Sessiz ve sedasız bir şekilde yaklaşayım dedim. Ormanın içinde benden kaçarken başına bir şey gelebilirdi. Kim isterdi ki böyle güzel bir kızın bir sessizlik sonrası kopacak fırtınadan kaçarken yok olmasını. Yok, olmaması için sessiz ve sedasız yaklaştık. Yaklaştığımız noktada birden fark ettik ki, o da bir Sedaymış, ama dilsizgillerden pek konuşmuyor, konuşsa da sadece kuşlar ile Hz. Süleyman’a rakip kuşlarla konuşmak istiyor, kanatlanıp uçmak. Yaptığı yanlışların bedelini ödemek için zaten bir yol bulmuş, Harakiri, harakiri yapabilecek yeteneğe sahip. Adı Seda, soyadı yok, neden yok, çünkü o soyadını soyluların taşıdığına inanıyor ve tercihi sadece ve sadece sıradan olabilmek, halktan biri. O yüzdem sadece ismini kullanıyor. Kuşların ve ağaçların arasında kuş sesiyle huzur bulurken, sıcaktan yanan Güney sahillerinden kaçıp, soluğu bir Ormanda alabilmek, yani huzuru yakalamak istiyor.
Kalabalıklardan sıkılmış, kendini tekrar ağaçların gölgesine atabilmek adına Güney’e sızmış. Aslında sessiz dedik, ama o da ismine kat çıkanlardan hani şu ismine fazladan harf ekleyenlerden. İsme kaçak kat çıkma huyu onda var. Canı da çıkmasın, huyu da, ama arada bir sesi çıksın. Hani şu kubbede kalan bir hoş sedaya o yüzden, onun sedası çıksın. Hiç içilmemiş bir kahvenin hatırının yanına onun ses tellerinden bir telde ekleyebiliriz. Yoksa saç tellerinden mi eklesek, bak şimdi düşünürken tel tel terledim. Ne yapsak acaba, seslenmek gerek belki bir ses verse de duysak.
Sessizliği inceden belki de derinden
Emin olmasa kendinden
Der miydi bana ne el
Alemin derinden





1 yorum:
teşekkür ederim ;)
Yorum Gönder