Ana içeriğe atla

Yayınlar

Nisan, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Soyadım Türk Adım Ahmet Arap mıyım,Kürt mü Türk mü, Yoksa P.K.K Yandaşı mı

Ahmet Türk P.K.K’ya terör örgütü derse, elimize ne geçer, geçecek olan şeyi söyleyeyim, Ahmet Türk Kürtler tarafından aforoz edilir yerine, Emine Ayna, Leyla Zana gibiler gelir, gelirde elimize ne geçer. Bize göre ve birçok insana göre P.K.K terör örgütü, ancak şunu atlıyoruz, o bölgede birileri P.K.K ‘ya taviz vermek zorunda neden evrmek zorunda siyaset yapabilme adına kendi haklarını savunma adına, bunu yapmak zorunda. P.K.K terör örgütü demeyerek aslında kendisinin siyaset içinde varlığını sürdürüp gerçekten barışa katkıda bulunmak istiyor olabilir. Düşününkü belki de gerekli verileri elde etmek ,için böyle davranıyor olabilir.Birde şu var, biz orada akserimizin güvenliği sağlamak da zorlanıyoruz ki, burada onlara terör örgütü diyecek insanların akrabalarını ,arkadaşlarını koruyabileceğiz. Diyelim ki, Ahmet Türk P.K.K terör örgütü dedi ve sorunun çözümü için bir adım attı, bizde kendi hatalarımızı kabul edecek miyiz, hangi hatalar mı, hani şu elinde mayın patlayan asker, ondan so

Hey Barmen bana bir Ahmet Ağabeye bir kasa bira.

İnternet teknolojilerin gelişimi sonucu artık dünyada olan biten her şey, olup bitmeden kapımıza kadar geliyor. Özellikle sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla dünyadaki gelişmelerden ve gelişmemelerden haberdar oluyoruz. Haberdar olup birhaber davrandığımız olaylarda var. Eskişehir’de tekel bayisinde çıkan savaşı da ekşi sözlük ve facebook da öğrenme şansı yakaladık. http://www.facebook.com/video/video.php?v=404467013728 Facebook da bu küfürlü videoyu izleme şansınız var. Ancak bu video da ben tekel bayisini tebrik etmek istiyorum, ilkelerinden taviz vermedi, aslında gece çalışanlarından taksiciler ve tekelciler en tehlikeli meslek grupları, yalnız taksicilerin topladığı nefret onları futbolun Fenerbahçesi konuma yerleştiriyor.Bu cümlede bizi nefret edilen konumuna yerleştiriyor, ama gerçeklerde bu şekilde. Tekel çalışanlarının da potansiyel müşteriler sarhoş ve sarhoş olmak isteyenler olduğundan bir diğer tehlikeli meslek grubu ve daha sempatik bakılan grup, burada tekel çalışanla

Anlayabilirseniz açılabilirsiniz

Siirt son günlerde tecavüz olaylarıyla gündeme geliyor. İlin sürekli Siirt olmasının altında yatan bir neden mutlaka vardır. Biraz komplo teoremi yapalım ve Emine Erdoğan, Siirt ,Kürt açılımı diyelim boşlukları dolduralım, daha da acı olan şu ki, çocuk tecavüzlerinin yaygınlaşması, daha da acısı var o da şudur ki biz sadece duyduklarımızı biliyoruz. Duymadıklarımızda çabası. Bu toplum neden bu kadar sapıklaşıyor, daha doğrusu, kendilerini tatmin etmek neden bu yola başvuruyorlar, toplumun azmasında televizyonun rolü var evet. Şimdilerde gündemde diye bize sansürcü zihniyet diyebilirsiniz ancak mesela Aşk-ı Memnu insanda sevişme isteği uyandırıyor mu, uyandırıyor, bakın tabi ki tek etmene indirgeyip suçlu sadece diziler demiyorum. Birçok etmeni var, ancak televizyondan bunlardan biri, televizyonu suçlayıp işin içinden çıkmak istemiyorum. Eğitim mevzusu var, öncelikle genel eğitim, ardından cinsel eğitim eksikliği var, belki de bu insanlar daha kendi kendini tatmin etme yolunu dahi bi

Bu kafede sevgi var

Mozaik Kafe, bir gün tesadüfen Kadıköy’de yürürken, daha doğrusu çok dişli rakibim iki benden iki dişi fazla rakibim Duygu ile satranç oynayacak mekân ararken, hemen cam kenarına koydukları satranç tahtasının büyüsüne kapılırken kendimizi attık mozaik kafeye, öncelikle gördüğümüz fiyatlar bizi mest etti. Daha sonra elit bir mekân olması, sahibinin de iyi bir insan olması. Mozaik Kafe öncelikle belirtmek isterim ki solcu bir kahve, ancak güzel bir kafe. Hatta hayatımda gittiğim en güzel kafe, benim için nezih mekân tanımın karşılığı. Rahatça oturup sohbet edeceğiniz varsa rakibinizi satranç da yenebileceğiniz, aynı zamanda dernek olarak işletilen hem de askıda kahve uygulamasının olduğu bir mekân. Askıda kahve, dünyada birçok coğrafyaya atfedilen uygulamadır askıda kahve uygulaması. Bir fazla kahve parası veriyorsunuz ve durumu iyi olmayan biri o kahveyi içiyor bu uygulamaya katılma şansınız var. Adresi burada Miralay Nazım S. N:34 Dük:2Caferağa M. Bahariye , Ben kişilik olarak mekan p

Bu maçın adı final olmalıydı.

Galatasaray ile Bursaspor bugün öyle bir maç oynadı ki, hani final gibi bir maç oynadılar. Maçın temposuna diyecek yoktu, her iki takım futbolcularının da kendini topun önüne attığı bir maç. Böyle bir maç için Bursaspor kutlamak gerek, gerçekten içlerinin boş olmadığını gösterdiler ve bugün bize şampiyon olmasalar dahi gerçekten iyi futbol nasıl oynanır gösterdiler. Bu maç bana 1996 yılını hatırlattı, Trabzonspor kaybedince Aykut Kocaman’ın söyledikleri aklımızda bugün eğer, Bursaspor adına aynı açıklamayı yaparsa Kocaman bizden büyük bir teşekkür alacaktır. Bugün maçın teknik analizinden ziyade, maalesef hakem maçı iyi idare edemedi. Neil’i atıktan sonra hemen Zapotoncy’i atması   bir dengeleme girişimi havası verdi. Bu havayı hepimiz kokladık. Bir maçın hakemin iyi ya da kötü olması pozisyonların hak ettiği anlamın ötesinde böyle hareketlerde gizlidir. Bugün 2 takım oynadı, galip sayılan ise 3. bir takım oldu Bu takımın adı da Fenerbahçe, Fenerbahçe zor maçlarını kazanıp yarışta bir

Kalıba girmek istemiyorum 15.07.2010

İlla bir kalıba mı girmem gerekiyor. Bir kek gibi kalıplarda olmak istemiyorum. Beni oraya buraya bir kalıba sokmak isteyenlerden nefret ediyorum. Bir takım terimlerin kullanılmasının bana yasak olmasını istemiyorum. Solcu, sağcı, Milliyetçi, laik, dindar olmak istemiyorum ama bunu sadece bu ülkede istemiyorum. Bu ülkede ocu bucu olarak kalıplara girmek istemiyorum. Ülkemin insanların birçoğu bilmediği kavramlara körü körüne bağlanıyor. Anıtkabiri ziyaret etmemin de camiye gitmemin de bir manası olmasında bıktım. Sanatçıların çıkıp ben Kuran okumaya başladım ya da ben Atam’a çok saygılıyım diyerek gözüme gözüme kavram empoze etmelerinden sıkıldım. Birinin çıkıp ben komünistim ama bak Necip Fazıl Şiirlerini okuyabiliyorum ya da bir diğerinin ben dinardım, milliyetçim ama Nazım’ı okuyorum diyerek hava yapmalarında bıktım. Doğal olanı, farklı olarak göstermelerinden kendilerini başka isimlerle kavramlarla yüceltmelerinden bana bayağılık geldi. Anadolu çocuğu, şehir züppesi kavramlar

Yaşlı hayat 15.07.2010

Futbol ile hayatın benzediğini her zaman söylüyorum. Son günlerde futbol ile hayat arasında bir benzerlik daha gündeme geldi. Türkiye’nin önde gelen partilerinden biri olan CHP ile yine Türkiye’nin futbol sahalarında ki en büyük kulüplerinden Galatasaray gündemimize aynı konu ile geldi. Baykal’ın yaşı ile beraber Kalli’nin yaşı da en çok konuşulan konulardan biridir. Futbol sahalarında dinamizm gerektiği gibi, futbol sahalarında da dinamizm gereklidir. Ancak hem Kalli hem de Baykal yaşlarına rağmen şimdi ki görüntüleri ile dinamizmden pek bir şey kaybetmiş olarak görünüyor. Ligin şampiyonluk adaylarından Galatasaray ile seçimin iktidar adaylarından CHP’nin başarısızlığı halinde ise Galatasaray’da yaş vurgusu daha fazla ortaya çıkacaktır; ama siyasette bu daha az gündeme gelecek. Daha önce Ecevit ile yaşadığımız yaş polemiği birden gündeme Erdoğan tarafından getirildi. Celal Kolot ise Kalli annem yaşında diyerek biraz maksadını açmış. Siyasette jübile yaşı nedir, bilinmez; ama buna r

Bakan başına düşen daire 15.07.2010

Bakan’ın oğlunun 600 Dairesi varmış. Bunlar iftira olabilir gerekçe de olabilir. Yalnız Türkiye’de siyaset’in rant kapısı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bugün milletvekili olmak için yarışan adayların birçoğu acaba 7 Milyar maaş alayım da hayatım kurtulsun amacı ile mi siyaset yapıyor? Bugün milletvekillerinin bastırdığı broşür ve tanıtım çabaları bu maaş için mi? Bu insanlar kariyerlerini bırakıp ülkeye hizmet etmek amacı ile mi siyasete giriyor? Bakan olamayanlar parti liderine ülkeye hizmet edemiyoruz diye mi küsüyorlar? Hizmet etmeleri için illa Bakan olmaları gerekiyor, proje üretip parti liderine gidince yok olmaz onu yapman için Bakan olmanın mı lazım deniyor? Bu soruların cevabı Osman Pepe’nin çocuklarının daire sayısı için açıklama olur sanırım. Osman Pepe’nin oğulları 600 daire sahibi ise bu dairelerin yüzde kaçı Pepe’nin bakanlığı döneminde alındı. Daire sayılarının artış hızı bakanlık yılları ile önceki yıllar arasında karşılaştırma yapıldığında ortaya ne sonuçlar çıkıyor? B

Radyoda maç keyfi 14.07.2010

İletişim kanalları ve televizyonun yaygın olması radyo ile maç dinleme keyfini elimden aldı. Birde şu stat yerine televizyondan maç anlattıran radyo kanallarını görünce iyice deli oluyorum. Ne güzeldi TRT radyo günleri hala var ama televizyonun gölgesinde. Spikerler başlardı maçları anlatmaya. Bakın nasıl geçerdi. İnönü Stadında tribünler tıklım tıklım dolu, Beşiktaş Deniz tarafındaki kaleye hücum edecek. Hemen gözümün önüne deniz tarafındaki kale gelir ve Dolmabahçe sarayı ile denizi hayal ederdim. Takımların formları söylenirdi. Fenerbahçe klasik çizgili formasıyla çıktı dendiğinde o formayı kafamda canlandırırdım. Galatasaray E-5 ve Tekel, Fenerbahçe Kenan Evren Lisesi, Beşiktaş ise Dolmabahçe ile tarif edilirdi. Ondan sonra taktiksel diziliş başlardı. Kim nerede oynuyor kafamızda canlanırdı. Maçı anlatan spikerlerimizin kendine göre tabirleri vardı ama her maçta kullanılan tabirler vardı maçı anlamamızı sağlayan. Top ilerleyen Rıdvan Orta sahanın kendi yarı alanına bakan dilim

Ben yapmadım, miki yaptı 14.07.2010

Bizimkiler hep iyidir, kötü olan ise başkalarının ki hep. Oğlumuz kavgaya karışır benim oğlum kavga etsem kesin onu bu çocuk kışkırtmıştır. Kocası karısını aldatır, karısı benim kocam yapmaz öyle şey, mutlak bu kadın o kadın onu ayartmıştır. Hep bir savunma güdüsüdür ikili taraflarda, karşı tarafı suçlamak, Demirel’de bana milliyetçiler adamı öldürüyor dedirtemediniz demişti. Savunma refkleslerimizin en kuvvetlisi bahane bulma onun ardından başkasını suçlama. Bu yüzden kendi sorunlarımızı görmezden gelip, kendi suçlarımızı örtme güdüsüdür. Empati diye bir kavram çıktı hani, duymayan kalmadı kendini karşındakinin yerine koyup düşünebilme yeteneği, Empati kurmaya başlamadan önce kendimizi kendi yerimize koyabilmeyi öğrenmek gerek. Kendi yanlışlarımıza, yanlış gözü ile bakabilmeyi öğrendiğimiz gün doğruya bir adım daha yaklaşmış olacağız. Bizim olan, hep haklı bu kavramdan ne zaman kurtulacağız anlamıyorum, Küçükken dünyayı iki kutuplu sanmıştım gâvurlar ve Türkler sanki bütün herkes T

Datça da çıplaklığını kaybedecek

Hayırlı ve uğurlu olsun, Çıplaklığa ulaşma yolunda eksik kalan yönlerimizden biri daha giderdik. Otelin Datça’da olması bizi ziyadesiyle mutlu etti, en azından Datça’yı iç turizme kazandırabiliriz. Otel Türkiye bağlantılı acentelerden müşteri almıyor, ancak bana göre biz Türklere hitap ediyor, pazarlama stratejisi açısından bakıldığında hedef kitle yanlış seçilmiş, ancak reklamları iyi. Bakın sadece bir kelimeyle ilgiliyi çekebiliyorsunuz çıplaklık. Yalnız şu hala anlamıyoruz, çıplak olmak seksi davet etmez her zaman, hani bu konuyu değerlendirirken ya Müslüman bir ülkede çıplak bir otel ayıp oluyor diyenler şunu da göz önüne alsınlar. İslam dininde seks ile ilgili yasaklar şehvet ile özdeştir. Yani Çıplak gezmek elbette günah ama giyinik olduğu halde çıplak bir bireyden çok seksi olan bireylerden vardır. İşi bir kere İslam açısından irdelemeyelim, çünkü İslami ölçülere göre birçok çeşidi günah zaten. Türkiye açısından Çıplakların gezebildiği bir otelin olmasının şu avantajı ol

Küfür etmeyen erkekler yazarlığa

Mehmet Demirkol, şu Türkiye’nin aklı başında spor yorumcusundan birkaç spor yorumcusundan biri, mantıklı çıkarımları da var, seviyeli bir kere, ancak hani şu yeni çıkan teknolojinin ürünlerinden olan Twitter da kendisine yapılan hakarete karşın cevap vermiş, verdiği cevap da hepimizin her gün verdiği cevaplardan biri, şimdi Demirkol’un o kişiye yazdığı küfürleri hayatı boyunca kullanmamış olan varsa beri gelsin. Ha yinede kullanmamalıydı hele ki yazılı bir şekilde , çünkü hep önüne konulacaktır, hani ağızdan çıkanı geri alamayabilirsiniz, ama yazdığınızı birkaç kere daha okuma şansınız vardır, Demirkol dayanamamış. Küfür etmesi benim gözümde Demirkol’un değerini ancak ben küfür etmiyor olsaydım düşürürdü, düşürmüyor aksine onu anlayabiliyorum, ancak etmeseydi daha güzel olurdu. Şu an Beşiktaş taraftarları Beşiktaş-Sivasspor maçında küfür ediyorlar toplu halde, neden son 2 haftaki maçlardan dolayı şampiyonluğu kaçırdıklarını düşündükleri için, oysa onlar değil miydi düne kadar ba

Şimdi mi Brütüs

Bazen çok saf mıyım diye düşünüyorum ya da insanlar çok mu komplo teorisyeni. Konu Fenerbahçe ile Kasımpaşa arasında oynanan maçın bilet fiyatları. Bir Bursasporlu taraftar dava açmış düşünce bazında böyle bir ayrıntı yakalaması güzel, şike olabilir mi olabilir. Fenerbahçe Kasımpaşa maçının bilet fiyatını 120 TL’yi fazla buluyor ve biletleri satın alıyor ve bu yolla taraftarlarına ucuz olarak satıyor. Düşünce olarak oldukça güzel. Sonra bakıyoruz aynı Fenerbahçe aylar önce açıklama yapıyordu, taraftarlarımız eğer bizi izlemek istiyorsa bedelini ödesinler diye, bende şimdi Fenerbahçe yönetimine diyorum ki madem, öyle 5000 Kişinin arasına girmek isteyen ödesin Kasımpaşa maçının bilet fiyatını, ben tabii kanıtlanmamış ama bunun bir danışıklı dövüş olduğunu söylemek mümkün. Ancak ben Yılmaz Vural ve takımına yarın için güveniyorum, sahaya çıkacaklar ve ellerinden gelenin en iyisini yapacaklar. Ancak Fenerbahçe’de yapacak elinden gelenin en iyisini. Fenerbahçe yönetiminin belirlediği dah

Mahkemeye gidenler, Mahkeme tarafından gönderilenler, Mahkemeye gönderilenler.

Anayasa oylaması yapılıyor. Arada tartışmalar çıkıyor, oylamaya yine katılmıyor CHP ve böylece bir kere daha aslında Meclis’te kendilerine gerek olmadığını kanıtlıyorlar, aslında sonucu bilinen bir oylamaya katılıp ne yapacaklar denilebilir. Tamam, bütün partiler milletvekillerinin iradesine ket vuruyor olabilir, ancak katılmama kararı alarak korktuğunu belli ediyorsun, evet çıkar diye çekiniyorsun, kapalı oylamadan korkuyorsun. Bu CHP’nin son yıllarda yaptığı bir taktik. Hep mahkeme hep mahkeme. Vatandaş bu ülkede adalete güvenmiyorken, CHP’nin mahkemeye gitmesi ironik, diğer yandan hiçbirimiz adalete güvenmiyorken, birçoğumuz yargının değişmesini tehlike olarak görüyoruz, bu da ilginç aslında memnun olmadığımız bir şeyi memnunmuşuz gibi lanse ediyoruz ve bunun sonucunda tartışıyoruz ne kadar da çabuk yer değiştiriyoruz. Bu da ne kadar garip bir toplum olduğumuzu gösteriyor. Meclise gönderdiğimiz partilerden biri sürekli bir mahkeme tarafından kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya diğe

Giyim tarzıyla yaşlar arası geçiş yapmak kolaydır.

Pamuk Şekerci amca 5 Lira dedi, beş para etmez insanların yaşadığı bir dünyada bir Pamuk Şeker 5 lira eder mi, hadi diyelim eder, peki bir Pamuk Şeker için umutlardan çocukluğa dönebilmekten vazgeçilir mi, Affan Dede’ye para saydım, sattı bana çocukluğumu, Pamuk Şekerciye para saydım attı bana kazığını, Affan Dede bize çocukluğumuzu satarken, biz çocukluğumuzu satılmış bulduk dünyaya. Burası bir acılı oldu , biz acı sevmiyor muyuz seviyoruz, biberi yiyenler, isot isot diye inleyenler. Biz acıların seviyoruz. Acıların çocuğu da var dünyamızda, acıların kadını da acıların erkeği olmaya aday olan kimseyi göremiyorum, bir Deprem yaşadık, Kimse Yok Mu?   Diye seslendiler, ardından bunu program yaptılar. Bilgisayar programları moda buralar ve moda olan klasikler de var, dinozor olan klasiklerde. Klasik mi giyinirsin spor mu, böyle bir soru vardı, spor giyinmek diye, nasıl giyinirim spor giyinirim. Gençken klasik yaşlıyken spor giyinmek insanın kendi içinde yaşlar arası istediği geçişi yapmay

Bu ülkede her şeyin için iki taraf var nerdeyse

Bu ülkede savaş var mı, dün konuşan Milletvekili BDP vekili Sebahat Tuncel vardı, ardından Mehmet Ali Şahin dedi ki bu TSK’nin karşısında başka bir ordu var demektir dedi ki, katılmak mümkün değil. Bu ülkede bir savaş var, terörle savaşıyor bu ülke üstelik sadece Kürt Terörü ile değil, bu ülkede bir kere iktidar savaşı var. O zaman bu ülkede savaş yoksa mesela Ergenekon tutukluluları serbest bırakılsın. Bu ülkede 1984 yılında beri bir savaş ortamı var, zaten bu ortam yaşasın diye bu ortama yatırım yapanlar ve bundan siyasi, askeri olarak nasiplenenler var. Burada Sebahat Tuncel elbette P.K.K’yı bir ordu gibi görüyor, Kürt direnişinin ordusu, eğer biz buna katılırsak P.K.K’yı bir ordu görürsek o zaman Abdullah Öcalan’ı da savaş suçlusu olarak görmemiz gerekir, oysa bence o bir bölgenin kahramanı edasıyla oradan nemalanan ve kendisi bölgesindeki halkı öldürecek kadar da cani biri. Dahası hiçbir ülke kendisiyle savaşan bir grubu destekleyenlere vekillik vermez. Siz gidip partiyi kapatınca

Ankara Anayasa tartışıyor, İstanbul Şampiyonluğu

Hep futbol konuşuyoruz, futbolun dışında yumruk konuşuyoruz, gerçi futbolun içinde de yumruk konuşabiliyoruz, antreman sahasında Caner Erkin’in Arda Turan tarafından yumruklanmasını da konuşuyoruz. Samsun’u konuşuyoruz, Samsun ile beraber Kardemir Karabük takımını konuşuyoruz. Diğer yandan da konuştuğumuz yine futboldan bir konu daha var ki, Galatasaray Fenerbahçe şampiyon olmasın diye Bursaspor’a yatar mı? MHP anayasa geçmesin diye CHP’ye yatarda Galatasaray pek Bursaspor’a yatmaz, bunu böyle düşünenler hala şunu öğrenemedi, devir para devri, Galatasaray Bursaspor’u yenerek pekala çok ala bir Şampiyonlar Ligine kalabilir ve buradan ala paralar kazanabilir. Hatta Galatasaray, İstanbul’un hükümranlığı devam etsin diye bile, Bursaspor’u yenebilir, ne yazık ki Bursaspor yenerse herkes Galatasaray Bursa’ya yattı diyebilir. Ancak Pazar günü avantaj Galatasaray’dan Şampiyonluk ise Fenerbahçe’den yana gibi duruyor, yine de futbol sahada oynanıyor hem de oynanırken işin içine hakem giriyor, ş

Bedelim canımdır yoksa param adalettir oysa asıl yaram

Zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir. Böyle başlar Türkü ve ikide bir gözümüze sokulur Bedelli askerlik, onlar parasal bedeli öder, kimileri de manevi bedeli öder, doğarken çıkacağı noktanın hesabını yanlış yaptığı için Bedelli asker olamaz ama bu dünyanın bedelini öder. Ben bedelli askerliğe karşıyım, aslında fakir olanın daha az askerlik yapması lazım bu ülkede. Zengin parası sayesinde nasıl ki bu ülkenin kaynaklarından daha fazla yararlanıyorsa, onlar daha fazla askerlik yapmalı ve gariban korumamalı zenginin malını. Eğer ki zenginin malında gözün varsa, kara para aklamaların önüne geçersin, o servetlerin yapılma yollarını araştırırsın, ama nerde çıkarırsın bedelli askerliği ödetirsin bedelleri garibana ve lanet ettirsin garip kalışına. Ondan sonra sorgulama başlar, önce dünyanın adaletine ondan sonra da küfür edersin fakirliğine ve sorgulamaya başlarsın ne ve kimin için askerlik yaptığını, bu vatan kurtulursa mesela Deniz Kenarındaki yalısından denizi seyreden bedelli

Sadece tuttukları takımların forması farklı

Beşiktaşlı bir grup taraftar Fifa’ya Euro 2016’nın Türkiye verilmemesi için başvurmuş. Şu ülkede bırakalım, başka mahkemelere gitmeyi de önce kendimizi düzeltelim, bu hakemlerle bu lig gitmez diyorlar diyorlar da bir de baksınlar ne oynuyor Beşiktaş, Pazar günü ilk yarı Fenerbahçe maçı bitirebilirdi, bitiremedi, verilen penaltıyı değerlendiremediler. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, hakem yanlı davranmıştır. Daha doğrusu kafası karışmıştır. Daha maçtan oynanmadan bizim bu hakemi istemezük dersen hakem etki altında kalır, zaten Lugano pozisyonuna aklı takılan hakem Bilica’nın pozisyonuna hemen penaltı çaldı. Ortalığı gerginleştirme konusunda uzman Emre’ye kart da göstermedi hakem, ancak tüm yenilgiyi hakeme bağlamak da garip oluyor. Beşiktaşlılar geçen hafta ki Trabzon ve bu haftaki Fenerbahçe maçında kaybedilen puanda hakem etkisi vardır. Ancak lütfen önce büyük etkilere kulak verelim, madem 2016’yı almamamız Beşiktaş’ı memnun edecek almayalım, hani tribününe Bursalı girmeyen Beşik

Kodum mu oturtan Türkiye

Ahmet Türk’e atılan yumruk sonrası birde baktık ki Yılmaz Özdil bir yazı yazmış, sonra biz eleştirmişiz Yılmaz Özdil’i birçokları gibi, ondan sonra baktık ki bizler vatan hani olmuşuz, bizim ölen askerimizin hakkını savunmak yerine yumruk yiyen Türk’ü savunarak. Bende diyorum ki bunu kan davası haline getirmenin önüne geçme yolu eğer yumruğu savunmaksa ve de yumruklamaksa bütün P.K.K ları hadi yumruklayalım, hakkın ölçü birimi yumruk olsun. Gerekirse dağa da çıkalım bir bizden bir onlardan felsefesiyle devam edelim ve sürekli birileri ölsün. Oysa şiddet yerine kimsenin ölmediği, siyaset yolunu tercih etsek ne olurdu ki, yine yumruk olurdu canım, baksanıza bugünde Enerji Bakanı’nı yumruklamışlar, yumruk açılıma kapalı olmanın simgesi haline geldi. Gerçi siyasi kültürümüzde yumruğun yeri meclisten belli. Erman Toroğlu Hilmi Özkök döneminde kodumu oturtan Genelkurmay Başkanı istiyor, şimdi halk kodum mu oturtuyor, belki Demirel’in konuşan Türkiye açılımından daha da önemli ve başarıl

Yılmadı, yıldıranlardan yana saf tuttu.

Yılmaz Özdil Hürriyet gazetesindeki yazısında Ahmet Türk’e atılan yumruğun aslında hak edildiğini ima edince, birçok yazar Yılmaz Özdil’e saldırdı. Oysa bu güzide yazarımızın ki yazıları ancak bu şekilde okumayı akıl ediyorum, yazdıklarının ana amacı insanları etkilemek ama hepimizi değil, hani şu sayı sayanlar var ya kaç kişi olduklarını onları sayan kitleyi etkilemeyi kendine şiar edinmiş. Adı Yılmaz bir kere yılmamalı hiçbir şeyden ha birde Öz dilli dilin altındaki baklayı hem çıkarır, gerçi pek bakla denmez ya neyse. Yılmaz Özdil bakın aslında hiç de barış yanlısı değilmiş şiddet yanlısıymış izlenimi vermek yanlıştır. Yılmaz Özdil’in demokrasiye inancı rakamlar üstünedir. 367 Yukarı 11 aşağı gibi rakamlarla boğuşur kafası. Ahmet Türk yediği yumruğu hangi şartta hak eder buna gelince, bunun karar vericisi belli değildir. Biz Ahmet Türk’ün barıştan yana olduğuna inanıyoruz, ama bu Ahmet Türk’ün bizim tarafta olmasını gerektirmez. Bizim tarafta olmak başkadır, barıştan taraf olmak

Fenerbahçe’nin büyüklüğü bir penaltı noktasının çukuruna sığar mı?

Bir derbi oynandı, söylenecek o kadar çok şey var ki, belki birkaç yazının konusu olabilir, ama en akılda kalıcı olan yıllarca oynatmayacağımız bir şey yaşandı. Daha doğrusu belki daha öncede yaşanmıştır ama hiç bu kadar gözümüzün içine sokulmamıştı. Ertuğrul Sağlam 2 hafta önceki Antalyaspor maçında, Antalyasporlu oyuncuların penaltı noktasını ayaklarına eşeledikleri belirtti. Bir kere eşelemek insan yakışmaz. Eşeleme eylemini yapan hayvan cinsi de bellidir. Ancak insanı hayvan ayıran en önemli özellik yaptığı hareketi bilinçli yapmasıdır. İnsanı en nefret edilen hale getiren eylemde hepimiz biliyoruz ki, yaptığı art niyetli hareketlerin bilinçli olması. 18 Nisan 2010 yılında oynanan gergin derbi de Bilica kendine avantaj sağlama adına Penaltı noktasını eşeledi. Bunu ben Fenerbahçe’nin büyüklüğüne yakıştıramadım. Kurumlar bence kendilerine misyon daha doğrusu olumlu misyon yükleyecek futbolcular çalışmalı. E be Bilice sen geçen yıl Şampiyonluğa oynarken, Sivasspor gibi bir takımda

İzlanda şimdilerde İslanda ve hayatımızda İzler bırakıyor.

İzlanda’da yanardağ patladı. Birçok Avrupalı Türkiye’de mahsur kaldı, kimi oteller fırsatı değerlendirip fiyatlarına zam yaptılar, kimileriyse insaflı davrandılar. İnsanlar planlarını yaparken oldukça zorlanıyorlar. Ne zaman nasıl gidecekleri bilinmiyor, otobüsler revaçta, uçak bileti alma fikri ise bilinmeze doğru yol alacaklarının göstergesi, herhalde volkanik yanardağ nedeniyle insanlar en azından Nisan sonuna kadar seyahat etme fikrini erteleyecekler. Sirkeci ve Haydarpaşa Tren garlarına yönelen telefonların haddi hesabı yok. Otobüs şirketlerinin ya da kimi taşımacı firmalarının Sofya, Amsterdam, Münich gibi şehirlere otobüsler seferber ettiğini biliyoruz. Fırsattan istifade eden fırsatçılar her zaman vardır. Seyahat sektörünün ne kadar esnek olduğunu görüyoruz. Bugün itibarıyla Barselona ve Roma uçakları revaçta, ancak Bussiness sınıfı dahil dolu. Turizm çok esnek bir sektör, insanların her an ilk vazgeçecekleri aktivite tatil, bunu etkileyen birçok element var. O yüzden aslında

Çekirgeli Bursa zıpladı, Zıpladı ve ŞENlendi.

Yendi Bursaspor, biz Anadolu’dan şampiyon çıksıncılar sevinç içindeyiz. Gönlümde Bursaspor var, artık derbiyi bekliyoruz, oradan çıkacak bir beraberlik de gözümüz, bugün Volkan Şen şenlendirirken, Bursaspor kazanırken, şunu öğrendik, bu takım sahadayken yenilir mi demiyorsun, bir puan garanti diyorsun, ama ya 3 puan, insanın gözü 3 puanda oluyor. Bekliyoruz, şampiyon kim olacak sorusunun cevabını gönlümüzdeki oylar Bursaspor’a, Ertuğrul Sağlam’a gidiyor, bu kadar yaklaştığımız az zamanlar var ve bu kadar coşkulu taraftarı olan Trabzonspor’dan sonraki ilk takım iştahımızı kabartıyor. Hep aynı cümleleri tekrar ediyoruz, sırf hep tekrar den şey tekrar etmesin diye. Ertuğrul Sağlam’a yakışıyor, yakışıyor şampiyonluk, Ömer Erdoğan’a, İvankov’a yakışıyor bu şampiyonluk, Ozan İpek’e Volkan Şen’e, Ali Tandoğan’a, İvan Ergiç’e yakışıyor şampiyonluk. Almanya da ki Wolfsburg şampiyonluğu gibi yakışıyor Bursaspor’a, Bekir Ozan Hasan’a, Zapatoncy’e yakışıyor bu şampiyonluk, yeşile ve beyaza yak

Yan yana oynamak 14.07.2007

Futbol’da yan yana oynar mı tartışmaları sadece bizde yapılmıyormuş. Chelsea’nin Malouda’yı transferinden sonra Arjen Robben’in gönderileceği konuşulunca noktayı Mourinho’yu koymuş. Yan yana oynayabileceklerini belirtmiş. Bu tartışmalar bizde her zaman gündemde olan tartışmalardır. Eğer aynı mevki de iki aynı özelliğe sahip futbolcu varsa bunlar yan yana oynayabilir. Daha doğrusu günümüz futboldan futbolcuların çok yönlü olması gerekir. Futbolcular yeteneklerini geliştirirken bu noktaya dikkat edilmeli; ayrıca yan yana oynayamasalar birbirine alternatif futbolcular olabilir. Bugün Fenerbahçe’de Alex- Tümer yan yana oynar mı tartışmaları var, oysaki bu futbolcular kapris yapmadıkları sürece yan yana oynayabilirler. Futbol kolektif bir oyundur. Beşiktaş’ta aynı tartışma Delgado ve Richardinhio içinde var; ama bu ikisi de yan yana oynayabilir. Bir ipte iki cambaz oynamaz sözünden hareket ile belki de bu tartışmalar ortaya çıkıyor. Yıldızı bol olan takımların oyuncularının başarısız olm

Rodos'un serinliği 14.07.2007

Deniz Baykal seçimi kaybederse Rodos’a kadar yüzecekmiş. Şimdi bu aklıma Çerkez Ethem Vakasını getirdi. O da Atatürk ile yaptığı iktidar mücadelesini kaybettiği zaman Yunanistan’a sığınmıştı. Vahdettin’de iktidar mücadelesini kaybettiği zaman yine Gemi ile terki diyar eylemişti. Baykal’da seçimi kaybettiği zaman soluğu Rodos da alacakmış hem de yüzerek. 70 Yaşındaki Baykal’ın enerjisi de burada ortaya çıkıyor. Ne kadar genç olduğunu vurgulamak istemiş de olabilir. Bir seçimde baraj altında kalan Deniz Baykal o zaman Rodos’un güzelliklerini keşfetmediği için sadece Partiden istifa ederek Antalya’da yüzmeye gitmişti. Seçim kaybetmek nedir? Maç mı var ortada? Bir Partinin seçim kaybetmesi de futbol takımlarının gücü ile orantılı. Baykal için seçimi kazanmak demek; geçen seçimdeki oy oranının üstüne çıkmaktır. İktidar olması ise Baykal’da UEFA kupası alan Galatasaray sevinci uyandıracaktır. Bu durumda ise Venedik’e kadar yüzer. Başarısızlığı ise sadece geçen seçimde aldığı oyun altında k

Sarıyer'de seçim 14.07.2007

İstanbul büyük bir seçim merkezi. Bu yüzden bulunduğum ilçe bazında seçime bakarsak daha faydalı olur. Sarıyer ilçesi genellikle yanıltıcıdır. Geçen seçimde AKP %32 CHP ise %27 almıştı. Diğer partiler Sarıyer’de barajı geçememişlerdi. Sarıyer seçmeni biraz farklı davranışları olan seçmen. Coğrafik yapısı ile oy yapısı değişkenlik gösteriyor. Bu seçimde sahilde yaşayan vatandaşlarımızın büyük bir bölümü yine oyunu CHP’ye verecek. İlçenin Aşiyan’dan başlayıp Sarıyer kadar giden kıyı boyunda CHP etken. Kıyıdan yukarıya doğru çıktığımızda ise etken olan Parti’nin AKP olduğunu görüyoruz. Anadolu’dan gelenlerin yerleşim oluşturduğu Ferah Evler, Derbent, Poligon Maden gibi bölgelerde AKP etkin. Sarıyer sahilinde yaşayan insanların rejim ile ilgili laiklik ile ilgili endişeleri var gibi görünse de aslında durum biraz sınıfsal görünmekte. Yalı’nın sahibi CHP’ye verip, Hizmetlisi AKP’ye verince, AKP ‘nin kazanması yalı sahibinde kırgınlık uyandırıyor. Sarıyer’de AKP’nin etkinliğinin ana nedeni

Pembe hırka, siyah dram 14.07.2007

Pembe hırkalı kız, kim bilir neler yaşattılar sana. Kimbilir ne sorumluluklar aldın küçücük yaşında. Işıltılı dünyanın ortasında karanlıkta kaldın belki de. Hayatın boyunca incittiler seni, incindikçe yılmadın ve güçlendin bu günlere kadar geldin. Bugünler senin günlerin, hüznünü bırak umudun, sevmenin, sevilmenin tadını yaşa. Belki de eskiden her yalnız kaldığında bir köşede ağlardın ama zaman umut zamanı, gülme zamanı, öyle bir gül ki otuz iki dişin görünsün, gözlerin parlasın. Büyüdün artık, büyüdün nasıl büyüdüğünü neler hissettiğini bilen kim var senden başka. İçinde yandığın volkanı ancak sen biliyorsun; ama onlar geçti pembe hırkalı kız. Gözlerinden yaşlar akarken bile gülmeyi öğrenmiştin. En acılı anında bile gülmeyi bilen sen, bu sefer gülücüklerinle başkalarına umut aşıla. Gülüşünle mutlu olacak insanları, gülüşünden mahrum etme. Gülme zamanı geldi, pembe hırkalı kız, artık bu pembe hırka gibi yaşadıklarında geçmişte kaldı. Bugün sana mutluluk var. Yıldızlar baktırdım, fal

25 yaş hayatın neresi? 14.07.2007

25 yaşında olmak, nasıl bir şey diye aklımdan geçiriyorum. Ne Dante gibi ortasındayım ömrün ne de yolun başımdayım bir çocuk gibi. Ben hep daha büyük olmak istedim olduğum yer yaşta daha da büyük. Çocukken hep büyümek, söz hakkı almak istedim. Çocuksun otur dediklerinde oturan bir şey vardı, bu laflar içime oturuyordu. Büyük amcaların konuşmalarını dinledikçe bende konuşmaya katılmak istiyordum ama çocuktum ben konuşamazdım. Yazları Anadolu’ya giderdik. Sivas’a memleketime giderdim, büyüklere ayrı sofra kurulurdu ben hep o sofraya oturmak isterdim. Büyümek isterdim. Herkes 18 yaşını bekler ehliyet almak için bende konuşma ehliyetimi almak için bekledim. Şimdi düşünme dahası kendimi ifade etme hakkını kazandım, kazanamadığım haklar var, her yaşımda daha büyümek istiyorum. Yaşadığım olaylar hep büyümemi gerektiriyor. Yaşım dolaysıyla sınırlamalara tabii tutulmaktan dahası genç olmaktan sıkıldım. Bir an evvel Dante gibi ortasına gelmek istiyorum ömrümün, aynaya bakınca ağarmış saçlar

Yollar kapadım, Sultanahmet’e yaslandım.

Bugünde ralli vardı, Sultanahmet yine kapalıydı. Sultanahmet trafiğe tamamen kapatılacaksa bir an evvel kapatılsın, yok kapatmayacaklarsa iki de bir garip organizasyonlar yapıp felç olan Sultanahmet trafiğini daha da felç etmesinler, turizmciler olarak gerçekten zorlanıyoruz. Yolcularımız mağdur durumda kalıyorlar. Tamam, Bir Floransa yaratmak istiyorlar, ama bunu bir an evvel yapsınlar. Tüm organizasyonları popüler hale getirmek adına Sultanahmet’te başlatma devrinin kapanması gerekiyor. Avrupa Kültür Başkenti olduk diye Kültür ile alakası olmayan her şeyin Kültür Başkenti etiketi konulması da bitsin. Sultanahmet herkesin meydanı ve o meydanın bu şekilde her hafta kapatılmasını tasvip etmiyorum. Ha onlar için önemli değil, ama bir turizm firmaları organizasyonlarımızı yapamıyoruz. Yapıyoruz ama insanlar araçlara olması gerekenden erken bindiriliyor. Topkapı, Ayasofya ve Sultanahmet camisini gezmek isteyen turistlerinde geçişleri de engelleniyor. Yaya yolları da daralıyor, ancak kim

Haldun Taner sahnesinin acı yüzü

Tiyatro oyunu izleme seansımızda bu hafta Düşüş vardı, bir tiyatro oyununda aranan şey vardı bu oyunda, iyi oyunculuk, evet iyi oyunculuk ve inandırıcılık var. Bu oyun aslında bir tartışmalı döneme ait. Abdülhamit dönemini anlatıyor, adından da anlaşılacağı gibi düşüşünü anlatıyor Abdülhamit’in. Aslında bir erkeğin dramı anlatıyor Nimet Hanım ve Şefik Bey ilişkisinde, ayrıca bir kabine nasıl belirlenir bunun hakkında da fikir veriyor. Hz. Âdem’i cennetten uzaklaştıran kadın birde bakıyoruz bir Binbaşı’yı görevden uzaklaştırıyor. Defne Gürmen Üstün, oldukça iyi oynamış, kendisi rolünün hakkını veriyor, gerçekten de başarılı. Hem akıllı hem de cilveli kadın imajını oldukça iyi ortaya koyuyor. Mehmet Şehabettin Paşa rolündeki Torun Kocaoğlu da oldukça başarılıydı, uyanık ama bir yandan da kendine acındıran bir paşa rolünü oldukça iyi oynadı. Şefik Bey rolünde oynayan Erkan Sever de başarılı. Bu oyunda aslında bugünün bir yansımasını görüyoruz, daha doğrusu bugün inandığımız kabine seçim ş

Aslında seni güldürdüğümü sandığım zamanlarda gözlerine yaş ekiyormuşum.

Seni her gün daha da büyütüyorum içimde, sen büyüdükçe ben küçülüyorum, ben seni severken sendeki mütevazılıği görürken, sivri dilimden çıkan anlamsız cümlelere feryat ediyorum. Seninle geçirdiğim zamanın her anı keyifli, aslında seni güldürdüğümü sandığım zamanlarda gözlerine yaş ekiyormuşum hadi bunu şiir yapalım. Seni güldürdüğümü sandığım zamanlarda Gözlerine yaş ekiyormuşum Sözlerime güldüğünü sanırken Ben bülbül değil Karga kesiliyormuşum. Şiirimiz, aslında şiirlerimiz var. Ben belki de bir nağmeciyim, kim bilir, sana söylediklerimin ne kadarı gerçek hep bunu merak ediyorsun. Bende bunu sorguluyorum ne kadarı gerçek, ondan sonra senden akacak gözyaşları aklıma gelince, korkuttuğum, ürküttüğüm   aklıma geliyor, gözyaşının seliyle beni boğmadan korkuyorum, beni boğar gözyaşların, çünkü seninle geçen en güzel yaşlarım hadi bunu da dörtlük yapalım yetmezse sekizlik olsun, hadi bunu da başaralım. Beni boğarsa gözyaşların Bilki senli günlerim En güzel yaşlarım Ve unutmaki ben sensiz e

Kitap mı kadın mı, kitap gibi kadın mı, kitap okuyan kadın mı?

Beni kitaplar bazen çıplak bir kadından daha çok heyecanlandırıyor. Bunu hissediyorum. Aslında böyle bir tanım kitaba yapılan belki de saygısızlık. Kitaplar beni gerçekten cezp ediyorlar. O kapağı aralamak ve yazanları okumak belki de çatalından izlediğiniz göğse ulaşmak gibi. Ondan sonra o kitaptan aldığınız zevk, bazen bir seks sürecinden daha da zevkli olabilir ve okuduğunuz kitaplar genellikle size pişmanlık getirmez, ama kimi yaptığınız seks tehlikeli olabilir, örneğin AIDS tehlikesi var. Bizim memlekette kitap okunmuyor deniyor, ama ne de güzel kitaplar var, insanı aşka getiriyor. Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabını görünce yaşadığım duyguyu hiçbir kadını görünce yaşamadım ya da Sunay Akın’ın kitabını görünce yaşadıklarım, İlber Ortaylı’nın kitapları sonucu hissettiklerim. Birde yazarını bilmediğim ama ismi heyecanlandıran kitaplar var, ismini bilmeyip beğendiğimiz kadınlar. İsimleri yok , ama mesela vücut hatları var, dolgun kalçaları, göze batan göğüsleri gibi. Bir kitap beni

Uzlaşma, uzaklaşma, uzama, uyuzlaşma, unutturma, unutmaca, yargı, yasa, mahkeme

Deniz Baykal ve Recep Tayyip Erdoğan arasında Anayasa tartışması  devam ediyor. Anayasa, hani bizi memnun edecek yasa bu iki parti arasında pazarlık nesnesi oluyor, ondan sonra bizde Anayasa değişecek diye bekliyoruz. Amaç nedir bakıyoruz, bulamıyoruz, buluyorum aslında  oyun bu  bir strateji oyunu bence. Türkiye en zor strateji oyununun parçası olabilir. Türkiye’yi kestirmek, analizler yapmak çok da sağlıklı  değil ve maalesef bizlerde bir oyunun parçası olacağız, evet ya da hayır derken stratejimizi belirleyeceğiz, ama işte burada tüm sorular cevapsız kalıyor, cevapsız derken şu eğer 367’yi desteklediysen mesela Anayasa’ya hayır demek zorundasın ya da tam tersi, bu kadar keskin işte, birde bilmiyoruz. Baykal top yekun hayırdan neden vazgeçiyor, korkuyor çünkü, bir kere daha Anayasa Mahkemesine gitmekten korkuyor, işin ucunda yiyeceği bir baskın seçim var. Bu seçimde büyük bir kayıp olacak gibi, bu kayıptan kurtulmanın yolu da seçimi tartışmasız geçirmek ve böylece seçimden daha z

Menemen deyip de geçme ne karınlar doydu bu sebeple.

Yemeği beğenmeyip bana menemen yap diyen kadın. Bir intikamın kadınıdır. Önce kocasından intikam alır, sonra pazarcının sattığı çürük domateslerden, onlara bu dünyadaki cehennemi gösterir, yakar ve afiyetle yer. Protestoların baş aktörü Yumurta ve onun yardakçısı soğanda menemen içinde kendine yer bulur. Öğrenci evlerindeyken yenilen, ancak daha sonra insanın canını çektiği en sade ve özlenen yemeklerin başında menemen ve sucuklu yumurta gelir, hatta bunu anlayan Pınar sucuk insandaki bu dürtünün ortaya çıkması için ağız sulandırma konusunda gelinden geleni yapmış yine pınarın bir başka ürünü Susar mısınız diyerek susuzluğumuzu gidermeye aday olmuştu. Aç kalınmak istenmeyen akşamlarda menemen, sucuklu yumurtanın yanında daha az bütçe ile daha fazla doyum elde etme imkânı veren aynı zamanda şişmanlatma konusunda da bizleri yalnız bırakmayan bir başka yiyecek Makarna, süzüm süzülürken suyu canım kimi zaman çeker, hatta şeklinden şekle giriyor cazibesi daha da artsın diye fiyonk, burgu v.

Açılım’a açık destek Taksim’den

1 Mayıs bu yıl Taksimde kutlanacak, aslında bunda belki de Hüseyin Çapkın’ın payı vardır, Vali aynı Vali olunca, insan Emniyet Müdürü yapmıştır bu değişikliği demeden edemiyor. Böylece 13 Nisan itibarıyla bahsisler, 1 Mayıs’ta olay çıkıp çıkamayacağına odaklandı. Oysa biz yine 1 Mayıs Taksim de kutlansın mı, kutlanmasın mı tartışması yapacaktık. Türkiye 1 Mayıs’ını Taksim ‘de kutlayacak bu ben ve benim gibi 32 Yaşın daha doğrusu 1 Mayıs 1977 öncesi doğanların yaşamları süresince görecekleri ilk Taksim 1 Mayıs’ı. Bu sene 1Mayıs Cumartesine geliyor, hep beraber bekleyeceğiz, provokasyon olacak mı, olmayacak mı diye. Bu kararın alınmasının bir sebebi de açılım, açılım politikaları devam ediyor bu kez bir yeri açmakla, yasak Taksim Meydanı bu sefer işçiye kapısını açıyor. Böylece açılımda Habur sınır kapısından sonra kalkan bir başka sınırı görüyoruz. Merakla bekleyeceğiz Taksim 1 Mayıs’ı ve 1 Mayıs 2010 tarih sayfasında bir şekilde yerini alacak ama öyle ama böyle.

Yumruk, Yumurtanın ve Ayakkabı gölgesinde.

Ahmet Türk’e Samsun’da yumruk atılması aslında Yumurta gibi klasik bir eylemin ya da ayakkabı fırlatma gibi Postmodern bir davranış tarzının ötesinde, sıradan bir çakarım görürsün hareketidir. Bir çaktılar ve gördük ki, Türkiye’de hala şiddetle birtakım işlerin çözüldüğü görenler var. Aslında şunu doğru okumak gerek, burada atılan yumruk bir sembol, neyin sembolu şiddetle ceza vermenin, şiddetle ders vermenin bir sonucu. Kim neye kime göre ders veriyor. Yıllarca silahlı saldırı, işkence v.s görmüş Türk ya da Kürt farketmez insanların hala çözümü şiddet de araması oldukça ilginç. Ahmet Türk’e yumruk atıldığında kazandığımız kısma bakıyoruz, sıfır ha elbette bunu döndürüp döndürüp veren televizyon kanalları ve video paylaşım siteleri için kazanç, ha birtakım sadistçe zevk alanlar içinde keyif, ama kayıp kısmında, bakın işte Kürtler hep şiddete maruz kalıyoruz savunmasına bir dayanak, yani kaybeden yine barış, yine aklı selim tarafında olanlar. Kazananlarsa rantçılar, rant elde etme konu

Parasızlık yüzünden aldırılan çocuklara karşın para için doğurulan çocuklar.

Antalya bir iş adamı, bir kadını suçlamıştı. Sperm hırsızlığıyla, daha doğrusu zorla baba yapılmakla diyelim. Yasak ilişkilerin en büyük problemi de budur bizim ülkemizde saman altından   yürütülen suyun bir karından dışarı çıkması ve foyanın ortaya çıkması. Oysa çocuk olmazsa ne kadar da kolaydır. İstediğin zaman vazgeçersin, çocuk olunca iş değişiyor tabi, işin içine para giriyor, falan, o zamanda yeni bir çocuk grubu çıkıyor karşımıza, hem de parasızlık yüzünden aldırılan çocuklara rakip para için doğurulan çocuklar.   Bu olayı baz almayalım, o sadece olayın ilham kısmı. Eskiden kadınlardan faydalanılırdı, şimdi erkeklerden faydalanılır duruma gelindi. Erkek artık bazı kadınlar için sadece spermleri değer kazanan varlık oldu. Sevişme serbestisi sonrası, boşanma istatistikleri de boşanma lehine gelişince anneler   babasız çocuklar için bütçelerinden pay ayırmaya, hatta ideal babayı seçemeye başladılar. Erkekler   için elbette taşıyıcı anne kavramı var, ancak spermini veren erkeklere

Bursaspor’un gölgesinin skoru tayin edeceği derbi

Derbi ne olur, herkes haftasonu oynanacak maçı merak ediyor. Kim alacak maçı, her iki takım içinde önemli. Bir yanda her şampiyonluğu, her başarısı tesadüf olarak nitelenen, Mustafa Denizli, diğer yanda ise üç şampiyonluk sözü vermiş bir takımın şampiyon yapılması için getirilmiş Daum. Bunlardan bana göre şanslı olan Mustafa Denizli, aslında bizim kültürümüzden daha uzakta olan ancak, son dakikacılığıyla bizim kültüre yakın olan Mustafa Denizli, bence derbinin kazanan tarafı olacaktır. Ancak bu sefer kazanan takımı belli edecek olan sahadaki iki takımdan başkası, normal şartlarda bu derbi haftanın ilk maçı olsaydı kazanan elbette Mustafa Denizli olacaktı, oysa şimdi kurallar değişti. Şimdi Bursaspor kazanırsa Gaziantepspor karşısında her şey değişecek ve bu değişen iklimde Beşiktaş kabaran iştahının belki de cezasını çekecek. Bu maçtan galip çıkan o zaman Fenerbahçe olur, çünkü Fenerbahçe sakin oyunu seviyor. Sakin olursa kazanan taraf Fenerbahçe oluyor. Beşiktaş da sakin olabilir b

Bursa dağıtıyor kimi topluyor, kimi unutuyor.

Bursaspor elde ettiği avantajları peşin peşin dağıtıyor, belki de kaybetmeyerek ligde üst sıralarda tutunuyordur, aslında fikstür Bursaspor’a çalışıyor ancak Bursaspor kendisine pek çalışamıyor. Bitişi görebilecekler mi sorusu kafalarını karıştırıyor, arkalarında azılı bir Fenerbahçe var ve bekliyor. Fenerbahçe bu haftayı tatille geçirdi, Galatasaray kadar şans değillerdi, haftayı tatille geçirirken lider olamadılar. Galatasaray attığı gollerle ve kolay kazandığı maç ile 3. Olurken, hala şampiyonluk umudunu diri tuttu. Diğer yandan da sanki Diyarbakırspor’un biletini kestiler, kesilen bilet onlar için Bank Asya’yı gösteriyor, Galatasaray ise Şampiyonluğu Avrupa kıtasında tutmaya çalışıyor. Beşiktaş kazamadı, ama kaybettikleri belki tahmin ettiğinden daha da fazlaydı, gelecek hafta ve ligin son haftasında telafi şansları var, bir nevi ikmale kaldı. İkmallerden ilki gelecek hafta. Trabzonspor tek puanla ilk 5’te yerini korudu. Sivasspor ligde kalmak için çırpınmaya devam ediyor. B

Belki de yanlış örnek üzerinden çalışıyordur.

Hepimiz Messi’yi konuşuyoruz, onu konuşurken bir zamanlar çok değil birkaç ay önce onu Arda ile karşılaştırıyorduk; Daha doğrusu Arda’yı onunla karşılaştırıyorduk, hayal dünyalarımızda, gerçek ise belliydi. Biri Barcelona ile başarıdan başarıya koşarken, diğeri Galatasaray’da dahası Türkiye’de oynuyordu, hani şu rezil ve vezir etme zamanının en hızlı değiştiği ülkede. Dün akşam Arda ıslıklandı. Islıklanmak Türkiye’de Islanmak kadar kolay ve geçici, bugün ıslıklanır, yarın bir gün kahraman olursun tek maça bakar. Tek maçta değişir her şey. Galatasaray taraftarı kırgın, başarı bekledikleri gibi gelmedi, ancak Galatasaraylıların bilmeleri gerekir her zaman yıldız oyuncular ve iyi hocalar başarı getiremiyor. Ancak bir başka şey daha var, sabırsızlıkta başarıyı getirmiyor. Bugün Arda’da yaşadığımız olayda o. Arda Turan’a sabretmiyoruz, ama o da sabretmiyor. Sinema kapatmak bu ülkede biraz şımarıklık, sonradan görme alameti, bu yüzden sahada başarı gelmeyince göze batıyor, çünkü insanlar ba

Barcelona’yı durdurmak belki de duran toplarda saklı.

Barcelona fenomeni bu yılda devam ediyor, benim hayatımda bir Milan birde Barcelona bu kadar popüler olmuştu. Elbette Real Madrid’i de dün akşam yenince bu takımı durduracak takımlar aranıyor, bileşimler ortaya konuluyor. Bana kalırsa buna en yakın takım Inter, ancak bence biz Barselona’yı durduracak   takımın yerine bize Barcelona takımını izletecek takım kim olacak bu soruyu sormamız lazım. Elbette Barcelona’yı yenen takımlar olacaktır, ancak bu bir hedeften uzaklaştıran takım olmalıdır ki değsin, kim olabilir bu takım dediğimizde elimizde en sağlam veri olarak Inter var. Şimdilerde tabii Bursaspor Şampiyonluk yarışında giderken herkes Barcelona takımının Bursaspor’a kaç gol atacağını hesaplıyor, amma işte bu noktada kaybediyoruz biz. Baştan kendi ülke takımımızı aşağılıyoruz. Bana göre bu yıl Şampiyonlar ligine gidecek iki takımımız Bursaspor ve Fenerbahçe, umarım bu takımlar başarılı olurda bizde Barcelona’yı izleyebiliriz. Barcelona takımı dediğimizde aklımıza gelen   Messi, i

Kendinizi nasıl yetiştirdiğiniz değil nasıl yerleştirdiğiniz önemli.

Hayatımızın her dönemi sınavlarla kaplı, sınavlarla kaplı bir alanda yaşıyoruz. Biz zaten sınamayı seviyoruz, alacağımız gelini Hamama sokarak önce bir sınıyoruz. Zaten eski Türk kültüründe de isim sahibi olmanın yolu da sınavdan geçiyordu. Hayatımızın her döneminde sınavlar var. Tıpkı bugün yapılan yeni adıyla YGS  yani Yersen GirerSİn sınavı, bu sınavla biz üniversiteye öğrenci alıyoruz. Öğrenciler öncelikle tabii okula devam ediyorlar, ancak yaptıkları bir başka şey daha var ki, o da dershaneye gitmek, yani bizde bilgi 2 türlü, ampirik falan diye bölme yapmayacağım, bir Diploma almak için öğrenilen bilgi bir diğeri de Üniversiteye girmek için öğrenilen bilgi. Bu kadar bilgi, bu kadar matematik ve geometri derslerine rağmen hala analitik düşünme yetisi olmayan bireylerin sayısı aynı, değişmiyor, üstelik uluslar arası alanda da eğitim konusunda maalesef pek başarılı olduğumuz söylenemez. Eğitimde bir kere fırsat eşitliği yok, parası daha çok olan daha iyi eğitim alır felsefesiyle ge

Karadeniz’in Güneş’ten çok dinecek fırtınaya ihtiyacı var.

Türk futbolu 5. büyük takımını araya dursun, biz bu akşam İnönü’de Beşiktaş’tan puan alan Trabzonspor’un son 25 yılda sadece 1996’da   yarışın içinde olmuş, o yarışın içindeyken başında bulunan Şenol Güneş’i tekrar takıma kazandırmış ama 12 yılda yanlış tercihler ve sabırsızlık bugün artık Trabzonspor yerine başka takımları yarışın içinde görmemizi sağlamış, dahası Trabzonspor artık ekmeğine yağ sürülen değil başka takımların ekmeğine yağ süren bir takım konumuna geldi. Aslında bir yıl sabredemediğimiz şeylere demek ki 25 yıl da sabredebiliyoruz. 25 Yıl şampiyon olmayı bırakın yarışın içinde sadece bir kere var olan Trabzonspor olgusu gerçekten vahim. Üstelik daha önceden bu başarmış ve başarmak içinde üç büyükler dışında olağanı olan tek takım. Biz bugün Bursaspor’u, dün Sivasspor’u konuşuyorsak, Trabzonspor’u konuşamıyorsak, istikrarın ötesinde çok sayıda futbol bilgine sahip olmanın neticesidir bu durum. Bu kadar futbolu bilen bir ülkede yurtdışında adam gibi bir takımda çalışan Te