar yakışıksız iddialar. Tutun ki Galatasaray Büyükşehir Belediye’ye her maç yenilecek kadar aciz bir takım ki; öyleyse merak etmeyin bu beleş üç puan ile şampiyon olmaz. Bu tip imaları yapıyoruz hep, bir takımın diğer takıma şansı tutmayabiliyor. Galatasaray Avrupa devlerini yenerken, Fenerbahçe’ye yeniliyordu, şimdi onlarda mı şike yapıyorlar. Bırakın bu şike iddialarını, h…

Gönlümüze ayaklarına kazınan adam

Milan Baros, Galatasaray’a ilk geldiğinde çok sevinmiştim. Çek Cumhuriyeti’nin İngilizce tabiriyle Dream Team’inin parçasıydı. 2004 Avrupa Şampiyonasında bizleri etkiledi. Baros bugün attığı gol ile kalitesini artırdı. Milan Baros bugün attığı golle kendisine şapka çıkaranları bekliyordur. Güzel goller atılmaya başladı. Milan Baros ise uzun süre göremeyeceğimiz güzellikte bir gol attı. Gol atanlar açısından bereketli topraklar üzerinde olduğumuz söylenebilir.
Grajciar Konyasporlu oyuncu da güzel bir gol attı, Hakan Özmert de Karabükspor adına güzel gollerin sahipleriydi, diğer yandan da Ernst gibi hepimizin takdirini kazanan oyuncuları da görüyoruz sahalarda. Makakula gibi yıldız oyuncularda ligimizde. Milan Baros bunlardan apayrı yerde kariyerli bir oyuncu. Kariyerli bir oyuncunun bu ligde olması böyle goller atması bizleri sevindiriyor. Görüntü olarak bebek yüzlü zengin çocuklarına benzese de gönlümüze ayaklarıyla kazandı.

Biz imkânsız aşklar için yaratılmıştık hocamız Büyük Mustafa’ydı, Glasgow Rangers da bizim için safsataydı.

Lig tam hızıyla devam ediyor. Şimdiden 6 hafta oldu, en hızlı giden Bursaspor, hatta onları durdurmak için devreye hakem girdi, geçen hafta 58 dakika oynadılar. Bursaspor’un bu topraklarda yenilmediğini görenler, umudunu İskoç topraklarına adadılar ve oradan bekliyorlar, Bursaspor’u yenecek takımları, Sigmalardan 7 yiyerek Chelsealerden 5 yiyerek Liverpoollardan 8 yiyerek öğrendikleri kazanmayı, Bursaspor’un öğrenmesini istemiyorlar, oysa ben Fenerbahçe Sigmadan 7 yediğinde de, Galatasaray Chelsea’den 5 yediğinde de hep umutluydum. Liverpool Beşiktaş’a 8 atarken Ertuğrul Sağlam için üzülüyordum, oysa her şerde bir hayır varmış, o günkü Ertuğrul Sağlam bugün başarıya koşuyor. Geçen yıl Galatasaray ile Fenerbahçe’nin 7’de 7ilerini 8’de 8ilerini abartanlar, bu yıl Bursaspor’u pek abartmıyorlar. Valencia 4 tane atınca Bursaspor’a 8’in yarısını elde edenler, bu seferde umutlarını bir başka maça İskoçya deplasmanına bıraktılar. Glasgow Rangers’tan galibiyet bekliyorlar.
Oysa ben Bursaspor’a …

Rıza Çalımbay, Eskişehir’de eski hoca kontenjanında

Rıza Çalımbay; Eskişehirspor’dan kovulmuş. Aslında Eskişehirspor bu sezon başarıyı beklediğimiz takımlardan biriydi. Geçen yıl biraz daha başarılı olmuşlardı, nerdeyse ilk 5’in içinde görecektir. Bu sezon o beklenen patlamayı yapamayınca Rıza Çalımbay giden hoca kontenjanında kendine yer bulmuş. Rıza Çamlıbay’ın hocalık kariyerinde benim hatırladığım bir tek başarısı var, o da Denizlispor adına hocalık yaparken Lyon elemesi, ha birde aklımda Fenerbahçelilerin garip pankart açtığı 2 ekmek 1 sütlü ama 4-3 kazandığı Fenerbahçe-Beşiktaş maçı var. Onun dışında hep oyuncularla kavga ve hakemden şikayet kalmış aklımda. Yıldızlarla sorunlar yaşayan bir tek adam, dahası en akılda kalıcı olanı Youla ile kavgası.
Hocalığı konusunda bende akılda kalıcı etkiler yaratmadı, zaten Beşiktaş’a gelişi erkendi, Eskişehirspor taraftarı da pek ısınmadı Rıza Çalımbay’a. Rıza Çalımbay birde bizim toprakların çocuğudur Sivaslıdır, yıllarca Sivas’ı temsil ettiğinden severiz, futbolun Abdüllatif Şener’dir bizim …

Gündelikçi kadınlar asırlık kadınların gölgesinde

Hasan Bulent Kahraman gündelikçi kadınlarla ilgili bir yazı yazmış; onların miskin olduğundan falan bahsetmiş; canları sıkılınca isi bıraktıklarını yazmış.gündelikçi kadınlar bizim hayatımızda var olan insanlar birçoğumuz için belki de evimize gelen taraf; bense biraz temizlikçi kadınlar tarafındayım; yani evine gündelikçi gelen değil; evinden gündelikçi çıkan.


Bu kadınların amacı çocuklarına gelecek sağlamak eslerine yardımcı olmak; ev ekonomisine katkıda bulunmak; bunların birçoğu ilkokul mezunu; yapabilecekleri is temizlemek hizmet etmek; bu kültür ile büyümüşler zaten. Temizlesinler; yıkasınlar;hizmet etsinler.

Aldıkları günlük ücret fena değil sigortaları yok zaten; kocalarının sigortası üzerinden sağlık harcamalarını yapıyorlar. Çalışma saatleri aşağı-yukarı sabah 9-18. Bu kadınlar kimi zaman çalıştıkları evlerin yenmeyen yiyecekler; giyilmeyen giyecekleriyle; yeme içme ve giyinme ihtiyaçlarını karşılarlar. Evin hanimi asilken bu kadınlar; onların asilliğinin vergisini öderler. …

Mahalle baskısı var mı yok mu bilmem ama bu ülkede hep aynı BASKIYI OKUYURUZ.

Ey güzelim memleket bu ülkede Mahalle baskısı var mı? Bu tartışmalar yeniden gündeme geldi. Ey mahalleli sen baskı yok diyorsan yalan söylüyorsun, hepimiz Yeşilçam filmlerinde duyduğumuz o mahallemizin kızına yan bakan delikanlıları döven bıçkın delikanlılarla büyüdük, şimdi çıkıp bu ülkede mahalle baskısı yok demek, saçmalamak olur. Her birimiz komşu ne der, o ne der, bu ne der diye birtakım alışkanlıklarımıza ket vurmuyor muyuz, vuruyoruz. Her birimizin derdi bu değil mi, kendi içimizde baskı yaratmıyor muyuz? Ha Mahalle baskısı yok ya da var demek Ak parti ile ilişkilendirilmek istenirse pozisyonlar değişiyor, değişen pozisyonlar var. AK Particiler Mahalle baskısı var demek istemiyor, AK Parti olmayanlar ise Mahalle baskısının üstüne oynuyor, ama biz hep aynı baskıyı okuyor, izliyor ve görüyoruz, baskı var mı yok tartışmaları yersiz.
Tartışmalar yersiz, çünkü mahallenin baskısı var, her mahalle ister laik Feyziefe Mahallesi olsun; isterse Çarşamba olsun herkes diğerlerinin mahalleni…

Tahammül Kültürümüz yok.

Tophane artwalk galerine yapılan saldırı gözleri bizim gibilere çeviriyor, hani daha muhafazakar görünenlere, onlardan ya da bunlarda, şunlardan ya da başkalarından hiç kimseye saldırılmasını istemeyiz, insan olan saldırıya evet demez, özgürlük denilen tanım kendisini en çok kendini özgürlüğünü değil, bir başkasının özgürlüğünü savunduğumuzda gösterir. O yüzden hiçbir saldırıya evet demek doğru değil. Ancak bakın hiçbir saldırıya ben artık bizimkiler ya da ötekiler yapmış diyemiyorum, herkes her şeyi yapabilir. Komplo teorileri üretilebilir. Evet, bu ülkede içki içenlerin gerçekten dövülmesi gerektiğini düşünenler var, evet yine bu ülkede türban takanların İran’a sürülmesini isteyenler var. İşin espri yanı kimse laikleri Fransa’ya sürelim demiyor, ve Fransa olacağız kaygı duymuyoruz.
Ülkede bir diğerine tahammül edememe kültürü yerleştiriliyor. Diğerini anlamak isteyene birçok sıfat yakıştırılıyor. Terörist, ayrıcalıklı, yandaş, sarhoş, satanist, herkes birbirini hedef gösteriyor. Taha…

Halk oyunu sadece Kömüre satan ve Feyziefe’de Doğalgazlı dairede oturamayacak kitlenin adi

Antalya Atatürkçü; laik insanların yasadığı Feyziefe isminde bir site varmış. Laik kesim evet böyle bir tabir var artik; kendi konaklama alanları kendi yasam alanlarını oluşturmaya başladı. Her secim sonucu sonrası onlar için kaybetmeyen AKP hala İslamcı olduğumuzun kanıtı; oysa Türkiye’de laiklilik elden gitmiyor; çünkü bu ülke hep sözde laik oldu. Laiklik elden gidiyor diyen gazeteler bile her Ramazan'da dini özendirici yayınlar. Yapıyorlar. Ülkenin yüzde 99 u Müslüman kelimesi ortalıklarda dolaşıyor.

Birde son secim sonuçlarıyla Kıyı şehirlerinde yasayanlar Cumhuriyetin bekçisi ilan edildiler. Hani Gavur İzmir tabirine kızıyor ama bütün iç kesimleri ellerinden gelse vatan haini ilan edecekler. Her birimiz hainiz sanki. Evet, oyu verenlere zaten bu gözle bakıldığı Tansel Çölaşan tarafından ilan edildi; ancak Feyziefe ancak Laik kesimin Çarşambası olabilir. Laiklik vurgusu; demokrasi vurgusu; Atatürkçü olma vurgusu çok da iktidar getirmiyor; çünkü halk bunları getirdiklerini söyl…

Yavaşlık endeksiyle yavşaklık ölçümleri

Fazıl Say’ın başlatmış olduğu yavşaklık akimi tüm hızıyla devam ediyor; Akıma Haluk Bilginer'de katildi ve böylece; ülkenin bir yavşaklık endeksine ihtiyacı doğdu.Uşaklar;yumuşaklar ikilisine 3.bir akim olan yavşaklar eklendi. Hepimiz çevremizde yavşak arar olduk; ne bereketli sıfatmış;bizde anlayamadık; hepimizin hayatında bir yavşak mutlaka vardır. Bir Yavşağı sevdim; pişmanım gibi söylemler ortaya çıkabilir.

Bu toplumda yavşak bulma şansımız her daim fazladır. yavşak bizde nesli tükenmeyen bir sıfat turudur. Dolaysıyla bu noktada pek üzülecek dertlenecek sebep yok; her birimiz bunlardan bulabilir; hatta aynadan da görebilirsiniz. Futbolcusunda; sanatçısında;işadamında; isçisinde ayrılmış bir yavşaklık kontenjanı her zaman vardır ve varolmaya devam edecektir. Onun için ünlülerin çıkıp su kadar yavşak bu kadar yavşak var; su yavşaklık var; bu yavşaklık var deyip medet umması pek de yakışık almıyor. Gündeme gelmek adına ikide bir birileri yavşak sözcüğünü diline dolarsa ;yavşaklık…

Futbol bize adaletiyle Türkiye’de, tatiliyle İsviçre’de yaşadığımızı düşündürdü.

Gaziantepspor-Bursaspor maçı durduruldu. 63. Dakikada tatil edildi. Bana göre çok yanlış karar. Tamam, yardımcı hakemin kafasına bir şey gelmiş olabilir, ancak şunu da söylemek gerekir ki;Sen Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş takımlarının maçlarını oynatacaksın ondan sonra iş Gaziantepspor’a gelince aslan kesiliyorsun, ayıptır, gerçekten ayıptır. Sadece Anadolu maçlarını bitirebiliyorsan ayıptır. Bursaspor açısından da kötü, her yıl maçı tatil olan takım hüviyetinde olmaları onlara olan nefreti artırır ki onların elinden gelen hiçbir şey yok, büyük takım oyuncularının birçoğunun azından daha az çirkef olduklarına eminim.
Hayır, insan bu maçın tatil edildiğini duyunca İsviçre’de yaşadığını sanıyor, bu ülkede taraftar öldürüldü yine maçlar tatil edilmedi. Bir gün çıksınlar üç büyüklerin maçını tatil etsinler o zaman işte destek vereyim.

Kovulduk ey halkım bizi unutma diyorsun da sahip çıktıklarında unutuyor.

Bekir Çoşkun Habertürk’ten ayrılmış. Bu adamlar zaten gazetelerinden ayrılmasalar bunları duyamayacağız, adlarını unutacağız, hayır bunların arkasından gidenler ah yazık oldu diyenler toplanıp bir gazete açsalar bu adamlar işsiz kalmazlar. Bak Tuncay Özkan’a kendi kanalını açtı adam. Şimdi sorsam Bekir Çoşkun sizin dünyanıza ne kattı diye, bana diyecekler şunu kattı, bunu kattı, bana pek bir şey kattığını söylemem, ha ben Başbakan olsam Bekir Coşkun’u ciddiye bile almam, tıpkı Emin Çölaşan, Yılmaz Özdil gibileri almadığım gibi. Bunların yaptığı muhalefet din elden gidiyor, çok fazla göbek kaçıyor. Ha arada birde kovulup kovulduk ey halkım bizi unutma diyorlar, ancak birkaç fanatikleri onları takip ediyor. Ancak bu adamlar gazetelerden geri çekildikçe gündeme geliyorlar. Aslında Bekir Coşkun kendine şunu sormalı, hangi ilkesel davranışı sebebiyle Fatih Altaylı’nın yanında yer aldı. Bana kalırsa bu yazarların gazetelerden uzaklaştırılması bazı şeylerin değiştiğini prim yapmadığını göste…

Açık öğretim yerine Açık Kışla sistemi

Kısa dönemlerin askerlik başvurularında artış yaşayacağız. Herkes Aralık’ta askerlik yolunu gözlüyor, belki tek tip kanunu çıkmazda bizde 6 ay yaparız diye. Kanun 12 ay çıkarsa askerlikte eşitlik sağlamış olacağız. Göreceli bir eşitlik, zaten bu ülkede, hani başka ülkelerde öyledir ama eşitlik iyi bilinen şeylerde yaşanmazda kötü de eşit olmada yaşanır. Şimdi diyeceksiniz ki neresi kötü 12 ay askerlik yapmanın, ben bildiğim askerliğin mantığı savaşa hazırlamaktır, ancak bizde başka görevlerde içerir, yemek pişirmek, bulaşık yıkamak gibi. Aslında askerin en iyi tarafı kimsenin sorumluluk vermediği insanlara, o yaşta büyük bir sorumluluk yüklüyor. Hatta ölmenin sorumluluğunu bile yüklüyor.
Elbette uzun dönem askerlik yapanlar okuyamadıkları için daha fazla askerlik yapmayı mantıksız buluyorlar, ancak üniversite seviyesine gelenlerin kısa dönem askerlik yapmasının iki nedeni, bir çabuk öğrenmeleri ikisavaşta eğitim almış gücün daha az kaybedilmesi. Bizde ise askerlik kaytarmak amacıyla kı…

17 Mayıs'a hasretim.19.07.2007

Bugün Dünya Fenerbahçeliler günü. Bir Fenerbahçeli olarak takımımı dünya standartlarında görmek isterim; ama başına dünya koymak bir de takvimden gün seçerek, dünyalı olunmaz. Dünyalı olmak biraz da başarı ile olur. Fenerbahçe’nin Dünya’da uyruğu Türk olmayan taraftarı var mı; varsa bile bu bizim Tuncay yüzünden Middlesbrough’u tutmamız gibi bir şeydir.

Roberto Carlos’u alarak Dünya biraz daha tanımıştır Fenerbahçe’yi. Başında ise yine dünyanın tanıdığı Arthur Zico var, ama gelin itiraf edelim Galatasaray kadar sansasyon yaratmadık Dünya’da. Manchester’ın istatistiklerine geçtik. Boliç ‘in attığı gol ile Old Trafford’dan 40 yıl içinde galip ayrılan tek takım olduk; ama Galatasaray’ın aynı stada 2-0’dan çevirdiği maç kadar heyecan yaratamadık. Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak sözünün yanına bir de Dünya Fenerbahçeliler günü koyduk; ama hala Avrupa’da Edirne’den ötede 2 tur ancak geçebiliyoruz. Geçen yıl bir Dünya kulübü olan Fenerbahçe bir kasaba takımı olan AZ Alkmaar’a yenilerek Dü…

Büyükler küçülürken küçükle ARIZA Çıkarmaya başladı.

Derbi bize gösterdi ki; bizde büyükler bu sezon kotu; Beşiktaş şimdilik iyi şampiyonluk reklamı yapıyor; Guti ve Quaresma ile şampiyon olma umutlarını Kadıköy’den aldıkları bir puan ile yeşerttiler; hele birde yeşili bol Bursa Valencia'dan 4 yiyince umut ibresi Beşiktaş’ta; Antep karsısında alacağı bir mağlubiyet Beşiktaş ile Bursa arasındaki makası 2 puana kadar daralttı. 

Ligin flaş takımlarından Trabzonspor gecen yılın flaş oyuncusu Makakula’yı renklerine bağlayamayınca; Makakula Manisa karasından çaldı; Trabzonspor'un yüzüne. Makakula ve Emenike bize Anadolu'da da iyi yabancılar var; yeter ki büyükler küçümsemesin diyor. Karabükspor değiştirmediği hocasıyla; isçi emeği kokan formalarıyla ligde tutunma konusunda başarılı ve arzulu. Ters yoldan gelen Bucaspor ise 2 büyük takımla oynadı bile; Bülent Uygun; Uca’da bakalım Uygun birliktelik yasayabilecek mi?

Sezonun iyi gideni; Kayserispor Güney’de çarpılırken; Antalyaspor tek mağlubiyetini Fenerbahçe’den aldı; ama puan ola…

Ne dedeler vardı biz onları hiç görmedik.

Şimdi bazı ünlülerin torunları var, ünlüler ölmüşler, onların soyundan nasiplenen torunlar, bir torunun dedesiyle vakit geçirme süresi ortalama olarak 5-10 yılı geçmez, ama gel gör ki o torunlar o kadar çok dedelerinden bahsediyorlar ki, hayır onların karakter analizlerini yapıyorlar, işte yararlarından falan bahsediyorlar. Bu sıkıyor beni, sıkıldım , torunların sanki çok zaman geçirmiş gibi dedelerini anlatmalarından. Sıkıldık.

Halkın suçu var da Fatma Gülleri ekrana koyanların yok mu?

Fatma Gül’ün Suçu Ne; rekor kırmış; reyting rekoru; bu bizim dizilere; kadınlara hayranlığımızı mı gösterir yoksa Yurtsan Atakan’ın dediği gibi tecavüz sahnesi yüzünden izleniyorsa sapık olduğumuzu mu? Evet, bizim toplumda sapıklık vardır; eşekle başlar sapıklılığımız; ama porno sektörünün gördüğü ilgiye bakarsak sapıklık ya da fantezi alıcısı olan bir ürün. Bu urun Türkiye' den kimi sebeplerle alıcı buluyor. Ancak madem değerli medya toplumun sapıklaştığından dem vuruyor; toplumun cahilliğinden neden bile bile bunun üstüne oynuyorlar; hedef ne amaç nem; önemli olan bunu anlamak; topluma anlatmak. Toplum eğitimsiz deyip eleştirmek ondan sonra da toplumun güdüleriyle oynamak; örneğin gazete sitelerine sürekli güzel kadın galerileri koymak; her habere alakasız galeri koymak ne kadar akilli ve ticari bir medyamız olduğunu gösterirken; diğer taraftan halkın cahil olduğunu neden göstersin; iki yüzlülük bu kadar mı olur; bu kadar olur.

Bu ülkenin eğitim seviyesi; kitap okuma oranları dü…

Ak Parti bizi fakirleştiriyor mu, yoksa bizim fakir gördüklerimizi zenginleştirdiği için mi kızıyoruz.

Bir referandum yaşandı; tartışması bitmedi; hayırcılar kendilerinin en doğruyu bildiğine o kadar inandı ki; artik çözümlemelere geçildi. Kıyı kentlerini modern ve bilinçli olarak görenler; kıyılardan yeteri oy alamayan AKP 'yi eleştirirken Türkiye’ye hitap etmeyen diğer partileri pek eleştirmediler.

AKP'nin isi zor; tek basına iktidar olduğu için tüm sorunlar sadece bu partiye mal edilebiliyor; hatta acilimi başlattığı için bir bölen olarak adlandırılıyor. Bu ülke en büyük ekonomik krizlerinden birini en dürüst bildiğimiz politikacı Bülent Ecevit Başbakan; En Kemalist Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer görevdeyken yasadı. Onları iktidar yapan şartlar kaybolduğunda da birden DSP ve Anap silindi; MHP yerleşik tabanına kaldı. Ancak her secimden Başbakan galip cıktı. Benim işçim benim koylum diyen Demirel bir üst bakış sahibiyken; Başbakan Ananı da al git diyecek kadar kendinin orijinal ve halktan olduğunu belli etti; yeri geldi kendini küçük düşürdü; yeri geldi 12 Eylülcülere ağlad…

Fatma Gül’ün suçu Beren Saat olması

Fatma Gül’ün suçu ne; Ezel'in derdi ne; Çocuklar neyi duymasın; sonbaharda Yaprak döküldüğüne göre; tanrı mı bunu istiyor; Kurtlar Vadisi dizi sektörünün mafyası mı; kim kime nasıl tecavüz edecek; Tecavüzcü Coşkun' a rakip çıkar mı; bu diziler bizi coşturur mu; tüm bu sorulara ve daha nicelerine bu sezonda cevap arayacağız. Artik dizilerimiz Arap ülkelerine de ihraç oluyor. Araplar ve bizim için dizi sezonu acildi. Annemizin dizinin dibi yerine; dizileri tercih ediyoruz; çok kanallı hayatımızda hepimizi anlatan bir dizi var.

Senin dizisi hangisi anketleri bile var. Bu dizi sektörü sayesinde ekmek yiyenler olduğu kadar bu diziler sayesinde çenelerini çalıştırma şansı yakalayanlarımız bile oluyor; benim dizim senin dizini döver. Reyting savaş sezonu başladı; bu kışta bize dizi izlemek düşecek; kimi de bu kadar dizi izleyen varsa dizini dövecek; kızını dövmeyen dizini döver; sözü yerine diziler için dövüneceğiz; yorumlar yapacağız; zamanı öldüreceğiz;biz o zamanları öldürme şansı…

BURSASPOR YİNE DE BAZILARINI SEVİNDİRDİ.

Aslında ne yalan söylemeliyim, Bursaspor’dan çok şey bekliyordum, kazanacaklarına olan inancım tamdı. Bursaspor bu maçı alırdı. Aslında sahada arzu eden ama yarı sahayı geçemeyen bir Bursaspor vardı. Valencia’da pek geçti sayılmaz, o uzaktan gelen 2 gol maçın dengesi değiştirdi. Değişen dengeyi 2. Yarıda oyuna aldığı Turgay ve Sercan ile bir kere daha değiştirmek isteyen Bursaspor bunu başaramadı ve 4-0 gibi, düşmanına güven veren bir skor elde etti. Bu mağlubiyetten sonra Metalist maçındaki gibi Ertuğrul Sağlam ve Bursaspor için hayat devam etmeli, oyuncular biraz daha özgüven kazanırsa en azından ilerisi için UEFA’ya devam edebilirler. Yenilmeyecek kadar kötü goller yiyen, hücuma çıkamayan ama arzulu hem de iyi bir kadroya sahip Bursaspor vardı sahada, ama top tekniği dediğimiz olguya sahip değillerdi.

Kılıçdaroğlu hayır diyemediği için Evet demiş sayılmak, ya da Gizli Boykot

Beklenen gün geldi ve geçti, Türkiye kararını verdi, Referandum için evet dedi, şimdi muhalefet partileri teselli arıyor, ancak şu bilinmelidir ki, sandığa gitmemek için Anayasa Mahkemesine gidenlerin samimiyetine inanmıyoruz. Kılıçdaroğlu’nun oy kullanamaması size tam bir fiyasko. Referandumdan, güvensizlik oyu çıkarmayı başaramayan bir muhalefet var. Yine doğru okunmayacak sonuçlar var. AKP tek başına iktidarda ve nerdeyse tek başına olduğu bu seçimde yine ipi göğüsledi. Vatandaş hala AKP’ye güveniyor.
Bol bol hayırlı olsun diyenlerin en çok hayra ihtiyaç duyduğu zamandır. Evet verenleri vatan hainliği mertebesine dahi yükselttiler. Bu ülkede bir kere daha halk ondan söylenmesini isteneni söylemedi. Kemal Kılıçdaroğlu rüzgârı da şimdilik yetmedi. Bu AKP’nin kendine olan güvenini getirecektir. Aslında hayır kananında yer alarak MHP bindiği dalı kesmiştir. AKP fanatiği hale geliyoruz, bunun sebeplerinden biri kutuplaşma. Kutuplaşıyoruz. Bu seçim kutuplaşma oranımızı artıracak çünkü art…

Sizin orada 5 salise de hayat nasıl değişir burada mutluluktan uçulur.

Yok yok biz oyun oynayarak kazanamayız. Biz kazanırsak böyle kazanırız. Nasıl bir oyundur bu, son 5 salisesi bile önemli, son top, bütün maç boyunca top ile pota ilişkisi kazanılan birçok fırsatta yanlış değerlendiren takımımız son 4 saniye topunu değerlendirmekle kalmıyor, rakibine bile 5 saniye armağan edebiliyor. İlginç bir oyun oldu, çok ilginç bir oyun. Ama tam karakterimiz gibi, hazırlık maçlarında dökülen ama iş resmiyete binince sahada var olan, motivasyonun her şeyin önüne geçtiği bir takım . Semih Erden adeta maçın yıldızı, hani Avrupa Şampiyonasında bir Semih vardı, peki ya Kerem Tunçeri’ye ne demeli diyecek söz yok, cümle cümle yok.
Biz böyleyiz işte motivasyonla kazanabiliriz. Bugün ne oynadığımızı anlayan, çözen var mı, ben pek çözemedim, daha doğrusu etkin istediği zaman üçlük atan, atabilen bir takım karşısında kazandık. 4.3 saniye kala kazandık dediğimiz, ancak bize Fenerbahçe şampiyonluk kutlamalarından sonra ikinci yanlış kutlamayı yaşatacak maçtı nerdeyse demek ki n…

Sezen Aksu evet derken bazı yerlerde sanatçı kontenjanları açık kalıyor.

Sezen Aksu, evet dedi diye linç ediliyor. Evet ya da hayır diyecek olmasını açıklamayabilirdi. Açıklamış, böylece hayranlarını kaybetti belki de. Ancak çok eleştiri aldı. Çünkü biz onu Beyaz Türklerin temsilcisi sanırdık, oysa o hep, bu ülkede horlanan gibi görülenin yanında oldu. Hiçbir zaman beğenilenin yanında olmadı. Şimdi diyeceksiniz evet çoğunluğunda yanında olmaktır, ancak dikkat edin bu başlatılan linç kampanyası bile Sezen Aksu’nun evet demesi için yeterli aslında. Şarkılarını yıllarca dilden dile söylediğimiz sanatçıyı sırf evet dedi diye detone oluyor diyerek yerden yere vurmayı bile denedik.
Sanatçı evet dedi diye hiçbirimiz gidip evet demiyoruz, diyen varsa beri gelsin, kendisi dinleyen kitlede bilinçli bir kitle Sezen Aksu’nun yönlendirmesiyle oy vermeyeceğiz. Orhan Gencebay mesela politik davranıyor, ne Evet dedim ne hayır diyor. Sezen Aksu’nun evet demesini belki de hayırcılar kendi kalelerinde bir gol olarak görüyor, ancak unutmayalım ki bu hor görme, aşağılama, beyi…

1400 yıl önceki Arap’ta bizim onu göreceğimize inanmıyordu, bizde Allah’ın göreceğine.

Ekşi sözlükte Hz. Muhammed aracılığıyla dine sataşma var. Elbette bu sataşmalar olacaktır. İnsan kendini disipline eden her şeyin kurallarını saçma bulabilir. Çünkü insan bugün geldiği noktada kendini oldukça güçlü görmektedir, aya dahi yolculuk yapabilmekte, Allah’ın yarattığı geceyi gündüz gibi aydınlatabilmektedir. Tüm bunlar insanoğlunun geldiği noktada elinde bulundurduğu güce tapmasını sağlamakta, Tanrı’nın varlığını yok saymaktadır, nerdeyse kendi kendine çocuk üretecek duruma gelmiştir. Aslında hep söylüyorum, söylediklerimi de bilimsel verilere dayandıramadığım için çok yavan ve sıradan kalıyorlar, büyük denklemlerden oluşmayıp küçük örneklerden oluşuyorlar. Düşünün ki, bundan tam 1400-1500 yıl önce bir adam geliyor ve bizi dine davet ediyor, ederken de Allah denilen bir varlığın olduğunu bizi sürekli gördüğünü söylüyor, ayrıca kendisinin Miraç’a çıktığını, günah ve sevaplarımızın yazıldığını defterlerimizin olduğunu söyleyip bizi dine davet ediyor. Bizde inanmıyoruz. Oysa bun…

22 Temmuz hatıraları 19.07.2010

Bir seçim öncesi dönem daha sona ermek üzere. Türkiye 22 Temmuz seçim sürecinde de bir takım yeni suçlamalara sahne oldu; ama bazı şeyler bu seçime özgü yaşandı. Pazar günü sandığa gidenler bakalım ne diyecekler bu süreçle ilgili. Biz ise bu seçim sürecinin akılda kalan noktalarına bakalım.
Seçimin en ilgi çekici konularından biri ip oldu. İp atlayan liderlerimiz birbirlerine zeytin dalı yerine ip uzattılar. İpe un seren Nasreddin Hocanın, torunları ise ipe kelle koydular. Abdullah Öcalan’ı kim asmadı soruları ipin üstüne serildi kaldı.

Ondan sonra ip atlatmaktan vazgeçtiler. Yorulmuşlardı eve geldiler. Ekranı açtılar. Beyaz cama bir şeyler olmuştu, birbirlerini izlerken Daltonları görüyorlardı. Halüsinasyon gördüler. Birbirlerini Dalton’a benzettiler. Siyasete çizgi film de karıştı.
Ondan sonra Baykal Rodos’a doğru seçimden sonra yüzebileceğini söyledi. Baykal yüzerim dedi; ama Erdoğan önceden tedbir almıştı. Seçimi kaybedersem çekilirim dedi ve o da deniz yolu ile siyasetten ayrılac…

AKP maraton tribünü 19.07.2007

Sosyete de AKP’nin yanında imiş. Güneri Civaoğlu yazısında bu konuya işaret etmiş. Sosyete ve işadamlarının AKP hükümetinin yanında olması doğal. Çünkü onların tek kaygısı ülkede istikrar olması. İstikrar kelimesinin anlamı da halk için ve sosyete için bambaşkadır.

Sosyete sürekli para ile para kazanma yolları arar. Onlar için ülkenin sosyal politikaları çok önemli değildir. Koalisyon olup ikide bir anlaşmazlık çıkacağına tek parti olması onlar için avantajdır. Eğitim ile ilgili sorunu olduğunda gideceği kişi ile Maliye ile sorunu olduğunda gideceği kişi aynı olmalıdır; çünkü sosyete çabuk çözüm ister.

Sosyete için terör tehlikesinin önemi yoktur. Dikkat edin, hep fakirlerin çocukları şehit olmaktadır. Orta sınıfın üstünde ben şehit görmedim; o yüzden sosyetenin terör sorunu yoktur. Ö.S.S kalksın kalkmasın da sosyete için değer teşkil etmez. Parayı verir özel üniversitede okutur, daha da olmadı Amerika’ya gönderir. Sosyetin sağlık sorunları yoktur. İstediği hasteneye gidebiliyor.

Asga…

Soyunma odasında halktan soyunanlar.

Basketbol Milli Takımımız Futbol Milli Takımımız bir bütünlük içinde yoluna aynı ay içinde devam ederken, bizde gittikçe keskinleşen ayrışmaya Evet mi Hayır mı eşliğinde yol alıyoruz. Konumuz referandum değil, konumuzsoyunma odasına inen siyasetçiler ve onların bu vesile ile kendi ayrıcılıklarını belli etmesi.
Halk dediğimiz kitle günler öncesinden bilet peşinde konuşup maça girmeyi beklerken, bizim değerli siyasetçilerimiz pastadan aslan payını alarak soyunma odasına kadar inip tebrik ediyorlar, neden soyunma odasına inerler anlamam, bana göre yanlış , soyunma odası o oyuncuların sevinçlerini en doğal halleriyle kendi başlarına yaşayacakları tek yer, o zaman neden adamları orada da rahat bırakmıyorsunuz anlamıyorum, en son Abdullah Gül de soyunma odasına girenlerden.

Bize ters gelen Belçika ters ayakta yakalandı.

Türkiye Belçika’yı yenmeyi başardı. Bize ters gelen takımlardan biriydi, zaten yine az kalsın ters geliyordu, ama ters ayakta yakalandılar. Hamit oldukça başarılı, bugün gol atmanın yanında hırsıyla takımımızı ateşledi. Belçika karşısında yorumcu Rıdvan Dilmen’in dediği gibi forvetsiz anlarımızın sıkıntısı çektik ve yine Dilmen’in dediği gibi Kompany’in atılması baskıyla geldi. İlk golü atan Belçika olunca biraz korktuk.
İkinci yarıda oyuna Semih’in alınması gol umutlarımız artmıştı, beraberliği kolayca yakaladık. Ardından Semih ile 2. Golü bulduk, ama Onur bizi korkutan bir gol yedi ardından Arda durumu 3-2 yaptı. Emre’nin ve Arda’nın oyun zekası birçok oyuncumuzdan üstün. Gökhan Gönül sağ kanat da oldukça egemen olabilen bir oyuncu, ama geç kavuştuk. İsmail Köybaşı sonradan açıldı. Defansın ortası her zaman bizi şaşırtacak isimlerden oluşuyor, Hamit özverili, Tuncay Şanlı biraz formundan uzak da. Aurelio ise bildiğimiz gibi.
Bu maçı kazanmak bizi rahatlatacak, çünkü kolay maçlar sonra…

KPSS kopya skandalının temelini hepimiz ilkokuldan beri atmıyor muyuz?

Hürriyet gazetesinde Yorgo Kırbaki’nin haberine göre Yunanistan’da kopya müzesi açılmış. Bizde de KPSS ile eşli kopya sistemine geçildiğini öğrenmiştik. Eskiden biz üniversitedeyken eşli batak vardı, hala var gerçi de eşli kopya konusunda pek tecrübemiz yoktu. Kopya veren erkek olup kız tavlama seansları da olmuyor değildi. Aslına bakarsanız hepimiz kopya KPSS’ DE olunca isyan ediyoruz da hayatı boyunca kopya çekmeyen de yok sanırız. Hani şu KPSS kopya skandalına pes diyenler bir kere de şunu söyleseler, bak ortaöğretimde başarı puanımızın içinde kopya var deseler daha da mutlu olurum. İşte sorunlarımız da bunda çözülmüyor, biz kopya çektiğimizde bunu böbürlenerek anlatırken; başkaları soruları kopyalayınca isyan ediyoruz. Kopya çekmek ile soruları çalmak arasında fark var diyenlere de şu sormak isterim, okuldayken biri çıkmış da matematik sorularını çalsaydı, kaçınız isyan ederdi, hiçbiriniz işte kokuşma buradan başlıyor ve devam ediyor.
İtiraz etmediklerimiz gün geliyor başımıza bela…

Bir bilenler batıramadı belki bir bölen batırır.

Muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcut olan Türk Milleti, o kudrete sanırım bu referandumda oldukça ihtiyaç duyuyor olacak ki; başta Sayın Başbakanımız olmak üzere, Devlet Bahçeli beyefendiler kan ve soy tahliline başladılar. Artık kan gruplarının önemi pek yok gibi, soy gruplarının önemi var, zaten bu ülkede kimi küfürler daha doğrusu hakaretler kürdün soyu, ermenin soyu diye başlar, kimi zaman Ermeni dölü diye devam eder. Hep derim biz ırkçılığı siyah ile beyazı ayırmamak için kullanılırız, ama başka renkler birleştiğinde örneğin kırmızı-yeşil-sarı bir araya geldiğinde bize başka çağrışımlar yapar.
Başbakanımızın  eşi Arap kendisi Gürcüymüş mesela, daha öncede pek muzaffer CHP’nin muzaffer kadınlardan Canan Arıtman Ermeni avına çıktığında en büyük Av olarak Abdullah Gül’ü seçmişti. Yine soy uzmanlığında geri kalmayan Başbakan önemli olan soydur diyerek Bahçeli’ye ortayı açmış, Bahçeli de golü kendi kalesine atmakta sakınca görmemişti. Hepimiz kendi kalemize gol atıyoru…

Bizim CePeHe de Anayasaya Kabul Prensibi.

Referandum da ne çıkacak; evet mi; hayır mı; hayırcılar umutlu; bu sefer hayır çıkacak diye umuyorlar; Kemal Kılıçdaroğlu’nun yükseliş trendinde olması onları umutlandırıyor; birde çok fazla hayır var diyen varmış gibi bir hava var. Oysa evet diyenler yedikleri hakaretler sebebiyle; kendilerini afise edemiyorlar. Evet diyen ya kömürcü; ya vatan haini; ya göbeğini kaşıyan olarak isim alıyor; bu durumda eveti az hayrı bol gibi duran bir durum söz konusu.

Geçmiş Genel secimde; biz kaç kişiyiz diye sayıyordu Tuncay Özkan; herkes çıkıp televizyonlarda demeç veriyordu; sonra baktık ki o yürüyen milyon üzeri kişi ortalarda yok; sadece Tuncay Özkan’ı cezaevinde görüyoruz; halbuki o milyon kişi bugün Silivri’ye yürüse; üç gün marş söylese Tuncay Özkan belki kurtulur.

Hayırcılar memleket kurtarma edasında yollarına devam ederken; Evetçiler Çerkeş Ethem infazından kurtulmak için kendilerini saklıyorlar, Gecen genel secim gibi bu da tatile denk geldi; o zamanda muhalefet tatilden geri gelinciydi;…

Fatih Tekke bize ne” KATAR”

Transferin son gününde Beşiktaş Fatih Tekke ile anlaştı; zaten transfer politikamız Katar'dan biraz hallice; yaşları 32-35 arası olan şöhretli Türk ve yabancıları transfer etmek. Yerli oyuncularımız Avrupa denemelerinde evlerine donuyorlar; bazıları da daha yolun başında bu topraklarda tekrar yerini alıyor; aslında orta halli kulüplerden çıkan yabancılarda bunu yapıyorlar; son dönemlerini kendi ülkelerinde geçiriyorlar. Özellikle bizim gibi sıcakkanlı olan Brezilyalı oyuncular. Fatih Tekke'de yurda dondu ve son demlerini Beşiktaş’ta yasayacak; Beşiktaş daha öncede diğer büyük takımlardan son dem yasayan oyuncular almıştı.

Fatih Tekke; ilk defa imza töreninde bu kadar kuvvetli bir şekilde Trabzonsporlu olduğunu vurguladı ve özeti geçti profesyonelim buradan para kazanıyorum; buranın oyuncusuyum; oysa daha önce en fanatik oyunculardan bile aslında ben o takimli değildim bu takimliydim lafını duymuştuk. Mustafa Denizli; Fatih Terim; Fatih Tekke; gibi isimler tuttukları takımı kor…

Burcuların Burçlarında değişimler.

Yeni burçlar istenmiş; Twitter kullanıcısı Dedem istemiş Mesela Yılan burcu olmalı; sinsi olanlar için ya da yapışkan insanlar için salyangoz; barışseverlerin burcu olmalı; onlar güvercin burcundan olmalı; hakki yenenler atmaca burcunda toplanmalı; yükselen düşen yerine artmalı burçların çeşitleri nankörler kedi burcuna; sadıklar köpek burcuna sahip çıkmalı. Çalışkanlar karınca burcunda; tembeller Ağustos böceği burcunda olmalı.

Her burcun insani sahip çıkar yeni burcuna yeter ki süsleyelim onları da bir takim özelliklerle. Yeni burçlar rakip olmalı bir önceki isim almış burçlara ve yenilik getirmeli hayata; daha yeni burçlarımız olmalı önceki burçların kapsamadığı alanları kapsayan burçları.

Hangi ulaşım aracını alırdınız.

Istanbul büyük bir şehir ve bu şehirde gün oluyor tüm ulaşım araçlarını kullanabiliyorsun sabah evimden çıkıp; Otobüs ile Kabataş’a gitsem; oradan Tramvay ile işyerine geçiyorum; eğer o gün üçte çıkıyorsam arkadaşımla Kadıköy’de buluşmak için Vapur kullanıyorum; sonrasında canimiz Taksim'e gitmek isterse; Metrobüsten Mecidiyeköy yapıp; oradan da metro ile Taksim'e inebiliyor; biraz daha abartıp Beyoğlu’na yürüyüp Tünel ile Karaköy’e inip tekrar Vapurla Haydarpaşa yapıp; oradan trenle Kartal'a geçip; arkadaşımı Uydukent'e minibüs ile bırakabiliyorum. Bu kadar çok ulaşım aracı olan şehirde trafik hala en önemli sorun; ulaşımda taksiler ve özel arabalarda önemli bir yer tutuyor.

Onun üzerinde ulaşım imkanı var; ancak yetmiyor. Şehir kalabalık. Metrobüste bugün Mecidiyeköy’de kuyruğu görünce bu şehirde ulaşım çözülmez gibi geldi.

Arda Arda Boylarında devam ediyor, tabi şimdilik

Arda Turan ve Galatasaray sayesinde öğrenmiş olduğumuz bir gerçek var, bir kulüp başka bir oyuncuya nasıl teklif yapar gördük. Atletico Madrid bir fax göndermiş ve 3 satırda yazmış nerdeyse, teklifini ödeme detaylarını yazmış. Bizde öğrenmiş olduk Arda Turan 11 Milyon Euro ediyor. Arda Turan çok tartışılan bir oyuncu, maalesef Aykut Kocaman’ın da dediği gibi önce yüceltiyoruz, sonra batırıyoruz. Şimdi Arda Turan’ı yok etme aşamasındayız, aslında tam Galatasaray kötü giderken gitmesi iyi olurdu, kendisi günah keçisi listesinin baş tarafında ve kendi taraftarından tepki topluyor. Bu yüzden gitmeliydi.
Galatasaray web sayfasında teklifi yayınlayarak bana göre yanlış yaptı, belki asparagas haberlerden bıkmışlar, ama yine de Galatasaray duruşuna yakışmadı. Bu sözel ifade edilir, isteyen inanır isteyen inanmazdı. Hem bu ülkede ikide bir şikayet edeceksin teklif yaptığımız futbolcuların değeri yükseliyor diye sonra da gidiyorsun başka kulübün teklifini afişe ediyorsun bu da yanlış.

59. hükümet atasözleri 19.07.2007

Başbakan “Ananı da Al da Git “ tabirinin küfür olmadığını söylemiş. Kelimeler bazen çıktığı ağız ile anlam kazanır. Elbise gibidir. Bir Başbakan bu lafı söylerse küfür değildir; ama küfürden de etkilidir. Başbakan’a halktan vatandaş gelmiş dert anlatıyor; anlattığına pişman oluyor; ama Başbakanın da bu sözü de yıllar yılı hatırlanacak.

Annem bana eşek derse vereceğim tepki ile bir başkasının eşek demesine vereceğim tepki çok farklıdır. Kişiler söyledikleri söze anlam katarlar. Bazen kelimelerde söylediği ana göre anlam kazanır. Bir insana ne iş yararsın sen demek her zaman o kişide aynı tepkiyi uyandırmaz.
Siyasetçi hele de bir Başbakan ağızından çıkan lafın nereye gideceğini bilmeli. Erdoğan’ın en önemli özelliklerinden biri hatipliği; ama ona bu hatipliğin sağladığı aşırı güven kimi zaman başına bela oluyor. Erdoğan'ın bu söyledikleri gaftan öte, sinir ile söylenmiş sözler. Başbakan eleştiriye açık bir insan değil. Bu yüzden böyle ölçüsüz tepkiler veriyor.
Siyasette bazı sözler …

Toplum için siyaset 19.07.2007

brahim Tatlıses miting yapmak yerine Bodrum’da 18’lik kızlar ile gezemez miyim demiş? Şimdi Sayın Tatlıses bir elinde birden fazla karpuz taşıyabiliyor. Gider Bodrum’da 18’lik kızlar ile de gezer; ama biraz daha zaman lazım. Biraz da miting yapsın.
Böyle diyen bir milletvekiline seçmen ben gidip neden İbrahim Tatlıses’e oy veriyim; ben de Bodrum’da gider 18’lik kızlarla gezerim diyebilir.Parti liderleri ya da milletvekilleri bu mitingleri kim için yaparlar, bizim için mi? Mitingin vatandaş için ne karı vardır? Aklınızda miting var kaldı mı? Miting yapıp kafa şişirmeselerdi. Onlar kendilerini anlatıyor. Aslında vatandaş zahmete katlanıyor, onları dinlemek için sıcağın altında bekliyor. Bu ülkede siyasetçi ne yaparsa, toplum için yapıyor, hepsi hizmet için var. Bu toplumda böyle bir olguya inanmak mümkün mü? Gönüllüler bir adım öne çıksın dediğinizde bırakın 1 adım öne çıkanı iki adım geriye gidenler var. Böyle bir ülkede toplum için siyaset yapan insanların var olduğuna inanmak zor. Oxfo…

Sivyus kim? 18.07.2007

Sivyus kim diye sormuş, birisi. Nüfus Müdürlüğü böyle isimler vermiyor tabii. Haklı sonuna dek herhalde nüfus müdürlüğü kayıtlarında göremedi.




Herhalde benim birisi yazıma alınmış, kompleksli demiş, evet birisi olamayacak kadar kompleksliyim. Aslında yazıma şöyle başlayabilirdim. Sen benim kim olduğumu biliyor musun diye ama öyle ahım şahım biri değilim hani. Birisi olmayanın kendiniz olun demek de suç oldu.
Çok yakışlıklıyımdır, ha deyip kızlara bir selam çakayım desem nerede, ben de o tip endam, böyle de diyemem..


Çok da entel değilim hani, şöyle Marx ‘tan Darvin, Descartes, Ömer Hayyam’dan gazeliden bahsedeyim. O kapasite de yok. Ama bir şey var, ben benim arkadaş. Adım var benim, ben O adın içini doldurmaya çalışan biriyim. Birisi diye seslene hiç bakmadım.
Sivyus ismi Mitolojik bir Kahramanın ismi deyip, içine bir Sezar, biraz Zeus, biraz da Helana koyup ballandıra ballandıra mitolojik bir hikaye anlatsam içine de biraz Eros koysam herkes yer ama niye yesinler.
Sivyus’un anlamını açık…

Potada güneşli havalar.

Bugün uzun aradan bir basketbol maçının 4 çeyreğini tam manasıyla seyrettim ve teşekkür etmek istedim; Yunanistan gibi basketbolda söz sahibi bir ekibi yenen millere. Bu maça kazanmak için çıkmışlardı belliydi. Kerem Tunçeri'nin akilli pasları; Hidayet Türkoğlu’nun hayat veren üçlükleri; Ömer Aşık’ın gayretli oyunu; Semih Erden'in güzelim smaçları bizleri heyecanlandırdı. Ersan ilyasova belki de sahanın en karizmatik oyuncusuydu. Yunanlılar sadece oyun başında 2-0 one geçtiler ve 43-41 olunca endişelendirdiler; ama kazanan biz olduk tam 11 sayı farkla; gerçi bir ara sayı bulamadık; ama oyunu hep önde götürmek bize özgüven getirdi. Son 20 saniyedeki çoşku görülmeye değerdi.

Futboldan daha heyecanlı olabiliyor; eğer takımlar denk ve skor yakınsa; bugünde öyle oldu; zevkli bir mücadeleydi. Kazanmak güzel ve belki de Tanjeviç eleştirilerden biraz kurtulma şansı bulur.

Biz kendisini bildiğimiz yayın yönetmenleri istiyoruz.

İsmet Berkan Radikal'den ayrıldı; oysa güzel gazete yapıyordu; beğenimi topluyordu; mümkün olduğu kadar hepimize sesleniyordu. Tirajı düşüktü; trajedisi düşüktü belki de; herkese acıktı kapısı Radikaldi. Yeni dönemde Eyüp Can var.

Birçokları için medyanın parlayan yıldızı olabilir; oysa benim algi dünyamda sadece Elif Şafak’ın kocası. Eğer Radikalde bir şeyler istemediğim gibi değişirse sorgulama sanırım okunacak gazete kalmayacak; taraflı gazeteler içerisinde en tarafsızı oydu. Birçok gazeteyi aldım; okudum; ama hep en tatlısı Radikaldi. Hafta sonu ekleri ayrı güzel. Bir zamanlar Radikal futbol vardı; onun gibi ek bir daha gelmedi. Üniversite öğrencilik yıllarımda Antalya'da kimi bayilerde bulamadığımda uğruna az yürümedim.

Üniversite yıllığında benimle ilgili bolümde hala yazar adı. Radikal benim için bir tarihi vesikadır. Onda emeği olan İsmet Berkan’ın vedası bana göre olumsuz yansıyacak; Ertuğrul Özkök sonrası Hürriyet düzelir diye düşünüp yanılmıştım; umarım yine yanılır…