Pazar, Temmuz 05, 2009

Başkaları onların düşlerini kurarken onlar kendi düşüşlerinin kabusunu görüyorlar.



Bugün Ayşe Arman ile Deniz Seki röportajını okudum, ne güzel bir Deniz Seki profili çizmişler, bir kere daha anladım, ajitasyon ne demek ve ne nasıl yapılır. Deniz Seki’yi bir şeyle suçlamak istemiyorum, evli bir erkekle aşk yaşadığı içinde tu kaka yapmıyorum, ama gel gör ki çamaşırlarımı kendim yıkıyorum, ayaklarımla deyip bundan medet umması, yani gizli bir prim yapma girişimi de beni sinirlendirmeye yetiyor. Tuğba Özay sonrası en meşhur hapislerimizden. Hadi itiraf edeyim Deniz Seki’yi beğeniyorum, ama bu tip ajitasyonlar bana bayatmış gibi geliyor. Şöhretken başka bir duruma düşmek elbette kötü, ancak altyapısı atılmamış her şeyin üstyapısında da sorunlar çıkıyor. Altyapısı olmayan şöhretlerin düşüş noktaları olabiliyor, birden düşüşe geçiyorlar, başkaları onların düşlerini kurarken onlar kendi düşüşlerinin kabusunu görüyorlar, ama birçok mahkuma göre şanslılar. Çift camlardan ses gelmiyor değil onlar için, onların sesi bir şekilde bizlere ulaşıyor.
Sesi ulaşmayıp sesimi duyan var mı diye seslenenlere ne demeli, onlar ne yapsın. Hapiste olmak her zaman demir parmaklık ardında olmak değil, yaşamın insanı hapseden başka başka alanları da var. O alanlar içinde olmakta insanların kimine farklı hapis duyguları yaşatıyor ve ben sıkılıyorum, Deniz Seki gibi hapis anılarının suniliğinden dem vuranlardan, tüm insanların hayatları boyunca yaptıkları marifetmiş gibi anlatanlardan, bunalıma giriyorum, bunalıyorum.

0 yorum:

Yorum Gönder

Blog Widget by LinkWithin

Page Rank

Google Pagerank Checker

Hafıza Kaydı

Paylaş

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Fuel Myblog

Bloglar Alemi

Bloglar Alemi

Zirve


Zirve100 Toplist

Bunlar da var Blogda

Blog Manşet

Goledy

GoLedy.com

Arama