Ana içeriğe atla

Yayınlar

Ocak, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fenerbahçe bu hafta da Şen bir Türk

Lider yine Fenerbahçe tam 5 gol atarak lider oldular. Uzun süredir 5 gol atamıyorlardı. Kadrosunda gol kralları bulunduran takımın 2 golünde de Uğur Boral imzası vardı. Galatasaray zorlandı ve zorlandığı takım da Denizlispor, durum böyle olunca Franco da sarı kart görünce biraz komik oldu durum, küme düşen bir takıma kadar bu kadar zorlanmaları kötü, ancak JO gol ile başladı. Riijkard’ın yeni transferlerini sahaya sürmesini de takdir ediyorum, seyirciyi bekletmiyor maç ne olursa olsun, birde Emre Çolak da sahadaydı. Bursaspor’da maç eksiğiyle zirve yarışındaki yerini koruyor eserek başladılar Eskişehir karşısında ve 3 golle 3 puanı aldılar. Kayserispor’da deplasmandan 3 puan çıkararak Makakula ile yoluna devam ediyor. Beşiktaş tartışmalı penaltı ile kazanırken, zirvenin 5’lisin dışında kalan Trabzonspor’da da Engin Baytar 2 gol ile zirveye doğru eğilim yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediye’de bu hafta Yılmaz Vural’ın fiyakasını bozan takım olarak listedeki yerini aldı. Gençlerbirliği

Süleyman Efendinin nasırı Sivas’ın Uğur Boral’ı

Sivasspor iki yıldır, bu ligde bir şeyler başarma yolunda, mesafe almıştı, oysa bugün tam 5 gol yediler. Ne de güzel sahada Sivas’ın yıldızı Mehmet Yıldız vardı, birde gol atmıştı ve üstelik en derli toplu Sivas ilk yarısı izlemiştik bu sezon. İkinci yarı dört bir yerinden kanlar akıttı takımın ve tam 5-1 mağlup oldular. Birde bu Uğur Boral sanırım sadece S harfi ile başlayan takımlara karşı oynayabiliyor galiba. Sevilla maçları geçen yıl Fenerbahçe’ye kaybettiğimiz 4-2’lik maç hep Uğur Boral, bugünde tuttu iki gol attı. Yazık bu Sivasspor’a şimdi puan hesapları yapıyoruz, nasıl ligde kalırız diye. İşin ilginci rakiplerimizden biri de Manisaspor ve Bülent Uygun. Bugün Galatasaray karşısında çok iyi bir Denizli görünce, Kasımpaşa’da Vural etkisi, Ankaragücü’nün torpilleri, Diyarbakır’ın dirençli futbolu, Manisa’nın iyi kadrosu bunlar bizi hep strese sokuyor. Sivasspor için kötü senaryoları görmek bizi ürkütüyor, çünkü düşersek gelemeyiz. Takım da aslında dediğim gibi bugün ilkyarı da

Acıyorum hallerine şimdiden bu kadar maddiyatçı olmalarına

http://alkislarlayasiyorum.com/...-insanliga-sigar-mi İzlemeyen ya da duymayan kalmamıştır. Bursa’nın iki önemli karakterini Sınıf Başkanı ve o başkanın yardımcısı, hatta Beyaz Şov’da da onları gördük. Havva Mutlu ve Gizem Bera Yüksel bu isimleri akılda tutmayacaksınız, tutamayacaksınız.   Çünkü siz onları hep Sınıf Başkanı ve yardımcısı olarak bileceksiniz, belki de unutacaksınız tez zamanda, sizin için komik bir öğe olarak kalacaklar. Bende isimlerini unutacağım ama bir şeyi unutmayacağım ağlamalarını ve o haykırışlarını. Benim yüreğimi sızlatmadı, ne ayakkabısının yırtık olması, ne arkadaşları için yaptıkları fedakârlıklar bunların hiç biri benim yüreğimi sızlatmadı. Aklımda şu kaldı. Bir kere yıllar boyu uyuz olduğum evet uyuz olduğum, aman hocam, canım hocam diyerek yalakalık yapan öğrenci profilinin birer temsilcileri onlar benim gözümde, evet böyle görüyorum. Kendilerini şimdiden çok önemli gören 2 çocuk ve bunlar gibi kendilerini sınıfta öğretmen yerine koyup gereksiz sivrili

Bilgin’den bilenlere, bilmeyenlere

Bazen okuduğum yazıları kayıt altına almak hoşuma gidiyor. Bilgin Gökberk çok güzel bir laf etmiş şimdi bunu kayıt altına almamak olmaz. Bizde alalım. “Bizim kariyerimiz 2 sene Akşam, Dört Sene Tercüman, Üç sene Fotogol.Senin eleştirdiğin adamsa 8 sene Milan, Beş sene Barcelona, iki sene Hollanda” Bu sözü okuyup da ayarın incesini kayıtlara geçirmemek olmaz, burada övülen kişi Riijkard. Şu hani burun kıvırdığımız adam, biz kimlere burun kıvırmaktır. Bazen özgüven kavramını bilmediğimizi düşünüyorum. Bize özgüveni sanki özsöven olarak öğretmişler. Her bulduğumuza bir kabahat uydurmakta üstümüze yok. Hani belki de minareyi çalan kılıfını uydurur sözüne çok fazlaca inanmış bir millet olabiliriz. Biz her şeye bir kılıf ve kulp bulabiliyoruz.Baksanıza Riijkard’a bile kulp bulma konusunda üstümüze yok ona da bir kulp bulduk. Birde durup durup Messi ve Arda karşılaştırması yapıyoruz. Pascal da orada noktayı iyi koymuş. Bir kadınla erkeği karşılaştırmak gibi diyor ki bu da oldukça güzel

Gözlerim sanma uyku istiyor

Uykuya ve sana hasretim Uyku tutmuyor Sen tutmuş beni Göreceğim ya seni Bekletme gözlerim Kavuştur beni İnat etmiş uyku Gelmiyor Sana kavuşmayım diye Gece uzuyor Sabahtan seni ve beni kıskanıyor Gözlerim sanma uyku istiyor Sadece sana kavuşmayı bekliyor

Malzemeden çalmadan kat çıktım

Malzemeden çalmadan kat çıktım Sevgimin üstüne Tanımadım sevgi gibi Duygumun üstüne

Ekmek sevgiyi

Ne güzel seni düşünmek Düşünüp de düşlere düşmek Ekmek sevgiyi Ve bölüşmek Bir dilim ekmeği

One Minute on the wrong way.

Yazmam gerek bu akşam Sultanahmet’te One minute konseri vardı, çalıştığımız yerde Sultanahmet’te olunca, bizim arkadaşlarda iş çıkışı bakalım deyince bakmaya gittik. Yok beleş konsere gittim diye bahaneler aramıyorum, gittik 10 dakika için, bakın bir dakika olayını yaşamak için 10 dakikamızı ayırmayı göze aldık ve gittik bin pişman olduk. Olmadık da utandım, evet Başbakanımızın tam one minute dediği anı bekledik önce, ondan sonra geriye saydık one minute demek için bekledik durduk. Hep bir ağızdan One Minute diyerek ezikliğimizi dünyaya haykırmış olduk. Bunu yaparken kendimi alçak koltukta oturan Büyükelçinin durumundan daha alçak bir durumda hissettim. Koca ülke ilkokul çağı çocukları gibi bunu yapar mıydı, bizim ülke yapmıştı. Kendimizi tatmin etme yolunu seçtik ve ettik. Bir One Minute sevdamız devam ediyor, üstelik işin esprisini de kaçıyoruz bu yüzden. Tayyip Erdoğan One Minute dediğinde bende sevinmiştim, ilk defa bir dakika boyunca birçok ülkenin dikkatini çekme şansı yakalamı

Vatandaşı açlıktan öldürmek

Bugün yeni bir gelişme öğrendim, daha doğrusu gelişme değil de Türkiye’de asgari ücretin ne kadar düşük olduğunu öğrendim. Efendim biliyordum, ancak şu asgari geçim indirimi diye bir olay var, hani yaklaşık 54 TL olarak verilen ve vergi iadesinin kalkmasından sonra birçok işyeri tarafından elde verilen meblağ. Bu meblağ asgari ücretin içindeymiş. Yani 577 TL olan asgari ücret aslında 523 TL. Bu durumda burada hile var, yani asgari ücret pek artmamış, asgari ücret tutarları gerçekten çok düşük ve ufak bir hile vatandaşın aldığı parada iyileştirme yapılmamış, sadece vatandaşın cebindeki vergi iadesi meblağına göz koymuşlar. AKP hükümetinin bazı uygulamaları gerçekten, vatandaşı ezer nitelikte, Turgut Özal sonrası sanırım en faydacı hükümet bu hükümet gibi görünüyor.Doğalgaz zamları yazın yapılan komik indirimler, mesafeleri kısaltıp vatandaşa haber vermeden hissettirmeden yapılan gizli zamlarda var. AKP’nin bazı ekonomik uygulamalarının farkına varamıyorsak bunda birazda muhalefetin

Formasının rengine değil kalbinin rengine hasta oldum

Kewell, hani bende severim kendisi, Galatasaray taraftarı da seviyor bu adamı. Günlerdir kim gidecek tartışmalarının arkasında hep onun etkisi var, ancak nasıl bir etki bu, büyük bir sevgi, Galatasaraylı onu seviyor, adam gerçekten sevilmeyecek gibi değil, hani Karizmanın eş anlamlısı Kewell. Giden Nonda oldu, hani şu Galatasaray’a Fenerbahçe maçında attığı gol ile şampiyonluğu getiren adam. Ben bir futbol sever olarak söyleyeyim benim için sahada olan bir Kewell her zaman tercih sebebidir. Hani duruşundan etkilenilen futbolcular varya Kewell onlardan biri. Keşke Türkiye’de sportmenlik gelişseydi de birçok takımın taraftarı bu Ozzi’nin kalması için kampanya başlatsaydı. Galatasaray formasıyla gördüğümüz Filipescu gibi isimlerden sonra Kewell bana ilaç gibi gelen bir oyuncuydu. Böyle isimlerin olması gerçekten futbol adına önemli. Benim için Kewell’ı biraz daha izlemek bu topraklarda görmek mutluluk verici. Stay with us diyen taraftarın sevgisi Mehmet Demirkol’un dediği gibi bir d

İlle de seni seviyorum için için

Değişen dünyada değişmediğin için Uykularımı daha da güzelleştirdiğin için Yanımdayken sen beni başka dünyalara götürdüğün için Güzel günlerin diğer anlamı da adın olduğu için Uydurmadan, Uyumadan seni sevdiğim için Hayatımın içinde olman bana mutluluk verdiği için Aşığım sana derken yanlışım değil doğrum olduğun için Zaman senden öncesini yok saydırdığı için Ellerim eline değebildiği için Rızamla sevebildiğim için Liman ardağımda varlığın yettiği için İlle de seni seviyorum için için

Sana henüz bir gül bile almadan seni gülücüklerimle kandırmakla yetiniyorum

Seni seviyorum diye cümleler kursam ne fark eder ki önemli olan bunu sana ispatlayabilmek. Sevdiğimi nasıl ispatlasam mesela her cümlenin içine bir duygumu katsam. Seni sana anlatmak biraz seni şımartmak olsa da içimde büyüttüğüm sevginin adını aşk koymak istemiyorum, daha da başka bir şey. Hani bu devirde aşkın tarifi de değişti ya, duygularımı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum, ama dilimden hep duygu sözcüğü dökülüyor. Dilimden duygu sözcükleri dökülürken ben sensiz geçirmek için uyandığım günlerde sana özlem duyuyorum, ve bir daha ki sefere seninle buluştuğumda seni mutlu edecek yeni buluşlara imza atmak istiyorum, ama işin en güzel yanı da bu ben hiçbir şey bulmasam da sen bana kucak açıyorsun ya, daha ne olsun. Bulduğum şeylerde var, bu sefer doğruyu buldum duygusuna kapılıyorum. Bu duygu beni mutlu ediyor. Gülünce gözlerinin içi gülüyor şarkısının eşliğinde gözlerine bakma hayalleri kuruyorum. Senin en güzel yanın hayallerimizin bile ulaşılabilir olması. Sana ulaşırken kat e

İnsanın şu dünyada başını sokacak evi olmasa bile başını saklayacak bir yorganı olmalı.

Ne yastıklar isyan etti, ne yorganlar, sırf sevdiğimiz insanlar yerine onlara sarıldık ve onlara farklı görevler yükledik diye. Yalnız anlarımızda sarıldığımız dostlarımız oldu, otobüsteki cam kenarlarıyla aldattık onları, başımızı otobüs camlarına yaslayıp derin düşüncelere daldığımız anlarda. Kimi zaman sarılamadığımız sevgilimiz yerine sarıldık yorganlara, kimi zamanda gerçekten de sevgilimizdi yorganlar. Yaz aylarında uzak durduk, kış aylarında hemen onlara koştuk birde benim gibi yazın bile yorganına vefasını sergileyenler oldu. Yorgan döşek yatıyor kelimesini hasta olduğumuz zamanlarda kullandık, ama biz hiç yorgansız yapamadık. Boyumuzun ölçüsünü aldığımız anlar oldu da ayağımızın ölçüsünü yorganımız sayesinde öğrenebildik. Yorgun kelimesinden u harfini kaldırıp onun yorgana dönüşmesi görmek bir kavuşma anı olmuştu bizim için, en güzel anılarımızı, yaşadığımız anları, hep başımızı yorgana koyup düşündük başımızı omzuna koyacağımız insanlar hayatımızda olmadığı zaman. Herkes

Yol

Yoldan çıkma dedi annesi, tamam ekmek kırıntılarıyla yolunu bulacak yaşı geçmişti ama annesi yoldan çıkma demişti ne demek istemişti. Yıllar geçince anladı, yoldan çıkmanın ne demek olduğunu kendisini uçurumun kenarında görünce.

Bizimkiler birer birer giderken hep Ben kalmaya yolunda ilerliyoruz

Erdinç Dinçer ölmüş, hani şu Bizimkiler diye bir dizi vardı. TRT’nin tek kanal olduğu dönemden, hani şimdilerde tek kanal olduğu izlediğimiz değil, gerçekten sevdiğimiz için izlediğimiz dizi. Hani hala oyuncularını bir yerlerde başka başka dizilerde gördüğümüzde bu Bizimkilerde oynuyordu dediğimiz dizi. O dizinin Muhasebeci karakteriydi Erdinç Dinçer hani birazda kıl olduğumuz karakterdi kapı dinlerdi, Emekçi Abbas’ın karşısında patron yalakası Muhasebeci olarak kafamıza kazınmıştı. Ağlardı, ha birde Kanarya diyerek Fenerbahçe’ye selam gönderdi, ölmüş. Allah geride kalanlara sabır versin. Çocukluğumuzun en önemli figürleri birer birer yok oluyor, aslında birlikte büyüdüğüm Bizimkilerde ki insanlar öldükçe sanki sıra bana geliyor. Sıramın gelmesini bekliyor gibiyim dahası gerçekten bizimkiler gidiyor sırayla, parayla değil sırayla sıra sıra yok oluyor Bizimkiler. Onlar varken daha mutluydu zaman, şimdilerde hüzün basıyor, bizimkiler birer birer gidiyor. Bizde gideceğiz sıramızı b

Marmara’da kar topu oyamayıp futbol oyunlar ilk 2’de

Ligin ikinci yarısı başladı ve bizde böylece Futbol topuna kavuşmuş olduk, devre arasında ihale sorunu da çözülünce, yeni devreye yeni umutlarla girdik. Ayrıca Digitürk’ün web üzerinden 80 TL verip tüm sezon maçlarını izleme paketini de oldukça sevdik ve severek kabullendik. Maçları oradan takip edeceğiz. Süper Ligin ilk haftasını İstanbul’da ki kar yağışı vurdu ve ilginçtir etkilenen 4 Takım da Marmara bölgesindendi. Fenerbahçe ikinci yarıya lider başladı, 3 gol ve 3 puan ile böylece taraftarları nefes almış oldu, kimse almasın denilen Youla’da Denizlispor futbolcusu olarak karşımıza çıkıverdi. Galatasaray transfer döneminin en ses getiren takımıydı, ancak golü dün akşam bir eski attı. Bursaspor maç yapmadı, ama arkasındaki Kayseri tek puanı son anda kurtarınca, Bursaspor 3. sırayı kurtardı, elbette Beşiktaş’ın maç yapmadığını da kayıt altına alalım. Trabzonspor hani şu basit herkesin kullandığı tabirle söyleyelim karlı havanın güneş açan yanı. Onlarda iyi başladı Sivasspor’u

Asker etkisini yitirdikçe yeni etkiler peşinde mi

Eski yazılarıma bakarken birden aklıma geldi, artık Türkiye’de askerin açıklamaları eskisi kadar korku yaratmıyor, çünkü sıradanlaştı. Birçok olaya müdahil olan ordumuz etkisini yitirdi. Ortalıkta birçok darbe planı dolaşıyor, İsmet Berkan’ın dediği gibi Kurmay Subaylarımızın ne de çok vakti var. Aslında işin kötüsü ne biliyor musunuz, işin kötüsü güvenilen kurumlar azalıyor, daha doğrusu herkesin kendisine göre güvendiği bir kurum var. Kimi orduya, kimi polise, kimi Anayasa Mahkemesi’ne güveniyor, o zamanda insanın sorası geliyor sizin güvendiğiniz kurum hangisi, siz hangi kuruma güveniyorsunuz diye, kaybolan güveni yeniden duymaya bu halk ne zaman başlar, bilemiyoruz. Aslında Balyoz darbe planlarından tutun, kozmik odalara kadar hayatımıza birçok kavram girdi ve bu kavramların girme yolu da Taraf gazetesi. O zaman ortaya şu çıkıyor birileri Taraf gazetesi yoluyla bu haberlerin yayılmasını istiyor. Bunun içinde Taraf gazetesi seçilmiş, hatta diyelim ki üretilmiş. Bunu bir eleşti

E-İletişimde asker başarısı 08.07.2007

Türkiye’nin en çok ziyaret edilen web sayfalarından biri sanırım Genelkurmay Başkanlığı’nın web sitesi. www.tsk.mil.tr adresinde faaliyet gösteren site sivil vatandaş tarafından da çok sık ziyaret ediliyor. Bunu muhtıranın gece yarısı verilmesine rağmen, basından önce halktan duymamızdan anlıyoruz. Muhtıra daha gazetelere düşmeden internetin form sitelerine düşmüştü. Türk Silahlı kuvvetleri interneti de gerektiği gibi kullanabiliyor. Bazı açıklamaların web sitesi ayrıcılığı ile yapılması sanırım, Genelkurmay’ın hızlı iletişim kurma isteği ile açıklanabilir. Bu siteyi bugün haber yapanda, sitenin Genelkurmay başkanları bölümlerinin yapım aşamasında olması. Genelkurmay Başkanlığı sitesinde Hilmi Özkök için yazılan Başbakan'a bağlı olarak çalışır sözü kaldırılmış, daha sonra olay haber olunca site bakıma alınmış. Bakım bugünde devam ediyor. Genelkurmay Başkanlarının sözde Başbakan’a bağlı olduğu doğru özde ise durum tamamen farklı. Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın Cumhurbaşk

Seçimden, seçime 08.07.2007

Seçim sonuçları açıklandığında AKP hükümetinin barajı aşamadığını düşünen hiçbir senaryo üretilmiyor. Bu durum hayalcilik ama gerçek olan bir durumdan kimse bahsetmiyor. Eğer AKP ile koalisyon ihtimali doğarsa partilerin tavrı ne olur, bunu tam olarak bilemiyoruz. CHP’nin bu duruma evet demeyeceğini tahmin ediyoruz. Diğer partilerde buna hayır derse meclis bir kez daha kitlenir mi? Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşadığımız sürecinin bir benzerini yaşayabiliriz. Seçimlerden sonra bir seçime daha gitme ihtimalimiz zayıfta olsa vardır. Bu durum ülkenin kaos ortamına gitme sebep olabilir. Yapılan Anketler birçok değişik sonuç vermekte, fakat bu anketlerin tarafgir anketler olduğu da söylenebilir. Yeni seçilecek meclis yepyeni tartışmalar ile açılabilir. DPT’li bağımsızların meclise girmesi ile bu partininde içinde yer aldığı koalisyonlar gündeme gelebilir. Türkiye yeni bir döneme giriyor. Bu yeni dönemde laiklik- irtica tartışmalarının yanında yeni tartışmalarımız olacaktır. Tür

Çift "E" 07.07.2007

Erbakan ile Erdoğan eskiden dost olan iki zat iken şimdi rakipler. Erbakan Fatih’in hocası Akşemseddin gibi davranıyor. Fatih’in dünyaya adını duyurması İstanbul ile olmuştu, Erdoğan’ında öyle oldu. Erbakan sonra bu evladından saygı bekledi. öğrencisi ise başka bir yola girdi. Erbakan sürekli aynı şeyleri söyledi. O dönemde talebeleri olan Erdoğan, Gül, Arınç ve Şener iktidara gelmelerinin önünde Erbakan’ın olduğunu düşündüler. Yapılan kurultayda Abdullah Gül Erbakan’ın karşısına çıkarılmıştı. Zaten Erdoğan’ın en büyük özelliği hep dublörleri oldu. Belediye Başkanlığı dublörü Ali Müfit Gürtuna idi. Başbakanlık dublörü Gül’dü. Cumhurbaşkanlığı’na ise dublör seçimi yine Abdullah Gül’dü. Erbakan’da dublör kullanmak zorunda kalıyor. Onun dublörü Recai Kutan. Bu iki lider de dublör kullanma konusunda birbirine benziyor. Her ikisi de halkın belli bir kesimi tarafından partileri olmasa da seviliyor. Yalnız şimdi biri diğerinin oyunu bölme gayretinde. Tıpkı kulağın boynuzu yok ettiği

Aşk sayıklamaları 07.07.2007

Aşk yaşamalı, mum ışığında yemek yenen de olabilir, ya da samanlığı seyran olduğu da. Yeter ki iki gönül bir olsun araya cipler girmesin. Her gece nereye gideceğiz ya da bu akşam ne yapalım sorularında çok, bugünde beraberiz cümleleri olsun. Gidilen yerlerin önemini sadece beraberlikte gizli olsun, gidilen yer sevgilin yüreği olsun. Gündelik beklentilerinin adı aşk konulmasın, bu 3 harfin fiziksel zayıflığına bakılıp, ruhuna yüklenilmesin. Karşılıklı fayda ilişkisi sadece sevgi de olsun. Sevgiyi paylaşırken büyütürken, üzüntüyü paylaşırken azaltan bir aşk olsun. Aşk olsun da kuş konsun yüreğinize Yüreğinizdeki kuşlar, sevgiye uçsun, umutsuz karanlık bir dünyada beyaz güvercinleriniz olsun. Dünya size karanlık geldiği anda sevgilin gözlerindeki ateş ile aydınlanan bir dünyanın içinde var olabilmektir aşk. Aşkın varlığı nedir, diye sorsalar, kimi için mecnun olmaktır, kimi içinse aynı bardaktan su içmektir. Birbirinden tiksinmeden birbirine ait olmanın hissinin başladığı bu nok

Onun da hakkı var 07.07.2007

Yargıtay bir davada evlilikte edinen maldan kadının katkı payı almasını kararı bozmuş. Kısaca ev işleri dediğimiz işlerin yapılmasının mal edinmeye katkı sağlamadığı kararını vermiş. Yanlış bir karar vermiş. Bu ülkede karısını çalıştırmayan kocalar varken kadın nasıl mal edinsin? Ayrıca her yapılan faaliyet maddi bir karşılık getirmez. Maddi karşılığı olmayan faaliyetler vardır. Bunlara hizmet diyoruz genelde. Kadın yarattığı hizmet ile eşinin daha verimli çalışmasını sağlar. Ev işlerini yapan bir birey olması sonucu eş her gün yıkanmış çamaşırları ile işe gider. Akşam eve geldiğinde yemeği de hazırdır. Tüm bu faaliyetlerin görünmez bedelleri vardır. Büyük şirketlerin halkla ilişkiler departmanı vardır. Bu departman gelir getirmese de şirketler bu departmanlara yatırım yapar. Bir insanın eşi de aynı zamanda halkla ilişkiler departmanıdır. Bu yüzden kadınında maldan katkı payı alması gerekir. Kadının toplumda kendini güvende hissetmesi için üretime katılması gerekir; ama b

Ben bir duygu yaşarken

Ben bir duygu yaşarken Sen başka duygular yaşardın Ben bir aşkı taşıyamazken Sen kim bilir ne yürekler yakardın.

8 Milyon Euro’yu çöpe atmak değildir sahiplik

Yıldırım Demirören demiş ki, Beşiktaş’ın gerçek sahibi , 22 Bin kongre üyesidir. Affedersiniz ama halt etmiş, hiçbir futbol kulübünün sahibi, yöneticiler ve kongre üyeleri değildir. Onlar sadece bir takım çıkar ilişkileri olan , daha çok salon adamı olan topluluktur. Nasıl ki bir ülkenin sahibi gerçek sahibi milletvekilleri değil, milletse bir takımında sahibi taraftarlarıdır. Kulüp yöneticileri kimi zaman sahip oldukları tribünlere bile gelmezken o taraftarların birçoğu gelir. O kulüp başkanları ya da kongre üyeleri bir ayrıcalık olarak gördükleri o kulüp üyeliklerine eğer futbolun içinde bu kadar derin sosyal ve ekonomik ilişkiler olmasaydı gelmezlerdi. Elbette bunu söylemek biraz saçma, ama şunu da söylemem gerekir. Bu ülkede takımı için ama yanlış, ama doğru ölen taraftalar var. O taraftarlar gerekirse ya da öyle hissederlerse yeri geliyor savaş veriyor. Oysa o kongre üyeleri her daim daha sıcak ortamların adamlarıdır. Ha iş para vermek konusuna dayanıyorsa, şunu da belirtmek

Hayatım boyunca hiçbir kadını ilham perisi olduğu için sevemem, sevdiğim için ilham alırım.

Ressamlar resim yaparken, bazen nü mankenler kullanırlar ancak birçok ressam resim yaparken hayallerini resim eder. Bir yandan da yazı yazanlar vardır, biz yazanlar evet kendime yazan diyorum, okuyan kitlemizi memnun etmek için yazmayız aslında, en azından ben öncelikli hedef kendimi mutlu etmektir. Bunun yanında yazdığım yazılarda güzel cümleler kullanmak isterim, isterim ki herkes kelimelerin gücünü anlasın. Ancak hayatımdaki kadınları hiçbir zaman bana yazı yazdırsın diye sokmam, ben yazı yazmak için yaşadığım aşklar olmasa da yaşayacağım aşkları hayal ederek de yazabilirim. Bir kadınla birlikteysem onu yazılarıma onu ederim, inceden gizliden isterim ki satır aralarında kendini bulsun bu benim desin. Belki kalbimde bulamaz soyut olduğu için göremez ama yazılarımın içinde kendini bulabilir. Hayatım boyunca hiçbir kadını ilham perisi olduğu için sevemem, sevdiğim için ilham alırım. İlham aldığımda da yazarım, yazarım ki içimden geçenleri başkaları da bilsin. Okurken kendi yaşayam

Halen seni hak ettiğim için şükretmek istiyorum

Seni özlüyorum, özlediğimi her saniye için sevgi ekiyorum, seni daha da sevmek için, sen yokken her şey anlamsız, sen varken her şey daha anlamlı, sensiz boş vakitlerin pek bir manası yokken, birden sen varsın diye düşünüp her şeyi daha anlamlı yaşamak istiyor gönlüm. Hayatın içinde sen olmadığın zamanlarında benim içimde içim de kopan fırtınaların dindiricisi bir tek sen olabiliyorsun. Yokluğun yoksunluğum oluyor birden, ondan sonra tekrar bir kere daha anlıyorum varlığın ne demek, varlığın elbette varlığımın kaynağı değil var olmam için başka sebeplerim de var, ama varlığımın en güzel yanlarından birisin ve dahası seni sen olduğun için sevebiliyorum, seni severken karakterimden taviz vermeyeceğimi bilmek çok güzel. Seni severken zorlanmıyorum, seni sevmenin bana verdiği mutluluk bana çılgınlıklar yaptırmayacak biliyorum, aklı başında bir sevgi olacak. Bu bir rüyaysa uyandığımız her an tekrar uykuya dalmak bizim elimizde ve uykuya daldığımız gözlerle yeniden ve yine sevmek de biz

Sizin köyde kavalcılar aynı Türküleri mi söylüyor

Köşe yazarları hakkında geçende arkadaşımla da konuşuyordum. Farklı bir bakış açısı yaratmayan hiçbir yazarı okumak istemiyorum. Türkiye’de birçok yazar ister sağdan alın ister soldan hep aynı şeyleri söyleyip kendini tekrar eden yazarlar. Bunların içine Abdurrahman Dilipak’tan, Yılmaz Özdil’e kadar bunların birçoğu farklı bakış açısı getirmiyor. Mümtaz Er Türköne’den tutun Bekir Çoşkun’a kadar, isimleri her iki taraftan seçmeye özen gösteriyorum, gösteriyorum ki söylediklerimizin bir manası var. Ben zaten kendi tarafımdan insanları okumayı da çok sevmiyorum, bana bildiğim şeyleri anlatmasın, yani benim bildiğim şeyleri benden güzel anlatıyor diye bir yazarı okumanın at gözlüğümüzün derecesini artırmaktan başka faydası olmaz. Yazarlar yeterince tatmin etmediği için zaten alternatif medya ortaya çıkıyor işte bu yüzden bloglar, ekşi sözlük gibi ortamlar önemli farklı bakış açıları getirmek, her zaman önemli olan farklı olanı yakalamak ve düşünülmeyeni görmektir. Olayların farklı yüz

Hepimize yetecek kadar darbemiz var.

Türkiye’de darbe olmaz diyenleri saygıyla selamlıyorum. İki de bir bir takım planlar çıkıyor Balyoz darbe planını gibi ve daha birçok planlar, işte Ergenekon falan var, birçok darbe çeşidi var. Elbette hem fikir olmanız gerekmiyor, hem fikir olmak zorunda değiliz, hatta sağdakiler darbenin askerisini konuşurken sağdakiler de darbenin sivilini dikkate alıyor olabilirler. Her birimizin ağzına yakışan bir darbemiz mutlaka var. Herkesin hayal dünyasına yetecek kadar darbeye sahibiz. Her birimizin darbeye olan aşkı var gizliden gizliye. Şimdi eğer durup da darbe diye birinin çıkıp biz yönetime el koyduk demesini bekliyor ve hala marşlar duymak istiyorsanız bu darbe çeşidi en son 1980 yılında kendini tüketti. Şimdi 30 yıldır darbe olmuyor diye üzülenlere, ya da benim gibi hiç darbe görmedim diyenlere şunu söylemek istiyorum. Biz 1997’de 28 Şubat’ta bir darbe gördük, o darbe ki sadece yönetimi değil, eğitim sistemini dahi değiştirdi. 1980 Darbesi YÖK getirirken, 1997 darbesi de 8 Yıllı

Aşka Sitem Aşka Umut

En son neye sitem ettin ve neyi umut ettin? En son aşka sitem ettim, fedakarlığımın karşılığını almamaya sitem ettim,Bu sitemin karşılığında ise aşkı umut ettim tekrar yeniden ve bu sefer umutlarımın da ötesinde duygular yaşıyorum Duygu ile birlikte. Ask me anything

Ellerini öp sevdiğinin dudakların kıskansın

Sen hiç sevdiğinin ellerini öptün mü, onu gönlünde yüceltip, onun yüreğini ısıttın mı, ısıtmalısın, bir kadına verdiğin değeri en güzel gösteren dudaklarına kondurduğun şehvet mi şefkat mi belli olmayan öpücükler değildir. Ellerini öpeceksin, belki dudaklarını da öpeceksin ama ellerini unutmayacaksın, ellerin değil senin olduğu için ona şükranlarını sunacaksın. Ona değerini vereceksin, sevdiğin insanı araba alla onu al bunu al ile sınav yapmayacak, senin kişiliğinin bir parçası olacak, duygularının karşı yanı olacak. Sen kendinde çözüm bulamadığında duygularının karşı yakasına geçeceksin, ona doğru koşacaksın. Ona kavuştuğun kıyıya kavuşmuş gibi olacaksın. Huzur bulacaksın. Ona kavuşmanın ne demek olduğunu bilmek onu şımartmadığı zaman, sen daha da mutlu olacaksın, seninle rekabete girmediği zamanlarda, yarışın değil kazanmanın peşinde olmalısın mutluluğu beraberce. Sevdiğin kadın sabretmenin sonucu olmalı, yaşamadığın duyguları yaşayabileceğin, bedeni paylaştığında pişman olmaya

Haluk Dede

selçuk erdem vs erdil yaşaroğlu? Erdil Yaşaroğlu demem gerekir tercih hakkım varsa ama oyumu Semra Can'dan yana kullanmak istiyorum.Onun karikatürleri daha da sıcak geliyor bana, birde Haluk Dede fenomeni var onu da unutmamak gerek diye de düşünmeden edemiyorum hani.Mizah deyince Penguen dergisi favorim. Ask me anything

Yaşa sende tadına bak

Soğuk kış günlerinde aşk daha da sıcaktır Üşüyen bedenin ısıtan gülüşüdür Herkesin düşlediği Romantik ıslanmaların Gerçeğe dönüşüdür Soğuk kış günlerinde aşk Yaşa sende tadına bak

Atardamarını bilenlere üye misiniz, damarlarınız mı atıyor kalbiniz mi?

Salıverdim çayıra ne saldığımı bilmiyorum, aklıma komiklik olsun diye bir şey geldi ama komiklik yüzünden puan kaybedebilirim ama saldım deyince aklıma gaz salmak geldi. Hani şu kimi zaman kimin çıkardığı belli olmayan ve salıcısı hep aranan gazlar var ya ondan bahsediyorum çok bilmem neden muhabbet oldu. Sezen Aksu benim hiç kedim yok demişti benimde muhabbet kuşum olmadı belki de bu yüzden muhabbet olsun diye bir şeyler karalıyorum, belki de bende karalanıyorum. Efendim bende bir çene var muhabbet kuşuna gerek yok, ben en çok beni dinlemeyi sevenleri seviyorum, beni dinleyen kadınlara bayılıyorum, yalnız sanmayın ki hepsine bayılıyorum, birine bayılıyorum ona bayılmadığında ayılıyorum. Hayatında hiç içki içmemiş bir adam hangi ortamlarda sarhoş oluyor biliyor musunuz, şarhoş olan herkes onunla konuşunca muhabbet sarhoşu oluyor. Muhabbet kelimesiyle müebbet kelimesini karıştırıyorum, ama kimi zaman bir muhabbet insanları müebbet bir mutluluğa kavuşturabilir. Kavuşmak kelimesini sa

Bu blogcu bir gün nöbetçi blogcu olmak istiyor.

İstanbul’da kar yağıyor sokakta, bense sıcacık evimdeyim, şimdi gidip sokakta üşüyen insanların edebiyatını yapmayacağım, bugün nöbet tutanları yazacağım, nerden esti bu nöbetçileri yazmak, öyle içimden geldi. Bugün Beyaza bürünen İstanbul’da beyaz elbiseleriyle ile doğuda nöbet tutan askerden tutun, bir başka yerde nöbet tutan beyaz önlüklü doktora, beyaz önlüklü hemşireye, yeşilli askere kadar bugün birçok insan nöbetçi coğrafyanın farklı yerlerinde ve o yerlerde yine birtakım evlerde o nöbetçileri bekleyen anneler, eşler, sevgililer var. O nöbeti tutarken bir tutam uykunun hesabını yapanlar ve yine onlar nöbet tutuyor diye uyumayacak olanlar var. Uyuyup aklı orada olanlar var. Nöbet ya da gece görevi, gece çalışması, güneşin doğuşunu canlı görmek güzel olsa gerek. Düşünsene gece çalışıyorsun, nöbet tutuyorsun sonra bir bakıyorsun, güneş doğmuş yeni güne umutlu başlamışsın. Belki de bu yüzden kimi zaman gece çalışmak güzel bir gün önce başlayıp bir gün sonra yeni hayallere kurabi

Duygu

Adam hayatındaki tüm duyguları silmişti, kapı çaldı, yalnızlığına bir çare geldi sandı, kapıya yöneldi Kim O Duygu Hangisi Aşk

Cana beş paralık değer verirsen Canını kendi değeri uğruna harcar

Afganistan’da CIA üssüne saldıran ve intihar saldırısında 7 Kişiyi öldüren Humam Halil Ebu Mulal el-Balavi ’nin bir doktor olması, Müslüman olması ve de eşinin Türk olması gazetelerde haber oldu. İşin ilginç yanı kendisiyle yapılan röportajlarda eşinin de Balavi’ye destek vermesi onu bir şehit olarak görmesiydi. Burası ayrı bir tartışma konusu, şehit midir değil midir o bize aşan bir konu. Daha doğrusu o konuda yorum yapacak kadar bilgiye kanımca Allah’tan başkası sahip değil. Asıl konumuz şu ki yine bu olaylardan sonra Müslümanların teröre yatkın olduğu yazılıp çizildi. Ben anlamıyorum bugün dünyanın üstünde en çok masum insanı öldüren ülkeleri bir dökün bakalım kaçı Müslüman çıkacak. İsrail korkusundan Filistin konvoyuna geçit vermeyen Mısır mı, Afganistan’dan tutun dünyanın her yerinde işgalci olan Amerika mı? Bunların hangisi Müslüman. Şunu anlamalıyız, evet biraz acı, lobisi olmayan kendi lobisini yaratır ve şunu yine unutmayın ki halkın kahramanları hiçbir zaman yasal iş yapa

Gazeteli kişilik 07.07.2007

Büyükşehir’de en sevdiğim eylem gazete okumaktır. Gazeteyi toplu taşıma aracında ve umumi mekânlarda okuduğunuz zaman çok keyiflidir. Bu okuma bazen kendi gazeteniz üstünde olsa da bazen bakışlarınızın yönlenmesi ile başka bir gazete üstünden olmaktadır. Okunan gazete ile karakter tahlili yapan insanların olduğu bir coğrafyada ise gazete okumaktan alınacak keyfi anlatacak cümle yok denecek kadar azdır. Okuduğunuz gazeteye göre kişiliğiniz hakkında tanımda bulunmaya çalışacak insanların bakışları arasında hem gazete okumak hem de gazete okuyanı süzmek müthiş bir hazdır. Gazete satışlarını değerlendirirken ya da gazetelere reklâm verirken bu unsuru göz ardı etmemek gerekir. Bir gazeteyi bir toplu taşıma aracında indi ve bindisi ile beraber en az 20 kişi okuyordur. Gazetelerin en ilgici çekici sayfaları ise tabii ki spor sayfaları, spor sayfası açıldığında hem de büyük butonlarla haber var olduğunda gazetenin üstünde var olan bakışları hemen yok etmek için sayfayı değiştirmek ve ekono

Tribün terörü 07.07.2007

Tribün ile terörü yan yana getirmeyi de başardık. Spor’un birleştirici öğesinin yerini Türkiye’de maalesef ayrıştırma aldı. Futbolun bu hale gelmesine sebep olan çeşitli etkenler var. Burada en büyük etken Türkiye’nin aklı başında adamları olan yöneticilerin demeçleri. Türkiye’de tapılan tribün liderlerinin var olduğunu, kurulan taraftar sitelerinin renkten çok oylara gerilim getirdiğini görüyoruz. Tribün olaylarının nasıl engelleneceğinin en büyük örneğini UEFA ve FİFA bakarak anlayabiliriz. Bu şiddetin önlenmesini için cezaların ağırlaştırılması gerekir. Burada ana sorun cezadan çok cezaların uygulanabilirliği. İsviçre maçında aldığımız cezanın ne kadar yerinde olduğunu acı da olsa bugün anlayabiliyoruz. Manisaspor maçında bir futbolcunun hakemi taciz etmesi ve yumruklaması sonucunda maç tatil edilirken ki doğru bir davranıştır, büyük takımların da bu tür uygulamalara maruz kalması gerekmektedir. Her ne şekilde olursa olsun sahaya atılan madde maçı tatil etme sebebi olabilmeli.

Haydi çocuklar iktidara 07.07.2007

Büyüklerimin ellerinden öpüyorum, küçüklerin ne konuştuğu ile ilgilenmeyen büyüklerim sadece kendi konuştuklarını yazıyorlar buraya. Sorsan bize iyi bir gelecek sağlamak amacıyla ile yapıyorlar. Benim bir çocuk olarak anladığım ise ülkede kavga var. Herkes birbirini suçluyor ya da direkt olaya girip birbirlerinin boğazına sarılıyor. Burada çocuklu anne ve babaların da bir gayretini göremiyorum. Çocukların yeterince oyun alanları var mı sorgulamasını kimse yapmıyor ya da başka sorunlarını gündeme getiren yok. Çocuk ölümleri ile ilgili de pek bir yazı okumuyoruz. Bir ara Dilara ile ilgili yazdılar ama onun ölümü farklıydı. Çocuklarına olan sevgilerinden bahsedenler oldu ama hiç kimse onlarının sorunlarını konuşmuyor, sanki koca dünyada bir büyükler var. Çocukların yaşam alanları daha daralmakta oynayacakları alanlar ellerinden alınmakta. Kişisel gelişimlerini yeterince tamamlayacak faaliyetler yok. Bu dünyanın güzelliğine inanmak isteyen çocuklar hangi ortama baksalar bir kavga ile

Korsan çeşitleri 07.07.2007

Korsan ile savaşım sürüyor. Malum her şeyin korsanı çıktı. Korsan mücadele edeceğiz ki korsanlarımız çıkmasın peki ne tür korsanlar vardır hayatımızda ve neden vardılar. 1) Kitap Korsanı: Benim gibi gariban ülkemin gariban insanları, üniversite sınavı için dershaneye gidemezler ise hemen soluğu korsan kitapçı da alırlar. Korsan kitapçıya kızamayız; çünkü bizde bir kitap 20 YTL eder mi deyip, aynısı korsandan 5 YTL verip alıyoruz, eh bazı sayfaları eksik çıkabilir ama aldığımız sebze, meyve bile bazen çürük çıkıyor. 2) Hava Korsanı: Bunların işleri güçleri yok, hayatlarında uçak nedir görmemişler, uçağa nasıl bineriz diye düşünmüşler. Binmişken de delikanlılık yapacaklar, adlarını duyuracaklar ya hemen uçağı kaçırır, ezilmişlerin temsilcisi oluyorlar. Bazen onlara da bu yüzden sempati ile bakıyoruz. 3) Gemi Korsanları: Bunlar en iyi korsanlardır, daha doğrusu en şöhretli korsanlarımız bunlardır. Denizlerin efendileri de bunlarıdır. Hatta bir ara Türkiye’de bile çeçen direnişe katk

Yerli Carlos 06.07.2007

Sergen Eskişehirspor ile anlaşma yolunda imiş. Herkesin bir Roberto Carlos’u vardır. İkinci ligin Roberto Carlos’u da Sergen dir. Sergen Yalçın çok ilginç bir futbolcu büyük takımları birer kez dolaşmış, ikinci tura bile başlamıştı. Uzlaşma ve anlaşma kültürü gelişmiş bir oyuncu. Eskişehir’de Sergen Yalçın ne yapar ile Fenerbahçe’de Roberto Carlos ne yapar sorularının cevapları bence aynı. Sergen Yalçın’ın her zaman Avrupa çapında bir futbolcu olduğu ve kendini harcadığı söylenir, söylenirde 5 büyük takıma bir insan, transfer oluyorsa başarılıdır denmez. 4 Büyüklerden Beşiktaş’ı 2 sayıyoruz. Kendisi Beşiktaş’a gidip gelmiştir. Çapkınlığının yanında at yarışına düşkünlüğü ile de bilinir. O kadar etkili bir futbolcudur ki; Tigana bile onu suçlar. Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük değerlerden biri; ama Milli Takım seviyesinde kendisinden pek yaralanılmadı. Sergen hayatı seviyor, eğlenmeyi seviyor. Futbolu da bu yüzden seçmiş. Onun Futbola iş olarak baktığı zamanlar sadece transfer dö

Biraz Safranlı Biraz da Duygusal

Çarşambayı sel aldı, bir yar sevdim el aldı. Bu türkünün içinde hem Çarşamba kelimesi hem de el kelimesi geçiyor, şimdi durup birileri burada taşın altına elini sokup buradan bir mana çıkaracaklar bir duygu çıkaracaklar. En çok hangi kadının elini tutmak istediniz mesela, benim tutacağım el yumuşak olsun örneğin, bir de elektrik akımını geçirirse tadından yenmez gibime geliyor. Ben ne akımlar gördüm zaten yoktular diye Atilla İlhan’dan çalınan bir cümle geliverdi aklıma, hoş bu aralar aklım başımda değil, karmaşık duygular içerisinde tek bir duyguya ulaşamaya çalışıyorum. Doktorların söylediğine göre kalan ömrüm yaklaşık 66 saatmiş, hemşirelerin itiraz edip, ömrümü uzatmalarını bekliyorum. Üniversite de Hemşirelik yüksekokulun önünden geçerken hep şunu söylerdik bizde mi hemşirelik okusaydık, niye orda kız çok ya az olunca bize bakacaklar, her neyse insanın gönlü yoksa o zaman istersen dünyadaki tek erkek ol şansın yok. Şimdi konu neden buraya geldi anlamadım, göğsüm daraldı bel

Ellerini bırak masanın üstüne

Ellerini bırak masanın üstüne Bırak da tutuyum Gözlerinin içine Unuttuğum tüm aşk şarkılarını okuyum Sana yazdığım mektupları saklıyorum İçindeki cümleleri unutursun diye hayıflanmıyorum Bırak ellerini tutuyum Gözlerinin içine yazdığın mektupları okuyum. Gözlerin mutluluktan yaşarsın Sende benim yaşadığım duyguyu belki anlarsın Bilir misin bu garip duygusuz bir hayatı ne yapsın.

Leyla Varsa Duygulu bir hayat vardır

Duygu varsa hayat vardır Hayat varsa duygu vardır Hem Duygu hem Hayat Yoksa O zaman ne aşk vardır Ne Mecnun Duygu varsa Leyla vardır Leyla varsa Duygulu bir hayat vardır.

Duygulara Ümit olmak isterim.

Duygular vardır, insanın hayatında her zaman sizinle beraber olan, birde duygular vardır her daim sizinle olmayan, ama birden bire hayatınıza giren. Birden girer. Mesela umut vardır, her daim var olan arada bir yeniden yeşeren, birden yine yeşeriverir. Duyguların var olduğunu hatırlarsın. Hep söylerim bütün güzel isimleri kadınlar almışlar, birde derler ki kadınlarla erkekler eşitti bence değillerdir. Kadınlar tüm güzel isimleri alıp çekilmişlerdir. İnsanın hayata mesela aşk girer, gerçi günümüzde kolaydır tanımlar yapmak ve kolaydır aşk sözcüğünü algılamak, önemli olan onu gerçekten yaşamaktır ve anlamaktır duygular vardır. Duyguların içinde umut vardır, mutluluk vardır, kimi zamanda hüzün vardır, her hüznün bir yansıması vardır, Duygular vardır hayatımızın içine giren çıkmasını istemediğimiz. Elimizle tutabileceğimiz somut duygularda vardır, soyutun kişi bedenine girmiş halidir. Tutarsın elini birden yeşerir, var olan duyguların, bir kapı açılır dünyaya yeni bir kapı. Hep derim

Sitem

Sitem etmek istedi yaşadıklarına, dün bir baktı mutlu günlerini gördü vazgeçti, kendine sitem etti sonra hayallerini yeniden kuramadığı için.

AKP’ye “İnce” Ayar

CHP’yi sevmem, ancak bugün CHP Milletvekili Muharrem İnce’yi dinlerken inanın görmediğimiz noktaları gerçekten çok güzel izah etti. Öncelikle AKP’nin içinde bu kadar eski milletvekili ve bakan varken geçmişte atıfta bulunmalarını eleştirdi başta Cemil Çiçek olmak üzere ki söyledikleri doğruydu. Bu partide kimi isimler eskiden beri bakan. Gömlek değiştirme, sakal kesme ve çiplerle ilgili yaptığı yorumlar oldukça yerinde ve durumu özetliyor. AKP’nin içindeki değişimi özetledi. Aslında değişim gerektiğinde yapılmalı, gömlek konusundaki sözlerine katılıyorum, İslamcı gömleğinin yerini başka bir gömleğin almasını anlatıyor, aslında o gömlek de değişebilir. Hepimizin dünyaya bakışı değişiyor bu her zaman tahkiye anlamına gelmez, AKP gerçekten kendini değiştirmiş de olabilir, sonuçta onlarda Erbakancılar grubundan kendi istekleriyle ayrıldılar yani gelenekçilerden. O Erbakan’a modernlik adı altında bugün destek veren modern insanlarda oldu, bunu da göz ardı etmemekte fayda var diye düşünüy

Çılgınlık

Şimdiye kadar yaptığın en büyük delilik/çılgınlık, ya da adı her neyse... Nedir? Hayatım boyunca çılgınlık yapmadım, ya da yaptığım şeylerin çılgınlık olduğunu düşünmüyorum. Aslında bazen çıldırmak istediğim zamanlar oluyor, ama öyle olay yaratacak bir çılgınlığım yok gibime geliyor. Ask me anything

Bugün birileri işini kaybetmedi.

Naklen yayın ihalesi sona erdi. İhaleyi Digitürk aldı. Bugün birçok insan bunu takip etti, yazdı çizdi, çok önemli bir olaydı ya da öylemiydi bazılarımız bu soruyu sordu. Rakam 321 Milyon Dolar, Türkiye’de her birimiz bir ihale nasıl yapılır bunu izleme şansını yakaladık. İhale katılımcılarının tavırlarından analizler yaptık. 321 Milyon eski parayla TL’yi göremeyenler Milyon Dolar lafını duydular sık sık, 50 bin dolar bile bize küçük paraymış gibi geldi. Her 50 bin dolar ağzından çıktığında küçümsedik, hayatımızda hiç 50 bin dolar görmediğimiz halde. İhalenin sonuçlarının tüketiciye bir yansıması olacaktır mutlaka, aslında hazır altyapısı olan bir şirketin bu ihaleyi alması iyi oldu. Çünkü diğer şirketin altyapı yatırımları tüketiciye ek bir maliyet olarak yansıyacaktı. İhale ilk kez bu kadar kavgasız dövüşsüz geçti. İlk havuz sistemine geçildiğinde 7.5 Milyon dolar olan ihale birden daha yüksek değerlere geldi. Bu miktar üstüne sosyal adalet , futbolun gereksiz gibi analizler ço

Hayallerini kırılmayacak olanlardan seç

Hayallerini kırılmayacak olanlardan seç Onları kırmayacak ellere emanet et Böylece hiçbir zaman Dudaklarından dökülmez Hayallerim kırıldı Artık çok geç