Ana içeriğe atla

Yayınlar

Temmuz, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hiç bilinmeyen göstergelerin gösterdiği gerçekler

Bir ülkedeki nafaka verebilen erkek sayısı, o ülkenin ekonomisinin ne kadar iyi olduğunu gösterir. Bir ülkede hem boşanıp hem de çalışan, aynı zamanda nafaka alan kadın sayısı o ülkedeki akıllı kadın sayısını gösterir. Bir ülkede sürekli artan sarışın sayısı o ülkedeki özenen insan sayısının artışını gösterir. Bir ülkede anlamsız derece artan takım elbise giyen adam sayısı, gereksiz delikanlı sayısını gösterir. Bir ülkede ödenen trafik cezalarının artışı o ülkedeki sorumsuz nüfusun artışını gösterir. Bir ülkede artan alışveriş merkezi sayısı o ülkedeki azalan ağaç sayısını gösterir. Bir ülkede artan pet şişe sayısı artan çöplük sayısını gösterir. Bir ülkede artan iç çamaşırı satışı o ülkedeki insanların seks sıklığının arttığını gösterir. Bir ülkede artan ayakkabı sayısı o ülkedeki, sonradan görme erkeklerin artış sayısını gösterir. Bir ülkede artan bikini sayısı o ülkede vücuduna güvenen kadın sayısındaki artışı gösterir. Bir ülkede artan epilasyon aletleri satışı, metroseksüel erke…

Kısa vadeli sevdikleriyle uzun dönem hayaller kuranlar

Sürekli yenilen kadınlar ve erkekler vardır, bunlar sürekli yenilgiye uğrarlar, yenilgiye uğradıkları alanda gönül ilişkileridir. Hep sevmek, hep bir dahakine başarmak isterler, ama başaramazlar, her yenilgi kalpten aslında büyük parçalar söker alır. Yenilgi sonrası beyanatlarda hep fazla değer verdim olur, çünkü yarı yolda bırakılmanın acısı vardır, karşılığı bulunmayan sevginin doğurduğu nefret vardır. Aslında kadın ve erkekler ilişkilerinde her zaman kolaycı seçimler yaparlar, kısa vadeli sevdikleriyle uzun dönem hayaller kurarlar, belki de bu yüzden yenilgiler sonrası ortaya çıkar bu güvenilmeyen erkekler ve kadınlar. Aslına bakılırsa güven zaten zamanla anlaşılacak bir olgudur, her zaman anında anlaşılmaz. Yine de güven duyduğun insanın seni bırakıp gitmesi darbe olur. Bazense senin aklında vardır olmazsa bırakırımlar. Çoğu zamanda kızgınlıklar onun önce bırakmasınadır.


Sana güvenilmeyeceğini öğrenmek için

Döktüğüm gözyaşlarının kuruması beklemem

Gerektiği öğrendiğimde

Sen bitm…

Temmuz’da Avrupa olur da gerisi …..

Avrupa kupası maçları başladı. Hani biz ligler erken başlıyor, havalar sıcak diyoruz ya, ben ondan yazıyorum bu yazıyı, Avrupa’da oynarken sıcak yok, bizde oynarken sıcak var. Bırakalım bu işleri her işte olduğu gibi Avrupa’da başka burada başka olmayalım. Maçlar artıl erken başlıyor, çünkü futbolun Pazar alanı genişledi, bizlerde eskiden Avrupa maçı varken maçlarımız ertelenirdi, ne hikmetse de en farklı mağlubiyetleri o zamanlar alırdık. Eğer Avrupa’da yeterince başarılı olamazsak daha çok başımıza gelir bu erken açılışlar, koca Galatasaray ‘ın düştüğü durumlara bakın, ön elemeler oynuyor, bir zamanlar Avrupa’da her takımı yenecek Galatasaray. Bu takımların başarılı olmasını diliyoruz. Sivasspor’un 5 yemesini de çok abartıyoruz bunun örnekleri var, olabilir. Tecrübesi yok, gerçi Bülent Uygun bir nefret eden kitlesi yarattı.


Beşiktaş takımının Süper kupa ile Barış Kupası ikilemi de ilginç, bir takım bu kadar mı garip yönetilir demek geliyor içimden, tam anlamıyla bir komedi. Bir fut…

Beşlik-Sekizlik başlar, kupa ile devam eder.

Sivasspor Anderlecht karşısında 5 gollük mağlubiyet aldı. Aslında ben bu kadar kötü olmasını beklemiyordum, ama kendinden daha tecrübeli rakibi karşısında tutunamadı. Aslında maçın teknik analizini yapmaya gerek yok, psikolojik analizi yapılmalı. Sonuçta alınan bu mağlubiyet bazılarına bu Sivas’tan bu kadar olur dedirtti. Sivassporlu oyuncular sahaya bir şeyler başarabilmenin umuduyla çıktılar aslında, ama olmadı, hep o meşhur sözünün kurbanı oldular yapamazlar. Hem ne haddine değil mi diğer büyük ve başarılı takımlarımız dururken, Sivasspor’un Şampiyonlar liginde oynaması, olmazdı ve olmayacak. Bundan sonra Anadolu takımları başarılı olduklarında hep aynı şey söylenecek, Avrupa’da yapamıyorlar. Bunu söylerken de üç büyük takımın sadece bir Avrupa kupası sahibi olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yine de şunu söylemek de de fayda var. Sivasspor bundan daha iyi olmalıydı, yani sahada daha dirençli olmalıydı. Kimi Anadolu takımlarının geçmişte yapabildiklerini yapmalı, kendi rüştünü kendi …

Habeşistanlı Manken 19.06.2007

Manken seçim tarihini bilmiyormuş, bilmesin, ben bir mankene seçim tarihini bilmiyor diye kızacak değilim, manken olmanın ana şartlarında ne toplumsal bilinç ne de üniversite bitirme gibi şartlar var. İyi bir vücuda sahip olan herkes manken olabilir, tabi bunu destekleyecek çeşitli mankenlik derslerini aldıktan sonra. Bu mankenlerin piyasada tanıtılmasında güzelliklerinden mi dem vurmaktalar ya da beyinlerinden mi? Sitelerin güzellik kareleri oluşturulurken bunların başak, göğüs fotoları mı yer almakta yoksa beyin fotoları mı? Gazeteciler kendilerini nimetten saymak için bakın bunlar kafası az çalışıyor, gündemi bilmiyorlar havası yaratmak amacıyla bu tip sorular soruyorlar. Şimdi seçim tarihi Ece Gürsel’in bilmemesi bizi ne kadar yaralar, beni yaralamaz. Benim kafamdaki Türk mankeni imajında zaten bunların seçim tarihini bilmeleri yatmıyor. Kendisi biraz küstahlık yapmış, seçim tarihini bilmek için az çok bu ülkede neler oluyor diye bakabilirdi; ama kendisinin hayat şartları yeterince …

Sanat İçin Röntgen 18.06.2007

Nedir, bu ünlülerin vücutlarını popüler yapan? Hülya Avşar bikinili görüntü vermiş. Versin. 40 yaşındaki Hülya Avşar’ın bikinili görüntüsünden bana ne. Bizim için neden bu kadar önemli bu ünlüleri bikini yakalamak? Belki de onlar kaçıyor, diye biz onları gözetlemeyi seviyoruz. Türkiye’m röntgenci olmuş gidiyor, eskiden bir yere saklanıp kadınları röntgenleyenler cahil Türk evlatlarıydı. Daha doğrusu kırolardı. Şimdi röntgenlemek serbest, bu resmen röntgen. Eskiden röntgenleyen kırolar, gördüklerini gözlerinde saklamakla yetinirlerdi. Modern röntgenciler ise işi büyütmeye karar verdiler. Bunların gördükleri sadece kendilerini de tatmin etmiyor, herkes görsün istiyorlar. Bu ünlülerimizde röntgenlenme işinden şikâyetçi gibi gözükseler de aslında bu işten memnunlar, Banu Alkan’ın üstsüz görüntüleri gündeme gelmek için kendi verdiğini kim inkar edebilir. Bunu hiçbirimiz yapamayız. Belki de bu ünlü isimler bir diyet ödüyorlar, güzellikleri ile yerleştikleri dünyada güzellikleri ile var olmaları…

As Kalmak 18.06.2007

Rüştü’nün Beşiktaş’a transfer olması Rüştü için, iyi bir adımdır. Yaşına rağmen bir başka büyük kulübe gitmiş, Fenerbahçe’de Zico tarafından yedek bırakılacağını sezmiştir. Bu yaşta eline bir fırsat geçmiş ve 1.Kalecisi olacağı bir takıma gitmiştir. Bir Anadolu kulübüne de gidebilirdi, ama o fırsatı iyi kullandı ve Beşiktaş’ta karar kıldı. Rüştü’nün bu hareketi gayet doğaldır. Doğal olmayan Fenerbahçe’nin anlaştık sözünden sonra gitmesidir. Madem anlaşmamıştır, neden çıkıp da anlaşma yok dememiştir. Güven sarmıştır. Bir başka boyutu ise olayın Rüştü’nün yedek kalmaya dayanamamasıdır. Barcelona’da ilk 11’e giremediği için Fenerbahçe’ye geri dönen Rüştü Rençber şimdi ise yine 11 de yer alamama korkusu ile bir başka kulübe geçiş yapma yolunu seçmiştir. Rüştü Rençber’i 1 Numaralı formadan başkası tatmin etmemektedir. Sorun parasal değil, daha çok takımda yer alma, yer bulma sorunudur. Rüştü’nün başarısızlığını kabul edememe sorunu vardır. Bu bir başkası içinse başarıyı yeniden başka bir yerd…

Edebiyatı Kucaklayan Sözlük17.06.2007

Ekşi sözlük ile birlikte hayatımıza giren, sözlük kavramının yepyeni bir alanı var. Artık bir edebi sözlüğümüz var. Birbirinden kaliteli yazarları ile hızla büyüyen yapısı ile hemen farklılığını ortaya koymakta. Sözlüğün fikir babalarından biri de çok yakından tanıdığımız Sayın Reşat Çalışlar. İnsanların edebiyata olan ilgisini canlı tutmak konusunda başarılı olan sözlükte, edebiyatın yanı sıra sinema ve müzik dünyası ile ilgili girdiler de var. Sözlükte bulunan yazarlar, asi olarak nitelendiriliyor. Kim bilir belki de günlük yaşamın uzağında edebiyatla ilgilenmek popüler kültüre karşı bir asilik olarak değerlendirildiğinden bu ismi almışlardır. Kimi zaman başka konularda yönelen sözlükte kimi açılan başlıklarda dikkat çekici olabiliyor. Yazarlarınellerindesigaraylapozvermeleri Günümüzedebiyatokurununözellikleri çıtırerkekdüşürmekiçinsosyaliçeriklipolemiküretmek TanrıyaNobelverilmesi Edebiyatı canı tutacak, ilgi çekici kılacak düşünceleri olanlar ile büyümeyi isteyen, sözlükte yazar olmak is…

Sizin tarafa geçebilir miyim?

İslamcı ve laik tartışmaları gölgesinde geçiyor hayatımız, aşağı yukarı 1994’den beri böyle, onun öncesinin genç kuşakları başka tartışmalarla geçirmiş, bize de bu düşmüş. Aslında 02 Temmuz 1993’de bu kamplaşmadan iğrenmeye başlamıştım, ama gittikçe daha da derinleşti, 28 Şubat yaşadık, teknolojiyle büyüyen çocuklar daha teknolojik darbe, muhtıra çeşitleri gördü, postanın yerini e-posta alırda muhtıranın yerini e-muhtıra almaz mı, elbette alır. Muhtarımız bile Reha Muhtar olduktan sonra. Post modern çağın çocuklarının post modern darbeleri oldu. Asıl konuya gelelim, bu İslamcılar, kendilerine dönenleri kucaklarken, bu laikler kendilerine dönenleri neden dönek olarak suçlar bunu anlamıyorum, işte bu noktada laiklik ya da laikçi olma bir nevi seçkinci olma, kapalı toplum olma gibi bir anlama çıkmıyor mu, gerçekten merak ediyorum. Türkiye’de bir yanda elit olduğuna inan ama aslında elit olmayan bir tabaka, yine diğer yanda İslamcı burjuvazi olmaya çalışan, ama aslında İslamcı olmayan bir …

71-17 aradaki fark yaş farkı değil, sahip olunan hayal sayısındaki fark

Nazlıcan Tağızade, bir Azerbaycanlı ismi gibi duruyor, ama o hepimizin hayatında, 17 yaşında, 71 Yaşındaki Halis Toprak ile evlendi. Bu aşk evliliği değil, mantık evliliği, evleniyorsun ve hayatını bir nevi garanti altına alıyorsun. Aslında bu insanların yerinde olmak istemem, ne Toprak’ın ne de o 17 yaşındaki kızın, hayat değişimleri hep paranın gölgesinde, her kararları tartışmalı.17 yaşında bir kızın tüm umutları, 71 yaşındaki bir adama satılmış. Düşünsenize, 71 yaşında olduğu için ne kadar evli kalacağınızı bilmediğiniz bir eş, babasız büyüme ihtimali kuvvetli olan bir çocuk, miras avcısı görünen siz, o mirastan ya da sahip olduğunuz fırsatlardan yararlanmak isteyen bir sürü akrep tarzı akraba, tüm bunlar için değer mi? Hayat dediğin şeyde paranın getirebileceği hangi zevkler vardır, ya da para o kadar önem arz eder mi? Ben 1500 net gelirle mutlu olabiliyorum örneğin, samimi olarak ne Halis Toprak olmak isterim ne de Nazlıcan Tağızade, ben isterim ki umutlarım hep yaşasın, zengin o…

Varlığı da yokluğu da hayatın içinde tüttürüyor.

Her şey yakında yazıyoruz da Sigara yasağı hakkında yazamadık, sigara yasağına ben çok hoşgörüyle bakıyorum, yani iyi ki var. İnsanların sigara yollu kaytarmalarını da görünce benim için çok önemli bir yasak. İçmeyen biri olarak sigaranın yasaklanmasından memnunum, ama aynı zamanda şaşkınım, çünkü mümkün görmüyordum. Sigara içenlerin birçoğu sigara ile dünyayı kirleten diğer öğeleri karşılaştırıyorlar ve sigaranın aslında bazı şeylerden daha az zararlı olduğunu vurgulama ihtiyacı duyuyorlar, ama bu bile sigara yasağına olumsuz bakmamı sağlamıyor. Eskiden sadece Samsun ve Malboro gibi sigaralar varken şimdi daha da arttı. Maltepe’yi de unutmamak gerek sanırım. Sigara yasağının arkasında aslında bir şeyler var gibime geliyor, ama daha çözemedim, okuyucular içinden konuya hakim olanlar çıkacaktır. Sigara yasağı belki sigara içenleri vazgeçirmez, belki yeni başlayanları da etkilemez, ama sigara içmeyenleri koruyabilir. Bu açıdan bile olumlu. Sigarayı belki de yasaklamak onu daha cazip kıla…

Oturup, eğlenip, üşenme ülkenin geleceği pazarlanıyor

Anavatan Partisi ile Demokrat parti birleşmiş, birde yeni bir soluk getirme iddiasındalar. Türkiye’de sıradan kemikleşmiş siyaset yürütüp, halen yenilik yaptığı iddia edenler var. Şu AKP kurtulma planında yeni isimler halen yok, hoş gerçi bu CHP’den kurtulma planı da olabilir. Anayasa Mahkemesi CHP yüzünden muhalefet görevini yapar hale geldi, bu işe çözüm bulmak gerek gibi. Muhalefet zayıf, iktidar tartışmalı, halk tedirgin. Günlerdir Kürt açılımı konuşuluyor, Abdullah Öcalan muhatap alınsın mı bu tartışılıyor, ama Öcalan dolaylı yoldan muhatap alınıyor, iki de bir gündeme getiriliyor, Güneydoğu’da adına gösteriler düzenleniyor. Muhatap alınmıyor dense de onun ismi hep gündeme gelecek ve pazarlık konusu yapılacak. Burada ince bir nokta var, koskoca devlet Öcalan’ı muhatap alır mı, ama bir noktada şu var ki,  ister muhatap alın, ister almayın sizin çocuklarınızı, sizin geleceğinizi, sizin paranızı, zamanınızı, huzurunuzu almaya devam ediyor. Ülkede maalesef her şey bir sorun yumağı bu s…

Batuhan, Beşiktaş taraftarının yeni Hanı

Türk futbolu kendi problem çocuklarını yaratma peşinde, bunun içinde en uygun aday Batuhan Karadeniz. Ertuğrul Sağlam ile 16 yaşında şans bulması, kritik goller atması, Eskişehir’de yıldızın daha da parlaması onu yine kurtaramadı. Gaziantepspor’da oynayacak bu sezonda. Aslında Batuhan ezber bozan bir futbolcu tipi, olağandışı demek istemiyorum, biraz Sergen Yalçın, biraz Semih Şentürk gibi, aslında biz onun Arda Turan gibi olmasını istiyoruz, o ise Sergen Yalçın olma inadında, ama baktığımızda mesele yıldız olmaksa Sergen Yalçın bir yıldızdı, hatta Hakan Şükür’den bile daha yıldız bir duruşu vardı.
Aslına bakarsanız, Batuhan’ın yaptıklarının yaşıyla bir ilgisi, alakası yok, o sadece davranmak istediği gibi davranıyor, bizse ona roller biçiyoruz. Yeni yepyeni roller, bizim istediğimiz gibi olmasını istiyoruz, oysa bence o futbolu daha bir oyun olarak görüyor, bizim verdiğimiz önemin ötesinde önem veriyor, dahası vermiyor, sadece çıkıyor ve o oyundan zevk alıyor, ama bu iş olarak görme…

Çalma masum yılları

Sen böyle kaypak oldukça
Ben de böyle salak oldukça
Sanırım hep peşinden koşacağım
Dünya durdukça
Gülme bana eritme buzları
Yürütme bana boşa yolları
Dahası yoksa gönlün
Çalma masum yılları.

Katsayı’nın hayatımıza katamadıkları

Üniversite sınavı bir kere daha değişti. Ne kadar kendisine küs, kendi insanını tehlike olarak gören, etrafını aslında 10. Yıl marşında dediği gibi demir ağlar ile değil korkular ile ören bir ülke. Dış ve iç düşmanları bitmediği gibi yeni tabirlerle düşman üretme başarısı gösterebilen bir ülke. Değerlerinin farkında olmayan ve onları harcayan bir ülke. Bir yerlerde kurallar eğer bir takım insanları toplumdan uzaklaştırmak için konuluyorsa ayıp. 10 yıldır var olan sistemin bende bir kurbanı sayılırım. Herkesin eşit olarak girdiği bir sınavda sonuçlarda eşitsizlik ancak bizim gibi bir ülkeye yakışırdı. Eğer sen laik bir ülkeysen ve bu ülkede İmam Hatip laikliğe aykırıysa, yapılacak şey, katsayı matsayı gibi bahaneler uydurmak değil, ilgili okulları kapatmaktır. Bunu yapamıyorsan, Ali Cengiz oyununa gerek yok. Bir yandan halka şirin gözükeceksin, diğer yanda oyun oyna, olmuyordu.
Ülke yıllarını suni tartışmalarla kaybediyoruz. İmam Hatiplerin önünü kesmek adına tüm öğrencilerin önü kesild…

Boğan gözyaşları

Gözyaşlarımın akmasını istemiyorum
Gözyaşlarımda insanlar boğulmasın diye
Bu yüzden yalandan da olsa gülüyorum hayata
İnsanlar benim yüzümden ölmesin diye.

Spor basının kayıpları

Spor basınında kayıplar devam ediyor. Aslına bakarsanız ölen iki isminde pek de yeri yok. Orhan Şengürbüz biraz stepne gibi duran bir spor spikeriydi. O yüzden kaybının bende çok derin acılar bıraktığını söyleyemeyeceğim. Ancak eşi ile ilgili haberleri duyunca üzülmüştüm, birden kendisinin ölüm haberi geldi. Vedat Okyar ise yıllarca Beşiktaş’ı yazdı, ama bana pek hani iç açıcı gelmiyordu, yazdıklarını okumuyordum bile, ama hayatımızda hele ki az spor yazarlı günlerde oldukça geniş bir yeri var.
Lig TV’de Orhan Şengürbüz için program yapıldı, ama Melih Şendil, yaptığı iğrenç esprilerle aslında ölü evine pek saygısının olmadığını gösterdi, elbette o sıralarda dili başka cümleler kuruyordu. Bu iki ismin yerine geçen ve geçebilecek birçok insan var. Ancak yine de isimleri bize birçok şeyi de çağrıştırmakta.

Kısa çöpün ucundaki aile

Bizde aile kavramanın içi bazen çok fazla dolduruluyor gibime geliyor. Öncelikle bütün aileler ilgili değildir. Kendi içinde çatlak bulunan, dahası ensest ilişki yaşayanlar bile mevcuttur. Biz bir aileyiz demek bizde aslında hep sorunları gizlemek için kullanılır ya da hep olumlu anlamdadır aile. Oysa kötü örneklerde vardır. Kötü ailelerde vardır.
Köksal Toptan devlette bir odacının bile yerini değiştirebilmenin kimi zaman zor olduğunu söylemiş ne de güzel söylemiş. Aslına bakarsanız ben Köksal Toptan’a pek sıcak bakmam, ama keşke Cumhurbaşkanı o olsaydı demek geliyor içimden, bugün daha az tartışmalı bir Türkiye olurdu.
Bülent Arınç Başbakan yardımcısı olunca, daha görünür oldu televizyonlarda, bu da benim oldukça hoşuma gidiyor. Bu durumdan memnunum. Yaz ayları yine siyasal alanda hareketli geçiyor. Almanya’da da yaklaşan seçimler var.
DTP davasının sonucu da bekliyoruz bu ay, diğer yanda Ergenekon meselesi tüm canlılığını korumaya devam ediyor.
Şampiyonlar ligi ön elemede Sivasspor ço…

Kandilimizi kutladılar teknolojik çocuklar, fırsatını kaçırmadan sms atmanın

Dün kandildi yazamadım, kandil hakkında yazmak istiyordum, ama olmadı, aslında bu durum bana sıkıntı veriyor. Bu kadar uzak kalmak değerlerden, belki de yapmış olduğumuz Laik, dinci tartışmaları bizim kendi değerlerimize yabancılaşmamızı sağlıyor. Eskiden bu günleri daha rahat takip ederdim, daha farkındaydım ezanın. Kandiller bile cep telefonlarının kurbanı oldular. Her birimize çeşitli smsler geldi, kandillerimizi kutladı teknolojik çocuklar, fırsatını kaçırmadan sms atmanın. Benim içimde ise bir sıkıntı var, kandili es geçme sıkıntısı, aslında burada kaygı verici olan din değil, yani din ile olan ilişki değil.
Değerler kayboluyor, üstelik bunlar olumlu değerler, kandile önem vermek kimseye bir zarar vermez. Yakında modernleşiyoruz diye birçok şeyi kaybedeceğiz ve geriye dönüp baktığımızda elimizde kalan pek bir şey olmayacak. Bu modernlik denilen olgu her şeyi çok çabuk tüketiyor, elbette bizlerde çabucak tükeneceğiz. Hayatımızda ne geldi veya ne gitti diye baktığımda kalan pek bir …

Aldın güzel kızları, şenlendirdin Gültepe’de ki oğlanları

Ben eskiden 62’den tavşan yapardım
Yaptığım tavşana taş atanın başını yarardım
Bugün tüm güzel kızları 62 numaralı otobüs götürdü
Sanki kalbim yerinden söküldü
Ne de güzel kızlardı
Keşke 62 gelmeseydi de hep yanımda kalsalardı
Kabataş’tan kalktı 62
Oldu bee kaptan Hulusi
Aldın güzel kızları
Şenlendirdin Gültepe’de ki oğlanları
Kabataş otobüs durağında bir garip ağlar
Nerden bilsin ki kızlar
Kendilerini bu kadar güzel bulan var.

Unuturum sevincin üstünde kem gözler olduğunu ,fırsatını buldu mu insanın insanı vurduğunu

Yalnızlığımı içimde yaşarım
Umudu gece ile paylaşır
Sevincimi içimde saklayamam
Unuturum sevincin üstünde kem gözler olduğunu
Fırsatını buldu mu insanın insanı vurduğunu
Kaç kere öğüt verdim kendime
Arka bakmadan yürüme
Rakiplerin var geride
Arka bakmayı öğren ki
Canın yandığında üzülme
Artık büyüdün küçük düşünme

Benziyorlar 16.06.2007

Menderes ile Tayyip Erdoğan’ı birbirine benzetme süreci hızla işliyor. Bu sürecin işleyebilmesi için, Tayyip Erdoğan’ın 22 Temmuzda bir önceki seçimlerde aldığı oyu artırması gerekir.

Nedense birçok insanın kafasında acaba Tayyip Erdoğan, Adnan Menderes ile aynı kaderi paylaşır mı sorusu var. 1960 da 2 Parti vardı. Demokrat Parti ve CHP, şimdi de 2 Parti var. Bunlar AKP ve CHP. AKP’ye karşı milyonlar miting yaptı, Demokrat Parti’ye darbe yapıldığında milyonlar sevinçten sokağa döküldü. Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu Kare asına karşı, Erdoğan’ın yanında ise bir Dışişleri bakanı Abdullah Gül, bir Maliye Bakanı Abdüllatif Şener, bir Meclis Başkanı Bülent Arınç 4’lüsü var. İkisi de 4’ü buldu. Şener tabii Maliye ile ilgili Başbakan Yardımcısı.

Türban konusunda AKP eleştiri alırken, Demokrat Parti’nin elinde ise Arapça Ezan vardı. Menderes uçaktan dönüştü ölmedi, ilahi bir gücü olduğuna inanlar bile vardı, Erdoğan Hz. Yusuf kıssası ile anlatıldı, ülkeye Başbak…

Ah Bu Kadınlar 16.06.2007

Ben bu kadınlara bayılıyorum. Hani öyle kadınlar ki bunlar bambaşkalar. Kimileri için amazon bunlar, kimileri içinse çok fazla entel. Bazıları için bölücü, bazıları içinse aşırı Demokratlar. Sevenleri de var, sevmeyenleri de, ama ben bu kadınlara aşırı hayranım.

Hayallerimi bunlar süslüyor, yok öyle bunlar söylüyor derken hemen kötü anlamayın. Bu kadınlara ben acayip saygı duyuyorum. Her biri bir başka güzel. Onlar gündeme ya bir kitapla ya bir programla ya da bir ayar ile geliyorlar. Öyle başkalarına sempatik görünme istekleri yok.

Ben bu kadınları çok seviyorum. Kaderin bir cilvesi belki de, ama ben bu 3 kadını aynı gazetede tanıdım. Tanıdım derken yazıları ile bu yazı ise yazmama sebep onlardan birinin yine onları tanıdığım gazetede diğeri ile röportaj yapması. Bunlardan birinin daha önce Oray Eğin’e 2002 yılında verdiği röportajı saklıyorum. Gözüm gibi saklıyorum. Ben bu kadınlara değer veriyorum.

Belki de ben bu kadınlar kadar asi olamıyorum. Onların bu doymuş hali, aklı, bilgil…

Varlığın bile aşkı sevdiriyor

Adını bilmesem de
Yanında olmayı dilediğim günler var
Selamımı almasan da
Ellerime batan dikenleri var gülün.
Lafımı unuttuğumu
Mahallelinin yüzüne bakamadığı mı?
Akşamları, seni göremiyorum diye sevmediği mi?
Hayatın benim için sadece sabahtan ibaret olduğunu
Mikropların değil
Uzun gecelerin beni kahrettiğini
Derdimin bin dermanımın sen
Olduğunu bilmesen de
Varlığın bile
Aşkı bana sevdiriyor.

İlahi Okunacak Cami de Kilise de Yeter Sayıda Var 16.06.2007

Camilerde, Kiliselerde ibadet yerleridir. Bu yerlerin kendine has havaları vardır, saygı duyulması gerekir. Şimdi Türkiye’de Cami de ilahi okunmasına ne tepki verileceğinin cevabı aslında bu ülkede mevcut.

Ayasofya Müze olduğu halde onu cami haline getirmek isteyenlerinde, kilise haline getirmek isteyenlerinde var olduğu bir dünyada böyle kilisede ve camide diğer dinin ilahilerini okumak, boş birer sevecenliktir. Hoşgörü demek, senin evinde ben otururum, benim evimde sen otur demek değildir. Hoşgörü birbirimizin evlerinde oturmasına saygı göstermek ve birbirimizin evini ziyarete gelmemize itiraz etmemektir.

Gerisi gereksiz hoşgörüdür hatta abartıdır. Papanın geldiğinde takılan tavrı da hatırlıyoruz. Bazı eylemler hoşgörü yerine nefrette uyandırabiliyor. Şimdi camide Hıristiyan ilahileri okunmasının sakıncası yok, ama gereği de yok. Tüm bunlar gereksiz nezakettir. Önemli olan sözde değil, özde hoşgörüdür.

Bugün Ayasofya’da bulunan Fresklerin korunmuş olması bile, Hıristiyanlığa gösterile…

Kurtlar Vadisi Amerika 16.06.2007

Türkiye’ye biraz komplo teorisi lazım diyen, Amerikalılar boş durmamış bize de biraz komplo üretivermişler. Bu coğrafyada komplo bayağı iyi iş yapıyor. Herkes bunun farkında bu ülkede uydurulmuş senaryolar iyi para ediyor.

Tüm bu iddialara söylenecek tek şey, Isıracak köpek dişini göstermez. Şimdi Tülay Tuğcu Anayasa Mahkemesi kararları ile gündemimize geldi. Tülay Tuğcu ile Başbakan arasındaki gerginlik böyle bir senaryoyu çekici kılmış olabilir. Geçmişte de Vural Savaş ile ilgili bu tür olaylar yaşanmış hatta kimi mitinglerde Erdoğan’a vatandaş

“Vur de vuralım, öl de ölelim” şeklinde tezahüratlarda da bulunmuşlardır. Tülay Tuğcu’ya bir suikast düzenlenmesi, kanımca senaryodan öteye gidemez. Başbakanla ilgili de suikast haberleri de ortaya çıkıyor. Türkiye’de suikast ihtimali hep çekicidir. Çoğu zaman da gerçektir.

Özal’da eceli ile değil, suikast sonucu öldürüldü iddiaları var. Kahveci’nin ölümü de şüpheli. Türkiye kızıyor, ama bu ülke Kurtlar Vadisi mantığı ile işliyor, zaten bu diz…

Eşitsizliğin Sınavı 15.06.2007

ÖSS Sınavı bir test, Bu Sınava geçen yıl 1,6 Milyon genç girmiş. Bu gençlerden sadece 200 binlik bir bölümü Üniversite’ye girecek. Kim daha çok soru yaparsa bu hakkı o elde edecek. Ortada bir rekabet var, ama bu rekabet o kadar dezavantajlı ki.

Pazar günü, yapılacak sınavda kimileri daha iyi hocalardan ve daha iyi okullardan eğitim alarak gelecekler. Kimileri de daha az eğitimden geçerek, ama her biri aynı soruları cevaplayacak. Bu fırsat eşitsizliğinde kimilerin kaderi bu sınav da çizilecek.

Üniversite Sınavında sınan aslında bizim lise eğitimlerin başarısı. O kadar başarısız ki, sayısal verilerde bunu ortaya koymakta. Onun için aslında 1,6 Milyon öğrenci birbiri ile yarışmıyor. Kaç Puanla hangi okula gireceklerini biliyorlar. Çünkü Eğitim standartlarımız hep aynı, bu standartları aşanlar biliyor ki, Üniversite sınavını kazanacaklar.

Üniversite sınavını kazanmak demek 4 yıllık bir üniversite’ye girebilmek bunun için alınması gereken puan çeşitli bölümlerde 185. Bu ülkede geçen yıl sayı…

Nişantaşı'nın acı kayıbı 15.06.2007

Ben bir Takım kurmaya karar verdim. Polemik takımı. Bu takım 3–5–2 şeklinde oynayacak. Takımın kalesine Nişantaşı Spor Kulübü ile anlaşamayan Ahmet Hakan’ı alacağım. Onun hemen Önünde Mansur Foroutan’ı düşünüyorum. Defansın sağında Serdar Turgut oynasın istiyorum. Sol Kanat ise Çetin Altan ismi ile güçlenecek; Ama bu rakip takımlara haksızlık olur. Çetin Altan yer onları.

Orta Sahanın Solunda etkin olmasını beklediğim Emin Çölaşan’ı alacağım, Sağ Kanatı ise Engin Ardıç ile güçlendirmeyi düşünüyorum. Orta Sahanın ortasına oyun kurucu olarak Hıncal Uluç’u oynatmayı düşünüyorum.

Orta Saha’da diğer iki isim ise geriye dönük Ayşe Arman ve ileriye dönük oynayan Haşmet Babaoğlu. Forvet hattına da son günlerde başarılı polemikleri ile gündeme ile Atilla Dorsay ve İtalya basınında gözlemleri Staj yapan Reha Erus’u gövrenlendirmek istiyorum. Böylece Takımın başarılı olacağına inanıyorum.

Bu Takımı Selahattin Duman yönetiminde oynatmayı düşünüyorum. Ayrıca henüz takıma giremeyen Oray Eğin’i yarışma…

Şavaş mı,Neden Olmasın 15.06.2007

Üç Dünya savaşı çıkarsa, bunun Türkiye’de var olan bölünme sucu olacağı iddiası kulağa ilginç ve ilgi çekici geliyor. Türkiye’de bölünme olduğu doğru.

Türkiye’de bir bölünme var, ama Türkiye’nin hayatı hep bölünmeler ile geçti. Rusya’ya yüzünü dönmek isteyen de var oldu, İran’a karşı gülümseyenlerde, Amerika sermayesinin peşinden gidenlerde. Tüm bu insanlar ülkesinde gördükleri hayat standartlarına yaşama eleştiri getirmek için bunu yaptılar.

Rusçular Komünist, Amerikancılar Lirebal ve İrancılar İslamcı sıfatlarını aldılar. Bu coğrafyada yaşayan toplum bir tek şeyi öğrenemedi. Beraber yaşamayı. Çünkü birimizin elindeki değeri diğeri aşağıladı. Aşağılama yoluna giderken de uygulamaların ters yönlerini ele aldı.

Bazıları için Komünistler, ortalığı yağmalayan militanlar oldu, Liberaller soyguncu, sömürgeci oldu, İslamcılar gerici oldu. Hep aşağılama yoluna gittik. Alevi- Suni Türk-Kürt, Laik-İslamcı kavgalarının altında da bu yatıyor.

Bizi birimize öcü olarak gösteriyorlar. İki komşu çok iy…

Ben seni soyunuk seviyorum

Ayşe Arman’a bir çift söz söylemem gerekse, ben seni soyunuk seviyorum olurdu. Keşke hep soyunsan, soyunsan da sadece fiziğine kafa yorsak ki çünkü sen kafanı hep gereksiz işlere yoruyorsun. Ne kadar da şımarıklık, efendim neymiş karşı mahalleye geçmiş de, bilmem de. Bu kadar şımarıklık olur mu, nerden geliyor bu cesaret, nasıl bir bayağılık ve sıradanlıktır bilinmez. Tamam, hoş ve güzel bir kadın, ama ben olsa daha akıllı bir sarışın olmayı denerdim. Seni okumadan duramıyorum, evet bunu başarıyorsun, ama unutma ki senin gibi yazabilecek çok yazar var, çok kadın var, kendisini böyle özgürmüş gibi gösterip küçülten. Hürriyet’te başlamış olduğu suni yazı dizisi dolaysıyla yazıyorum. Önce soyundu, olmadı sonra tesettüre girdi, neyi ölçmek için mahalle baskısı mı, hayır efendim kendince birtakım fanteziler deniyor ve saygın gazetesi de bunları sayfalarına taşıyor. Ben açık söyleyeyim ben bugünleri göreceğimi bilseydim, Kurtuluş Savaşı yapmazdım. Bu anlamsızlıklar için. Efendim biz bu ül…

Su hayatsa sevgi de onun gıdasıdır

Bu okuyanın ilginç soruları oluyor. Erol Evgin’in “Ah bu hayat çekilmez” şakırsının mesajı nedir, merak edilen bu. Hemen söyleyelim, burada sevgiliyi bir yüceltme var, yaşamın kaynağı olarak görülüyor. Belki bir su olmadan olmuyor, insanın susuzluğa dayanma süresi sınırlı, ama ya sevgisizliğe, işte insan susuzluğa dayanamadığında istemeden olsa ölebiliyor, oysa sevgisizliğe dayanamadığı için kendi ölmeyi isteyebilir. Olaya böyle bakınca elbette sevgiliye bir görev veriliyor. Bu görev de şu oluyor ki; hayata tutunacak dal olması. Bu şekilde hayata tutunabiliyorlar. Hayata tutunabilmenin ölçüsü olarak gösteriyor sevdiği insanı. Mecnun’un suyu çöllerde Leyla’dır. Ferhat’ın asıl gücü Şirin’dir.
Zaten şarkının sözlerinde Ferhat’a atıf da yapılıyor. Hayatın çileli geçtiği vurgulanıyor. Şimdi eski tip sevdalar yaşanmıyor, çünkü ulaşabilirlik kolay, eskiden eve kapatılan kız ile sevgilisi görüşemezken şimdilerde iletişim çok daha kolay. Birçok yerde hayat daha da modernleşiyor, kimi imkanla…

Hayat büyü ile yürüseydi kocakarılar prensesti.

Efendim büyü bozma teknikleriyle uğraşan okuyanlarımız var. Büyü nasıl bozulur bunu merak ediyorlar. Bir kere en kolay büyüye inanmak, aklıma hemen Zeki Müren geliyor, büyüleyen gözlerinle yeşil yeşil bakıyorsun. İşte kimi zaman göz büyüler. Büyüye meraklı olduğumuz gibi, mantıklı sebepler yerine büyü gibi sebepler aramak nedense bize hep hoş geliyor. Ben büyücülerin hep filmlerde olduğuna inanırım, son tanıdığım büyücü de Gandalf olunca tüm büyüyle ilgili korkularım geçip gitti. Korkusuz bir insan oldum. Büyüden korkma insanoğlu , çünkü mahlukatın en güçlüsü sensin. Eğer büyü her işi çözseydi, bugün herhalde silahlara , ona buna yatırım yapılmazdı.

Büyülen insanoğlu
Kimi zaman bir çift sözden
Kimi zaman sana bakmasa da bir çift gözden
Dokunamasan da esmer tenden
Büyülen
İnanma büyüye
İnan kendindeki bünyeye
Eğer hayat büyü ile yürüseydi
Kocakarılar prensesti.

Obama'dan kıç bakışı mı?

Barack Obama nereye bakıyor, yılın sorusu oldu bu soru. Siyasetçi olmak ne de zor. Birilerinin kıçına bakıyordu, daha doğrusu bir kızın kıçına mı bakıyordu, tüm gündem o noktaya kilitleniverdi. Barack Obama’nın kimin kıçına baktığı noktasına kilitlendi.Daha doğrusu baktı mı, ha baktıysa ne olacak erkektir yapar tezi güçlenecek ve erkekler kadın kıçına baktığında referans olarak Barack Obama’yı alacaklar. Obama bile bakıyor durumu anlayacağınız. Yanında Sarkozy de olunca tadına da doyum olmuyor. İşte bir ülkenin başbakanı olmak insanı böyle sınırlandırıyor. Doğru dürüst bir kadın popusuna dahi bakamıyor insan, hemen laf oluyor, olay yapılıyor. Oysa hangimiz bakmıyoruz ki, erkek popusuna bakan bayanlarda var. Evet varlar, onlar varlıklarını inkar etseler de varlar. Ben kimseyi yakalamadım gerçi bakarken , belki de pek güzel olmadığındandır.

Elbette şimdi herkes bu görüntüleri arayıp bulacak, Obama renkli bir kişilik en azından şimdilik imajı İnsan öldüren değil, Sinek öldüren başkan. Bel…

Yerli Gerard

Arda Turan’ın Galatasaray kaptanı olmasına sevindim. Arda sevdiğim bir oyuncu, zaman zaman fevri çıkışları olsa da , içinde hissettiğini dışa vurabilen oyunculardan, ayrıca gün geçtikçe kaybolan takım sevgisini, taşıyan bir oyuncu, Emre de Galatasaraylıydı, ama sonradan değişti, kim bilir Arda değişebilir, ancak ben Arda’nın Cimbom’un Gerard’ı olacağına canı gönülden inanıyorum. Performansını daha da artıracağını ve 10 numaranın hakkını verip önemli bir ekol olacağına da eminim. Hani her oyuncumuzu Avrupa’ya gönderme hastalığımız olmasa güzel olur, umarım Arda Turan hiçbir zaman satılmaz ve Galatasaray ile beraber basamak atlar, aslında bu tip futbolcuların içindeki saf sevgiyi öldürmemek en güzeli, yani Aziz Yıldırım’ın talip olmasını çok da hoş bulduğum söylenemez.

Kendisi taş yerinde ağır diyerek durumu güzelce özetlemiş. Arda Turan gibi takım sevgisi olan oyunculara ihtiyacımız var. Bu oyunculara sahip çıkmalıyız, çıkabilmeliyiz. Bu oyuncular aslında kimi zaman bize insan olduğumuz…

Topla derler diye korkmam Hep hazırdır tasım tarağım

Efendim, bugünlerde yine iyi bir insan olduğumu düşünüyorum. Ukala diyenler sıraya girdiler bile, aman efendim girsinler ne yapalım. Yalnız araya kaynak yapmayalım lütfen. Dün yine mutlu oldum birden bire, hep söylüyorum şu mutlu olduğum günler ölme şansım olsa. Ölürsem bu akşamüstü ölürüm diyebilsem. Efendim ölüm soğuk gelebilir sizlere, ama ben eminim bu adaletsiz dünyada ölümde güzel bir şey. Şimdi adamın biri kalkmış ölüme övgüler düzüyor; ne kadar ayıp değil mi? Aslında iyi insanım dedim de o kadar da iyi değilim, benim de kötü yönlerim var, ha bunları şimdi söyleyip neden beni kıskananlara koz veriyim ki. Çok kötülüklerim var, şu arzularıma yenik düşmüşlüklerim.
Dün yine kendi kendime oğlum Yusuf dedim sen iyi bir adamsın, daha doğrusu kimine iyi davranıyorsun kimine kötü, ancak gerçekten şu dünyada birkaç kişi bizi örnek alıyorsa o da iyi. Nedir bu ego şişkinliği bilemiyorum ama kudretini yaşından sıfatından alanlara bakınca, yine kendi kendime diyorum ki, ulen sen var ya sen di…

Sevda devam ediyor

Blog yazmaya başlayınca, birde uzunca bir süre geçince insan çok şey bulur bloglarda kutlamaya. Hem de bir değerlendirme şansı bulursun, kar ve zarar hesapları çıkarmaya başlarsın. Bilmem kaçıncı yazını, bilmem kaçıncı yılını kutlarsın, birde birden fazla yerde yazıyorsan ki bu bende ikidir, kutlayabileceklerinin sayısı artar. Bende bugün blogumun yani Blogspot’u açışımın ilk yılını kutluyorum. Aynı zamanda da Onpunto’nun kapanışın ilk yılı ki orada da derin anılarım vardır. Onlarda bu işi biraz gönül elçilerine bıraksaydı yola devam ederlerdi. Milliyet Blogdaki sıkı denetimler, güncelliği kaybedilecek yazılar beni Blogspot’ta blog açmaya yöneltti ve 09 Temmuz 2008 tarihinden beri de Blogspot ve Milliyette yazıyorum, zaman zaman eski yazılarımı da koyduğum oluyor. Blogspot da kendimi daha özgür hissediyorum. 1 yıl içinde orada da bir kitle yakalamayı başardım. Bu kitle sayesinde yazmaya olan şevkim artıyor, her geçen gün biraz daha azimli ve gayretli bir şekilde yazıyorum. Bir yılın m…

Sevdanın altında kalmak

Sevgi inşa etmek zordur. İnsan zorlanır sevgi inşa ederken birazda tehlikelidir. Bir bina gibidir, ne kadar yüksek çıkarsan ihtişamı artabileceği gibi üstüne çöktüğünde kaybında çok olur. Zordur sevmek, insana kimi zaman eziyet eder. Altında kalırsın. Şimdiki kızlar hala elini tutturmayıp, öptürmemeyi maharet sayıyor, eski zamane kızı olduklarını düşünüyorlar böyle yaparak, elbette doğrudur yaptıkları, ama kolay değil eski zamane kızı olmak. Eski zamane kızı olmak zor, yani eskiden bir kız bir erkeğe güldüğü zaman onun bir manası vardı. Şimdilerde kimin eli, kimin cebinde belli değil, sanırım modernizm dediğimiz şeyi biz şu basite indirgemiş ve genel tavır ve davranışların çok altında kalmışız. Biraz daha dikkat etmek gerek. Herkese karşı takınılan yılışık tavırlar, samimiyetsiz dağıtılan gülüşler insanın kimi zaman kendini sorgulamasına yol açıyor. Bu noktada sanırım biraz dikkatli olmak gerek. Sevdama kat çıktım Nerden bileyim altında kalacaktım Önce kendime acıdım Sonra hayata barıştım …

Bu sene lig kehanet numarası 24.Hafta

Her yıl mutlaka yazdığımız fikstür ne söyler yazımızı bir kere daha yazalım ve bakalım fikstür ne söylüyor. Sivasspor ile Trabzonspor bir kere daha bir ilk hafta maçında karşı karşıya geliyorlar, iki yıl önce adeta kaderleri yer değişen bu iki takım belki de bir kere daha kader değişikliğine gidiyordur. Sivas işin kötüsü 2. Haftada da gidiyor, Fenerbahçe ile oynuyor. 5. Haftada Galatasaray ile Beşiktaş eşleşmesi var. 9.Haftada Galatasaray-Trabzonspor maçı var. 10.Hafta bu seferde Fenerbahçe-Galatasaray maçı oynanacak.11.Hafta Galatasaray bu seferde Sivasspor ile oynuyor. Bu üç maç takımı rezil de eder vezir de. 12.Haftada Trabzonspor-Beşiktaş maçı var. 13.Hafta Beşiktaş ile Fenerbahçe oynayacak, 14. Haftada Sivas ile Beşiktaş, Gelelim Şampiyonluk son haftaya kalırsa durumuna. Trabzonspor ile Fenerbahçe yine bir son hafta maçına denk gelecekler.Beşiktaş bu sefer son maçını Bursa deplasmanında oynuyor olacak ki, geçen yıla göre daha da zor. Sivas bu sefer umudu kendi evinde Ankaragücü kar…

Baba adı da önemli de çok da dadı var dadı

Düşündüm de şu bizdeki nüfus kâğıtları ne kadar detaylı, ama bu bile bize bir şeyler öğretiyor, ne öğrettiğine gelince, bir kere ben pek dünya pasaportlarında kimsenin babasının anasının adını yazdığını görmedim, ama bizde yazar, neden soy ve sop bizim coğrafyamızda oldukça önemlidir. Soyunu, sopunu araştırırlar, ha genelde mason, ermeni, Yahudi, Sabutay falan çıkmalısın ki birilerini memnun edesin, komploya malzeme olabilesin. Biz insanların babasıyla geldiği yerle, her şeyiyle oldukça fazla ilgileniyoruz. O yüzden damgalardan kurtulmamız zaman alıyor. Damladığımızı nesiller boyu damgalamak zorunda hissediyoruz. Adın çıkmış dokuza inmez sekize derler ya bizim memlekette öyle bir durum var. Aman bir şeylere bulaşmayın uzak durun. Aldatmalarda Cep telefonu kayıtları kullanılabilir mi diye Google’a soran vatandaşa sen aldatıldıktan sonra kayıtlar kullanılsa ne olur, kullanılmasa ne olur. Zokayı yutmuşsun bir kere demek geliyor içimden. Birde böyle toplum olarak kendimizi aldatmalarımız v…

Beyaz müslüman üretme ve püskürtme savaşları

Nihal Bengisu Karaca ile Michael Jackson hayranları arasında, Nihal Bengisu’nun Newsweek yazmış olduğu yazısı sonrası bir savaş başladı. Ölünün ardından bizde negatif konuşulmaz, belki de bu yüzden Bengisu’ya kızıyoruz. Belki de tavşan Bengisu, dağ ise Jackson oluyor ve tavşan ile dağ ilişkisi bizi çıldırtıyor, tavşan dağa küsüyor ve dağın haberi olmuyor. En sonda söyleyeceğimizi evelemeden ve gevelemeden ilk başta söylemenin doğru olacağını düşünüyorum. Jackson’ın Müslüman olması beni, Yaşar Alptekin’in bana suni gelen Müslümanlığından daha fazla memnun eder. Daha iyidir benim için. Bir insan müslümanım diyorsa müslümandır. Jackson’ı basite indirgeme çabalarını bende Bengisu’ya yakıştıramadım, ancak şunu da söylemek gerekir ki, bir insan bizden başarılı diye onu eleştiremeyiz diye bir kaide yok. Olaya da böyle sen kimsin diye yaklaşmak pek de yakışık almıyor. Bu konunun ucundan bağlantılı bir konu da Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar’ın, ülkemizin en büyük sorunun aslında yaftalamak o…

Protestolarımız bile oturarak, boynu bükük gül resimlerine kurban verilmiş.

Üstümüze delete tuşu düşmediği sürece yaşamaya devam edeceğiz. Yaptığımızı sohbetler devam edecekler eğer ki copy paste tuşuyla onları bir sonraki güne taşıyabilirsek. Yaptığımız değişiklikleri kayıt etme şansımız var artık, değiştirdiğimiz elbiseyi beğenmediğimizde şimdi kaydetmek istemiyorum diyebilme şansımız var. Cebimiz para görecek Numlock tuşu açık kaldıkça, capslock açıkken daha büyük laflar edeceğiz, ondan sonra shift tuşuyla kıvırma şansı yakalayacağız. F tuşlarıyla vücudumuzun fonksiyonlarını yerine getirip getirmediğini öğreneceğiz. Page Up tuşuyla bir ileriye atlayacağız birde başa saracağız Page Down ile. Insert tuşuyla hayatımıza yepyeni adımlar girecek. Control tuşuyla bazı şeyleri kontrol ederken, Tab tuşuyla koşar adım gideceğiz bazı şeylerin peşinden. Escape ile geri dönüşlerimiz olacak, print ile hayatımızın dökümlerini alacağız. Alt tuşuyla güç birleştirip birilerini alt edeceğiz. Eskiden yazılanlar silindiğinde bir iz bırakırken, şimdi bilgisayarda yazılanları si…

Elimizde 40 yıllık kahve kulağımızda hoş bir Seda

Sessiz ve sedasız bir şekilde yaklaşayım dedim. Ormanın içinde benden kaçarken başına bir şey gelebilirdi. Kim isterdi ki böyle güzel bir kızın bir sessizlik sonrası kopacak fırtınadan kaçarken yok olmasını. Yok, olmaması için sessiz ve sedasız yaklaştık. Yaklaştığımız noktada birden fark ettik ki, o da bir Sedaymış, ama dilsizgillerden pek konuşmuyor, konuşsa da sadece kuşlar ile Hz. Süleyman’a rakip kuşlarla konuşmak istiyor, kanatlanıp uçmak. Yaptığı yanlışların bedelini ödemek için zaten bir yol bulmuş, Harakiri, harakiri yapabilecek yeteneğe sahip. Adı Seda, soyadı yok, neden yok, çünkü o soyadını soyluların taşıdığına inanıyor ve tercihi sadece ve sadece sıradan olabilmek, halktan biri. O yüzdem sadece ismini kullanıyor. Kuşların ve ağaçların arasında kuş sesiyle huzur bulurken, sıcaktan yanan Güney sahillerinden kaçıp, soluğu bir Ormanda alabilmek, yani huzuru yakalamak istiyor. Kalabalıklardan sıkılmış, kendini tekrar ağaçların gölgesine atabilmek adına Güney’e sızmış. Aslında…

Hormonlu din yaratma çabaları

İslam’ın burjuvalaşması yönünde birçok adım atıldı, en son adımlardan biri de Antalya’da açılan İslami disko, sadece kadınların girebildiği. Söylemekten bıktım, İslam’ın başka olgulara benzeme ihtiyacı yok, daha doğrusu İslam’ın yaşamı ne kadar yaşanır kıldığını ispatlama sorunu yok, İslam’ın sorunu değil bunlar ve özüne de aykırı. Hep şunu düşünüyor ve söylüyorum, İslam bize hep sadeliği emreder, sade olmalıyız. Ha inan insan diskoya gitmesin, şunu yapmasın mı, bunu yapmasın mı, elbette her şeyi yapsın, ama lütfen bunların adına İslami sıfatı koymasın. Neyin günah neyin sevap olacağına karar verecek olan Allah tır. Ancak eyleme geçmeden önce insanın kendi vicdanı, bu doğrultuda her isteyen her istediğini yapsın; ama İslam’a bulaşmasın. Bizim dinimiz bize onların dini onlara kalsın. Bir anlamsız yarışın içine girmesin din. Bu tip kavramlar İslami terör örgütü gibi tehlikeli kavramlardır. İslami diye bir kavram koymak zorunda değiliz ve bundan bir Pazar yaratılmasına vesile olmamıza ger…

Başkaları onların düşlerini kurarken onlar kendi düşüşlerinin kabusunu görüyorlar.

Bugün Ayşe Arman ile Deniz Seki röportajını okudum, ne güzel bir Deniz Seki profili çizmişler, bir kere daha anladım, ajitasyon ne demek ve ne nasıl yapılır. Deniz Seki’yi bir şeyle suçlamak istemiyorum, evli bir erkekle aşk yaşadığı içinde tu kaka yapmıyorum, ama gel gör ki çamaşırlarımı kendim yıkıyorum, ayaklarımla deyip bundan medet umması, yani gizli bir prim yapma girişimi de beni sinirlendirmeye yetiyor. Tuğba Özay sonrası en meşhur hapislerimizden. Hadi itiraf edeyim Deniz Seki’yi beğeniyorum, ama bu tip ajitasyonlar bana bayatmış gibi geliyor. Şöhretken başka bir duruma düşmek elbette kötü, ancak altyapısı atılmamış her şeyin üstyapısında da sorunlar çıkıyor. Altyapısı olmayan şöhretlerin düşüş noktaları olabiliyor, birden düşüşe geçiyorlar, başkaları onların düşlerini kurarken onlar kendi düşüşlerinin kabusunu görüyorlar, ama birçok mahkuma göre şanslılar. Çift camlardan ses gelmiyor değil onlar için, onların sesi bir şekilde bizlere ulaşıyor. Sesi ulaşmayıp sesimi duyan var …

Burçlara yüklenen gereksiz anlamların Bakırköy nüfusuna katkısı

Genel geçer konularda yazayım dedim. Genel geçer konular her neyse, işte her yerde her şeyde geçerli. Şimdi bu ülkenin kız vatandaşlarından biri Google’a yazmış ki terazi erkeği nasıl sinir edilir. Şimdi ben o erkek olsam böyle bir kız arkadaşım var diye sinir olmuştum zaten, hatta iki sokak ötesi de Bakırköy. Şu Bakırköy’ün bu kadar güzel olup deliler ile özdeşleşmesi de ilgin. Hani Kanlıca’nın yoğurdu, Çengelköy’ün hıyarı, Sarıyer’in de böreği meşhur, onları anladık da şu Bakırköy’ün delilerin ilçesi olarak bilinmesi ne de kötü. Orayı meşhur eden zaten Yıldırım Aktuna ve Mazhar Osman. Galatasaray Keita’yı getirmiş, şu Galatasaray ve Haldun Üstünel bizleri şaşırtmaya devam ediyor. Dünyanın bu sezon Real Madrid dolaysıyla İspanya’yı saymazsak transferde en çok konuşulan ülkelerden biriyiz, daha öncede dediğim gibi herkes son kozlarını oynuyor. Sivas Katliamının üstünden 16 yıl geçti, bir türlü değinemedik. Gerçek bir Sivaslı olarak hala bana acı verir. 39 Kişinin yakıldığı topraklarda d…

Taksimetrenin atış hızı kalp atış hızına yetişmemeli

Sevgi dediğin şeyi modern çağa uygularsan senin eve dolmuşla gitmene rağmen, sevdiğinin taksiyle gitmesidir. O taksiyle gider, daha doğrusu sen onu evine taksi ile bırakırsın, bir gün ev kelimesinin ikiniz için ortak anlam ifade etmesini dileyerek. Ev kelimesi sizin için belki hiçbir zaman ortak anlam ifade etmeyecektir. Belki her bindiğiniz takside taksimetre artış hızı kalbinizin atış hızına yetişemeyecektir. Onunla attığınız her adım gönül cebinize girmektir. Yürümenin en güzel yanı sevilen insan ile geçirilen zamanı artırmasıdır. Umut taşımak hep güzeldir, insanı hayata bağlar, bir nevi iptir. Umudu ortak olarak taşıdığınız kişiyse o ipin boyutunu belirler, belki incecik bir dikiş ipidir, belki de urgan. Urgansa dağlara tırmanabilirsiniz korkmadan sizi tutacaktır, dikiş ipiyse zaten hemen kopacaktır. Kopmamak üzere bağlanma imkânı var mı bilinmez. Hayat hep bize ondan kopmayalım diye bir takım ipler sunar. Hayatın bize sundukları karşısında, yaptığımız tercihler oldukça önemlidir.…

Almanya’da Alman İsviçre’de istenmeyen Adam

Bugün haberleri dinlerken, İsviçre’nin ülkede fazlalaşan Alman sayısından şikâyetçi olduğunu duydum. Amerikan sesi radyosu kaynaklı haber, bana nereden nereye dedirtti. Bir zamanlar daha doğrusu hala göçmenlerden şikâyet eden Almanların göçmen durumuna düşmesi ilginç. Aslında bu göçmen konusunda tüm ülkeler dertli, biz nasıl Almanya işçi olarak gidip, balkan ülkelerinden gelen göçlerden şikâyetçiysek, dünyanın diğer ülkeleri de bundan şikayetçi, her ülke bir yerlerden mutlaka göç alıyor. Bunun ana sebebi de dünyadaki değişik ekonomik gelişmişlik düzeyleri, her ülke farklı düzeyde bir gelişime sahip. Aynı iş dünyanın her yerinde aynı edere sahip değil, böyle olunca göçlerde kaçınılmaz hal alıyor. Daha kalifiye eleman farklı bir coğrafyada daha az ücrete çalışıyor, üstelik bu gelişmiş denilen ülkelerin birçoğunun ardında da sömürge düzeni yatıyor. Dünün sömürülen insanları bugün kendisini sömürenlerden bir bakıma haklarını istiyorlar. Adaleti sağlamak istiyorlar. Ülkenin yaşayanları ise…