Ana içeriğe atla

Yayınlar

Haziran, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Asmayalım, İntihar da etmesin sadece darbeler ve arbedeler bitsin

Aslında aklıma Leman kapağıyla birlikte geldi, gelen şu ki, Kenan Evren’in intihar ederim tehdidi. Bir kere şunu söyleyelim, başkalarının ölümüne şöyle ya da böyle sebep olmuş bir kişinin ölümle demagoji yapması ve bunu da bizim tartışabilmemiz. İntihar ediyorsa edebilir. Ha darbe yaptığı için Kenan Evren suçlu mudur, değildir, suçlu olan sistemdir, ancak bu sisteminde sembolü, bayrağı olan kişi Kenan Evren’dir. Bu yüzden kendisi yargılanmalıdır, onun ölçeğinde darbe yargılanmalıdır ve bizde öğrenmeliyiz ki, darbe yapmak gerçekten gerekir mi, gerekli midir? Yoksa ölümle tehdit etmek çok da çare değil, nitekim asmayalım da besleyelim mi lafı bize ölüme farklı bir bakışı öğretmişti. Bu yüzden bizde olaya Evren gibi bakmalıyız. Benim için darbe gerekli değildir. Kurumlar eğer görevleri yapmak için iktidar olmaya ihtiyaç duyursa o zaman çelişki var demektir. Zaten darbenin olduğu ülkelerin genellikle Ortadoğu ülkeleri olması bile başlı başına bize bir fikir ve sinyal vermektedir.Demek ki d…

Türk kızının dünyadaki yeri ve önemi

Hep şunu düşünürüm, aslında düşünmem birden aklıma geldi, birden aklıma gelenlerden aslında birden gelmez, birikimler sonucu olur, şu birikim kelimesi de öyle güzeldir ki bana damlaya damlaya göl olur sözünü hatırlattı. Biz erkekler, Türk erkekleri yabancı kadınlara düşkünüz, ama onlarda bize düşkün. Bir düşkünlük var. Bizim bu seks düşkünlüğümüz onları mest ediyor. Oysa Türk kızlarına düşkün yabancı erkek çok fazla yok. Tamam, Türk erkekleri süperdir demiyorum, ama gerçekten talep gören erkek tipi. Elbette geçici süre, bir bakıma kullanımlık erkek muamelesi yapıyor, böyle bakınca aslında bizimde kızlarımızdan farkımız yok. Belki de yaşlı yabancı kadınlardan talep görüyorlar, ama bizim kızlarımızda pek yaşlı yabancı erkeklerden talep görmüyorlar. Elbette bunda birazda bir erkeklerimiz amaçlarının daha çok kısa vadeli olması yatıyor, kızlarımız ise kısa vadeli ilişkiler sonrası, adet, töre, alışkanlık gibi etmenlerin kurbanı olabiliyorlar. Birde dediğim gibi erkeklerimiz kadınları kull…

Manevi yoksullaşma içindeki Türkiye’nin klişe yatırımı

Dün Hürriyet gazetesinde Alper Taş yeni ÖPD Genel Başkanın röportajını okurken çok güzel bir tabir vardı. Manevi yoksullaşma. Solun maddi yoksullaşma karşısında manevi yoksullaşmaya da çare bulması gerektiğini söylüyordu. Son derece haklı, kendisinin bir İmam Hatipli olup, ÖDP genel başkanı olmasını ilginç bulanlar var. Aslında Türkiye bunlardan sıyrılmalı, artık bunlar haber olmamalı. Bunları olağan karşılamayı öğrenebilmeliyiz. Aksi takdirde başarılı olmamız biraz zor gibi. Bu klişeleri geçmeliyiz. Manevi yoksullaşmanın önüne geçmemiz gerekiyor mu, bunu tam olarak bilmesem de klişe olarak manevi değerlerin yok olduğu söyleniyor ve bu değerleri arayan kitle var. Bunu da unutmamak lazım. Bu aranıyor, ancak bunu verebilecek partilerden AKP, din partisi olmamakla eleştiriliyor ve bunun yanında adı yolsuzluk gibi eylemelere karışınca bu parti hani pek de manevi değerlere sahip görünmüyor. Alper Taş’ın yaptığı tespit bu noktada çok doğru ve bana göre işleyen bir gerçekliği var. Bu yanında…

Çokça Denizli’den biraz da Ligden

Bendeki Mustafa Denizli hayranlığının sınırı yok, benim için bir idol adam Mustafa Hoca. Aslında şu ikide bir takım değiştirenleri, daha doğrusu o takımlıyım bu takımlıyım diyenleri gördükten sonra, Mustafa Hoca’nın yıllarca Beşiktaşlı olarak bilinmesini ve bunu da mertçe söylemesini takdirde karşılıyoruz, aynı zamanda Fenerbahçe ile Galatasaray ile yaşadığı başarılardan sonra takdirimiz bir kere daha artıyor. Şimdilerde şapka yarışına girenleri görünce Mustafa Hocayı bir kere daha anıyoruz. Bir yandan da Kemal Sunal’ı hani şu bir filminde o takım senin bu takım benim geçiyordu ya. O yüzden saygım bir kere daha artıyor Kemal Sunal’a ve neden eskimediğini de anlayabiliyorum bir kere daha. Bu sene lig sanki geçen yıldan daha çekişmeli geçecek gibi, ama bir nokta daha var ki, herkes son kozunu oynuyor. Trabzonspor geçen yıl son kozunu oynamıştı. Beşiktaş da öyle, ama Beşiktaş kazandıklarıyla yeni bir heyecana Avrupa’ya yelken açıyor. Sivasspor bana hala umut veriyor, ancak en çok merak et…

Ben karanlıktan aydınlığa çıkmak istemedim, ben hep karanlıkta aydınlığın hayalini kurmak istedim.

Aslında ben karanlıklarda mutluydum, en azından aydınlığa çıkacağım umuduna sahiptim, oysa o birden bire bana havanın güzel olduğunu söyledi, ilkbahar sabahı vaat etti, beni karanlıktan aydınlığa çıkarma umuduyla kandırdı. O Kandırdı bende kandım, sevgiye kanmak için o kanmaya ikna oldum, ancak kanayan yaraların sahibi olacağımı bilmiyordum. Madem bilmemek ayıp değildi, bizde öğrenmeliydik, yaşadıklarımızdan öğrenecektik. Hani Ataol Behramoğlu’da güzel bir şiir yazmış yaa, Yaşadıklarımdan Öğrendiğim bir şey var. Bizde belki yaşadıklarımızdan öğrenecektik. Hem sevme hem de öğrenme umuduyla tutunduk. Kim derdi ki bizi bekleyen katar katar acılar varmış. Öyle kara tren moduna girmeyecektik belki, ama halen karalar bağlayabiliyorduk. Siz hiç umutla yatırım yaptınız mı, işte geri dönüşümü en zor olan yatırım budur. Bilgisayarlar belki bazı şeyleri kolaylaştırdı, ama sevmeyi de basite indirgedi, gerçek öpücüklerin yerini yalancı öpücükler aldı. Hala, aşkın bir gücünün olduğunu bilmek için y…

Seni yetiştireceğime;Çengelköy’de hıyar yetiştirseydim

Eğer dedelerimiz bilseydi, bazılarımızı yetiştirmek yerine Çengelköy’de hıyar yetiştirmeyi tercih edilebilirlerdi. Çünkü öylesi daha makbul, daha hayırlı. Eskiden hayratlar vardı, gerçi şimdiki teknoloji de soğutucu yoluyla yeni dönem sebiller ortaya çıktı. Neyse efendim durup durup da neden hıyar yetiştiriciliğine merak saldık, elbette ki, hıyar olma konusunda müthiş özveri gösteren insanlar yüzünden. Onlar bu şekilde özveri gösterdikçe bizde baktık ki dedelerimiz boşa uğraşmış, gidip en güzeli Çengelköy’de hıyar yetiştirmek. Hıyarın iyisi de tuzla yenir.

Dedemi gördüm rüyamda
Keşke dedi seni yetiştireceğime
Hıyar yetiştirseydim
Hıyar baba hayratında hayırla anılır
Torunum var diye gururlanırdım.

Şimdi hıyar demek çok ince bir hakaret, açıkçası bende seviyorum hıyar tabirini, gerçekten bazılarına iyi yakışıyor, kabak tadı verse de zaman zaman. Zaten hıyar ile kabağın genetik akrabalığı vardır, zira kimi hıyarlarda kabak çıkıyor. Bunda da malum hıyarların inatçılığı var.İlla bir yerde kabağ…

O hep bir prensti, bu uğurda beyaz olmayı bile göze aldı

Michael Jackson öldü. Bu tip ölümleri tarihimize not düşmek gerekiyor. Biz bu isimlerle büyüdük. Madonna, Michael Jackson bunlar bizim için idol isimler bu isimlerinin yanında bizim zamanımız da Lambada vardı mesela bir dans türü.Herkes Michael Jackson’ın taklidini yapardı, ona benzemeye çalışırdı. Müziğini dinleyen ya da dinlemeyen onu bilmek zorundaydı. Bizim için beyazlaşmaya çalışan bir siyahtı, biz onun siyah kalmasını tercih ediyorduk. Tecavüz olaylarına da adı karıştı, aslında o bir figürdü. Her birimizin hayatına bir yerlerinden girmiş bir figür. Bu insanların ölümü aslında bizimde ölüme ne kadar yaklaştığımızı gösteriyor.Benimde bir bakıma adaşım sayılır Michael Joseph Jackson, aslında ismini çevirince Mikail Yusuf Jackson diyebiliriz. Bir ara Müslüman olduğu da gündeme gelmişti, ama tüm ünlü yabancıların yolu bir şekilde Müslümanlıktan geçiyor. Bir insanın değeri aslında ölünce anlaşılıyor, bugün dünyanın neresine gidip Michael Jackson ölmüş derseniz, insanlar buna aaa öyle …

Peçeden öte bir sorun reyting pençesi

Türküde geçen bir söz var, şu dünyada bir akılsız baştan gayrı nem kaldı. Bizde yarıştıracak şeyler arıyoruz. Tartışması bol şeyler, tövbekârlar yarışıyor diye bir program hazırlanıyormuş, hazırlasınlar efendim, ben olsam çaktırmadan aldatma programı hazırlardım ya da ne biliyim, böyle çok zengin adamları mesela simit satarken yarıştırır, güzel ve zengin kadınları gündeliğe gönderirdim, hani daha ilgi çekici olabilir. Futbolun bu kadar gündemde olduğu bir ülkede en iyi yorumcu ya da ne biliyim en iyi Teknik Direktör gibi yarışmalar olmaması da şaşırtıcı. Ülkede bir iyi bebek bakıcısı açığı varken yine hiç kimsenin bu dala el atmaması ilginç. En iyi pandik atma gibi bir yarışmada aklıma geliverdi. Ondan sonra toplu taşıma aracıyla gideceğin yerine en çabuk ulaşabilme kabiliyeti üstüne bir yarışma olur. Dayağın yaygın olduğu ülkemizde mesela kim karısını en güzel döver yarışması yapılabilir ya da ne biliyim en iyi manikürcü kim türünden bir yarışma. En iyi televizyon seyircisi olma konu…

Bu topraklarda sadece aşk yaşanıyorsa, bizim demokrasi şehitlerimiz ne olacak

İran’da çıkan olayların bir simgesi var. O simgenin adı Niga Ağa Sultan. İran’da ölümünün ardından kendisi İran’ın simgesi haline geldi. Tüm İran için hatta dünya için konuşulması gereken bir figür halinde. Elbette Türkiye’de de konuşulacak, çünkü yıllardır İran olup olma konusunda tartışmaların odağında bir ülkeyiz, ama bu ülkeye nasıl yaklaştığımıza gelince ortaya çıkan şu oluyor. http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=19&ArticleID=1110133&Date=24.06.2009&b=Izmirde Fotoğrafları için tıklayın. İran’da demokrasi için yaşananlar kendi şehidini üretirken, Irak üretemedi mesela, o kadar can kaybından bir simge çıkmadı, Filistin’de de aynı şey geçerli oradan da bir türlü çıkmadı demokrasi şehidi. İran’dan çıktı. Bu ülkede demokrasi adına ölenler var. Neyse efendim ana sorun şu ki, olayı yine türbana indirgeyip, ölen kişinin başı açık fotoğraflarını gazetecilik adına kullanmak hem de imalı bir şekilde fotoğrafları için tıklayınız diye kulla…

Msn ver, ama sakın ekleme

Teknoloji hayatımızı değiştiriyor. Eskiden beşik kertmeleri vardı, şimdilerde o söz değişiverdi. Bence artık Chat kertmesi diye bir kelime kullanılabilir. Çet kelimesini böyle yazınca biraz yavan duruyor, Chat diye yazınca daha bir karizmatik. Aslan yattığı yerden belli olurdu eskiden, şimdiyse Facebook’ta sahip olduğu profilden. Arkadaşlarımızı bile ölçmeye yarıyor bu teknoloji. Kızlar için eskiden göster ama elletme denirdi, hatta Ayşen Guruda ile özdeşleşmişti bu tabir, şimdilerde ise msni ver ama ekleme sözünü kullanabiliriz. Eskiden postacıdan mektup beklenirdi, şimdi sevgiliden mail beklenir oldu. Şimdi en iyi yanı postanız iletilmediğinde en azından iletilmedi diye mesaj gelebiliyor. Hayatımızın en önemli parçalarından biri oldu mail ve mesaj. Ben aslında dolma kalem üretici olsam isyan ederdim. Dolmakalem, zarf, kâğıt üreticileri, eski hattatlar kadar örgütlenemediler demek ki. Eskiden babalardan, annelerden saklanan günlükler şimdi nick name ile piyasaya çıkarılıyor ve kimin…

Bula Bula Hugo Bross, Ula Ula Trabzonspor

http://yusufkaraca.blogspot.com/2008/09/fenerbahenin-stndeki-zico-laneti.html
Geçen yıl yazmışız, Fenerbahçe’nin üstündeki Zico laneti, ondan önce yazamadık o zamanlar blogumuz yoktu, evet blogumuz yoktu, şimdi varda yazıyoruz, Fatih Terim’in üstündeki Lucescu Lanetini, daha sonra aklımdan aslında bir lanet daha geçti, O da Mustafa Denizli’nin üstündeki Ertuğrul Sağlam lanetiydi, ama olmadı. Denizli mübarek adam çıktı, zaten Beşiktaş’ın son yıllarda en adamları hocaları gerisini kaldır ve at çöpe.
Bu yılın laneti belli, Trabzonspor hayatının en önemli hoca şansını kullanamadı. Ersun Yanal gibi bir değeri harcadı, ondan sonra dolaştılar durdular ve bula bula Hugo Bross ismini buldular. Yardımcısının Metin Diyadin olması beni daha fazla heyecanlandırıyor.Hoca iyidir ya da kötüdür, onu zaman içinde göreceğiz, ama Trabzonspor taraftarı bir Ersun Yanal laneti yaşayacak, hocayı daha çok arayacaklar. Ersun Hocayı bir takım çalıştırırken görmek isteriz. Bu sene de keşke olsaydı sahalarda. Şu a…

Ağzım da midem de küfür dolu

Hakkımda hakaret edilse, küfür edilse dahi bilmek istiyorum, öyle kasıntılı hallerim yok, hani bana küfür ettiler vay terbiyesizler diye. Söyleyecek cümle bulamayanlar küfür ederler. Nokta koyamadıkları gibi virgüle de küsmüşlerdir. Bizimse Allah’a şükür yeterince söyleyebileceğimiz cümlemiz mevcut. O yüzden bize küfür edenleri de bilmek istiyorum. Onları bilelim ki, gurur yaşayalım. Bu ülkede insanlar güçlerinin yetmediklerine küfür ediyorlar. Çaresiz kaldıklarında küfür ediyorlar, acze düştüklerinde.
Takıntım yok küfür konusunda. Ha bende zaman zaman küfür edebiliyorum, ama deşarj olmak için. Ettiğim küfürlerin amacı bazen haddini aşıyor, bende kendimi güçsüz hissettiğim anlarda küfür ediyorum. Küfür etmeyi belki de seviyorum kimi zaman. Bana edilen küfürler ise bir kulağımdan giriyor ve öbürüne varmadan hemen çıkıveriyor. Küfür konusunda çok da endişelenmiyorum. Küfür de bana göre bir ülkenin kültürünü gösteren değerdir. Küfürlerin niteliği de ülke hakkında bilgiler verebilir.
Olum…

Güzel Şeylerde Var Burada 15.06.2007

Gece Yarısı Express’inde anlatılanlar gerçek bile olsa. Bir Türkiye gerçeği bile olsa. Bu gerçeğin hayatımızda, yani Türkiye imajında kapladığı alan çok fazla olmamalıydı. Türkiye’de aksilikler yasal ihlaler, işkenceler olduğu doğru.

Bunları sadece Gece yarısı Express’i ile öğrenmedik. Okuduğumuz kitaplarda, izlediğimiz diğer filmlerde, her darbede asılanlarda, tırnakları söküldüğü iddia edilen liderlerde biz işkence olduğunu gördük.

Bu gördüklerimiz bir Türkiye imajı çiziyor, ama bizim yapmamız gereken bu imajın önüne geçecek farklı imajlar çizebilmekti. Siz ne kadar anlatırsanız anlatın, önemli olan karşı taraf ne arıyor ve neyi bulmak istiyor.

Türkiye böyle değil deseniz de inanmıyorlar, olanı yalanlamak yerine, var olan başka güzellikleri gözler önüne sermek önemli. Mısır’ın imajına Ramses serilerinin bulunduğu katkı gibi katkı yaratmak önemli olan.

Türkiye elindeki değerleri tanıtımında iyi kullanmayı bilmeli. Yıllardır başaramadığımız bir olgu var. Hollywood isimlerinden birini Türk…

Adana’da günü birlik aldatmalar

Değişen değerler sonucu birçok insan suçlu arıyor. Değişen değerlerden her birimiz şikayetçi gözüküyoruz, sanırım bunda her birimizin nostalji verdiği değer yatıyor. Her gün yaşlandığımız için geçmiş yaşımıza olan değerleri anımsayarak belki de geçen yıllara olan özlemimizi değer kaybına yükleyerek aslında yaşlandığımız gerçeğinden kaçıyoruz.
Aslında sistemler değişiyor, değerlerimiz aynı, geçmişte var olan olaylarla bugün arasında çok fazla fark yok. Asıl fark teknolojinin olan her şeyi evimize kadar getirmesi. Eskiden gözetlemedikten sonra konuşumuzun ne yaptığını bilmezken, bugün Amerika’da ki Clinton’ın, İtalya’da ki Berlusconi’nin yatağına kadar girebiliyoruz. Geçmişle bugün arasındaki en büyük fark bu.

Bu farktan kaynaklanıyor değerlerin yitmesi. Eskiden aklımızdan geçen dürtüleri yerine getirmek için çok fazla şansımız yoktu. Çok basit bir örnek vermek gerekirse, kocanızı ya da karınızı eskiden aldatmak istiyor olsanız, günü birlik kimsenin sizi tanımadığını Adana’ya gidemezdin…

Aşkımızdan noktalamalı işaretleri çıkarıp, notalı aşk şarkıları söylemenin zamanı gelmedi mi?

Çok şey söylemek istiyorum.
Noktayı bulsam virgülü kaybediyorum
Virgülü bulsam dertlerimi nokta koysam diyorum.
Soru işaretlerinin çokluğundan
Seni kaybediyorum.
Kafam ünlem işaretleriyle meşgul,
İki noktalı açıklamalar beni tatmin etmiyor,
Aşkımızdan noktalamalı işaretleri çıkarıp
Notalı aşk şarkıları söylemenin zamanı gelmedi mi?

Bayrampaşalıya sevgili olmak

Bayrampaşa’nın orta sınıf atölyelerinde,
Bizim gibilere âşık olunur.
Nişantaşı’nın yüksek sınıf mekânlarında bizim gibiler defolunur.
Çamlıca’nın tepelerinde bizim gibilere yar sokulur.
Eminönü’nün balıkçılarında bizim gibiler balık ekmek yer sevgiliyle
Galata Köprüsünde bizim gibilerle hayal kurulur,
Boğazın en güzel mekânlarında paralı erkeklerle çilingir sofrası kurulur,
Bizim gibilerle akbil dolum gişelerinde buluşulur,
Arabası onlar ise kapının önüne kurulur.

İnsanlık seni neylesin

Bana hayatı zehir edesin diye değil,
Önümde eğil diyesin değil,
Sadece seni gönül gözümle
Gördüğüm için güzelsin.
Bir başkasını sevdiğin zaman çirkin,
Beni sevdiğin zaman meleksin.
Eğer bana umut verip
Bir köşeye çekildiysen,
İnsanlık seni neylesin.

Dilim sevme diyor, kalbim dilsiz yaşarsız ama bensiz

Duyma sakın söylediklerimi
Dilim söylese de gördüklerini,
Kalbim inkâr ediyor bildiklerini
Seni bir kere daha sevebilmenin umuduyla,
Kaybetme zamanı yaklaşıp da kuşkuyla.
Umudum suya düştü
Yüreğim sızladı, üşüdü,
Keşke bilseydi gördüğü rüyaydı, düştü.

Arman’ın bize armağanı

Her yerde bu aralar Ayşe Arman’ın fotoları konuşuluyor. Hani bir şeyi baştan söylemekte fayda var. Erkeklerin çıplak görmek istediği kadınlar vardır, bu kadınlar kaç yaşında olursa olsun erkekler onları çıplak görmek ister, Ayşe Arman’da benim için bunlardan biri. Çıplak görebileceğiniz kadınlardan öte kadınlardır bunlar, çünkü beyninize onları çıplak görme isteğini işlemişlerdir. Elbette fotoğrafları yayınlanınca birçok eleştiri aldı, ama şu bir gerçek ki seksi bir kadın. Ancak şunu diyebilirsiniz Ayşe Arman bir yazar ve bunu yapmamalıydı, ancak buna karşın şu da bir gerçek ki, Ayşe Arman’ın tüm yazılarında örtülü bir seks kokması vardı, bazen de alenen. Kabul görmüş bir röportajı olduğunu da kabul etmek gerekir ve kadın gazete yazarları arasında en popüler isimlerden biri. Ben Ayşe Arman’ı beğeniyorum, bunu da ifade etmekte sakınca görmüyorum, 40 yaşında olsa da istediğini elde edebilen bir kadın. Yaptığı doğru mudur ha bu bakış açısına göre değişebilir, ama onun tercihi 40 yaşında …

Ben Milliyet Blog’dan daha güçlüyüm

Milliyet Blog’da da yazıyorum, ama kendimi Milliyet Blog’dan güçlü hissediyorum, yani Milliyet benim yazımı yayına almış, almamış çok da önemli değil, çünkü ben o yazıyı yazacak yer buluyorum. Güvenilir üye olmuşum, olmamışım fark etmez, ama sadece maç yazılarımda üzülüyorum güvenilir üye olmadığıma. Canlı yazdığım maçların anlamı yok oluyor, onun dışında keyifleri bilir, istedikleri zaman yazımı yayına alsınlar, almasınlar. Kendine güvenmek işte bu yüzden güzel, yazını başkalarına esir etmeyeceksin, onu mutlaka bir yerlerde yayınlayacaksın. Bunu yapacaksın ve gücünü yazdıklarından alacaksın. Yoksa onunla bununla atışarak zaman geçmez. Sonuçta amatör yazansın, yazacak her çok fazla var ve gerçekten güzel yazıyorsan okur seni bulacaktır. Okuyan seni her yerde bulur ve ağzından ağza reklam ile bir yerlere gelebilirsin.
Hiçbir zaman Milliyet Blogu kendimden güçlü görmedim ve bensiz güzel olacağını da düşünmüyorum, işte bu özgüvenle yazabiliyorum, vazgeçmiyorum. Birçok eleştiriye rağmen v…

Üç sayılık atışı üç kuruşluk adamlara rezil etmek.

Fenerbahçe ile Efes maçında yaşananlar sonrası birçok yorum yapıldı. Şiddetin sporun içine bu kadar entegre ettik, bunda elbette paranın sporun içine çokça girmesinin etkisi de var. Birde tabi şiddeti körükleyen oyuncular ve yöneticiler. Başarısızlığın acısını başka yerden çıkarma isteği. Bunun yanında gücü, iyi olmayı yanlış algılama, daha da önemlisi bir duruş sahibi olmama. Futbolun içindeki şiddeti basketbol içine kanalize edebilme, iki ayrı düşünce tarzında olması gereken seyircinin aynı olması. Futbolsuz kalan seyircinin basket sahasına koşması ve daha birçok neden.
Yaşananları hiçbir zaman camialara mal etmeyelim diyerek zaman kaybediyoruz. Edebilmeliyiz. Çünkü bu adamlar sıradan adamlar değil, bu adamlar bunu bilinçli şekilde yapıyor ve kim oldukları da belli. Yöneticiler bu gerginliğe göz yumuyorlar. Bence bu tip olaylara ceza verici Uluslararası Federasyon olmalı ve belki bu yolla caydırıcılık artabilir. Yoksa böyle bizim federasyonun verdiği cezalarla olmuyor. Hatta işi ulus…

Kimi ne için destekliyoruz

AKP ve Gülen’i bitirme planı çok konuşuldu, ancak ekşi sözlükte dendiği gibi tüm bu uygulamalar maalesef Recep Tayyip Erdoğan’ı demokrasi havarisi ilan etme noktasına geldik. İşte bu yüzden AKP’ye oy vermek zorunda kalmak insanı zor duruma düşürüyor. Çünkü bizde siyasetçiler darbeciler ve darbeci olmayanlar olarak ayrılıyor. Başka bir ayrım yok sağda yok solda yok. Liberal, devletçi ayrımı da kalmadı. O yüzden darbeci olmayanlarda AKP’ye yöneliyor. Bu yönelmeyi hızlandıracak haberler ve gelişmeler oluyor. Halkın seçtiği partinin orada zoraki oturuyormuş hissi yaratılıyor, bu da kimi vatandaş bir tepki oluşturuyor. Erbakan’ın yarattığı dindar olan bize oy versin kuralını, şimdi de başka çevreler demokratik olan AKP’ye versin şekline dönüştürmek için var gücüyle uğraşıyorlar. Bu uğraşanlarda hep AKP karşıtları AKP’nin sürekli prim yapmasını ve gündemde olmasını sağlıyorlar.
Bu ülkenin iyiliği için kim çalışıyor bilemiyoruz, çünkü yapılan iktidar kavgasının neler getireceğini ve ne için…

Gül küstü, soldu, bende acısını paylaşmak için solamadım.

Aradım bulamadım
Soracaktım, soramadım
Gül küstü, soldu
Bende acısını paylaşmak için solamadım.
Acıyı dindirmek istedim dinmedi
İçime atıp, acı tutumda
Onu kollarımda tutamadım

Ne olmak istemedin ki

Sen hiç peçete silmediğin şeyleri silmek içinİlkokul öğrencisi olmak istedin mi?Hayallerini kurtarmak uğruna,Derine dalabilmek için dalgıç,Ekmeğini taştan çıkarabilmek için,Taş Ocağı işçisi;Aşkın yarasını otamak için doktor,Kalbini çalanı yakalayabilmek için polis,Mutluluktan uçabilmek pilot,Sen sevgi dilenmek için dilenci olmak istedin mi ?Ya da nadasa çekilmek için bir bilgeYa yeniden yaşamak için çocukUmutlarına koşmak için atlet,Ayıran olmak için makas,Birleştirici olmak için yapışkan.

Peçete ile silmediklerinizi silmek için İlkokulda öğrenci olmak istediniz mi?

Bir şeyler istiyorum, bu bir şey istemeler sonucu bakkala gitsem alacağım şey abur cubur olurdu. İşte böyle zamanlarda insan abur cubura meraklıdır. Aşkında abur cubur olanı tüketir. Kıvırcık Ali diyordu ya, Gül tükendi ben tükendim. Buradan Sezen Aksu geldi aklıma, işte biz o gün tükeneceğiz. Biz ne zaman tüketeceğiz bilmiyoruz, ama biz sürekli tüketiciyiz. Üretemiyoruz, sevgi de üretemiyoruz, eskiden üretilmiş sütü sağardık, şimdi üretilen sütü entegre tesislerine havale ettik. Kendimizi yaşamın çeşitli alanlarına entegre etme çabasındayız. Çaba kelimesini gün içinde hiç kullandınız mı, belki de kullanmadınız. Bugün kullandıklarınız neler şöyle bir gözden geçirin. Mesela hiç kimsenin duygularını kullandınız mı?  Bugün kullandığınız peçeteler ile silebildikleriniz dışında, hayatınızda silemedikleriniz için eğer ilkokulda öğrenci olmak istediyseniz, hala bir takım saf duygulara sahipsiniz demektir. Eğer istemediyseniz, o zaman sizi paklayacak bir tek şey var, o da şu olabilir ki Ö.S.S…

Kebabın da programın da acılısını seviyoruz

Türkiye’de bazen işler kolay yürüyor, nasıl kolay yürüdüğüne gelince, sarpa saran her işin sonunda şunu diyebilme cesaretimiz var, aldatıldık, kullanıldık, ne kadar çok ajitasyon yaparsak sanki her şey daha iyi olacakmış gibi hissediyoruz. Ajitasyon ile birçok kalbe girebiliyor ve olayları çarpıtabiliyoruz. Bu yüzden bol acılı programlar çok reyting alıyor. Biz acıyı seviyoruz, başkalarının acılarını seviyoruz, onların acılarını soslayıp soslayıp sunmayı seviyoruz. Biz acıdan ilham alıyoruz. Her acı bize ilham veriyor. Bunu bilenlerde bizi sömürüyor. Bir dilenci bir ekmek parası diyerek aç kalmanın acısını kullanıyor. Bir görevden alınan yönetici hakkı yenmiş olmanın acısını kullanıyor. Bunun gibi birçok örnek var.
Birçok insan aslında öyle olmadıkları halde bir takım şeyler olmuşlar gibi hissettirip bizi kullanıyorlar, her birimiz kullanılıyoruz. Çünkü Milet olarak tez canlıyız ve çabuk tepki veriyoruz, anlamaya çalışmak yerine yargılamak bizde daha kolay. Bizde yargılamak kolay da …

Ben zaten toplamıştım hem tarağımı hem de Tası

Yok, be kardeşim öyle olmuyor
Eski Türk filmlerindeki Ayhan Işık da yok
Belgin Doruk da
Modern çağda herkes buruk.
Köşe başlarında gizli buluşmalar yerine
Aleni sevişmeler ,
Şimdi yok öyle yar
Varsa canım aşkım
O da kalpte değil, yalan anayasası olan dilde
Bize de kaldı geçmiş zamanların yası
Kalmadı ne kadının ne adamın Hası
Benden zaten çoktan toplamıştım hem tarağımı hem de tası

Tandoğan-Tahran arası Cumhuriyet Mitingleri

Kendi seçimlerimiz bitti, şimdi de İran’ın seçimlerini konuşuyoruz. Seçimlerde hile varmış, ne hilesi, Ahmedinejad kazandı diye hemen hile, hile olabilir, ama hilenin olmuş gibi gösterilmesi, İran yanıyor gibi haberler biraz Türk usulü olmakta. Kendi ülkemizi yedik bitirdik sıra İran’a geldi, en azından İran’ı rahat bıraksak. Tamam, şimdi adımız İrancıya çıkacak, ama şu da bir gerçek sürekli İran küçümseniyor, karşısında yükselttiğimiz değerler de kan emici ülkeler. Sırf kadınları kapalı diye İran’ı eleştirirken, tüm dünyayı sömüren devletleri hala efendi kabul edip, onları demokratik bulmakta bana komik geliyor. Bakın hep aynı örneği vermekten sıkıldım ama bu Arap şeyhleri ile uğraşmak varken tutup Ahmedinejad ile uğraşıyoruz. Bizdeki Ahmedinejad sevgisi nerden geliyor, mütevazılığinden geliyor, bu Arap yarımadası ve çevresini adam edebilecek üç devlet bana göre, İran, Mısır, Türkiye, bu üç ülkenin belli bir kültürü var.
İran seçimlerini kazananın Ahmedinejad olması belki Facebook’da …

Ahmedinejad da olmalı bu ekipte

İran’da Mahmud Ahmedinejad’ın tekrar seçilmesine sevindik. Bizim yani dünyanın Ahmedinejad’a ihtiyacı var. Bizim için önemli bir figür Ahmedinejad , bu dünyada olması gereken liderlerden biri. Musavi’nin seçilmesini isteyenler vardı. Elbette bu seçimler biraz bizimkilere benziyordu. Bizimkilere nasıl benziyordu, örneğin bizde insanlar yollara dökülüp mitingler yapmıştı, ama sandıktan AKP çıkmıştı. İran’da da Ahmedinejad seçilmesine üzülenler vardır, ama bu dünyanın Ahmedinejad figürüne ihtiyacı var. Zaten İran’da Cumhurbaşkanı bizdeki gibi az fonksiyonlu, ama yinede Ahmedinejad beni mutlu edebiliyor.
Blogcu bir cumhurbaşkanı olduğunu da hatırlatalım.Bu yüzden biz blogcular Ahmedinejad’a sempatik bakmalıyız. Bana kalırsa Obama ile Ahmedinejad kanka olmalı, iyi birer kanka.

Dünya siyasetinde renkli liderler var. Afro-Amerikan bir ABD başkanı, ki tüm dünya seviyor. Diğer yanda yeniden harem kurmak isteyen Berlusconi, bir yanda sosyetik güzel ile evli, kompleksli Sarkozy, diğer yanda yeni …

Evli olmayanlar sadece evde kalabilir.

Evlilik cüzdanı ile bazı otellerin müşteri almadığı haberi vardı bugün Hürriyet’in Pazar ekinde, bir nereye gidiyoruz haberi daha, yalnız bu alışkanlığın AKP öncesine dayanıyor. Ha muhafazakarlaşmamızın yegane sebebi onlar gözüküyor ya o açıdan söylüyorum. Her şeye tek yönlü bakmaktan kurtulmamız lazım.http://www.hurriyet.com.tr/pazar/11857406.asp?gid=59


Aslında pek de karşı çıkılacak bir haber değil, gayet olağan bir haber. Hani vay bu çağda evlilik cüzdanı ile müşteri almıyorlar yazık be deyip olayın cıvığını da çıkarmak da var. Ancak şunu da göz önünde tutmak gerekir. Bu ülkede gelip otel odalarını gereksiz amaçlar kullananlar var. Birçok otel özellikle küçük Anadolu otelleri fuhuş oteli olarak bilinmek yerine, temiz aile otelleri olarak bilinmeyi yeğliyorlar. Evlilik cüzdanı sorulması kimine göre rencide edici gelebilir, ancak evlilik cüzdanı sormadan alan bir sürü otel de var. Oteller kendi işletme politikalarını belirleme yetkisine sahiptir. Evlilik cüzdanı olmayan çiftlerin şehi…

Arap saçını Fenerbahçe Şapkasıyla çözmek

Mehmet Topuz’un arapsaçına dönüşen transferi, Arap usulü yerine Türk usulü çözüldü. Bir kere daha gördük ki, Fenerbahçe istediğini aldı. Aziz Yıldırım ağırlığını koydu. Bu güç gösterisinden galip çıkan Fenerbahçe oldu. Galip derken masa başındaki galipten bahsediyoruz. Saha içinde kimin galip olduğu belli değil, Mehmet Topuz transferinde ben Mustafa Denizli’den bir çıkış bekliyordum olmadı. Aziz Yıldırım Fenerbahçeli duruşu göstermiştir nedir o ben istediğimi alırım duruşudur ve bunu başarmıştır. Yıldırım Demirören ise Beşiktaşlı duruşu gösterememiştir. Beşiktaşlı duruşu da şudur ki, büyük lokma ye büyük laf etme, ağırbaşlı ve efendi ol, Demirören bunu başaramamıştır. Bir kere daha başarısız olmuştur.

Facebook Kullanıcı adınızı kapıp kaçtılar mı?

Facebook da kullanıcı adınız başkası tarafından kullanılıyorsa ne yapacaksınız, ya oturum dava açacak ya da karalar bağlayacaksınız. Bir ara 0 532 telefon sahibi olmak ayrıcalıktı, şimdi de Facebook da kendi adını alabilmek, adını alamadığın anda çakma isimler kalıyor sana. Elbette kendine iyi bir nick name edindiysen pek de etkilemez. Ancak kullanıcı adım başkası tarafından kullanılıyor deyip ağlamaya, sızlanmaya başlayabilirsiniz. Çok önemli bu kullanıcı adları, Msn de aynı şey olur, mail alırken de yazarsın ismini iki de bir aynısı çıkar, birde sana öneride bulunur. Sense o isimler dışında kendi oluşturduğun yeni bir isim sahibi olmak istersin. Kendin bulamıyorsan, ancak mevcutlardan yaralanma şansın vardır.

Büyük şirketler mail adresi açarken çalışanlarına genelde ad ve soyadlarıyla isim oluştururlar, birde çoğu kez standart vardır, yani o şirkette birinin adını biliyorsan bir diğerini de rahatlıkla bulabilir mail atabilirsin. Facebook kullanıcı isimleri, alternatif Facebook isimle…

Facebook Onun yüzünün de yüzünden de kitaplar yazılabilir

Facebook da kullanıcı adı geri sayım başlamış. Facebook’un internet üzerinde pazarı halen büyük, İran’da yapılacak seçimlerde bile etkinliği konuşuluyor. Şimdi de kullanıcı adını zirveye koymuşlar. Böylece kendilerini bir kere daha gündemde tutuyorlar oldukça geniş bir pazarları var. Bu pazarın içindeki yerlerini koruyorlar. Facebook, Youtube gibi sitelerin pazardan aldığı pay, tüm internet kullanıcıların para kazanma isteğini artıyor. İnternetten para kazanmak her birimize kolay görünüyor, çünkü her birimiz internette olmayı seviyoruz, oysa internet oldukça zaman isteyen bir şey, yani sanıldığı kadar kolay işlemiyor. Zor yanları mevcut, sadece belli başlı siteler oldukça yüksek para kazanırken, birçok site para kazanabilmek adına hileli yollara başvuruyor. Reytingi yükseltmek için anahtar kelimeler giriyor. Bunlardan biri de Facebook’ta, geri sayım başladı. Google’un verileri bunu doğruluyor. Zaten Facebook en çok arananlardan biri. Herkes her gün Facebook’a mutlaka tıklıyor ve Pazar…

Hayallerin suya düştüğünde, doğduğundan beri dalgıç olamadığına üzülürsün

Hayallerin suya düştüğünde, doğduğundan beri dalgıç olamadığına üzülürsün, üzülürsünde elinden bir şey gelmez, hani şu televizyon yayıncıların elimizde olmayan sebeplerle diye başlayan cümleleri neden kurduğunu anlamaya başlarsın, hayatını kendinin kurgulamadığını bazen elinde olmayan nedenlerle elinden kayıp gidenlerin olduğunu anlarsın. Yayın dışında kalmışsındır, kimse yoktur yanında, kimse izlemiyordur, kimse anlayamıyordur. Yayın kesilmiştir, karıncalı bile değildir, karıncalar küsmüştür sana. Değer verdiklerin gözlerinin içine baka baka seninle dalga geçerler, oysa sen hayallerini çoktan dalgalı denize kaptırmışsındır, ama dedim ya ne yazık ki dalgıç değilsindir. Sadece dalarsın ama hayallere, gerçeklerin üzerinde yüzmek bile istemezsin. Ne olmak istediğini gözünün önünden geçirsin, olduklarına bakarsın bir de olamadıklarına, artık yaşlanmaya da başlamışsındır. Yine de hayata dair umutlarını taşımaya devam edersin, çünkü güneş her gün yeniden doğma kabiliyetini kaybetmemiştir. T…

Söyledin mi; öpmeyi hayal ettiği gamzenin onu uçuruma yollayan çukur olduğunu

Sen hiç dudağa söyledin mi?
Öpmeyi hayal ettiği gamzenin
Onu uçuruma yollayan çukur olduğunu
Söyledin mi tüm hissettiği duyguların donduğunu.
Sen hiç gözün her gün görmeyi istediğini gördüğüne pişman olabileceğini hayal ettin mi?
Sen hiç İlkbahar sabahı doğan güneşin aslında senin cehennem ateşin olduğunu anlayabildin mi?
En kötüsü sen yine yenildim demenin insana ne acı verdiğini anlayabildin mi?
Sen hep sevdin de hiç sevildin de be gönül.

Siyasal Sanat 15.06.2007

Bir sanatçı topluma mal olmalı. Hele de büyük sanatçılar. Sanatçının bir parti aracılığı ile siyaset yapmasına da bir Parti ile ilişkide bulunmasına da karşıyım. Sezen Aksu’nun şarkı vermemesi, doğru bir davranıştır. Bu işin ticari boyutu vardır, ama Sezen Aksu bir sanatçı duruşu sergilemiştir. Bu duruş, Sezen Aksu’yu sevenleri gözünde büyütür.

Sezen Hanım’ın şarkı vermeme sebebi, belki de AKP yönetimine olan antipatisi de olabilir ve bunu kibarca ifade etmek için şarkısını vermemiş olabilir. Başka bir partiye verecek olursa bu da Sezen Aksu’nun tutarlığına gölge düşürür.

Sanatçı topluma mal olmuş kişidir. Bu yüzden toplumun değerleri ile ilgili taraf olmamalıdır. Elbette bir düşüncesi, görüşleri olabilir, bunu ifade edebilir, ama toplumun bir kesimine yeşil ışık yakarken bir kesime de yolunu kapatması, tıkaması hoş değildir.

Geçmişte Çelik Türbanlı kızlar benim kasetimi almasın dedi, hepimiz üzüldük, en azından ben üzüldüm. Yine Mustafa Yıldızdoğa’ın da bir parti ve siyasi görüşe ait şa…

ABİ,DUAYEN,HINÇ AL 15.06.2007

Ahmet Hakan’da bu polemiğe atladıysa bizde atlayalım. Mehmet Y. Yılmaz, Hıncal Uluç’a ağabey der, ama ağabey diye yazamaz. Çünkü yazıda konu edilen, Mehmet Y.Yılmaz’ın ağabeysi değil, bizim Hıncal Uluç’tur.

Hıncal Uluç mahallerinde, ikili ortamlarında Mehmet Y. Yılmaz’ın ağabeysidir; ama yazılarda Hıncal Uluç olmak zorundadır.

Çok uzağa gitmeye gerek yok. Kemal Unakıtan’ın eşi, eşi hastaneden çıktığında sizi seviyorum Sayın Bakan dedi. Şimdi Ahsen Hanım toplu alanda bulunduğu için herkesin içine sinsin diye Sayın Bakanı seviyorsa, Hıncal Uluç’ta toplu iletişim ve bilgi aktarım merkezi olan gazetede ağabey olamaz.

Hıncal Uluç, değil mi iki de bir Türk basının duayeni olduğunu iddia eden, şimdi koskoca Hıncal’a Ağabey denir mi ayıp. O Hıncal yıllarca dost olduğu insanları işi gereği eleştirebilirken, tereddüt etmeden Hıncal Uluç olarak kalacağını kabullenmeliydi.

Hıncal Uluç hiçbir zaman topluluk önünde Ağabey olarak hitap edilecek zat değildir; çünkü o sevecen bir yazar değil, bir bay bi…

Samuray yok artık. 15.06.2007

İlhan Mansız Futbolu bıraktığını Çırağan sarayında açıklamış. İlhan’ın futbolu bırakması beni üzdü. Biz İlhan’ın futbolu bıraktığını biliyorduk, ama o Çırağan’da bir kez daha kendini hatırlatmak istedi. Vedası da bir Futbol sahasında değil, bir Sarayda oldu. Çimlerin kokusu yerine sarayın ihtişamında.

İlhan Mansız şöhret olmaya giden yolda kendi yeteneklerini iyi kullanamadı. O Türkiye’nin David Beckham’ı olabilirdi. Sanki bu yönde de çalışıyordu. Özel hayatını en çok bildiğimiz futbolculardan biriydi o. Nina ile Victoria ne kadar benzerdi bilmiyorum, ama İlhan ile Beckham pek benzeyemedi.

Samsun’dan çıkmıştı yola, sonra İstanbul’a geldiler. Kankası Tümer Metin ile birlikte sahalarda yerini alan İlhan Mansız bir yıldız olma yolunda ilerliyordu. Çok sevildi ve etkili de bir forvetti. Samsundan başladığı, İstanbul’da devam ettiği yolculuğunda kader onu çok ilginç bir yere sürüklüyordu. Samuray varı, yakışıklı futbolcumuz İlhan Mansız, kem gözlere inat çekik gözleri ile kaderine doğru gid…

Küçük düşüncelerin büyüklük iddiaları

Bugünlerin en önemli mevzularından biri Küçük Çakar. Ahmet Çakar ile Yıldırım Demirören aslında futboldaki seviyemizi gösterdi. Zaten belliydi seviyemiz. Gerçi son yıllarda daha efendi spor adamları yorumcu olur hale geldi. Uğur Meleke, Mehmet Demirkol, Rıdvan Dilmen gibi isimler futbol için olan inancımızı artıran isimler. Türkiye’de futbolun kirli bir dili var. Bu dili kullananların başında da bu işi domine eden insanlar geliyor. Dünyaca ünlü hakemimiz Ahmet Çakar’ın düştüğü duruma bakın, kendisi hem de doktor. Yıldırım Demirören’i artık Allah’a havale ediyorum. Aziz Yıldırım, Yıldırım Demirören ve Adnan Polat’ın birbirinden ne farkı var, sadece Yıldırım Demirören sempati kazanma uğruna çocuklarıyla geliyor maça, bunun dışında bir fark yok. Allah’tan çalıştığı adamlar düzgün de imajını kurtarıyor. Mustafa Denizli çok iyi bir seçim onun için. Beşiktaş’a efendiliği getiriyor. Aslında Polat da, Yıldırım’da bu şansları yakaladılar ve kullanamadılar. Futbolun artık Aykut Kocamanlara ihti…

Topuz topun keyfini kaçırdı

Yazmayım artık diyorum, ama bir türlü bırakmıyorlar. İlla yazacağım, biliyorum herkes Mehmet Topuz haberlerinden bıktı, ancak her gün yeni bir şeyler çıkıyor. Ancak halen şunu aşamadık Mehmet Topuz doğuştan hangi takımlı, aslında Tolunay Kafkas’ın sözlerini tekrar hatırlamak var. “Biz burada atomu parçalamıyoruz”. Parçalıyoruz efendim, Mehmet Topuz’u genetik şifrelerine ayırmak üzereyiz. Zaten annesi de ayırmış, ailecek Beşiktaşlılarmış. Çocuğun genlerinde var. Genetik olarak Beşiktaşlı kanı da siyah beyaz akar. Fanatik reklamlarını anımsayıverdim. Bir işi parayla yapan insanın ne kadar tutku sahibi olduğunu tespit etmek kanımca oldukça zordur.Her neyse bu Topuz nerde oynamalı sorusunun cevabı Beşiktaş olmalı efendim, en azından Fenerbahçe’de oynamamalı. Kayseri bu çocuktan gerekli verimi almadı bu sene, keşke geçen yıl daha yüksek bedele satabilselerdi. Satmadılar. Geçen yılda ilan verilmişti, Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz için satmıyoruz diye.

Bakın Sivasspor ne güzel de takım oyunu o…

Eğitimimiz kısıtlamaların kurbanı S.B.S, ALES, YÖK derken S.O.S veriyor

Seviye Belirleme sınavı yapıldı dün, hani bu futbola uyarlarsak Seviye Belirleme sınavları paf ligi, Üniversite sınavı 1.lig. Aslında bu sistem diğerlerinden daha iyi gibi, ancak acımasız rekabet ile bu erken tanışmak çocukların geleceğine ne katar bilemiyoruz. Birde başarısız çocukların baskı altına alınması var ki, orası daha vahim bir durum herkes SBS sonuçlarına göre çocuklarının başarısını değerlendirecektir. Birde bunların böyle kısaltmaları var. Ö.S.S,S.B.S gibi insana kâbus gördürecek kısaltmalar. Sınavların ortaya çıkardığı yegâne şey Dershane, bu da şu demek geçici öğrenme. İnsanların eğitimleri artık sadece geçici hal alıyor. Her sınav için bir dershane açılıyor. Demek ki okulda alınan eğitim yetmiyor. Devletin yetersiz imkânlarından doğan boşluğu bu Dershaneler dolduruyor, bir nevi yasal karaborsa eğitim diyebiliriz.
Türkiye’de eğitimin en önemli sonucu alınan eğitimin hiçbir yerle eşleşmemesi, eğitimler eşleşmiyor. İlkokuldan başlayan eğitim ALES sınavını da göz önüne ald…

Ne yapmış Milan’da oynamış, ha birde Barcelona hocası başka meziyeti yok

Ne olacak acaba bu doyumsuz spor medyamızın hali. Frank Rijkaard halen teknik adamı başarısız sayanlar burun kıvıranlar var. Bu ülke işte bu yüzden gelişmiyor, her başarıya bir kulp takıyoruz. Mustafa Denizli halen başarılı saymıyoruz. Tigana geliyor yerin dibine batırıyoruz. Hiddink’i bu topraklardan kim bu adam diye kovduk, adam dedi ki ben gidip kimliğimi göstereyim, nitekim ulaşılmaz oldu. Joachim Löw’de bu topraklardan kovulanlardan biriydi. Bu topraklarda Ortega, Ceyhun Eriş’e tercih edildi. Şimdi de sıra Rijkaard adamı hemen harcama yolundalar.
Lucescu’nun ne günahı vardı da gönderildi. Adam Mustafa Hoca’nın yabancı versiyonuydu, ama yok başarılı olmak yetmiyor, Zico’yu gönderdiler bakın neler oldu. Ersun Yanal’ı hazmedemeyenler hoca olarak Samet Aybaba’yı getirelim dediler, birde baktık ki yönetim karışmış. Nurullah Sağlam adam gibi top oynatıyor diye takımdan gönderildi. Ertuğrul Sağlam’ın ne günahı vardı sanki adama bir tolerans göstermediler. Hayat devam ediyor dedi. Mustafa…

Ahmet Arsan benim, yersen

Şu Hürriyet yazarı Ahmet Arsan var ya, hani bende merak kim olduğunu dahası ben oluyum istiyorum, belki de benimdir kim bilebilir ki, öylesine başlamışımdır çaktırmadan kimseye bir yazar olmuşumdur. Aslında takma isimle yazmanın güzelliği bir başka, bilinip de takma isimle yazmak istiyorum bende, yani hem bilinen ki yeterince biliniyoruz, ama aynı anda da takma isimle yazan yazar. Ahmet Arsan’ın ben olmadığıma kim inanabilir ki, evet benim, işte burada açıklıyorum.
Aslında hepimiz bir şeyi daha merak ediyoruz, Mehmet Topuz’un hangi formayı giyeceğini. Birde doğduğunda hangi takımlı olduğunu, Allahtan şu kamera işleri çıktı da her birimiz öğrenmiş olacağız artık, kim küçükken hangi takımlıydı. Aman gözüne kestirdiğiniz çocukların Video kayıtlarlını alında, şu takımlıydım bu takımlıydım derlerse gözüne sokarsınız.
Futbol dünyasında geriye dönüşler devam ediyor. Fenerbahçe Daum’a döndü. Galatasaray yeni bir hoca getirdi, ancak her zaman stepne de bir Lucescu var, her takımının ilacı, tıpk…

Akif ile Ahmet kutsal isimlerin modern tartışmaları

Mahalle değiştirenlerin kavgası büyümeye devam ediyor. Çok saygı değer Ahmet Hakan ve yine Junior Ahmet Hakan olacak mı diye merak ettiğimiz Akif Beki birbirlerine girmek üzereler. Bu iki büyüğümüzden Ahmet Hakan mahalle değiştirmesiyle gündemdeyken, Akif Beki aynı Mahalleye giriş yaptı. Aslında bu bir zamanların İslamcılarının mahalle değiştirme sevdası ne yazık ki herkeste var. Hatta bu herkesin içinde bende var olabilirim. Aslında asıl korkulan ya da bu değişimlere sebep olan ana şey yapışan gerici etiketinden bir şekilde sıyrılma isteği. Bu istek sebebiyle birçok insan kendini modern gösterme adına birtakım garip hareketler yapıyor. Birde İslamcı alanda insanların üzerine oldukça fazla geliniyor. İşte bu yüzden İslamcılar kendilerini farklı alanlara atabiliyor. Aslında şunu da ispatlama gereği duyuyor olabilirler İslam insanı kısıtlamıyor, öte yandan da neyin kimi nasıl kısıtlayıp kısıtlamadığını bilemeyiz demek geliyor içimden.

Ahmet Hakan ile Akif Beki’nin tartışması aslında bir …

Kısır bir hafta

Bu hafta Google’dan bloga ulaşmak için kullanılan anahtar kelimeler oldukça az, ama en dikkat çekici olan Yusuf Karaca diye aramalar yapılması, evet Yusuf Karaca aramalarını görünce kendimi aranan gibi hissetim. Gerçi aranıyor da ne oluyor, Cem Garipoğlu’da garip bir şekilde aranıyor. Bazı insanlar soyadlarının haklarını oldukça fazla verebiliyor. Öldürülen genç kızın soyadı da Karabulut’tu ki bir karabulut oldu ölümü ailesi için. Bu haftada Google sayesinde yeni bir sanatçının daha adını öğrenmiş oldum. Kendisi Güzin Alkan, bu “Dudaktan kalbe” isimli dizide oynuyormuş, Reşat Nuri Güntekin acaba biliyor muydu, bir gün yazdığı kitapların dizi olarak meşhur olacağını ya da adını dizilerle duyuracağını. Rıfat Ilgaz’dan hani bence kitabı en çok izlenen adamdır. Kitapları izleniyor, okunmak yerine izleniyor.
Bir okur yine sormuş, Maslow’un ihtiyaçlar teorisi bugünde geçerli mi diye, bana kalırsa geçerli, çünkü insan hiç değişmedi, sadece kullandığı aletler ve yöntemler değişti. Dolaysıyla …

Bir yanda Domuz Gribi öldürüyor, diğer yanda kolbastı neşelendiriyor

Şu kolbastı o kadar gündemde oldu da hakkında iki satır yazamadık, iki de bir ter basmasından olsa gerek. Kol basacağına ter bassın. Matbaa da basılan kitaplardan daha da meşhur şu bizim kolbastı. Birden bire popüler oluverdi bu kolbastı işi, her yanımızı sardı. Üstüne tezler bile ortaya atılmaya başladı. Hani adı da sakıncalı, bana biraz dilberdudağını hatırlatıyor, yok daha kadınbudu köfte gibi. Kadına en çok yakışan dans bana göre Vals.Her şey bir anda ünlü oluveriyor. Yaz tatiline de mesela Ö.S.S’nin ünlü birincileri ile gireceğiz, acaba Kolbastı oynanan topraklardan bir Ö.S.S birincisi çıkar mı, çıkarsa hikâyesi yapılır mı oldukça merak ediyorum. Bu yılın modası bu danslar oldu. Recep İvedik’in aerobik tutkusunun gölgesinde kalmadı Kolbastı, hatta aerobik yapamayan yerliler yerine, kolbastı yapamayan zenginleri alaya alma noktasına geleceğiz. Kolbastıyı acaba eski Yunanlılarda oynar mıydı, oldukça merak ediyorum. Belki de Zeus bütün o mitolojik hatunları kolbastı ile tavlıyordu.…

Benim prensesim olur musun ?

Sana küsmelerim benim deliliklerim
Sana bakışlarım benim yitirişlerim
Umut arıyorum gözlerinde
Sözlerinde bulamadığım aşkı arıyorum
Ben aslında kendimi arıyorum
Ölmeden önce bir kere daha bulsam
Yanağına bir öpücük kondursam
Benim prensesesim olur musun

Halkın fırsatçılığı

Arada bir şu Başbakanı savunmak zorunda kalmak ağrıma gidiyor, yok kendisiyle bir problemim yok, ama adımız AKP’ci ye çıkıyor, yoksa Ak partiyi miydi, her neyse Başbakan orada saçmalığın zirvesine oturmuş, aslında ben Başbakanı savunmayacağım, sadece halk olarak da samimiyetsizliğimizi ortaya koyacağım. Demiş ki sevgili Başbakan “Kusura bakmayın halkta para var”.
Şimdi seçimlerin sonrasında halka laf söyletmedik, ama şimdi söyleyeceğiz. Şimdi bu halk devletten ne koparırsam kardır der, devleti yolmak için tüm imkânları kullanır. İşveren kriz var deyip, yatırım yapmaz ki vergiler düşsün yeni teşvikler gelsin. Yapmaz yatırımı. Bu şuna benziyor kiminden borç istersin vermemek için para yok der ya ona benzer. İşte bizim halkımız böyle. Hani nasıl ki yeşil kart alanların birçoğunun ihtiyacı yok.
Medya dediğimiz şey bazen işte halkı aciz göstermek uğruna birtakım yanlışlar yapabiliyor. Ajitasyon uğruna halkın yaptığı üçkâğıtçılıkları da görmezden gelmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu yü…

Topuzun kantarı kaçıranların “Topuz” sevdası

Fenerbahçe Topuz’un kantarını bu sefer kaçırdı. Beşiktaş’ın anlaştım dediği Topuz ile anlaşmışlar. İş yılan hikâyesine döndü. Yusuf ‘un transferinde Beşiktaş işi bozan tarafken şimdi işi bozulan taraf oldu. Mondragon’da buna benzer bir durum yaşanmıştı, Ben Fenerbahçe yönetimini anlayamıyorum. Seni istemediğini beyan eden futbolcuyu ne diye alıyorsun, zaten son dönemde yaptığı transferlerde bunun izlerini gördük. Örneğin Emre’nin Burak Yılmaz’ın alınmaları, hep söylüyorum Mehmet Topuz fazla abartılıyor, büyük takımlarda çok da başarılı olacağına inanmıyorum, ama Kayserispor yönetimi sevinmeli, keşke geçen yıl satmayı başarsalardı. Mehmet Topuz’u almak bir güç gösterisinin simgesi oldu. Bu güç gösterisinin maliyeti de oldukça yüksek olacak gibime geliyor. Birde Mehmet Topuz erken davranıp tuttuğu takımı açıklamış, hiç de iyi yapmamış. Profesyonel olmayı öğrenemiyecekler. Tutsan bile söylemeyeceksin. Çünkü bugünden yarına değişiyor, üstelik ortada örnekler varken. Fenerbahçe’nin tutumu …

Dershane yerine Anaokulu mu?

Key ödemeleri yeniden gündeme geldi. Bu ülkede bir kere konulan vergiler bir daha kaldırılmazken, birde böyle toplanan paraların geri verilmesi süreçlerinin sancılarını da yaşıyoruz. Beyaz Eşya bizde halen özel tüketim vergisine dâhil. Yaygın tüketimler bile özel tüketim gibi vergilendirilmeye devam ediyor. Şu sanatçıları davet eden yarışmalardan alınmalı Özel Tüketim Vergisi, birçok ünlüyü davet edip, paraları çarçur eden bu televizyon programlarından vergi alınıyor mu acaba oldukça merak ediyorum. Milletin manevi değerleri dahi tüketen programlar var, bence Manevi Tüketim vergisi de çıkarılmalı.
Bizim zamanımızda okullar güzde kayıt almaya başlarlardı, şimdilerde değişmiş, Şimdiden kayıtlar başladı. Birde şu eğitim kisvesi altında oluşan yeni bir sektör var, Anaokulu sektörü, dershaneler oldukça fazlayken birde Anaokulları çıktı, bence Anaokulları devlet eliyle yaygınlaştırılmalı, özel sektör ile değil. Çocuklar için durum öyleyken o çocukların üniversiteye gidemeyen ağabey ve ablala…