Ana içeriğe atla

Yayınlar

Ağustos, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nesli tükenen takımlar ve neslinin tükenmesini istediğimiz futbolcular

Futbolun Pazar seansı bitti, biterken de ilginç şeyler oldu. Emre Belözoğlu’na olan antipatim güm geçtikçe artıyor, ne sanıyor bu adam kendini gerçekten merak ediyorum, Türk futbol sahalarında görmek istemediğimiz futbolculardan, sağ olsun Tolga Özkalfa’da yardımcı oldu ve bizde onu en azından bir hafta daha görmeyeceğiz. Hayır, bu adamla Semih Şentürk aynı takımda oynuyor beni üzen bu, Semih de Hırvatistan maçı sonrası aynı etkiyi bir kere daha yaratmayı başardı ve 90+2 de Fenerbahçe’yi güldürdü. Böylece Semih’e olan sevgimiz arttı. Geçen yılın ilk üçünde bulunan üç takımın kötü gidişi devam ediyor. Bir yanda sürekli beraberlik alan Beşiktaş, diğer yanda hüsranlar yaşayan Trabzonspor ve içler acısı hala puanla tanışamayan ve kuvvetle muhtemel depresyona girebilecek bir Sivasspor, bu üç takımın kötü gidişi karşısında çok iyi giden iki takım var, aslında asıl sürpriz Diyarbakırspor, sanırım o bölgenin takımlarıyla Ziya Doğan’ın yapısı uyum gösteriyor, aslına bakılırsa dirençli takım

Toplumun hakkına kaç para helallik biçilir

En çok duyduğumuz isimlerden biri Münevver Karabulut, hikâyesi içinde birçok olgu bulunduruyor, her gün yeni bir haber çıkıyor hakkında. İçinde aslında birçok Türk filmi öğesi içeriyor. Öncelikle adalet karşısında zenginin fakirden daha önde olması, zengin erkek fakir kız birlikteliği, kızın oğlanı bir başkasıyla aldatıyor olma ihtimali ki teğmen o da, bugünlerde teğmenlerin hayatımızdaki önemi artmaya başladı. Diğer yanda arabesk bir soyadı kara talihe sahip bir Karabulut. Diğer yanda garip bir cinayet ve bu cinayetini işlemiş olma ihtimali olan kişinin soyadının Garipoğlu olması, gerçekten de garip, ilginç öğeler barındırıyor. Bugün bir haber daha çıktı, baba Süreyya Karabulut 3 Milyon Euro helallik istemiş. Şimdi dinimizde orada burada kan parası olabilir. Ancak işi 3 Milyon Euro isteyebilecek kadar ticari düşünmeye vardırmak, dine imana, insana saygısızlık, bir kere babalık müessesine saygısızlık, üstelik artık bu dava iki aile arasındaki davanın da ötesinde bu bir sınıfsal pro

Blog bu işse bırak boş adamlar konuşsun sen yorulma

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=200261 Murat Bardakçı bloglar için boş iş demiş, aslında nerden baktığına bağlı, evet içindeki yazma isteğini belki yeteneksizlik belki de şansızlık sonucu paraya dönüştüremeyenlerin blog yazması boş iş olarak görülebilir, o zaman sorgulamak gerekir dolu iş nedir. Blog yazmak amatör bir uğraştır ve bu amatör uğraşın boş olup olmadığına karar verici olan ancak blogu yazan olmalıdır. Bir yerlerde okey oynamak, internette chatleşmek ya da msn de garip anlık iletilerle tepki göstermek yerine daha uzun açıklamalı tepkiler göstermek güzeldir. Ayrıca sırf para alıyorlar diye, televizyon kanallarında boşa ahkam kesenler, yıllardır gazetelerinde aynı şeyleri yazanlar varken blogcuların yaptığı işe boş diyebilirsiniz, ama bloglar birçok insanı besliyor, ben artık gazete yerine blog okuyorum çoğunlukla, bol bol asparagas haber yerine daha doğru haberler yapan, tüm dünya medyasını takip eden blogcular var. Eğer ki popüler kültür onları öne çıkarmı

Tartışılamayan asker ve tartışamayan askerler

Elazığ da 4 askerimiz şehit oldu, daha doğrusu Türk Ordusunun bir subayı tarafından cezalandırıldı. Bu olaya bakacak onlarca açı var. Hepimiz biliyoruz ki, ordunun kendi kuralları var ve hakkını müdafaa etmek bazen çok zor, gereksiz cezalar ve uygulamalara maruz kalabilirsin, bunun ana nedenini ordunun emri tartışılmaz düsturu oluşturur, ordunun emrini tartışamazsınız. Tartıştığınız anda o askerlik bitmez, ha güvendiğiniz bir subay varsa belki biraz hakkınızı savunabilirsiniz. O gün o askerlerin ölmesi belki de bu noktayı tartışmaya açar. Açabilmesi için bunu bir saldırı fırsatı görmemek gerekir. İşyerinde mobbing var, ama asıl mobbing askerde yaşanıyor. Olaydan sonra İlker Başbuğ’dan ben bir açıklama duymadım, İlker Başbuğ bir açıklama yapmalıydı. Bu olayın münferit olduğuna dair bir açıklama. Bu olay maalesef muhalif basın tarafından ortaya konduğu için bir saldırı şeklini aldı ya da böyle düşünülmesine sebep oldu. Oysa orduda bu gibi durumlarda halka açık olmalı, tamam asker ile

Belki Beşiktaş bugünlük puan kaybediyor, ama uzun vadede kaybedilenler çok fazla

Beşiktaş şu an Gaziantepspor karşısında 0-0 berabere maçın 2. Yarısı oynanıyor, her dönem sıkıntı çeken Beşiktaş, transfer döneminin son günlerinde kadrosuna Tabata’yı kattı, böylece gündem bir anda değişti. Şampiyonlar ligi kuraları sonrası biten bu transfer sanki almak için futbolcu almak gibi oldu. Tabata 8 Milyon Euro etmez, bu futbolcuya bu parayı vermek de hiçbir akılla izah edilmez. Beşiktaş ve Denizli sıkıntılı günler geçiriyor. Mehmet Topuz ile çizilen bir karizması sonrası sırf bu çiziği onarmak için yapılan Nihat transferi ve yapılan bu transferden randıman alınamaması, o kadar oyuncu ismi geçip, gidip alınan Tabata ve ona verilen para, ne olacağı belli olmayan bir Batuhan, tüm bunlar Beşiktaş’ın karizmasını çiziyor, diğer yanda da ligde göreceli olarak daha iyi giden Fenerbahçe ve Galatasaray, Beşiktaş’ın bu sene işi zor. Maalesef Beşiktaş’ın kimliği kayboluyor, tıpkı Ankaragücü’nün kaybolmak üzere olan kimliği gibi, sıkıntılı zamanlar geçiriyoruz. Futbol kulüplerinin

Çorba tabağına bakıp çorbanın hayalini kurmak mı yoksa Mini etek içindeki bacağın mı?

Ramazan geldi, garipler sorular sorulmaya devam ediyor. Araştırılıyor, oruçlu olanlar oruçlarına renk katmaya karar veriyorlar, örneğin bikini giyip oruç tutma peşinde olanlar var. Ya bikini orucu bozmuş, bozmamış çok mu önemli, önemli olan böyle absürd soruları sormamaktadır. Bir zahmet oruçluyken bikini giymeyi verin, ama her şeyi anda yapma ilkesi yaptığımız tüm işleri sulandırma manasına geliyor. Bu tip soruların peşinden gitmek de garip, magazinsel ve ilginç geliyor, ama inanç magazine kurban verilmeyecek kadar önemli bir olgudur. Din neyi yapmayıp neyi yapacağımızı aslında çok açık ortaya koyar, basit mantıkla herkes bunu anlayabilir. Dinden malzeme çıkarmak isteyenler ise dini sulandırarak bir takım garip sorularla ortalığı karıştırma yolunda adımlar atabilirler. Tüm bunlara yüz vermemek gerekir. İnsan kendi kendine bir sorar ben bir şeyi neden ve hangi amaçla yapıyorum, bu sorunun sonunda her şey ortaya çıkar. Mini etek giyene bakmak orucu bozar mı, şimdi bu da ilginç san

Allah’tan yabancılar

Bu sezonun ilginç şeyler oluyor. Delgado ve Edu hayatımızda ilginç yerler aldılar. Biri gönderildi, diğerinin sözleşmesi donduruldu. Böylece futbolda da futbolcu hakları gündeme gelmeye başladı. Bu oyuncuların yabancı oyuncular olması da olaya farklı bakmayı sağlıyor. Aslında bir defa yabancı kontenjanı olması bu oyuncuların durumuna farklı bakış açıları getiriyor. Diğer yandan da yabancı olmaları iyi, çünkü haklarını arayabilme kabiliyetine sahip oyuncular. Sakatlanan oyuncuya her kulüp sahip çıkmalı. Zaten futbol takımları bu riski de alarak transferler yapıyorlar. Bazı sakatlıklar zaten futbolcuların futbol hayatlarını bitirecek noktada olabiliyor. Futbolcu sakatlandıysa, eğer özellikle uzun dönem sözleşme yapılmışsa hakkını korumalı, sonuçta riskli bir iş yapıyor. Bir oyuncuyu bağlıyor ve bu riske katlanmalı. Aslında burada darbe sakatlıkları da önemli diğer takım oyuncuları rakiplerine saygı gösterilmeli ve kasıtlı hareket etmemeli. Bu bir güç işi, gücü olanında karşı tarafı r

Biri Avrupa’dan dönmedi, diğeri sefere başlıyor

Tuncay Şanlı’nın Stoke City takımına gitmesine sevindim, Fenerbahçe dönmemesi iyi oldu. İyi bir tercih, tamam adını pek duymadığımız bir takım, hani çok da gurur duymayabiliriz, ama şu da bir gerçek ki, ikide bir dönenlerin olduğu bir yerde, Premier ligde bir oyuncumuzun olması güzel. Kaç tane oyuncumuz o ligde tutunabildik ki, hem Fenerbahçe’ye dönüş Tuncay Şanlı için yenilmek geriye dönüş olurdu, ben Tuncay’ı tebrik ediyorum. Umarım iyi performans gösterir, çok ihtiyacımız var buna. Ha Tuncay’ı ben elbette efsanelerimiz arasında görmek isterdim, çok faydası oldu ama kendisi için en iyisini yapmalı. Beşiktaş Şampiyonlar liginde bana göre iyi kuralarından birini çekti, daha da iyi olabilirdi, ama bu da iyi, en azından Real Madrid ve Barcelona yok, Manchester United zaman zaman karşısında galibiyet aldığımız bir takım, CSKA’nın çıkması sayesinde Zico’yu tekrar göreceğiz, yenebileceğimiz yendiğimiz bir ekip. Wolfsburg karşısında da kazanabiliriz. Kâğıt üstünde tek kuvvetlerin olduğ

Memleketi alev alev yakar bu ayrımlar

80 yaşlarında evlenmek isteyen bir kişi kendisine kaç yaşlarında bir bayan bakılacağını konuşurken; ''bana 40 yaşlarında bir talipli bile çıktı, ben de ona sen benim kızım yaşımdasın, sen benim kızım sayılırsın, ben seninle nasıl evleneyim, ben Kızılbaş mıyım. Dedim '' dedi. Yukarıdaki sözler Star Tv’de bir evlenme programında söyleniyor, Türkiye’de aslında gizli bir mezhep kavgası her zaman vardır. Alevi ile Sünniler arasında, bir Sünni olarak şunu söyleyebilirim ki, Alevilerden tarafından duyduğum en sert gönderme gerici olmakken, bizim Alevilere yaptığımız göndermelerin haddi hesabı yok. Bir Sivaslı olarak en sevmediğim soru hep Alevi olup olmadığımın sorulmasıdır. Bu sorunun sorulmasını sevmemenin sebebi anlamsız buluşumdur. Bu konuda hep yazıyoruz, ama insanları bilinçlendiremiyoruz, asparagas yakıştırmalarda bulunarak, insanları incitiyoruz. Bilinçaltımıza bunları işliyoruz. Bu konuda aleviler televizyon kanalına protesto yapacaklarmış, ama burada kanalın

Sen hiç birini yüceltmek için Kürt sözcüğü kullandım mı?

Kürt açılımı sardı her bir yanımızı, bir türlü olaya Kürt cephesinden bakamıyoruz, Kürt değiliz ki, bakalım, ama şu bir gerçek ki bu açılım birden ortaya çıktı, bu da insanın aklına dış kaynaklı olabileceğini getiriyor. Şu da bir gerçek ki bugün ya da geçmişte Amerika ve Osmanlı da dâhil hiçbir güç tek başına karar alamaz, dengeleri gözetmesi lazım, o zaman burada bizden bir açılım istendiyse bunun sebeplerini iyi etüt etmek gerek. Türkiye’de bugün Kürt sorunu vardır, gencecik evlatlarımızı Terörün kucağına veriyoruz, diğer yandan da ekonomide harcamalarda silahlı kuvvetlere yapılan harcamalar önemli bir yekün tutuyor, dahası Silahlı kuvvetler bu terör sorunu devam ettikçe, siyasal erk olarak sahnede kendisine yer buluyor. Bu açılım sonucu birtakım tartışmalarda çıkıyor, işte Ortaya bir Sezen Aksu çıkıyor bir Fazıl Say, açılımın yanında olanlar ve olmayanlar, ben şahsen bir açılıma destek veriyorum. Bir kere devlet daha yeni yeni o bölgede vatandaşını anlamaya başlıyor, yeni yeni

Futbol örneğiyle değişmeyen Türkiye

Bu yazıyı yazdığımda eski yazılarımı karıştırırken buldum, tarihler 22.06.2007’yi gösteriyormuş, Fenerbahçe’nin Carlos, Galatasaray’ın Lincoln transferleri sonrası. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=47945 O günden bugüne hep aynı bir adım ilerleme kaydetmemişiz. O gün aslında ben noktayı koymuşum Carlos mu iyi Lincoln mı diye, sonrada ayakların söyleyeceğini belirtmişim, o huyumuzdan vazgeçmedik. Bu sene iyi giden bir Galatasaray, ama yine akıllarda kim iyi soruları var. Özellikle Galatasaray taraftarları Elano konusunda Gürcan Bilgiç’ e kızmaktalar. Her transfer tıpkı oynanmış maçlar gibi sahada belli olur. Sahadır onların akıbetini belli eden. Bugün Lincoln aramızda yok, Türkiye’de oynamıyor ne kadar yetenekli olursa olsun bir disiplin bozucu, bizim ülkelerde Kewell gibi oyuncular olmalı, sahada karakter ortaya koyabilecek, karizma sahibi oyuncular olmalı. Karaktersiz oyuncu takıma sadece ve sadece gol kazandırır. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=1832

Ayaklar Söyleyecek 22.06.2007

Türkiye’ye yapılmış transferlerin en fazla hangisi faydalı olur sorusuna cevap vermek için birçok alternatif var. Galatasaray Lincoln’ü ve Fenerbahçe’de Roberto Carlos’u alarak en çok sükse yapan takımlar oldular. Carlos’un transferi daha lig başlamadan Türkiye’de bir değişiklik yaptı. Birbirini rakip gibi gören iki kulüpten Galatasaray’ın asbaşkanı bile bu transferi eleştirmeden kutladı ve Lincoln açıkça söylemese de transfer etmek zorunda kaldıklarını bildirdi. Roberto Carlos’un bir başka yeniliği ise seyirci önünde imza atan futbolcu olması. Türkiye buna da alışık değildi. Futbol sezonu açıldığında hangisi başarılı olur bilmem; ama kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki, Türkiye’de alınması gereken bir futbolcu varsa bunu Fenerbahçe alırdı, demekten kendimi alamıyorum, bu yüzden Carlos daha başarılı olacakmış gibi geliyor demek istiyorum. Bu noktada devreye bir ama daha giriyor ve Carlos’un futbolculuğundan çok Markasının satın alındığını düşünüyorum. Böyle bakınca da

Sporcu Ahlakı 22.06.2007

Süreyya Ayhan Kadar kaprisli bir atlet görmedim ben. Her yarış sezonunda yarışır mı, yarışmaz mı nidaları ile ortalığı ayağa kaldırıyor. Bu kadın bal yapmayan arı gibi. Bunun her sektörde temsilcileri vardır. Sıra kavgası yapan assolistler, filmlerde adı sonradan çıktı diye kavga eden aktör ve aktrisler biraz Süreyya Ayhan gibidir. Bu tip sporcular, Atatürk’ün sporcu tanımına pek uymazlar, kazandıkları başarıların gölgesinde geçer ömürleri, gündeme gelmenin sarhoşluğunu yaşarlar. Sorun yaratırlar sürekli, çünkü bunların hayatları sorunludur. Başarıya ulaşmak için çalışırlar, başarı kazanıldıktan sonra üstüne yatalar. Süreyya Hanım, biraz Maradona varı davranıyor, eskiden her dünya kupasında Maradona oynar mı acaba diye düşünürdük. 1994 Dünya kupasında dopingli çıkmıştı. Başarıları kadar, hayattaki başarısızlıkları ile de gündemde yer işgal ediyordu. Türk Kadının örnek yüzü olarak gösterilen çok saygı değer Süreyya Hanım da bugün yaptıkları ile hiç de örnek gösterilecek

Köprü Geçiş Türküsü 21.06.2007

Bence güzel bir fikir, insanların yürüyerek Asya ile Avrupa arasında geçiş yapabileceğini bilmek çok iyi. Köprünün geçişe açılması iyi olur. Böylece Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasında köprü olduğu vurgusu daha bir nitelik kazanır. Turistler için de hoş bir aktivite olur. Köprüler şehrin en güzel manzaralarına sahip noktalar, böylece gelen Turist İstanbul’u yaşar. Şimdi birçoğumuzun aklına bu noktada intihar etmek isteyenler olacağı gelebilir. Köprüdeki intihar olayları şov amaçlı olduğu için benim bu noktada bir itirazım yok. Köprü açılınca hatta köprüde intihar etme eylemi bile büyüsünü yitirir. Köprüden yapılacak yaya geçişlerinden de para alınırsa hem motorlu taşıtlardan hem de tabanvay yolculardan da gelir elde ederek dünyada bir ilke imza atabiliriz. Böylece nostaljik türkümüzün de gerçek olma ihtimali olabilir. Ben de sözlerini değiştireyim. Köprüden geçti gelin, Avrupa’yı Asya’yı gördü gelin Nasıl hâldan bilsin, Kıtadan kıtayı gördü gelin. Eğil bir yo

Sevmese de nihayetinde

Bekledim gelmedin Biliyorum fırsatını bulamadın Bende fırsat aradım Kalbimi yokladım Adını sayıkladı Bul onu getir dedi Oysa elimde değil ki Olsa getirim bilsem Dünya öbür köşesinde Koşarım peşinde Mutlu ediyor beni Sevmese de nihayetinde.

Fenerbahçe ve Galatasaray aşkına kurban verilen Sivas ve Beşiktaş

Sivasspor Avrupa Kupalarına veda etti. Ligde de kötü gidiyor, takımımıza sahip çıkıyoruz, çıkıyoruz da sanki başarısız olmasını bekleyenler vardı ve onlar muradına erdi. Biraz Bülent Uygun vari oldu, ama öyle, zaten herkes başarısız olmasını bekliyordu, oysa onlar bilmezler bundan 4 yıl önce 2. Ligde oynayan bir takımın bugün Avrupa Kupalarında oynamış olması güzel, dahası iyi ya da kötü bu takım Şampiyonlar ligi ön elemesi oynayan ilk Anadolu Takımı bu büyük bir aşama, ha bundan sonra Sivas’tan sert düşüş bekleyip küme düşmesini umanlara gözden kaçırdıkları bir noktayı belirtmeden geçmeyim, bu takım Anderlecht’i yendi. Bu Türk spor medyasının mantığına göre 1993 Galatasaray’a elenen Manchester United Alex Ferguson’u kovmalıydı. Ben Sivas’ı başarılı buluyorum, üstelik daha da iyisini yapabilir yeter ki dağılmasınlar. Belki de en büyük yanlışları başarılı bir takımı bozmaları, daha büyük hedeflerin çok transferle geleceğini sanmaları ve her maç sonrası transfer yapmaları olabilir. S

Bağımsız Dörtlükler

Günaydın demiş bana düşünmüyor ki aşık olurum ona dert aldım dertsiz başıma her saniye sanki yanı başımda Seni her gördüğümde susmuyorum Çünkü sensiz geçen her saniye de Sana susuyorum Su fayda etmiyor Çünkü kalp senden vazgeçmiyor Sana susuyorum İşte bu yüzden çenem tutmuyor.

Çillersiz siyaset sahnesinde Çanakkale Dardanel 4 köşe

Bank Asya 1.lig başladı. 1.lige göre daha çekişmeli geçmesini bekliyoruz. Şampiyonluk için aday çok, her yıl 1.lige çıkaracağı takımı bekleyen İzmir bu sezon üç takım ile mücadele ediyor. Bizim gözümüzde İzmir cephesinde. İzmir cephesinin fiyakalı takımı Bucaspor oldu ve 4 gol attılar. Birden kendilerini lider buldular. Mehmet Batdal iki gol atarken, Yunus Altun ikinci ligin deneyimli golcülerinden. Marmara’nın incisi Kocaelispor 4 gol yiyerek bize yeni bir Göztepe vakası hediye edebilir. Altay haftayı tek puanla kapattı. Karşıyaka ise Adana karşısında kaybetti. Süper lig tecrübeli iki takımın maçında Rizespor ile Hacettepe yenişemedi. Geçen yıl dramatik düşüş yaşayan Konyaspor ise Gaziantep Büyükşehir Belediye maçını 1-0 kazandı, deplasmanda. Boluspor Hacettepe’den aldığı Lika ile güldü. Mersinliler Adana gibi güneylileri sevindiremedi. Karadenizliler iyi iş yaptılar gol açısından her ikisi de üretkendi. Samsunspor 3 Karabükspor 3 olarak sona erdi. Diğer Karadenizlilerde berab

Galatasaray esiyor

Üçüncü haftada geride kaldı, Galatasaray ile Fenerbahçe üçte üç ile gidiyor. Bakalım ilk hangisi düşecek. Elano attığı golle, kalp kazanırken, Mustafa Denizli kargalar ile kalp kırdı. 3 hafta olmasına rağmen 8 takımın mağlubiyeti yok. 7 takımında galibiyeti yoktu. Bunlardan Denizli ile Sivas’ın maçı, Sivas’ın yarın maçı olması nedeniyle ertelendi. Galatasaray tam 11 gol attı. 6 takımın toplamında fazla gol atmış durumdalar. Galatasaray ile Fenerbahçe alkış alırken, Trabzonspor ve Beşiktaş idam sehpasında yollarına devam ediyorlar. 4 takım sadece kalesinde 1 gol gördü. Bunlar Fenerbahçe, Beşiktaş, Manisa ve Gençlerbirliği. Gençlerbirliği 3 maçını da berabere bitirdi. 2 maçta gol sesi duymadık. Bursaspor ligde iyi giderken, birleşir mi birleşmez mi dediğimiz Ankaragücü güç gidiyor. Birleşme adaylarından Ankaraspor ise 3 maçta tam 5 puan topladı. Ligde 5 takımın 5 puanlı olması da ilginç. Manisa Trabzon maçında golü atanın Isaac olması da biraz intikam alma gibi oldu. Diyarbakırlı T

Bekar bakire olmayanlar kötü evli bakire olmayanlar iyi, ama iyilik bacak arasında değil ki

Su günlerde gözüme çarpan bir konu var, daha doğrusu özellikle jinekologlar ekseninde gündeme gelen, çeşitli devlet hastanelerinde vuku bulan bu bekaret kontrollerinde sorulan evli misin bekar mısın sorusundan yola çıkarak değişen tavır, bakire olma üstüne yapılan yorumlar. Elbette ki konu kulağa hoş geliyor ve her nedense bu konuda herkes bir şeyler söyleme peşinde. Bekar bir kadının bakire olmaması, şu sonucu çıkarıyor a yatmış sonucu, üstelik bu erkeğin gözünde doktor dahi olsa, acaba benle de yatar mı sorusu akla geliyordur, doktor kadınsa kadını başka bir gözle görür. Bugün hepimiz biliyoruz bu ülkede evlenmeden cinsel ilişkiye giriliyor, giren birçok insan var, bunu bildiğimiz halde halen bakire çıkmamış olanlara değişik tepkiler verilmesi ne doktorda ne de hiçbir yerde yakışık almaz. Ha bu doğru mudur değil midir, bana göre doğru değildir, ama ne var ki yapılmış bir şeyde varsa bunun üstünden insanları yargılamak hoş değil, üstelik bakire olmama gün geçtikçe normalleşen

Bahane edeceksin bırak orucu tutma O kendi kendine yetiyor

Yine bir Ramazan daha geldi, aslında Ramazan ayını klişelerden kurtarmak gerekiyor bir bakıma, hani şu oruçlu olanlar olmayanlar, biz aç kalıyoruz haberlerinden bıktık. Bir oruç tutan olarak şunu da söylemem lazım, oruç tutan olmamı açıklamamın sebebi desteksiz atıyor görünmemek, bıktım oruç tutanların ay oruçluyum vay oruçluyum, oruçluyum da ondan gibi bahanelere sığınmalarından ,tutamıyorsan , tutmayacaksın kardeşim. Ha tutuyorsan da adam gibi tutmayı öğrenecek sızım sızım sızlanmayacaksın. Tutulan orucun sevabını da azaltmayacaksın. Maymunluk yapmayacaksın yani. Ha ben şuna da inanmıyorum, oruç tutarak açın halinden anlamaz, sadece 30 gün boyunca yemek yemeyerek açın halinden anlasa, 365 gün yemek yemeyen diyet yapanlar anlardı, açın halinden ama Ramazanı sadece yememe içmemeye indirgememek gerekir, aç kalmak sahura kalkmak, susuz kalmak birtakım şeylere vesile olmalı, mesela bu sadece bir dini ritüel midir ya da yaratıcı neden bizden aç kalmamızı istiyor; nefsimizle baş etmeyi

Doğal olup doğalı yakalamak yerine zora batmak

Kızların bu gereksiz kendilerini savunma biçimlerini eleştirmek geliyor içimden Msn vermemek bunların başında geliyor. Bu kızların fake Msnler açıp sonrada ay ben Msn veremem güvenli değil o değil bu değil serzenişlerini anlamıyorum, maalesef kızlarımız karakter analizi yapmakta başarısızlar. Msn vermek , telefon vermek insanı zor durumda bırakmaz, ha bırakıyorsa neden o insanla muhabbet edilir anlamam, ha birde şu triplerini bırakmıyorlar ben arkadaş olmak istiyorum, iyi de herkesin zaten yeterince arkadaşı var, hem neden bir erkek ile bir kız sadece arkadaş olmak için birbirlerine o kadar uzunca zaman ayırsınlar. Ağır abla profili çiziyim derken ondan sonra birden kandırılıyorlar, aslında doğal olup doğalı yakalamak varken zor olup zora düşebiliyorlar. Gazetelerde okuduğumuz bilmem nerede tanıştığı adamın yanına gitti başına bunlar geldi haberleri birçok insanda paronaya oluşturuyor, ancak diğer yandan da birbirini tanıyan, eşini eşinin ailesini öldüren kocalarda yok değil, ada

BURADAN DA YAKIN

Sözü edilen tüm bu olumsuz yargıların şahıs olarak "devlet memurunun" karakteri imiş gibi yansıtılması ben rahatsız etti. Söylenenler yalan mı?, elbette değil. Sistem hantal mı? sonuna kadar. İnsan o kadar garip bir yaratılışa sahip ki bulunduğu kabın şeklini alır. Dirense de içinde bulunduğun sistemin ahlaksal öğretileri zamanla ruhuna işler, (Burada ahlakı olumlu olarak kullanmadım ki ahlaki olmayan davranışta ahlakın bütününde yer alabilir.) normalleşir. Bir de bakarsınız ki eskiden tahammül edemeyeceğiniz şeyi şimdi ses çıkarmadan onaylar hale gelmişsiniz. Bunu rüşvet gibi en adisinden tut, hali hazırda tıkır tıkır işleyen bir işin ertelenmesi, yavaşlatılmasına kadar varabilir. Ama benim çok daha mühim. Memurun çalışma alanları, devlete bağlı kamu kurum ve kuruluşları, böyle iken ve oraya yolu düşmeden yürüyemeyecek hiç bir iş yokken, memur olmayan vatandaş çok mu duyarlı bu hassasiyetlere. Ortada bir yalan varsa yani sadece söyleyenin günahı mı bu? Neden dilekçesin

Avrupa’ya gidenler geliyor, ama 2000 ruhu için erken

Sıkıldım artık, bu gurbete giden oyuncuların bir bir dönmesinden sıkıldım, gidiyorlar ondan sonra birden geri dönüyorlar, yazık bu çocuklara, en son İbrahim Kaş’ta geri dönmüş. Bu adamları gidince bir türlü rahat bırakmıyoruz ve döndürmek için basın yollu lobi yapılıyor. Gül gibi Nihat’ta döndü, şimdilerde nerdeyse oynadığı futbolla tepki alacak. Tuncay da dönenler arasında yerini alacak mı her gün bunu konuşuyoruz. Son dönemde Tugay dışında gidenlerden pek iş yapanlar çıkmadı. Alpay Özalan’da dönmeden yurtdışında kaldı, Ümit Özat sağlık problemleri sonrası Köln takımında antrenör olarak devam ediyor. Şu 4 büyüklerden giden oyuncuları döndürmek ve bunları polemik malzemesi yapmak bizim basının en sevdiği iş. Fatih Tekke de problem yapılmak istenenlerden. Bir yandan da buradan dışarıya gönderilmek istenenler var, örneğin Arda’nın Barcelona’ya verilmek istenmesi. Bir başka konuya gelince basit rakipleri yenen Galatasaray ve Fenerbahçe’yi fazla yüceltiyoruz; özellikle Galatasaray’ı şi

Güler yüzün güvencim, seni sevmek istiyorum Güvercin

Seni sevmeye hazırım diye yaklaştığın zaman bir kıza sanki onu zoraki seviyormuş gibi olabilirsin ya da sevmek istiyormuş gibi, oysa onu gerçekten sevmek istiyorsundur. Onu senin sevgine muhtaç olduğu için değil ya da senin birini sevmeye muhtaç olduğun için değil, inandığın için seversin. Onu sevmek istersin çünkü senin içine işlemiştir. Ne yapmıştır aslında çok şey yapmıştır, doğal davranmıştır. Kaç kız kaldı bugünlerde doğal davranan, saçlarını havalı sallayanlardan, sadece topuklu ayakkabı ya da makyajla güzel olanlara kadar. İyi kız buldun mu, iyi olduğuna inandığın kız bulundun mu, kaçırmayacaksın seveceksin, kolaydır sevmek. Aslında birini sevmek istemek karşı tarafa sorumluluk ve vicdan azabı yüklüyor olabilir, ama öyle değildir. Bazı kalpler gerçekten sevmeyi kolayca başarır ve odaklanır ama bu demek değildir ki onlar ayran gönüllüdür. Onlar gerçekten sever yaratılanı yaratandan ötürü ve yeni bir tabir ile elektrik almıştır. Belki de ruha üflenmiştir onu sevmek bilmezsin ki,

Benim memurum işini bilir dedi ben memur olmayı bilemedim

Hayatım boyunca hiç devlet memuru olmak istedim, istemedim statükonun adamı olmak ve yargılanmak politik görüşler uğruna, aslında okullarda öğrendim ben devlet memuru olmamayı, okulun her kuralına uysam da içimde tarif edilmeyen kederler vardı. Devlet memuru olmak bir kere nötr olmaktır, düşünememektir. 657 sayılı kanunu mesela benim tek numarasını bildiğim kanundu. Devletin memuru neleri yapar neleri yapamaz bilemem ama bildiğim tek şey var ki, ben bu devlette memur olmak istemiyorum. Saçlarımı üç numara kazıtmaktan memnun olsam da bunu memnun olduğum için yapmayı istediğimden istemedim devlet memuru olmayı. Evet, bana tembel kişi gibi geliyor, bir kâğıda atılan onlarca gereksiz imzanın nedeni bilmek istemiyorum, belki de bu yüzden olmak istemiyorum devletin memuru, onun bunun adamı olmak istemiyorum, kendimin adamı olmak istiyorum. Rüşvet yemek zorunda kalmak istemiyorum, rüşvet yiyor yargısı yaratmak istemiyor. Bu yüzden zor geliyor bana devlet memuru olmak. Bu devletin bazı böl

Bağımsız, Bağlıyor 21.06.2007

Oyumu bağımsız adaya verince boşa gitmeyecek. Sayın Başbakan gibi düşünmüyorum. Buna bir sebep göstermek gerekirse, bağımsız adayın bile Başbakanı korkutabilmesi yeterlidir. O Başbakan’ın hocası da bağımsız milletvekili değil miydi? Bugün O Erbakan’ın Konya’da bağımsız olarak açtığı yol değil mi, seni bugün lider yapan ? Hadi değiştiğine inanıyorum, değişmen gerekir mi onu da bilmiyorum; ama geçmişini unutman sana yakışmıyor. Bağımsız aday öyle bir adaydır ki, hiçbir liderin sultasına girmemiş adaydır. Üstelik senin açıklamanı yaptığın yer Ağrı. Geçen seçimde %35 oy verdikleri parti meclise girememiş, yani partili adaya oy vermişler; ama bu aday meclise girememiş, sende bu fırsattan istifade %17 oy ile 3 vekili cebe indirmişsin. Şimdi bağımsıza oy verecek ki, oyunun boşa gitmediğini bilsin. Sen, Başbakan olarak diyorsun bana el kaldıracak vekil lazım. O kale almadığın bağımsız vekillerin bir oyuna bile muhtaç kaldığında aslında onların ne kadar güçlü olduğunu sende biliyorsun. Bazen

Erkekler Fahişe Değil Mİ? 20.06.2007

Hayat kadınları savunacağımı hiç düşünmezdim. Aslında onlara hiçbir zaman kötü gözle bakmazdım. Bugün Okuduğum Feyza Hanımın yazısına Gölgem’in yaptığı yoruma istinaden bu yazıyı yazma gereği duyuyorum. Amacım Polemik değil; ama insan bazen sessizinde sesi olmak istiyor. http://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=derek&CId=58983 golgem 20.06.2007 21:00:41 Dünyanın en eski mesleği canım,hiçbir zaman son bulmaz...biraz da kolay para kazanma isteği olunca, bir gündelikçi 60 tl ye çalışıyor.Bence kendilerinin seçimi... Şimdi Fahişelik dünyanın en eski mesleği buna bir itirazımız yok, ama fahişeliğin kolay para kazanma yolu olduğuna katılmıyorum. Gündelik de çalışmak daha kolaydır. Biraz sert gelebilir; ama bir kocanın bile cinsel isteklerini tatmin etme de bile zorlanan bir coğrafyada yaşayan kadının o coğrafyada para ile cinsel ilişkiden para kazanması ve çekeceği ızdırabı tahmin etmesi zor olmasa gerek. Para verince her şeyimizi satın alanların yaşadığı bir toplum

Duru güzellik

                                   Duru güzellik (Candan Erçetin)

Anılarınız İçin Oy Verin. 20.06.2007

Bir İnternet sitesi dünyanın en iyi futbolcusunu seçiyor. http://www.bestfootballer.com Listede Hakan Şükür’de var. Burada ki futbolcuların benim için bazılarının anlamı var. Bu anlam onların futbolcu yönlerinden daha da fazla. Yıl 1990, Ben daha o zaman 10 yaşlarındayım, ilk kez bilinçli bir dünya kupası izliyorum. Kimin kim olduğunu biliyorum. Kupanın finalinde dünyanın efsanevi takımı ile Brezilya oynuyor. Atkuyruklu bir futbolcu gözüme çarpıyor, ihtişamlı mavi forması ve 10 numarası ile. Maç penaltılara kalıyor, turnuvanın en iyi oyuncularından bir Roberto Baggio, penaltı vuruşlarında topun başına geliyor ve topu dışarıya bırakıyor, onunla beraber bende yıkılıyorum. Kahramanım yıkılıyor. Bunun bir de yerli versiyonu vardı. Aygün Taşkıran Bir Galatasaray kupa maçında takımını 1–0 öne geçiriyor ve daha sonra 1–1 olan maçta aynı Aygün topu dışarı atınca üzülme be Aygün Baggio ile penaltı kaçırıyor diyorum. Chilavert’i tanıyana kadar kalecilerin görevini sadece top tutmak ve olursa a

Balkonlu erkeklerin bıyıksız erkeklerle savaşları

Erkeğin aradığı kadın tipi, kadının aradığı erkek tipi genellemelerden bıktığımı yazmak istiyorum. Birkaç adımda bilmem ne olmak hikâyelerinin sayısı gün geçtikçe artıyor. İnsanı illa bir kalıba sokma yarışını birazda magazinleştirmek insana yakışmıyor. Hele ki buna alet olmak daha da acı. Her erkeğin ya da kadının aradığı başka özellikler vardır karşı cinste. Evet, gerçekten sürekli beğenilen kadınlar ve erkekler vardır, fakat onlarında bazı yönleri onları çekici kılabilir. Hiçbirimizin diğerine benzemeye ihtiyacı yok, daha çok birbirine benzeyen bireyler yerine, daha kendi olabilen olabilirsek dünyanın değişimine katkıda bulunabiliriz, ancak biz daha öğrenilmiş davranışlar içerisine girme yarışındayız. Farklı olmak yerine, aynı olma yarışındayız. Üstelik artık kadın ile erkek de birbirine benzeyeme başladı. Kadını daha maskulen bir hale getirirken, erkeği de daha feminen bir hale getirme telaşı içindeyiz. Evet, bu bir telaş ve her birimiz bu telaşın içindeyiz nerdeyse. Aramızdaki

Seni rüyalarımda göremiyorum belki ama sen biliyor musun bende ki seni

Rüyasında beni gördüğünü söyledi, keşke söylemeseydi, kendimi suçlu hissediyorum onu rüyamda göremedim diye, oysa ben onu hayallerimde yeşertiyorum, her gün hayal ediyorum, bir gün gerçeğim olması dileğiyle. Bugünlerde tek dileğim o, aslında bilmiyorum kimdir nedir, ama onu hayal etmek bile güzel, o bana heyecan veriyor bende ona, sanıyorum benimle ilgili bir haber alırsa gözleri ışıldıyordur ben ışıldıyorum. Zamanın geçiş süresi uzadı, dakikalar geçmiyor artık, onu bekliyorum, sanki anlatacaklarım içimde bir volkan gelse de anlatsam diyorum, anlatsam da rahatlasam, ama her anlattığımda ona yaklaşıyorum, birden yanı başına düşüyorum sanki, başımda dönmeye başladı. Aklımı yitiriyorum belki de. Kavuşmadan özlem duyuyorum. Sana kavuşmadan seni özlüyorum Seni özlerken yokluğuna üzülüyorum Biliyorum ki geleceksin, Beni her gün ki gibi sevindireceksin Sana vaat edecek neyim var Buldum bil ki sevileceksin. Bilsin istiyorum sevilecek, sevilecek bunu bilsin istiyorum, istiyoru

Seni bekliyorum yalnızlığımın içinde

Seni bekliyorum yalnızlığın içinde Seni bekliyorum kelimelerin beynimde Seni bekliyorum anlatacaklarım dilimde Seni bekliyorum umutlarım yeşermekte Seni bekliyorum kuytu caddelerde Seni bekliyorum çünkü Seni sevmeye niyet ettim

Geleceğe bugünün hikayelerini yazmak

Yazmamız lazım, yazmamamız ve bir yerlerde saklamamız lazım, saklamalıyız ki geleceğe ışık tutalım, gelecekte bizleri okuyanlar neyi neden tartıştığımızı bilsinler öğrensinler. Her birimiz yazmanın tadını almalıyız, almasak bile tarihe not düşmeliyiz. Nasıl ki geçmişin hikayelerini okuyorsak bizde geleceğe bugünün hikayelerini yazmamız lazım. Bugünün hikayelerini yazarken objektif olmalı, doğru bakış açıları vermeliyiz. Eğer bunu yapamazsak büyük kayıplarımız olur. Bir yandan da İnternet gelecek ne olur bilemiyoruz, yine de yazdıklarımız kâğıtlarda kalmalı gibime geliyor. Aslına bakarsanız bu netin en büyük dezavantajı kalemin kokusunu unutmamız, en son ne zaman kurşun kalemle yazı yazdım hatırlamıyorum. Hatırlamadıklarımın arasında hatırladıklarım varsa onları da buraya not düşüyorum. Tarihe not düşmek için kimi olayları yorumlayışım ve ölmeden önce eski günlüklerimi de yazılı günlüklerimi de buraya taşımam lazım. Oradaki notlarımı da buraya eklemem lazım.Geç başladık yazmaya, dah

Seni beklemek güzel şey

Seni beklemek güzel şey Saatler geçsin istiyorum Geçsin ki sana kavuşayım Söyleyecek çok şeyim olsa da Aslında hepsi tek şeyi anlatıyor Kalbim sana kavuşsa Aşkında yansa, bakışına susasa Kelimeler anlatmasa Gözler konuşsa Seni beklemek güzel şey Saatler geçsin istiyorum Geçsin ki sana kavuşayım Söyleyecek çok şeyim olsa da Aslında hepsi tek şeyi anlatıyor Kalbim sana kavuşsa Aşkında yansa, bakışına susasa Kelimeler anlatmasa Gözler konuşsa

Biz bloga aşkla bağlıyız

Ergin arkadaşımızla konuşurken bana bloglardan zevk alanların azaldığını söyledi olabilir doğrudur. Okuyan sayılarında en azından benimkilerde bir düşüş var, bunu kabul ediyorum. Diğer yandan benim aldığım zevk azalmadı, çünkü zevk için yazıyorum, yazdığım yazı sayısında da göreceli bir azalma var, ama zamanla oturuyor ve olgunlaşıyor, birde maalesef ülkemizde hep aynı şeyler konuşulduğu için farklı konular bulunmuyor yazmak için, olağan konularda da herkesin bir safı olduğundan yapılan yorumlarda bu çerçevede oluyor. O yüzden yazmanın anlamı değişiyor, o zaman bizde az yazıyoruz, ama aşkımızda bir azalma yok. Blog yoluyla meşhur olma hayalleri suya düşmeye de başlıyor elbette süreç ilerlerken alınana mesafe hatta hiç mesafe alamama da söz konusu ancak blog yazmanın sosyal hayatta kendini ifade etme yeteneğine katkısı da büyük en azından kelimelerin keşfi gibi, hani herkes salatalığı bildir yemekte nasıl süsleyecek bilmez ya, bizimki de öyle bir şey. Hayatın her alanı hakkındaki fi

Eşcinsel sömürü

Hiç elimi sürmediğim konular var, bunlardan biri de Cemil İpekçi’nin nişanlanması, eşcinsel olmak elbette suç değil, olmamalı, çünkü her alışkanlığın buna kötü alışkanlık demek istemiyorum, çünkü ayrı bir polemik konusu olabilir, bir sebebi var olabilir ve insan bunu bilmeden istemeden de yapıyor olabilir. Sigara ve alkol gibi onlarda istenmeyen alışkanlıklar olup vazgeçmesi zor olabilir, ama bu bir demokrasi bayraktarlığına dönüştürüp toplumun içine içine sokmanın da bir manası yok sanki. Bunu ikide bir dile getirmenin de olay blogcular için nerdeyse reyting malzemesi oldu, bu kadar ayağa düşüyor yani İpekçi. Eşcinsellik ya da cinsel bir takım alışkanlıklar yaygınlaşabilir. Çünkü belli bir kesim cinsel doyuma fazlasıyla ulaşabiliyor. Bunun etkileri var. Eşcinsellik belki de böylece yeni dönem deyimiyle IN olabilir. Her gün yeni bir kavram çıkıyor bir diğeri de ikoncanlık, toplum yeni yeni terimler bulmakta zorlanmıyor ama bu konumuz dışı. Ancak daha kötü bir durum var ki bu durumd

Ankaragücü’nün gücüne de gitsin, gözyaşları da aksın timsahlara kurban oluyor

Ankaraspor ile Ankaragücü ile birleşme yolunda, hep biz futbolun futbol olmasından yanayız, biz yanayız da futbolu kendi çıkarlarına göre kullananlar pek yana değil. Biz futbolun endüstriyel olmasını istemiyoruz, istemiyoruz çünkü garibanın en büyük eğlencelerinden biri de futboldur, bunun siyasete alet edilmesini istemiyoruz. Aslında tüm futbol kulübü taraftarları Türkü, İngiliz’i, Fransız’ı futbolu şark kurnazlarına kurban vermeyelim, futbola sahip çıkalım. Petrol zenginlerine, sonradan görmelere bırakılmayacak kadar önemli bir meseledir futbol. Bugün Melih Gökçek eğer Ankaragücü karşısına Ankaraspor çıkarıp güç gösterisi yapıp ve başarısız olup kenara çekilmek yerine, Ankaragücü’ne sulanıyorsa, buna Ankaragücü taraftarı ses çıkarmalı, taraftarlar kulüplerine sahip çıkmalı, renk aşklarını başarıya, parayla gelen başarıya satmasınlar. Futbolun içine siyaset girsin istemiyoruz. Futbol içinde siyaset olmadan daha sevilen daha güzel bir oyun olabilir. Futbolda siyaset olacaksa da hal

Gözlerim seni aradı yoksun

Gözlerim aradı seni Yoksun Ellerim özledi seni Yoksun Kalbimi dinlendim Üzgün Sebebini sordum Senden Yoksun

İki dakika diye gitti

İki dakika diye gitti Bekledim dönmedi İki dakika diye gitti Sanki bir anda yitti İki dakika diye gitti Ben uçurumun kenarına itti.

Yasın tutmayı denedim olmadı

Yasın tutmayı denedim olmadı Elini tutmayı denedim kavuşmadı Şarkılarına eşlik etmek istedim İçerik uydu da nakarat olmadı Mahlûka aşk kısmet olmadı

Sen hiç mutluluğa çıplak ayak koştun mu

Sen hiç mutluluğa Çıplak ayak koştun mu? Tutmayacağını bile bile Dilek tuttun mu? Sordun mu gariban çocuğa Neden muhtaç olmuş gocuğa Belki de sen çok para verdin diyedir O manasız pabuca.

Sermayenin Ulusu Yok 20.06.2007

Şimdi Türk bakanlarının çok önemli bir özelliği var. Ya batıyorlar ya da satılıyorlar. Benim Türk bakancılık sektörünün satılmasından dolayı pek bir şikâyetim yok. Benim inancıma göre Türkiye’de bankacılık sektöründe olan birçok isim tefeciden farksız ve çoğunun mafya ayağı var. Bu yüzden ben bankalarının satışından rahatsız olmuyorum. Bu satış ile Türkiye’de birçok kişi yabancı sermayenin ülkemizde egemen olacağını düşünüyor. Bende diyorum ki, sermayenin ulusunun önemi yok. Sermaye çarkı işlerken, daha doğrusu ekonomik yatırımlar yapılırken, kimse ulusal davranmıyor. Amaç karlılık ve daha fazla insanüstünden gelir elde etmek. Yoksa kimse ben gidiyim de Türk halkını kazıklayım demiyor. Sadece Türklerden para kazanayım diye bir çabaları yok. Sermayenin amacı ulus kavramını yok edebilmek ve böylece daha fazla insana ulaşmak. Küreselleşmenin amacı da zaten şirketlere ve uluslara, ulusal gözle bakılmasının engellemesi ve tüm dünyayı güçlü olana açmaktadır. Pazar payları ve sermayeler

Roberto&Carlos 20.06.2007

Roberto Carlos’un ben futbol topu ile aşk yaşamasını bekliyorum. Başka bir topla yaşamamasını umarak. Kendisinin aşkını illa bir kadın ile yaşayacağına ne kadar eminiz, bunu da sorgulamak lazım. Carlos’un futbol topu ile aşkta daha başarılı olacağını düşünüyorum. Eğer Futbol topu onu memnun etmez ise Fenerbahçe forması ile aşk yaşasın. Fenerbahçe formasına aşık olsun. Bunun için Fenerbahçe en şık formalarını piyasaya sürsün, Mankenliğini de Roberto Carlos yapsın. Forma ile de aşktan memnun kalmayacak ise, Fenerbahçe taraftarı ile aşk yaşayabilir. Fenerbahçe taraftarının ona olan aşkına o da karşılık verebilir. Böylece büyük bir aşk yaşayabilirler. Roberto Carlos, Galatasaraylı biri ile aşk yaşamasın. Bu Fenerbahçe taraftarını zedeler. Bu yüzden âşık olacağı bayanda Fenerbahçeli olma şartını arasın. Şükrü Saraçoğlu’nun atmosferine de aşık olabilir. O büyüleyici atmosferin ihtişamına kapılıp, kendisini yıpratmayacak bir aşk hayatına sahip olabilir. Türkiye aşığı olsun.

Sivyus'tan Onpunto Analizi 20.06.2007

Onpunto ile ilgili yazılar birden bire artmaya başladı. Bende uzun zamandır Onpunto ile ilgili yazı yazmıyordum. Bende 29 Aralık günü geldiğim, o zamanlar yeni yapılanan Onpunto’nun yaşadığı değişimlerin farkındayım. Bunlar biçimsel değişimler. İlk geldiğimden bugüne yepyeni üyeleri var olan Onpunto’yu seviyorum; ama bunun sebebi burasının benim çeyizim olması. Yazılarımı sakladığım bir nevi sandık. Burada aynı ortamda yazdığım tüm yazarları sevdiğim söylenemez. Burada sevmediğim birçok yazar var. Bu sevmemenin altında kimine göre çekememezliğim yatıyor, bana göre gereksiz şirinliklerin yaratan yazarlar var. Perihan Mağden tavrı gibi oldu; ama var böyleleri. Kimseyi; ama kimseyi düşüncesinden ötürü sevmemezlik yapmıyorum. Siyasal ve dini görüşleri benim için önemli değil, önemli olan yazarken içinde sakladığı mütevazilik ve yazıların bilgi aktarım amaçlı olması. Onpunto’nun yayılmasında en çok vurgulanan yazıda para kazanma vurgusu, bu vurgunun zaman zaman yansımalarını ödül