Ana içeriğe atla

Yayınlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bağımsız değil; kime bağımlı yargı

Deniliyor ki; Anayasa değişecek AKP yargıyı ele geçirecek; duyanda sanacak ki ülkede bağımsız yargı var ve bu yargı sistemi sadece AKP ile bozuluyor. Sadece bu kavga yargı kimin tarafından yönetilecek kavgası; AKP sistemi değiştirmek istiyor; çünkü evet kararları Anayasa Mahkemesinden; Danıştaydan sürekli donuyor; onlarda bunu istemiyor. Ha simdi bizler yargı sisteminin değişmesini isteyenler gidip Anayasada eveti AKP zil takip oynasın istediğini yapsın diye vermiyoruz. Biz bu oyları Anayasa Mahkemesinin kapatma kararı; turban kararı; Danıştay’ın katsayı kararları içimize sinmediği için veriyoruz. DTP'nin kapatılması da içimiz sinmiyor. Onlarda siyasette şanslarını denemeli. Yine bir başka içimize sinmeyen bu kararların hep siyasi olması ve sonunda birtakım nedenlerle tekrar delinebilir olması. 365 oyla Cumhurbaşkanı seçtirmeyen bu yargı gidiyor çok daha azına seçtiriyor. Turban dolaysıyla bir parti kapatılma esiğine geliyor; destek veren partiye dokunulmuyor. Türbanı Mahkemeye gö…

Aykut Kocaman günah keçisi olmaya aday.

Aykut Kocaman;sezon başında geliş şeklini çok eleştirmiştim, geliş şekli halen içime sinmiyor, sanki biraz kuyu kazıcılardandı gibime geldi, halen de öyle geliyor. Benim için aslında Young Boys’a Paok’a elenmesi birazda sevindiriciydi, ben haksızlıkla gelen teknik adamların bir gün yok olup gitmesi gerektiğine inanlardanım, Aykut Kocaman içinde buna inanıyordum. Ama velâkin Okan Alkan gibi bir oyuncunun oynatılmasını takdir etmemek elde değil, hele de böyle bir dönemde, sıkıntılı bir anda bunu yapmak cesaret işi, hele ki Alex’i yedek bırakmakta cesaret istiyor, ancak ondan vazgeçmiş görünüyor ve eğer Alex’i kendi iradesiyle oynatmaya başlamışsa helal olsun, yok Aziz Yıldırım etkisi varsa bir kere daha sorgulamak gerek.
Adını pek de duymadığımız Okan Alkan’a şans vererek gönülleri fethetmesi değil buna sebep, sebep açıklaması, bu oyuncuyu oynatarak günahlarını yüklenmesi ve sevaplarını ona bırakması. Oyuncu da iyi oynadı hani, belki maç 1-1 sonrası Manisa’ya dönse, daha da sıkıntı yaşar…

Ponpon kızlarda siyasi bir olgu olabilir.

Ponpon kızlar, Başbakan var diye çıkmamışlar. Bunda Başbakanın parmağı var mı bilemiyorum, eğer varsa ayıp olmuş yoksa da ayıp etmiş. Aslında bunları tartışabiliyoruz, Ponpon kızların olup olmamasını tartışıyoruz ve buradan birtakım çıkarımlar yapıyoruz. İşgüzar bir milletiz. Buradan Başbakanı savunmak geliyor içimden, neden mi bir iki ponpon kız uğruna Başbakan’ı eleştirmek istemiyorum, ancak elbette ki bunda bir katkıları varsa, savunulacak yanı da yok. Hayatımızda ponpon kızlar olmalı mı; yoksa olmamalı konusu tartışmıyoruz, tartıştığımız şeyi bu ülkede böyle şeylerin hala haber değeri olması; hatta bir siyasi parti için ölçü olması.
AKP bizi geriye götürecek, nasıl ponpon kızları çıkarmayarak ponpon kızla ilericilik olmaz, ama insanlar korkuyor, ponpon kızlara bunu yapan bizi de türbana sokar korkusu var. İnsanların korkularını simgeleri ponpon kızlarda olsa, bir Başbakan gidermelidir. Vay gericiler diyenlerin yeni bestesi ponpon kızlardır. Bu beste dillerde dolanırken, ben Başbaka…

Yetti artık evet de bir seçenek

Anayasa değişikliği için çeşitli gruplar oluşuyor. Evetçiler, hayırcılar, yetmez ama evetçiler, boykotçular. Daha birçok grup da bunlara ilave olabilir. Kelime oyunlarıyla bu yelpaze genişleyebilir. Bende yeni bir grup ismi öneriyorum, 12 Eylül Anayasası için yetti artık Evet. Bu yeni bir kampanya olsun, hep yetmez ama evet konuşacağımıza yetti ama evet üstünden gidelim. Aslında Anayasa tartışmalarını 12 Eylül üstünden yapmak bana çok da mantıklı gelmiyor, neticede genç nüfusuoldukça fazla olan bir ülkede sadece 30’lu yaşların üstündekilerihedef alan 12 Eylül söylemini çok da doğru bulmuyorum, başka şeylerden bahsedilmeli.

Gerçi benim Anayasa’ya evet oyu verirken kendime ait cümlem ya da yabancıların deyişle Mottom; Vekilim Anayasa Mahkemeleri önünde yorulmasın, Evet. Çünkü meclisten alınan her kararı iki de bir mahkemeye götüren CHP’liler çok yoruluyor. Daha paket halka gelmeden Anayasa Mahkemesine gidenlerin, gidip halktan oy istemesi bana garip geliyor. AKP ise her başı sıkıştığında…

Kılıçdaroğlu da Evet oyu verecek.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15660882.asp?yazarid=12
Kemal Kılıçdaroğlu Ayşe Arman'a konuşmuş; konuştukları aslında gerilimi düşürücü; sempati toplayabilir. Anayasa değişiklikleri onun ilk sınavı; asıl puan kazandığı yer ise eletirlerinde ölçülü olması; Tüm sorunların sucunu örneğin AKP'ye atmıyor onlarla arttı diyor. Bu bakımdan beğeni topluyor. Tayyip Erdoğan basit suçlama yapıyor; tek parti donemi üstünden CHP'yi vuruyor; kendinin değiştiğini CHP'nin değişmediğini kabul etmiyor; edemiyor. CHP değişmedi aslında sadece sandığa oynamak adına içlerinden en halkçıyı seçtiler.

Kılıçdaroğlu; Tayyip Erdoğan’a göre daha mütevazı duruyor. Ancak bu halk daha heybetli olanı sever. Benim oyum evet; çünkü Tayyip Erdoğan daha samimi davranıyor; Kılıçdaroğlu değişken. Birde bu Anayasalara elimizde imkân varken evet demek gerek; yoksa vesayet rejimi devam eder. Bunun önüne geçmek gerek; bana göre Kılıçdaroğlu siyasette olmazsa evet derdi.

Bizim resmimiz.

Resim Pierre Loti'de çekildi. Türkler için yazılan notta sari çizgiyi geçmenin tehlikeli ve yasak olduğu yazıyor; yabancılar için sadece geçmeyin yazılmış. Avrupa ile farkımız burada onlara bir cümle yetiyor; bize sayfalar dolusu mektup yazsan bana misin demez. Biz böyle bir toplumuz kendi bildiğini okuyan; ama okuma konusunda zayıf bir toplum. Okumak bir donem zevk aracıymış bizde; birçok donemde de lüks. Kadınların okuması yerine evde oturması daha tercih edilmiş; patates ve patlıcan oturtma yapabilsinler diye.



Bizde sari çizgiler gecikir; ama geçilmeyecek kırmızı çizgilerimiz vardır; es kaza biri geçmek istese kafasını kırmaktan beter edebiliriz; o yüzden dikkatli olmak zorundayız. Kimse kırmızı çizgileri geçmesin diye siyasiler sürekli uyarıda bulunur. Yapılan herhangi bir uyarıya uyma konusunda en beceriksiz toplumun biz olduğunu da yazalım. Sıra bekleme konusunda dahi beceri yoksunluğumuz vardır. Becerilerimiz az; kurnaz zekamız çalışkan; ancak yeteneklerimiz sinirli. 70 Mil…

Bu kulüpte zaten hiçbir zaman Van Bastenler, Gullitler oynamadı.

Galatasaray Kupadan elenince, elbette gündeme gelen isim Frank Rijkaard oldu. Galatasaray’ın son 4 resmi maçı kazanamadığı bir ortamda, üstelik Avrupa’ya veda ettiği bir ortamda tartışılması kaçınılmaz bir isim Frank Rijkaard. Kendisinin kulübede olması ben dahil, fanatik olmayan futbol severlere ilham vermekte, dolaysıyla kendisi kulübede daha çok görmek isteriz.Ancak sürekli kadro kalitesinden şikayet etmesi bizleri biraz üzüyor. Çünkü Galatasaray’ın Avrupa’da başarılı olduğu her dönemde kadrosu çok da kaliteli değildi. Var olan oyunculardan alınan yüksek performans ile başarılı oldular. Liverpool deplasmanına zamanında Radu ile çıktı bu takım. Bugün ise Milan Baros ile. Yıllarca önce Manchester çıkarken sadece iki yabancısı vardı, bu takımın ve bir rüyayı gerçekleştirirken.
Rijkaard’ın bana göre oyuncularından şikayet etmesi yersiz, eğer bir kulüpteki var olan oyunculardan yeterli verimi alamıyorsan ve de kulüp istediğin oyuncuları almıyorsa, Rijkaard gibi bir isme o zaman gitmek y…

Zico ortaladı Lucescu vurdu, Türk takımları durdu.

Türk futbolu dün gece kriz yaşadı. Bu kriz şimdilik Beşiktaş takımına uğramadı. Dün gece aslına bakarsanız, tüm medya sevinmiştir. Artık başlar Türk futbolunun hali ne olacaklar. Galatasaray ve Fenerbahçe aynı anda krize girdi. Baştan söyleyelim, bu iki takımda birkaç hafta sabırla krizden çıkar ve annemizin liginde eserler her şey unutulur gider. Beşiktaş için beyaz ağırlıklı, Trabzonspor ise Liverpool’a elenince en azından bizim rakipti güçlüydü derler.
Sezon başında Bursaspor’un kaç gol yiyeceği başlayan Avrupa bahislerinde en çok kazandıran Fenerbahçe ile Galatasaray oldu yaşadıkları mağlubiyetlerle. Hele Galatasaray’ın son anda elenmesine ne demeli. Avrupa kupalarından yokuz, neden olmadığımız ise basit. Popülist yaklaşımlar. Takımı Avrupa zirvesine taşıyan Zico’yu anlamsız bir şekilde gönderip, yolunda giden takımı bozarsan hüznü yaşar iliklerine kadar hissedersin. Çok değil, yaklaşık üç sezon önce Chelsea’ye rakip olup; bugün PAOK’a rakip olamamak acı. Diğer yanda 2000 yılında a…

Kemal Kılıçdaroğlu yazdı Genel Af, CHP Bestelemedi.

Kemal Kılıçdaroğlu genel af çağrısı yapınca, o çağrıyı önemseyenler oldu. Daha öncede Türban çağrısı yapmıştı, ancak bunlar nabza göre şerbet vermeler. AKP yapınca af çağrısını beğenmeyenler, Kılıçdaroğlu yapınca, hemen sevindiler, bak CHP değişiyor diyorlar. İnsanların bakın anlamadığı ya da az kişinin anladığı bir nokta var. O noktada şu ki; Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti içi rakipleri var ve o parti içi rakipleriyle de uğraşmak zorunda. Kendisinin değil parti, partiye gelişi de biraz ihanet kokuyor, söylediklerini parti uyarısıyla değiştirebiliyor. Partinin tam lideri değil seçilmiş sözcüsü gibi. Sadece popüler olduğu için parti onu seçmiş izlenimi var. Arada böyle çıkışlarıyla kendi olmayı deniyor. Aslına bakarsanız Kılıçdaroğlu kendi oluyor böyle durumlarda. Ancak hatırlatıyorlar hemen sen Kemal Kılıçdaroğlu değil, CHP Genel Başkanısın.
Recep Tayyip Erdoğan ise partinin önünde, onun partisindeki isimlerin önemi yok, o partiden önde, hatta zaman zaman o da kendi gibi çıkışlar yapıyor…

Görüşüldüyse bu Vatan Hainliği değildir.

PKK ile hükümet görüşür mü; görüşür görüşebilir, karşınızda size sürekli zarar veren biri var. O zaman görüşürsünüz. Silahlı mücadele yıllardır devam ediyor ve muhatap almanın vatan hainli sayıldığı bir durum var. Bir insanı ya da bir kurumu ya da bir örgütü muhatap almak ona hak vermek manasına gelmez. Ha o örgütün bir takım talepleri olabilir, onların içinden gerçekten karşılanabilecek olanlarda var olabilir, ancak bunu PKK ile görüşüyorlar vay vatan hainine getirsek, o zaman işi sadece silah boyutunda tutarsınız, o zaman elinize ne geçer, aslında hiçbir şey.
Hükümet P.K.K ile görüştüyse, bu hükümete bakış açısını değiştirmez, yani değiştirmemeli, çünkü karşınızda sizi kemiren, bitiren bir örgüt ve siz o örgütle diyalog kuramadığınız sürece, onların muhatap bulamadık dağa çıktık tezine olanak verirsiniz. PKK ile görüşmüş vay çığlıkları atıyoruz, ancak onları siyasete çekmenin yolu da bu. Herkes hakkını siyasi yolla arasın; dağlarda aramasın. Muhatap olmadığınız örgütle tüm dünya muha…

Bitaraf olup bertaraf olmak sürekli taraf olmaktan daha kolaydır.

Bitaraf olan bertaraf olur dedi Başbakan, evet bu ülkede bitaraf olanlar kısa vadeler için bertaraf oluyorlar. Ancak bir tarafı seçtiklerinden o taraf onların önüne karşı tarafa geçmek isteseler de çıkıyor. Ben her zaman bir cemaatten bir siyasi partiden uzak durdum, çünkü bu ülkede taraflar çok sık değişiyor ve değişen taraflarda vuku bulan iki yüzlüğü görüyorsunuz. Örneğin Avrupa Birliği karşıtı olan Abdullah Gül, birden Cumhurbaşkanı olunca Avrupa birliği yandaşı olur, öyle olunca bitaraf olmak öyle de güzel geliyor ki anlatamam. Bir yandan da bakınca Genel Başkanı istifa etti diye ağlayan Gürsel Tekin diğer Genel Başkanı yanında gülebiliyor. Diğer yanda Abdullah Öcalan yakalanınca koalisyon ortaklarına asalım demeyenler gün geliyor, asalım diyorlar. Türkiye’nin en çok Başbakan olmuş adamı dündür bugün bugündür diyorsa , o ülkede bertaraf olmak daha da hoştur.
Referandumda oyum evet, yetmez ama evet için değil, her seferinde; dayatmacı hukukçulardan, örgütlerden bıktığım için evet.…

Starbucks’ta sidik kalitesi ölçülüyor.

Starbucks tuvaletlerinde şifre varmış, varsın olsun. Zaten benim öyle sadece bir yere tuvalet ihtiyacı görmek için gitmişliğim yok, ancak yurtdışında da var olan bu uygulama Türkiye’ye geldiği için kendileri herhalde birçok insan görmüşler aynı şekilde. İnsanların temel ihtiyaçlarından tuvalet de şehirleşme ile birlikte paralı hale geldi. Oysa Anadolu’da büyük küçük fark etmez üstü taşla kaplanırdı. Zaten oralarda kanalizasyon yok.
Ayrıca büyük otellere girip oraların tuvaletlerini kullananda var. Ancak Starbucks bir kitleyi unutmuş. Bu kitle tuvalet kapalı kalmaktan korktuğundan Starbucks’ın tuvaletine uğramayacaktır. Kıçımdaki dışkının bu kadar popüler olduğu anlar azdır. Bu uygulama bir bakıma bize şunu anlatıyor, Tuvalet bir yan hizmettir, önce tuvalete gitmeyi gerektiren ürün alınacak, ondan sonra gidilecek, sokaktan alınan ucuz su Starbucks’taki lüks tuvaletten denize dökülmez.

Beşiktaş Haldun Üstünel’in peşinde.

Rubinho, her akşam Türk futbol severin konuştuğu oyuncu, en çok Rubinho ile anılan takımın Beşiktaş olduğunu hepimiz biliyoruz. Quaresma ile başlayan Guti ile devam eden diğer yandan da Raul adının geçmesiyle doruğa çıkan transfer yazı Beşiktaş taraftarları için Rubinho ile doruğa çıkmıştı. Yıllarca yeter Demirören diye bağıran Beşiktaş taraftarı hatta Başkanını da stada sokmuyordu, ardından adı geçen oyunculardan Quaresma ve Guti alındığında transferler taraftarı çıldırtmış ve Başkan ile barışma şansı vermişti. Hatta daha da ileri gidip Messi’yi bile istemişti Beşiktaş taraftarı.
Beşiktaş; sponsor olmadığı için Rubinho’yu alamadık demiştir, ancak Rubinho açıklama yaptı ve kendisine sadece Fenerbahçe’nin teklif yaptığı belirtti. Yıldırım Demirören ise bir kere daha karizma yoksunu olduğunu ortaya koydu. Geçen yıl Mehmet Topuz transferi, Nihat transferinin durumu; yöneticiyken yaşanan Mondragon olayları hep Demirören’in karizmasındaki çizikler, oda bunları Quaresma’yı gidermeye çalıştı,…

Anadolu Ateşi bu yılda yanacak gibi.

Ligimizin ilk 2 haftası bitti. Aslında daha çok erken bir şeyler söylemek için; lig uzun maraton ve krizde olan takımlarımız var. Ancak bugün itibarıyla ilk 4 sırada hiç bir 3 büyük takimin olmaması güzel.

Bursaspor gecen yıldan kaldığı yerden şimdilik devam ediyor; henüz kalelerinde gol görmediler; bunu da olumlu sayabiliriz. Trabzonspor bu yıl Sari Lacivertliler karsısında 6 puan toplayabildi. Ve umut vaat ediyor diyebiliriz. Anadolu takımları içinde gelişmesini beklediğimiz Kayserispor'da iki maçta da 6 puan aldı. Onlarda umut vadeden takımlar arasında.

Bu sene daha iyi olmasını beklediğimiz Gaziantep bekleneni veremedi. Sivasspor iki maçta 4 puan alsa da; beklediğimiz gibi değil. Istanbul Büyükşehir Belediye nerde kalmıştıkla devam ediyor.

Ligin ilk 4'teki takiminin 3'un hocası yerli. Yine ilk 3'te 2 tane Trabzonspor'da oynamış hoca var.Yine bir başka Trabzonsporlu Tolunay Kafkas hiç mağlubiyet almayan hocalardan.

Bu sene lig çekişmeli geçeceğe benziyor.Daha er…

Turist de olamıyoruz, Turizmci de olamıyoruz.

Arada bir bizi kaile alıp; soru soran arkadaşlarımız oluyor bizde onlara vereceğimiz cevapları buraya yazarak daha fazla insan yararlansın istiyoruz.


Ana konu Turizm. Turizm okuyacak arkadaşlara önerim; sunu unutmamaları; okulda verilen eğitim yeterli değil; gereken eğitim verilmiyor; birçok üniversite sektörün gerisinden geliyor. İki yıllık meslek yüksekokullarının eğitimi ile Turizm Meslek liselerinin eğitimi ayni.

Bu sektörde önemli olan kendini sektör içinde tutmak ve bunu yaparken de sürekli üstüne bir şeyler eklemek. İyi bir Turizmci çok iyi bir genel kültüre sahip olmalı; iletişimi iyi olmalı. Turizm gerçekten zevkli ve insanin ufkunu açan bir sektör.

Bu sektörde çalışmak bir kere fedakârlık istiyor. Çalışma saatlerinin düzensizliği tatil kavramının olmaması; hafta sonu izinlerinin olmaması bu sektörün problemleri. Sigorta yapmayan birçok. İsletmenin olmaması; ana kazanç yerine yan gelirlerin etkin olması bunların bordroya yansımaması diğer problemler.

Açıkca söylemek gerekirse…

Babalar ve Oğulların siyasi salvoları

Saadet Partisi'nde isler iyi gitmiyor; tam da Numen Kurtulmuş iyi bir hava yakalamıştı; ancak Necmettin Erbakan ve etrafındakiler bunu kabullenmediler; iftar yemeğini de basmışlar. Burada parantez içinde belirtelim; İslami sermayeyi eleştiren Kurtulmuş'un iftarı 5 Yıldızlı Wow otelde vermesi de ilginç. Demek ki neymiş; herkes aynımış.


Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan irite edici bir hal alıyor; geçmişte Alparslan Türkeş’in veliahtı olan Tuğrul Türkeş yandaşları MHP kongresinde kavga çıkarmıştı. Türk siyaseti babalarının arkalarına sığınan oğulların gölgesinde kalıyor. Bu gölgelerin içinde Ahmet Özal en dikkat çekiciydi; O da Anap içinde zaman bu yollara başvurdu. İnsan Allah’tan Süleyman Demirel'in çocukları yok demeden edemiyor; yoksa tarihimizdeki padişah Süleymanların sayışı Mehmetleri geçerdi.

Yıllarca babadan oğula gecen Padişahlıkla yönetilen devletin geçmişi hala birtakım insanlar tarafından özleniyor; ve onlar Baba kontenjanından babayı almak yerine Koltuk derdine düş…

Belediye’den acı tespit taşlar yerine oturmadı.

Büyü bozuldu; ben demiştim lafını sevmem; ama daha önce belirttiğim gibi bu bahar havasıydı ve Beşiktaş takımı kendisini olduğunda büyük görmeye başlamıştı. Istanbul Büyükşehir Belediye; Süleyman Efendinin nasırı gibi; takım ayırmadan herkese ceza kesiyor; kendine getiriyor; kadro istikrarı da var. İskender Alin gecen yıl Fenerbahce'yi yıkan adam bu yıl da Besiktas'a acımadı ve futbolun her zaman sahada oynandığına bizleri inandırdı.





Ligin daha başı çok şey değişebilir ama yine zorunlu bir ligin bizi beklediğini söyleyebiliriz; daha 2.maçlar bitmeden iki mağlup büyük takım var. Beşiktaş takımı takım olarak bugün hücumunda etkin olamayınca; Quresma kilidi açamayınca ; Büyükşehir’in karakteristik oyununa teslim oldu.





çok beğenilen Cenk Rüştü gibi; gereksiz çıkışlara sahip; kaleyi fazlaca riske attı. Guti'yi yedek bırakan bir başka hoca olsa eleştiri alırdı; ama Schuster Yabancı bilir kontenjanından faydalanıyor; Mac sonucu en çok üzülenin Ernst olduğunu da belirtelim; 1-0 i…

Burada Mesut olamadık da İspanya’da mı olacağız

Mesut Özil yabancılar için Mesut Ozil; bizden olmayan, ama bizden olduğunu iddia ettiğimiz oyuncu. Türk olduğuna kâiniyiz. Aslında ne önemi var, milliyetini belirtmenin, ısrarla Türk demenin, kendini Alman hisseden bu çocuk ne yapsa seviniyoruz. Aslına bakarsanız ismi bile Arapça; Araplarda çıkıp pek ala dilleri gelişiyor diye sevinebilirler, çünkü birçok evde Messud kökünden türeyen, Mesut kelimesi yaygınlaşacak. Real Madrid’te futbolcumuz oynamadı, hep istemişiz demek ki; Gerçi bir zamanların rüya takımı Milan’a bile oyuncu ihraç eden ülkelerden biriyiz.

Dünya Kupasıyla başlayan Mesut serüvenimiz devam ediyor, oysa bu oyuncu da hiçbir emeğimiz yok, Almanlar yetiştirmiş, şimdiyse İspanyollar oynatacak. Bizse yıllar sonra çok değil belki de bir iki yıl sonra transfer edeceğiz, Mesut’u bu topraklara, hep bekleyeceğiz. Tıpkı daha önce beklediğimiz Mehmet School gibi. Kubilay Türkyılmaz da bize heyecan verirdi, geldi bu topraklara, heyecanlıydı. Bizim zamanımızın bir başka aranan isimleri…

Başbakan Alex gibi Asist yapıyor Kılıçdaroğlu Guiza’dan beter kaçırıyor.

Hükümet Tüsiad'a rengini belli et; aslında bunu söylemeye hakkı yok; hem biz yıllarca Erkan Yolaç'tan yıllarca evet ve hayır dememek konusunda telkinler dinledik. Her neyse ondan sonrada yine ulu Başbakanımızın kükremesini duyduk; ülkeyi sermaye hükümranlığına sokmayacağız dedi; hani su parada din ve iman aramayan Sayın Başbakan; ülkeyi hükümranlığa sokmak istemiyoruz lafı da eski tabirle bizim için hikâye; bir siyasetçi hikayesi olarak kaldı.

Ardından CHP is adamlarına dokunma dedi; iktidar hata yaptı; ama CHP kullanamadı hep kullanamıyor zaten; Askerle sorun olur CHP teamüller der; işadamıyla sorun dokunmayın der; yani CHP statükocu eh o zaman değişime gerek yok; iktidarda değişmesin. Kılıçdaroğlu soy sop tartışmasında da kendisine yapılan asisti Guiza'dan bile kotu bir şekilde dışarı attı ve soyun düzgünlüğünü one surdu; oysa çok da güzel bir fırsat koydu Başbakan önüne Irkçı bir yaklaşım sundu değerlendiremedi. İste kotu muhalefet budur; asil söylenmesi gereken yerine …

Fakirin orucu zeytinden vazgeçmektir, zenginin orucu zengin iftar sofrasını beklemek.

Daha öncede yazmışızdır, ancak arada yine de yazmak gerekiyor. Fakirlerin daha fazla oruç tuttuğu kanaati var; aslına bakarsanız memleketin çoğu fakir olunca, en çok fakirlerin oruç tutması normal. Çünkü fakir sayısı fazla. Bir kere fakirlerin daha fazla oruç tutuyor olmasının altında vazgeçilecek şeylerin daha az olması da etken. Gariban fakir zaten işe erken gidiyorsa, cebinde parası yoksa zaten kendisine kahvaltı almıyor. Kahvaltından vazgeçmesi yerine evde sahur yapması normal. Bir öğle yemeğinden de feragat etmekten kolay bir şey yok, o zaman yemekten de feragat eden fakir orucu daha kolay tutar.
Zengin vatandaş, kahvaltısını yapacak, brunch yapacak, olmadı güzel bir yerlerde oturup soğuk bir şeyler içecek, Starbucks’a gidecek müdavim olacak, hatta biraz çapkınsa başka şeylere de para harcayacak, dolaysıyla zengin için daha da zor. Fakirseniz bazı sorunlarınızın çözümü için sadece dua etme seçeneğine sahip olabilir. En basit örnek sağlık sorunları varsa, iyi tedaviye parası yetmiy…

Belki motorları değil; ama takaları da umuda sürebilirsin Trabzonspor.

UEFA kupası kuraları çekildiğinde en çok merak edilen maçtı. Birazda şansız bir ön eleme eşleşmesi bu taraf için. Karadeniz’in hırçın çocukları bu sefer Liverpool ile eşleşti. İngiltere liginde yıllardır şampiyon olması beklenen takımla, Türkiye liginde yıllardır Şampiyon olması beklenen takım. Şenol Güneş bu sefer daha özgüvenli, daha karizmatik. Dediği gibi favori Liverpool ama adına ne derseniz diyin Trabzonspor elerse daha büyük sükse olur. Trabzonspor geçmişinde kimleri yenmedi ki. Böyle maçlarda taktikten ziyade bir ruh yakalarsın, Trabzonspor Liverpool’dan iyi bir takım değil, ama sadece oynaması gereken iki iyi maç var. İki iyi maç oynadığı ve elediği anda, daha özgüvenli bir Trabzonspor olur sahada.
Liverpool ile ilk maç orada olunca, herkesin aklında 8-0 lık Beşiktaş maçı var. Ancak unutmayalım ki, Trabzonspor bu tip maçın provasını, ligin son maçında Fenerbahçe ile yaptı bile ve ben Trabzon’un bu ülkedeki yıldız görünen Yatara gibi oyuncuları ve ileride Avrupa çapında yıldız…

Beyazı ağır basan Yıldızlı Beşiktaş; renginin siyah yanına da bakmalı

Beşiktaş taraftarı bu sezon heyecanlı, takıma Quaresma ve Guti alındığından beri şampiyonluk şarkıları söyleniyor. Lige iyi başladılar sayılır, favori oldukları maçta sahadan galip ayrıldılar. Ellerinde kendi Ardaları diyebilecekleri bir oyuncuları var, kısaca Necip Uysal diyoruz. Cenk Gönen’in Villareal karşısında performansı da Beşiktaş’ım oley dedirtecek cinsten. Avrupa kupalarında favori oldukları maçlarda kazanıyorlar. Dahası geçen yıl tribünde yerlerini alamayan Başbakanları bu sene siyahın yerine daha Beyaz görünüyor.
Sanki tüm bu veriler bana geçen yılın Galatasaray’ını çağrıştırıyor. Beşiktaş’ın uzun soluklu maratonda sıkıntı çekeceği günler yakınmış gibi görünüyor. Bunun için defans kurgusuna ona buna bakmaya gerek yok, Beşiktaşlılar oldukça abartıyorlar takımlarını ve ellerindeki birkaç galibiyet ile rüya takım moduna giriyorlar. Elbette Guti, Quaresma bu iyi futbolcular, ama sadece iyi futbolculara sahip olmak yetmiyor, bu iyi oyuncuların performanslarını ileriye taşımları…

Seyircin yoksa stada gerek yok gel bizim mahallede oyna.

Süper ligde dun aksam iki maç; Futbolculara ve futbol severlere taraftarsız kalma orucu tutturdu. Trabzonspor ve Fenerbahçe gibi iki takim seyircisiz oynadı; gerçi Ankaragücü cezalı olduğu için Trabzonspor da cezalı sayıldı. Oysa seyircisiz maç bir kere futbolun ruhuna aykırı; bu tavır okullar olmazsa Maarifi yani Milli Eğitimi ne güzel yönetirdim; tavrıyla ayni noktada buluşur hatta Almanya yenildiği için bizde yenilmiş sayıldık moduna kadar gider.

Seyircisiz maç yerine takımları 1.lige hasret mekânlarda oynatabilirsiniz. Örneğin Van'da, Aydın’da Mersin'de Erzurum'da ama futbolu oksuz bırakmak hele ki bu kadar paranın donduğu bir dönemde ruhuna olduğu kadar cebine de aykırı. Futbol seyirci ile güzel; bunu unutmadan cezalar verilmeli.

İndim Havuz başına, baktım ülke kalmış bir başına

Ben havuzlu villa tartışmalarını pek sevmem; bir turizmci olarak turistlerin sürekli olarak havuzlu otel sormasından sıkılan biri olduğum için havuz kelimesi beni biraz irite eder. Zenginlik olcu birimi bu ülkede araba, saat, takı, havuz, villa ile ölçülüyor; oysa insanların yedikleri paralarda yemedikleri kadar önemli olmalı diye düşünüyorum. Gerçi harcanan paralarda gündeme sık sık geliyor. 

Bizde zaten devletle ilişkisi olan her donem halktan zengin olmayı başarmış. Bana bizden olan siyasetçi görüntüsünü bir tek Bülent Ecevit vermiştir. Diğerleri hep sanki servetten yanaydılar. Havuz üstüne tartışmalar yapmak; birazda sidik yarıştırmanın ispati sanki çünkü bu millet en çok havuza işemeyi sever. İşeyebildiği havuz onundur; gerisi yalandır.

Eskiden Mercedes statü sembolüydü; simdi havuz galiba. Biz havuz basına inemesek de siyaset zaman deniz seviyesine; havuz seviyesine ve sidik seviyesine inebiliyor; Türkün siyaset anlayışı bu; hep bir yarış; ama benim babam senin babanı döver yarı…

Uyutur mu uyuşturuyor mu?

Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde bir haber; adrese teslim uyuşturucu. Bonzai'yi anlatmışlar. İnternetten kolay sipariş verildiğini belirtmişler. Simdi bu yolla bir sinsilik yapabilir ve bu haberin aslında Bonzai'nin satışını artırmaya yönelik olduğunu söyleyebiliriz. Diğer yandan bir soruna dikkat çekme amacı olduğu da ifade edilebilir. Bakış açısına bağlı; ama ben Hürriyet gazetesine bakınca sanki Bonzai'yi teşvik ediyor gibi görüyorum.

Ayni durum benim bu yazım içinde geçerli olabilir; bende belki de Bonzai yaygınlaşsın diye bu yazıyı yazıyor olabilirim; ama benim yaptığım bir tasta iki kus vurmak ve hem Hürriyeti eleştirmek hem de Bonzai'den bahsetmek; aslında değil; Reklam ya da insanların ilgisini çekmek için ne yapılırsa geçerli olurun birçok cevabi var.

Ancak hem haberi okuyunca; hadi okuyucular gidin uyuşturucu ihtiyacınızı Bonzai ile giderin; benim anladığım; algıladığım sonuç bu. Hürriyet kusura bakmasın.

Galibiyete "Eriş"enlerle Erişmeyenler

Süper toto sezonu dun aksam oynanan maçlar ile acildi. Galatasaray'in mağlup başladığıhaftada Beşiktaş galip baslarken her iki Istanbul takımı sadece 1'er gol attılar; atılan 4 golün ikisini de yiyen tarafta onlar vardı. 4 Maça çıkan 8 takımdan 5 tanesi gol atmayı başaramadı; deplasman takımları 1 galibiyet 2 beraberlik iyi sonuç aldılar. Bir puan alan 3 takım da Kırmızı Siyah formaya sahipti. Formasında sari olan takımlar dun
kaybedenler kulübünde yerlerini almışlardı.

Maçların sadece bir tanesi üst bitti. Takımların gollerini atan oyuncular gecen yılda kadroda yerlerini almıştı. Bunlar Bruno,Cihan,Mustafa Sarp ve Bobo. Ancak asisi yapanlar Ceyhun ve Guti takımlardaki yeni isimlerdi; eskiler çaldı; yeniler oynadı. İlk gün maçlarında yerli hocalar ve yabancı hocalar birer galibiyet aldı.Diğer ilginç nokta dun oynayan maçlardaki 8 takımın hocalarından Bülent Uygun,Mesut Bakkal,Rıza Çalımbay bu 8 takımın en azından 2sinde görev aldılar. Bizim 4 maçta atılan golünün fazlasını Pre…

Türk Malı, Türk Dili, Türk Kurumu, Türk Şikâyeti

RTÜK faaliyetlerine devam ediyor. Türk Malı dizisinde kullanılan kelimeleri beğenmemiş; ancak oradaki karakterin özelliği zaten kelimeleri düzgün kullanmaması. Televizyonda kullanılan sözcükler dilimizi etkiliyor; etkilemiyor dersek yanlış olur. Özellikle Avrupa Yakası dizisi ilginç bir dil yaymıştı ve gençler arasında bunu duyuyoruz. Ancak tüm kanal isimlerinin nerdeyse yabancı olduğu ülkede bu tip garip taleplerle dil kullanımı düzelmez.

Çocuklarına dil öğretmede konusunda başarısız bir ülkeyiz. Bir ülkede bizimki kadar yabancı dil kursu varsa o ülkede dil kolay kolay öğrenilmez. Ayrıca bizde verilmeyen bir eğitimde kullandığımız dillerin köken bilgisini vermemiz.

Rtuk sunu unutuyor; televizyon bir eğlence ortamı; bu ortamın içindeki televizyon dizileri de kimi zaman sözcük kullanımlarıyla eğlencenin daha da ilginç hale gelmesini sağlıyor.

RTUK her konuda şikâyet alabilir. Türk toplumu kendi hatasını başkalarında aramayı içselleştirdiği için sürekli şikayet alması normal. Kendi üret…

Altınsay ile Üç Büyükleri Saymamak.

10 AĞUSTOSgünü yazdığım yazıyla; ,İbrahim Altınsay’ın11 AĞUSTOS yazısı bir bakıma benziyor. O olayı daha geniş açıdan alırken ben sadece ilk 3 sıralaması yaptım ve ilk 3’ün dışında tuttum; üç büyük takımı; benim hoş bir tesadüftü, elime dün gazeteyi aldığımda bunu beni biraz heyecanlandırdı. Bir gün arayla pişti olmak. İbrahim Altınsay ile aynı mantığa yaklaşmak. Kendisi beğeniyle takip ediyorum.
Spor yazarları içerisinde kavga gürültünün içinde birkaç aklı-selimden biri. Mehmet Demirkol da Radikal’e geçerse zaten, Radikal uzak ara en iyi spor yazarlarına sahip olmuş olacak. İyi spor yazarı boşluğunu dolduran bir başka etmen ise blog yazarları, bugün çok kaliteli futbol blogları var. Bir ara program olarak yapılmıştı, ama tutmadı. Diğer yanda NTV’nin Spor Servisi programında zaman zaman bloglar yer bulabiliyor.

Abaza mısınız değil misiniz

Küçük Aptalın Büyük Dünyası Blog yazarı Pucaa'nın sıradışı kitabi; bir kadının kadırgalı Aysel modunda yazdığı; içinde doğal cinsellik gecen kitap; erkek organının argo isimleri bile kitapta yerini bulmuş. Internet dilinin hakim olduğu bir kitap. Ancak en güzel yanı; içinde bulunduğu ruh hallerini anlatırken; Yeşilçam artistlere kendini benzetmesi.

Kitapta bir kadının ask hayatinin en doğal hallerini görüyoruz. Kitabin tutma sebeplerinden biri bu; doğal olması; kadın dünyasına ayna tutması. Kitabi popüler kılan bir başka etkende cinsellik. Pucaa kitapta cinsellik bulanları abaza olarak adlandırıyor; ama parkta yiyişememesinden bahsetmesini sanırım cinsellik olarak adlandırmıyor; Onun cinsellik anlayışı farklı.

Kitap yazmak blog yazarının rüyasıdır. Pucaa bunu başarmış; başaran başka blogcularda var; ama Pucaa satan. Satabilen bir kitap yazmış; Internet aleminde Twitter da en az Fazıl Say kadar ses getiriyor.

Kitap güzel; eğlenceli; ayrıca Abazalığınızı test ediyor.

Bakan Çubukçu değil yüreğimizi yaralayan Okçu

Sendika ve sendikalı olmaya olan öfkemiz devam ediyor. Öfkeli hükümetin; öfkeli Milli Eğitim Bakanı da bunu dile getirmiş; hani şu kadınlar siyasette yer alsın diyoruz ya; Nimet Çubukçu çıkışlarıyla Başbakanı aratmıyor ve adeta Baş Bakan olmak istiyor.

Keşke her birimiz sendikalı ve hakkini arayan olsak ve kurtulsak artik su solcu ve komünist; militan yaftası yemekten. Parayı veren özel sektör düdük çalıyorsa bizde sesimizi duyuralım; birlik ve beraberlik ortamı yaratalım. Başbakan ile Muhalefet Partisi lideri Kılıçdaroğlu’nun beyini; memurunu; bayını bırakalım; kendi elde edeceğimiz haklara bakalım ve özel sektör tarafından sömürülmekten kendimizi kurtarmanın yollarını arayalım.

Hepimiz keşke yeterince dirayetli olsak da sendikalı olabilsek. Bakan sendikalı öğretmenler suç işleyen bir vaka gibi gösterirken; unutmasın ki bizim gibilerin Amerika'da okutacak çocuklarımıza destekleyici olacak tanıdıklarımız yok; onlara sağlayacak ayrıcalıklarımız yok. Dahası biz solcu öğretmenlerden …

Bu sene çok daha iyi takımlar çok naklen yayın ama yine 1 Şampiyon

Lig başlıyor. Bu yılın sıralamasında, 1. Kim olur kestiremedim, ama 1. Olmayı en çok Trabzonspor’a layık görüyorum.
1.Trabzonspor: Bir kere hoca açısından en iyi takımlardan biri, havayı yakaladılar.Teofilo gol atabileceğini gösterdi, bana göre Jaja iyi bir transfer. Onur Kıvrak bu yıla damgasını vurabilir, iyi Yatara şov yapabilir, yani bu yıl ki Trabzonspor heyecan veriyor. Alanzinhio da heyecan katsayısında üst sıralarda. Trabzonspor’un dezavantajı sabırsızlık biraz da defansı. 2.Gaziantepspor: Bu sene büyüklerde umut göremediğimden ikinci başarılı takımadayım Gaziantepspor; Tolunay Kafkas’a güveniyorum; 1.ligde biraz kalburüstü oyunculardan oluşuyor, Gençlerle bunları harmanlarsa umudumuz var. 3. Eskişehirspor: Üç büyükleri liste dışında tuttum, çünkü hepsinin 1’den 5.’ye kadar olma şansları var, benim amacım ilk 3’ün içine sızacak takımı bulmak. Eskişehirspor Tello’yu alarak akıllıca bir iş yaptı. Pele gibi bir isim var. Batuhan bana göre bu ülkenin en verimli golcülerinden biri. Ü…

Kendime sürünerek gidip sürünerek ölmeyi tercih ederim.

Gidesim buralardan bunaltıcı sıcaklardan; insanlardan kaçasım var. Daha kendim olasım var; belki bir hippi belki de herkesin züppe diyeceği biri. İstemiyorum yiyeceğim belli olsun; giyeceğim sorgulasın. Ben olmak istemiyorum; restoranlarda oturmak yerine gerekirse ot olsa yemek ama ben; kendim olmak istiyorum; hırslarımdan arınmak; kendime hisim yaratmaktan uzaklaşmak istiyorum. İstemiyorum nefret ettiğim insanlarla uzlaşmak; istediğim tek şey uzaklaşmak.

İnsanların ne kadar yavşak olduğu görünce; hepsiyle ilişkimi kesmek ve Allaha dönmek; derviş olmak istiyorum. Yalan maldan; mal insandan uzaklarda olmak istiyorum. Sadece sırt çantam olsun; özgür oluyum; bunu başaracak kadar yürekli oluyum. Özüm bir sözüm bir olsun.

Uzaklaşmak istiyorum; yelkenliyi mavi sürmek; kendi uzağımda olup kendimden sürgünde ölmek istemiyorum.

Kendimden sürgünde ölmek yerine
Kendime sürünerek gidip sürünerek ölmeyi tercih ederim.

Seferiysen Müslümanlıktan uzaklara sefer eyliyorsun.

x Arapların öncülük ettiği bir akım var. Bu akımın adı seferi olmak; ramazanda seferi olup oruçtan muaf olduğunu sanan Müslümanlardan utanıyorum. Oruç tutmak ve tutmamak başka birde oruçtan hileli sıyrılacağını sanmak daha doğrusu tanrıyı kandıracağını sanmak bambaşka bir olay.

Bu seferi olup; beş yıldızlı otellerde fink atanlardan ahiret aleminde davacıyım; eğer onlar Müslüman sayılıyorsa ben bu dinden olmaya razı değilim. Günah sahibi olmak başka dindarım deyip hile yapmak başka.

Zina yapmıyor gibi görünüp; tek günlük nikâh kıyanlar; faiz yediği halde buna değişik ad verip hileli yollara başvuranlar bilmeli ki; günahkâr olduğunu sandıklarınız size göre daha asiller; bunu unutmayın ve Allah eğer kandırabilseydi benim gibiler ona inanmazdı; ha siz kandırabiliyorsanız kandırdığınız bir tanrıya inanmaktan vazgeçin

Günahlarım benim sevaplarım da

Efendim ben dindar mıyım, değil miyim bilmem, bildiğim şey dine inandığım mümkün olduğu kadar da yasaklarına uymak istediğim, ancak kimi yasaklarına uyamıyorum, bu demek değil ki, bir kere uyamadığım için tüm yasaklarını çiğnemem gerek, alakası yok, ben uyabildiğim yasaklara uymakla yükümlüyüm uyamadıklarım içinse af kapısına güveniyorum. Mümkün mertebe az günahım olsun isterim, ancak bunu yaparken amacım cennet değil, sadece bize yaratana şükranlarımı sunmak ve bir sahaysa burada bu sahada iyilerden olmak, bunu ne kadar başarıyorum o ayrı.

Benim işlemekten uzak durduğum günahlar yasal yolu olmayan günahlar,örneğin içki içmek, domuz yemek, kumar oynamak,hırsızlık hiçbir durumda sevaba dahil olmayan ve zorunluluk hariç o da domuz yeme konusunda sürekli günah olan eylemler. Zina bekârken cinsel ilişkinin adı ama evli olunca değer kazanıyor, Namaz kılmamak mazeretin olduğunda kazaya bırakabiliyorsun gibi. Ben insan olduğumun farkındayım ve benim için en iyisini bilen bir varlığın olduğuna…

Ramazan’da su sezonu açıldı, sulu sorulardan uzak durun orucunuz bozulur.

Ramazan geliyor; Ramazanla beraber en büyük geyikler yine bizi bekliyor. Ramazan orucunun ana amacının heveslerden arınmak olduğunu unutanlar; yine garip sorularıyla hevesli oruç tutmak için kendilerine kapı açmanın yollarını arayacaklar; oruç nasıl bozulur gibi aslında kolay anlaşılır bir olayın içine çeşitli manasız sorular katarak ve manasız şöhret peşindeki din adamlarını bularak kolay anlaşılmanın ötesine geçecekler ve kolayı zor kılacaklar; aslında zoru kolay kılarken.

Bu insanlar yüzünden bizde kendimizi din adamı yerine koyar olduk. Denize girmek ile oruç ayni anda olmaz. Oruç biz yememek; su içmemek belirli vakitlerde cinsel ilişkiye girmemek olarak algılıyoruz; oysa orucun kökeninde, özünde hava heveslerden arınmak vardır. Bu basit mantığı kavradığın zaman orucu tutarken neyi bırakman gerektiğini kolayca anlarsın; anlamıyorsan o zaman din bu konuda çaresiz.

Birde orucun yaza; yılbaşına gelmesi soruları sulandırıyor. İnsanlar Ramazanda susuzluklarını sanırım bu sorularla gide…

Bursa’da Düşüş mü Düşeş mi?

Bursaspor Trabzonspor'a yenilince hem de 3-0 gibi bir skorla hemen ortalık neşeyle doldu. Çünkü biz Anadolu'dan şampiyon çıksın ister sonra da çıkan Şampiyonu çekemez aaa bak yenildiler diye bir de zil takar oynarız. Dun Bursaspor'un kaybı; yarin ligde kotu gideceğini göstermez; bana göre dünkü sorun kupayı Trabzonspor'un daha fazla istemeseydi.
Onlar istediği içinde kupayı alan takım onlar oldu.dünkü maçta Trabzonspor'dan fark yiyen Bursaspor ayrıca bazılarını Şampiyonlar liginde fark yiyeceğini umuduyla sevindirdi. Bursaspor'un takılıp düşmesini bekleyenler var; ancak ben yine ligde şampiyon olma şansı diğer takımlar kadar olan bir Bursaspor göreceğimizi düşünüyorum.Kimse boşuna sevinmesin; Sağlam ve öğrencileri Quizden çaksa da sınavda basarili olacaktır. Sevinenlere duyurulur.

Evlenince var olanlar.

İzmir’de haşema ile denize girmek isteyen bir bayan isimli önemli değil, bir başka bayan tarafından engellenmiş. O bir başka bayan ismi lazım değil, zaten kendisi içinde önemi yok isminin çünkü o isminden önce sıfatıyla var olmayı tercih ediyor, zaten yaşadığının farkına da evlenince vardı. Evlendiği zaman kendini ifade edebildi. Daha öncesinden edemiyordu, çünkü bu ülkenin devamlılığı sağlayan ordunun bir parçası olamamıştı, bu ülke için bir şey yapmalıydı ve buldu asker karısı oldu.
Asker karısı olunca Türkiye Cumhuriyetinin bekası için kendince haşerat gördüğü haşemalılara karşı savaş açtı. Bende de merak uyandı mesela Nene Hatun bugün olsaydı, denize nasıl girerdi diye şöyle bir düşündüm. Bu ülkede askerler iyi ki var, iyi ki eşleri de var. Üniformalıların cazip olduğunu duymuştum. Hadi askerler yetkilerini Anayasadan alıyor onu anlıyorum ancak eşler hangi yasadan alıyor onu pek çözemedim, bence Anayasa’nın adı Eşyasa diye değişsin belki böylece mecazi anlamıyla bir taşla iki kuş v…

Belki de Karadeniz dalgaları sandığımızdan daha hırçındır.

Bursaspor’a Real Madrid hayal edenler;ondan önce Liverpool gerçeği ile karşılaştılar. Aslında benim en çok izlemek istediğim iki takımdan biri Liverpool diğeriyse Barcelona; futbolun güzellikleri içinde bakacaksak, güzel olur Trabzonspor ile Liverpool kapışması tamam Trabzonspor eski Trabzonspor değil ama yine de o Karadeniz yenilmez inadı içinde, tura yakın olan elbette Liverpool, ama iki sahil kentinin kapışmasında belki de Liverpool ‘un Karadeniz dalgasında boğulma ihtimali olabilir. İlk maçın deplasmanda olması oldukça iyi belki de 19 Ağustos günü Çanakkale olmasa bile Trabzon geçilmez oynayabilir Trabzonspor ve eminim ki birçok Trabzonlu oyuncu, bu maçta sahnede kendisine yer bulmak isteyecektir.
Trabzonspor Liverpool için biraz kapalı kutu olduğundan bu şansı değerlendirip tur atlayabilir. Elbette futbol sahada oynanıyor ve sahada kazanılıyor ve bence Trabzonspor’da bu azim ve direnç var.

Her şeye ileri geri diye bakarsak ileri gidemeyiz.

Bugün Radikal gazetesinde bir haber vardı; İzmir’deki şurada; İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü kızların okuyabildiği karma olmayan okul talebinde bulunmuş; tabii bu durumda bize ne demek düşer vay gericiler bunu söyleyerek kendi içimizde çelişkiye düşeriz; daha doğrusu bu ülkede sorunların neden çözülmediğini anlarız. Hala bazı ailelerin kız çocuklarını okula göndermediğini unutup; biz gericilik derdine düşeriz. Bu tip okullar büyük şehirlerin kırsal kesimlerinde; kırsal kesimlerde açılmalı; açılmalı ki çocuklar eğitime kazandırılsın; kazandırıldıktan sonra bir sonraki nesil zaten karma eğitime geçecektir. Aslında bu bir örnek her soruna ideolojik anlam yüklüyoruz; yüklediğimiz için yükümüz hep ayni kalıyor; kurtulamıyoruz yüklerden.

Eğitimin karma olmaması kimi yerlerde bize ne kaybettirir; ama eğitimle insanların zıhına etki edemeyecegimize inanmışsak o başka bir konu; onu da değerlendirmek basit; evet bizde eğitim sadece diploma için. Böyle. Olunca değişmeyen beyinler var. Karma eği…

Siyaset basit işler için mi vardır.

Bazı olayların hep siyaset konusu yapıldığı söylenir; özellikle siyasetçiler tarafından; ancak zaten siyasetçilerin isi siyaset yapmaktır. Her konu siyasetin ilgi alanına girer ve girmelidirler.

Ancak bizdeki siyasetçilerin ana sorunları biraz daha başkadır; bizde siyasetçiler ilkeli değildir. İlkeleri çok esnektir. Ancak her konu gibi siyaset de sulandırılır ve bizdeki partiler konumlarını muhalefet ya da iktidar olmalarına Gore ayarlarlar; bu da samimiyetsiz bir ortam yaratır; hayatin her alanı siyasetin bir konusu olduğundan bunun da siyaseti yapılıyor denmesini çok da doğru bulmam.

Ankaraspor’un gücü eksik.

Türkiye liglerindeki Gökçek etkisi devam ediyor. Bank Asya 1.lig başlamadan Ankaraspor küme düştü ve biz Melih Gökçek’in nasılda Ankaragücü’ne çöreklendiğini gördük. Dahası 2 yıldır Türk futboluna işkence ediyor; Ümit Özat da bu işkenceye ortak olarak bizdeki karakter sınavından sınıfta kalıyor ve bu sezonu tamamlayamayacaklar kontenjanın ilk sırasını onlara veriyoruz. Biz her zaman futbolun sahada oynanmasına ve her turlu sonucun orada alınmasına inanıyoruz.

Futbolun içine eden Melih Gökçek'i ise sadece kınayabiliyoruz; dahası elimizden gelmiyor.

Hadi onlar Young Boys peki bizdeki eski kafalılık onları elemeye yeter mi?

Fenerbahçe elendi. Young Boys Fenerbahçe’yi eleyince Bursaspor bir kere daha sevindi. Bence ülke takımı falan dememişler, sevinmişlerdir. Milyonlarca Euro için. Birde hani şu Bursaspor’a Real Madrid’den 6 yesin tarifesi çekenler, şimdi ellerinden gelse Şükrü Saraçoğlu’nu, ilk tarifeli uçakla terk edecekler. Ben üzülmedim. Bir kere şu büyük takımların her yıl Şampiyonlar ligini alıyormuş gibi hava atıp, X takım hiçbir şey yapamaz orada tavırlarından dolayı sevindim. Bir diğer sevinme sebebim, Aykut Kocaman’ın eleştirdiğim geliş şekli, geliş şekli açısından Oğuz Çetin’e benzetiyorum ve birden bire aklıma acaba Ali Şen Sakarya gurubu derken haklı mıydı demek geliyor.

Christoph Daum’u sevemesem de gönderiliş tarzı yanlıştı. Fenerbahçe şimdi daha büyük tramvaya girecek, başta Aykut Kocaman olmak üzere. Aslında yönetim de transferde geç kaldı. Annemizin ligine döndük, Fenerbahçe Saraçoğlu’nda hüsran sayfalarından birini daha açtı. Bundan sonra Avrupa liginde umut arayacaklar. Aykut Kocaman …

Ben sana Başbakan olamazsın demedim, Başbakan istemezse Kara Kuvvetleri Komutanı olmazsın dedim.

Iğsız Paşayı Kara Kuvvetlerine atamamışlar; hal böyle olunca yine bolunduk. Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünü boşuna antlara koymuyorlar; yoksa bölünecek. Simdi Iğsız Pasa; Hasan Iğsız Kara Kuvvetleri komutanı olmayınca; hakkında davalar olan Başbakan’da gündeme geldi. Gündem su ki; Soruşturman varsa ne olursun ne olamazsın; Başbakan olabiliyorsun; Kara Kuvvetleri komutanı Olamıyorsun; ama su da bir gerçek ki ne olursa olsun sana halktan sahip çıkan birileri hep var oluyor.

Bunun nedeni belli; kimse adalete güvenemiyor; böyle olunca soruşturmaların gerçekliği de; sonuçları da tanınmıyor; zedelenmiş adalet duygumuz; Yargı kararı kimsenin umurunda değil; zaten herkes istediği gibi karar alabiliyor.

Burada ben Hasan Iğsız atanmamasını doğru; bu yapılırken de soruşturmanın bahane edilmesini yanlış buluyorum; açık açık biz bunun darbeci olduğuna kanaat getirdik deyin. Bu hükümet son yıllarda askerden en az korkan hükümet çünkü asker hep mağdur eden konumunda; simdi birde Taraf gazetesinin ya…

Dokunma Kuvveti

Hasan Iğsız Paşa’ya Balyoz soruşturması nedeniyle atama yapılmadığı söyleniyor. Böyle bir şey varsa doğrusu bu zaten; bakin insanlar askerlerin durumuna üzülüyor; ama bu askerler terör eylemlerini yatıştırmak yerine başka isler yapmakla anılıyor ve buda acı veren bir durum. Anılmaları yaptıkları manasına gelmez; ama bugün atanamıyorlarsa sorun var demektir.

Ayrıca sunu da belirtmek Yüksek Askeri Şurada haklarında soruşturma var; tutuklama kararı var diye paşalar atanamıyor; ama Milletvekili olanlar hemen Dokunulmazlığa bürünebiliyorlar. Bunu Twitter da Dedem Nikli şahıs gündeme getirmiş ki yaklaşım oldukça doğru. Milletvekili dokunulmazlığı da kaldırılsın. Paşalara da Başbakan’a da bana da kalksın ki kimse zırhlara bürünmesin.

Çok uyumluyuz, yarın boşanıyoruz.

Hep hayret ettiğim bir şey var; bizde aralarında çatışma olanlar yok açıklaması yapar; hatta bunun devlet nazlındaki adi kurumlarımız birlik ve beraberlik içinde çalışıyordur; kurumlar hep birlik ve beraberlik içindedir; ama nedense dedikodular öyle demez; hep birlik diyenlerle hep anlaşmazlık diyenler sürekli dedikodu üretir; bir turlu doğru olan bilgiye erişme şansımız olmaz; bulamayız bir turlu bilginin doğrusunu; herkesin verdiği bilgi biraz eğridir; eksik olmaz hayatımızdan eğri olan bilgi. Öyle olunca bizde düz ovada yolumuzu şaşırmakla kalır ve şaşkın şaşkın dolaşırız.

Olmayan gerçekler; olmayan birlik ve beraberlikler spekule edilen anlaşmazlıklar; dedikodular mahalleden baslar ve siyasete kadar devam eder.

15 TL’ye Patron olun

Eskiden sadece tutumlu olmayı kar sayardım; hatta tutumlu olmak benim için iyi insan olmanın koşullarındandı. Simdi ise fikrim değişti; yok öyle saldım çayıra mevlam kayıra modunda değilim. Ama birazda âlin verin ekonomiye can verin reklamları sayesinde aklıma gelen bir strateji daha doğrusu gerçek kafamı kurcalıyor.

Eğer kazandığımız paraları saklar ve harcamazsak o zaman başka insanların gelir kapısını kapatırız. Hiç kimse örneğin gazete okumasa tasarruf adına bunu yapsa; gazete beyinden tutun; maatbacıya; gazeteleri ulaştırmakla görevli şoföre; yazara; reklam verene; reklam verenin sekterine kadar birçok kişinin geliri döşer. Eğer gelirler döngü içinde insanlara ulaşırsa herkes diğerinin kazandığı paradan faydalanabilir.

Gelir dağılımının adaletini sağlayacak olan ise fazla gelir edenlerin harcamalarını yaparken; çarpan etkisi daha fazla olan ürünleri seçmesi; daha az kişinin yararlandığı ürünlere harcanan paralar gelirin dağılımındaki eşsizliği artırmakta; yüksek karla satılan ürü…

Devşire Devşire geldik, koşa koşa gidiyoruz.

Bu ülke hep garipliklerin mekanı; gün geçmiyor ki; garip bir şey olmasın; bu aralar ırkçılığı konuşuyoruz. Bunun yanında futbolsuz günlerde Atletizmi ve madalyaları konuşuyoruz. Madalyaları konuşurken 2 sporcumuz Elvan Abeylegesse ve Alemitu Bekele'yi konuşuyoruz. Bu başarı ne kadar bizim onu tartışıyoruz. Gariptir devşirme sadrazamlara; devşirme padişah annelerine karşı çıkmayan Türkiye bugün Elvan Abeylegesse ve Alemitu Bekele'nin milliyetlerini tartışıyor. Yıllarca kızlarını okula göndermemiş; kızlarına diz ustu eteği yasaklamış; Okullarda etek kontrolü yapmış: bir ülkenin Kendi içinden spor yetiştirmesi sanki pek kolay değil böyle düşündüğüm zaman zaten; saf sporculardan başarı bekleme konusunda bir tarafta olamıyorum.

Dahası ben başka ülkelerin değerlerini calip başarılı olmaya da karşıyım; ırkçılık değil bu; bu ülke spora verdiği onemi başarılı olanı keşfederek değil; başarılı olanı yetiştirerek gösterir. Bu açıdan bakınca bu ülkede doğmuş; bu ülkede büyümüş sporcular bi…