Ana içeriğe atla

Yayınlar

Ekim, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Organların farkında olmayanlar ya da organlarını fazla yüceltenler

Erkeklik denilen bir kavram, gerçi bizde başka isimleri de var, bunları sıralarsan delikanlılıktan başlar ki onunda kendine özgü bir kitabı vardır ve herkes o kitapta adının geçmesini ister. O kitapta yazdığı söylenen cümleler aslında yazılı değillerdir. İngiltere Anayasası gibi sözlü cümlelerdir. Zaten delikanlılığın ilk cümlelerinden biri de söz senettir değil midir? İşte bu kitabın cümlelerine uyanlar değildir aslında delikanlı olanlar, gücünü ya koluyla ya da organıyla ispat edenlerdir. Erkeklerin birde delikanlılık kitabında adına yer verilmeyen cinsleri vardır, bu cinsin adı da soğan erkekliğidir, dahası bamya ile özleştirilir, birtakım şeylerin boyu. Bu cinslerin karşısında organ erkekleri vardır. Güçlerini organlarından alırlar, o organın yaptığı basit bir sevişme eylemine birçok değişik isim vererek güçlerine güç kattıklarını düşünürler. Hatta boy ölçüşmelerini bile kendileri yapamazlar organlarına yaptırmaya kalkarlar. Kim daha uzağa i…r yarışları yapılır, bir diğer adı da b

G-String ile Türban bir arada kalışın hikayesi

İnternette bir fotoğraf dolaşıyor. Türbanlı bir kız otururken, çıkan donu pardon don demeyelim güzelim G-Stringin klasını sarsmayalım, arzı endam ediyor. Baş kapatılmış, ancak belli yerler açık kalmış, üstelik bu açıkta kalmayı sağlayan bir adet düşük bel ve birde donun görevini yeterince yapmaması. Bu türbanlı kızlar ikilemde kalıyorlar. Şimdi bu görüntüleri görüp, bak başını örtmüş, ama kıçını diyerek yaklaşamamak gerekir. Arada kalmışlığın bir özetidir. Bir yanda gelinen çevre türbanı öğütlemiş, kızda bir şekilde benimsemiş, benimseyemeyenler yazının konusu değil. Bu konuyu uzatır o yüzden benimseyenlerden bahsedelim. Diğer yanda da başörtüsüyle beraber modern olma çabasında. Yine İnternette dolaşan fotoğraflarda 2001’den bugüne Emine Erdoğan taktığı türban şekillerine bakarsanız, başörtüsü de kendisini modernize etmeye çalışıyor. Peki, neden bu insanlar bunu yapıyorlar, çünkü belli bir yerden sonra kabul görmek için vazgeçmesen bile benzeyeceksin. İşte türbanlı kızın G-String ile

Demirel’den Üzmez’e sorunları değil, simgeleri tartışan Ülke

Hüseyin Üzmez ile avukatı Habertürk’te Fatih Altaylı’nın konuğu, yolda gelirken Habertürk radyoda dinledim, hani tabiri caizse dumur oldum. Hüseyin Üzmez’in avukatı Fatih Altaylı’nın gömleğinin düğmelerinde çıplak kadın resmi olduğunu tespit etti, ondan sonra sanki körler, sağırlar birbirini ağırlar gibi bir his uyandı içimde. Bu Hüseyin Üzmez konusu canımı sıkıyor, yok İslam dünyasından biri olması ya da vakit gazetesi yazarı olmasından dolayı canım sıkılmıyor, yaşından dolayı da canım sıkılmıyor. Canımın sıkıldığı nokta olayı çok fazla kişiselleştirmemiz. Yoksa İslamcılar, laikler tartışmalarına indirgemek olayının bize gör dediği şeyleri görmemek olur. Demirel “Sağcılar bana adam öldürüyor dedirtemezsiniz” demeseydi belki de Türkiye’de bugün bir takım şeyler daha farklı olurdu. Hüseyin Üzmez doğru yapmadı, hata yaptı, hatta öyle bir hata yaptı ki, önce kendisi affetmemeli kendisini, ama tüm televizyonlarda o var. Hüseyin Üzmez’i bir simge haline getiriyor. Hüseyin Üzmez’i reyting

Memleketi sen mi kurtaracan abi yaa dediler, dinlemedi

Sürekli söylediğim bir şey var. Bazı şeyleri sürekli söylüyorum, sadece ben söylemiyorum birçok kişi söylüyor. Birde yazılarımı alıntı yapıyorum ki kendi içindeki tutarlıkları görünsün. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=131339 Mizah bazı şeyleri oldukça güzel izah ediyor. O kadar güzel izah ediyor ki, kurulan cümleler kifayetsiz kalıyor. Bazen internet sitelerinde dolaşırken elde ettiğim bazı tatlarla yeniden karşılaşmak için ya da onlardan başkalarının da faydalanması için onları da buraya alma gereği duyuyorum. Bugün 29 Ekim ve günün anlamına ilişkin yine Metin Üstündağ’a ait bir replik elime geçti ve bunu paylaşma gereği duydum. 29 Ekim’de yazılmamış belki, ama güne uygun düşüyor. Aslında çok güzel özet, her birimize Mustafa Kemal’in ötesinde bir şey öğretiyor, sadece bize değil tüm dünyaya evrensel bir şey öğretiyor. Vazgeçmemeyi, dahası gidilen yolda başkalarını dinlememeyi öğretiyor. Elbette herkes Mustafa Kemal değil, herkes yolunda giderken başarıya ulaşmıyor. Ka

Elimdeki koru kime atsam acaba

Türkcell’in Mustafa filmindeki sponsorluğundan çekilmesi, gündemde, hatta Türkcell’i seni kullanmayacağım diyerek boykot edenlerde var. Hem de numara taşınabilirliği öncesi. Elbette Türkiye’de ateşle yaklaşılmaması gereken konular vardır. Tüp gaz arabalarında bulunan bu ateşle yaklaşma sloganını Türkiye’de birçok olay için kullanmak mümkün, ateşle yaklaştığınızda yanabileceğiniz olay sayısı oldukça fazla. Birde basın yayın organlarının demagojisini ekleyenince olay nasıl da ateşli bir hal alıyor anlatılmaz yaşanır. Başbakan’ın dediği gibi yangına körükle gidenler var. Bu körük sürekli bir ateş alıyor. Bir GSM operatörü elbette Türkiye’de Atatürk figürünü es geçmez. Şunu bir türlü anlamıyoruz, ticari kuruluşlar her zaman mantıklarıyla hareket eder, sevgileriyle değil. Türkcell yönetimi Atatürk’ü sevsin ya da sevmesin bu filme elbette sponsor olmak ister. Ha geri çekiş nedenlerini de açıklamışlar. Atatürk’ün özel hayatına girildiği için vazgeçilmiş. Yani kısaca şu denilmek isteniyor, bi

OKUNUYORSUNUZ TEBRİKLER 23.02.2007

Elif Tan ile Ömer Yalçın arasında bir tartışma yaşandı. Bu hepimizi üzdü. Üzen tarafı ise olayın doğu-batı hatta etnik kimliğe kadar dayandırılması oldu. Bu konuda hata Ömer Yalçın’da aslında yazının girişi çok güzeldi, Fakat ortalarına doğru o kadar çirkinleşti ve basitleşti ki üzülmemek elde değil. Elif Tan olaya öncelikle coğrafya belirtilerek popülizm yapılıyor diye girdi. Bu yanlıştı. Kendisinin Hintli ressam diye bir yazısı var, eğer coğrafya popülizm ise neden yazıya böyle bir başlık koyup yazarın Hint’li olduğunu vurguladı anlamak mümkün değil. Kaldı ki İnsanlar zaman zaman yaşadıkları coğrafya’dan gurur duyar ve o coğrafya’nın özellikleri belirtir. Şimdi bir yazısında İstanbul beyefendisiyim, yada Akdeniz insanıyım deseydi, Sayın Tan’ın dikkatini ne kadar çekerdi bilemem. Aslında Elif Tan memleket popülizmi yapmak kelimesini masumane kullanmıştı. Daha doğrusu bir güdü ile kullanmıştı. Bu güdüyü gündeme getirmek yeni bir polemik yaratabilir. Elif Tan önce bir yazı yazdı. S

4 GÜN ÖNCE UYARDIM 22.02.2007

Fenerbahçe bu akşam elendi. Ama bu satırların yazarcığı hiç şaşırmadı. Çünkü 18.02.2007 oynanmadan önce şunları yazmıştı. Bunları okuyup gülenler olmuş olabilir. Ama sadece Fenerbahçe’nin elenmesi değil,maçın gidişatı da ortaya konulmuştur. h ttp://onpunto.com/ShowBlog.aspx?Web=yusufkaraca&CId=30544 Fenerbahçe Perşembe günü Az ile deplasmanda rövanş maçına çıkacak peki, Fenerbahçe bu Az takımını eleyemez. Bunun teknik analizi yapacak kadar yetenekli değilim ama burada kendimce sebepler ortaya koyabilir, daha sonra gerçekleşmez ise tükürdüğümü yalarım. Fenerbahçe ilk maçta eşit şartta olduğu Az karşısında bu kez dezavantajlı,ilk maça başlarken 0-0 iki takım için aynı şeyi ifade ederken bu sefer farklı bir anlam ifade ediyor, 0-0 Az için tur demek bu sefer.,Fenerbahçe için ise elenmek. Fenerbahçe'nin Avrupa'da bir başarısı uzun süredir yok, Fenerbahçe futbolcusu için Az transfer olmak isteyeceği bir külüp değil ama Az Futbolcusu için Fenerbahçe iyi para kazanılacak bir ku

TÜRKÜM; HATALI SOLLARIM 22.02.2007

Kimdir, Türk güzel bir soru. Bir Turizm çalışanı olarak Türk ne ifade eder, anlatmaya çalışayım. Yabancıların gözlemlerine ve sorularına göre derledim. 1) Randevusuna Geç Kalan: Eğer birine Randevu verdi iseniz, Eğer zamanında gelmemiş ise yâda 5 dakika sonra deyip, 20 dakika sonra gelmiş ise bu bir Türk’tür. 2) Hamili Yakınımdır, Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Bu ifadeleri kullanan kesinlikle bir Türk’tür. İşini halledemeyeceği zaman, hemen bir isim var, yâda başı belaya girdiğinde Ben bilmem ne milletvekiliyim diyorsa Türk’tür. 3) Coğrafya Bilgisi iyi ise: Harita bilgisi yerinde ise devlet memuru iseniz, size hemen doğu'da bir nokta önerecek kadar coğrafya bilgisi iyidir. Tüm doğu illerini bilir. 4) Dershaneye gidiyorsa: Üniversite'ye girmek için sınava giriyorsa, bunun için dershaneye gidiyorsa mutlaka Türk’tür. 5) Sık Sık Korna Çalıyorsa: Trafikte korna sesini çok duymaya başladıysanız, sağınıza bakın Mutlaka bir Türk vardır. 6) Size laf atıyorsa: Bir bayan iseniz b

ONPUNTO TRAFİK YASASINDAKİ YANLIŞLAR 22.02.2007

Onpunto'da bizi tarif eden bir şey koydular. Çoğumuz bunları plaka zannediyor. Aslında onlar Plaka değil; İETT otobüslerin ön camının altında üretim tarihleri yani Modelleri yazar, onlarda bizim modellerimiz, plakalarımız değil ama haksızlık yapıyorlar. Çünkü bazılarımızın modeli 2007 gözüküyor bu tamamen haksız rekabet efendim. 2007 model olmalarına imkân yok. Tüketiciyi yanlış bilgilendirme var. Şimdi kim iddia edebilir ki, Ümit Aslanbay 2007 model imkansız bazı üyelerimizin de öyle ama isim vermeyim polemik olmasın. Ben bir araba olarak belki modelimi 2009 göstereceğim neden engelliyorlar ki. Sonra Efendim ben plakamı belki İstanbul’da almayacağım neden 34, giderim Sivas'a oradan alırım Araba'yı İstanbul'da oturuyoruz diye. Plakamız 34 Haksızlık bu, resmen vize uygulamışlar plaka vizesi böyle şey olur mu bir sorun bana, plakayı ne istersin nereden istersin diye. Bir diğer yanlışta plakamızda bulunan harfler E benim ki mesela Erkek, K var kadın, peki bu sitede hiç eş

YA ONPUNTO'DA KAYBETTİKLERİMİZ 21.02.2007

Onpuntocular da sanacak ki onlar besliyor bizi, Kazandığımız paralarla ilgili o kadar yorum yaptık ki adamlar kendilerini hayırsever kurum sanacaklar hala da Para kazanmak için uğraşıyoruz. Onpunto sömürüyor bizi uyanın artık. Zararları var görünmeyen zararları yakında para kayıplarımız başlayacak. Onpunto yüzünden işimi kaybedeceğim yahu, ya sayfayı takip etmekten iş yapamıyorum yâda iş yaparsam da aklım hep burada, ONpunto'da birde okurlar yorum yapıyor hop cevap yetiştir, ne bu ya zamanımı da çalıyor. Akşam eve gidiyorum, dayanamıyorum haydi aç bilgisayarı önce kendi yazılarına bak yorum var mı, sonra bir sürü yazı oku, iş mi bu uykumu da çalıyor. Onpunto'da yazı yazacağım diye bir sürü yazar okuyorum. Bütün gazetelerde hangi köşe yazarları var biliyorum. Sokakta her gördüğüme Onpunto'da haber olur mu acaba gözüyle ile bakıyorum. Football Manager oynayamaz oldum eskiden hobim yeni futbolcu keşfetmekti şimdi de yazar keşfediyorum acaba kimleri okusam diye. Haberleri izl

AHMET HAKAN VE KELİME OYUNLARI 21.02.2007

Ben şimdi Ahmet Hakan'a takmayım da kime takayım. Sevdiğim yazar Ahmet Hakan beni şaşırtmaya başladı. Ben Ahmet Hakan'ın ne İslamcı bilinip, diğerleri tarafından hor görülmesine nede Nişantaşı'nda takılıyor diye İslamcılar tarafından eleştirilmesine sıcak bakmıyorum. Sayın Hakan, kendi iradesi ile yaşamına yön verir, beğenen okur beğenmeyen okumaz. Üzüldüğüm nokta Ahmet Hakan'ın basit kelime oyunları ile işini sürdürmesi, Türkiye'de her kesim bir jargonu vardır. Bu jargonda Müslüman’ım diye geçinenler Selamun Aleyküm diye selam verirken, Modern diye geçinenler Günaydın derler. Türk diline sahip çıkanlar bazen cümle yerine tümce der mesela, simgelere çok takılırız. Değişimleri bulunduğumuz pozisyonları bazen kelimelerle ifade etmeye çalışırız. Bazılarımız title der, bazılarımız Unvan der. Daha lisede staj yapıyorum. Sorulan bir soruya göreceli dedim diye konuğumuz olan Mimar gülmekten ölmüştü. Çünkü bu kelime kullanacak kadar, modern ve eğitimli değildim. Kendi gözü

Pascal Nouma bizi kupaya götürür, Maradona’da Helva Yapsın

Dünya futbolunda ilginç gelişmeler var. Bunlardan biri belki de en önemlisi Maradona’nın Arjantin Teknik direktörü olması, ama bu başarısızlıkla sonuçlanacak bir girişimmiş gibi geliyor. Maradona’nın Arjantin Teknik Direktörlüğü ile Hagi’nin hem Galatasaray hem de Steaua Bükreş Teknik Direktörlüğü gibi, ortada aşk, arzu ve istek var, ama Mahmut Tuncer’in şarkısındaki gibi sorun helva yapabilmek ya da yapamamak, sanki Maradona bana helva yapamaz gibi geliyor. Kendinin sahip olduğu yetenekleri beceriyle kullanmak başka, başkalarının sahip olduğu yetenekleri kullanamamak bambaşka. İşte bu nedenden ötürü bende Maradona’nın başarıya ulaşacağına ihtimal vermiyorum. İyi futbolculardan iyi antrenör olmaz savı gibi, ama denenmeli bunlar. Örneğin Rıdvan Dilmen-Fenerbahçe, Oğuz Çetin Fenerbahçe birliktelikleri gibi denenmeli. Başarılı örneklerde var, Fatih Terim ile Galatasaray, ya da Mustafa Denizli ile şimdilik Galatasaray-Fenerbahçe ve Beşiktaş birliktelikleri gibi başarılı da olabilir. Mar

Liderliğe 3 aday var, biri de Ankara’dan

Kupa maçları oynanmadan gelecek haftaya bir bakalım. Haftanın en ilginç maçlarından biri Kayseri’de oynanacak, bu maç Kayserispor’un hedefini ortaya koyacak. Dirençli bir takım Kayserispor ve kanımca Beşiktaş’a yenilmeyecektir. Mustafa Denizli zor bir fikstür dönemi yaşıyor. Buradan da 1 puanla dönerse işler ters gidebilir. Lig 2. Trabzonspor’da Beşiktaş gibi zor bir döneme girip girmeyeceğini Büyükşehir Belediye maçıyla gösterecek, Büyükşehir Belediye takımı da bir toparlanma içinde; ama maçı kazanan taraf ilk golü bulabilen taraf olacaktır. Maç Trabzon’a daha yakın. Ligin 3. ile 5.si Bursa’da karşılaşacak, maça kazanmaya yakın olan takım bana göre Ankaraspor, Ankara’nın yakaladığı olumlu hava ve Bursa’nın yakaladığı olumsuz hava bu maçın skorunu belli edecek, bu maçın sonucu ne olursa olsun bu iki takımdan birini daha yukarıda tutacağı için Anadolu kazanacak. Gerçi Melih Gökçek’in Ankaraspor’u ne kadar Anadolu takımıdır diyenlere cevap da basit. Sefa Sirmen’in ve Celal Doğan’ın ta

Kızların C.V değişimi

Bu ülkenin kızlarının bir başka C.V’leri oldu, yıllarca. Onları isteyen damat adaylarının listeleri yapıldı, C.V denilen olguda yer verilirdi. İsteyen Doktorlar, Mühendislerin listesi yapıldı. Hatta çalıştığı kurumlar bile önem kazandı. Değer ölçümüydü bu, ne kadar çok Doktor isterse o kadar iyi olmanın ölçümü, birde kendini onlardan büyük görmenin yüce görmenin ölçütü. Onlar benim kapıma kadar geldi, ama ben ne yaptım onlara burun kıvırdım, eski tabir ile varmadım. Bir yandan da aslında bu isteyen doktorlar ve mühendislerin gelirleri de ortalamanın üstünde olduğu için bir nevi maddi değer ölçümü. Ederini ölçüyorsun. Şişmanlara mesela hep yükte ağır pahada hafif muamelesi yapıldı. Günümüzde bu tip C.V’ler azaldı. Doktorlar ve Mühendisler istemesi gündemden kalktı. Şimdi o C.V denilen olgular şekil değiştirdi. Zaten isteme olayları da C.V’in adı özgeçmişken vardı. Özgeçmiş tüm geçmişini silip, çöp kutusuna gönderdiğinde C.V ismini aldığında işte bu kızların C.V detayları da deği

Üzümü ye, bağı da bağcıyı da özgür bırak

Bu ülkede bir söz var “Devletin malı deniz yemeyen domuz”. Sanırım bu sözcüğü literatürümüze bir AKP’li kazandırmadı, eskiden beri böyleydik biz. Devletin malını buldu mu yeme çabasındaydık. Bedava sirke baldan tatlıydı ve biz o sirkeyi yakalayabilmek için, Ağaya değil de halka beleş olan her yere koştuk, hatta dışardan bakanlar ne kadar yoksul olduğumuzu düşündü; yoksullar içeride olmasına rağmen. Bir başka kelime yine bu “Devletin malı deniz yemeyen domuz” sözcüğünün yumuşatılmış haliydi, o kelimenin de adı kadrolaşma. Bunlar hep vardı, eskiden beri vardı, ancak biz sesimizi hiç çıkarmadık. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=61758 Daha öncede buna benzer bir yazı yazmıştım. Bizim asıl sorunumuz aslında kadrolaşma ya da ne biliyim devletin sömürülmesi değil, bizim asıl sorunumuz ortadan yenen pastadan pay alamamak. Ha bunu böyle söyleyince, açgözlü oluyoruz, o zaman paylaşımdan, pastanın hor kullanılmasından söz ederek kendimizi aklıyoruz. Her yerde torpil arayan ya da

Herkesin için iki seçenek var, ya bir gün Fenerbahçeli olmak ya da AKP’li

Nihat Doğan’da AKP saflarına katılmış. Türkiye’de ayakta kalmak için ya Seda Sayan’a yakın olacaksın ya da İbrahim Tatlıses’e, ama en büyük yakınlığı AKP’ye duyarsan karlı çıkarsın her iki kişiden biri AKP’li ama yetmez. Bir gün herkes AKP’li olacak. Şimdi Nihat Doğan AKP’nin politikalarına çok inandığı için mi AKP’li oldu, hiç sanmam. AKP’nin zaten bir politikası yok, onun yok da CHP’nin, MHP’nin bir politikası var mı onlarında yok. Herkes duracağı yere göre bir partili. Ortada bir kazanç var ve bundan yararlanmak istiyorsanız AKP’ye ya da mağdur olarak hissediyorsanız kendinizi yine AKP’ye yakın bulursunuz. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=138076 http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=81205 Zaten bu iki yazımda da belirttiğim gibi Nihat Doğan bir geniz sanatçısıdır ve AKP’nin yanında olması da doğaldır, aralarında hem kazanç hem de mağduriyet ilişkisi kurulabilir, yani her ikisi kesişim kümesini oluşturabilir. Eğer Türkiye’nin din devleti olma yoluna gittiğ

Sevgili Blogum aramızda artık tel örgüler yok

Ne kadar da özlemişim Blogger’da yazdığım bloga rahatça girmeyi, rahat bir şekilde resim yerleştirmeyi, kaç gündür elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibiydim. Oyuncak değil sanki olmayan bir organımı geri verildi, sanki tutmayan elim tutar, işlemeyen parmaklarım işler olmuştu. Kavuştuğumda ne kadar da mutlu oldum. Cumhuriyet Bayramı öncesine denk gelmesi de ayrı bir güzellik, tam bir bayram oldu. Ne güzel ona resim yerleştirmek yazıları yerleştirmek, sevgiyle yaklaşmak ona. Kaç gündür uzak kaldığım okurlarıma da kavuşmuş oldum. Okunma oranlarına baktığımda hep yurtdışı girişleri önplandaydı, şimdi herkese aynı mesafede yankın olma şansını elde ettik. Daha bugün aklımdan geçiyordu, Aceto Balsamico’nun blogu görünce, taşınmıştı kısa süreliğine oysa diyecektim ki, biz taşınmadan kalmalıydık. Biz bloglarımızı yeşertmeliydik. Ona sahip çıkmalıydık. Ben taşınmayı hiç düşünmedim, blogumu öyle bir başına kaderiyle baş başa bırakmak istemedim. Yazanları mümkün olduğunca okumaya gayret ettim.

Bir İzmirli Bir İstanbullu

Ben gözlerimi dikmiş Manisa’nın yukarıdan aşağıya düşmesini beklerken onlar gerçi rakipleri 10 kişi kalsa da Sakarya deplasmanından 3 puan aldı. Türkiye liglerinin gedikli golcülerinden biri olan Cenk İşler de 2 gol atarak işlemeye devam etti. 19 Puan ile lider konumdalar. Sakaryaspor bir türlü beklenen çıkışı yapamıyor, ama Özgürcan her maçta mutlaka ve mutlaka gol atabiliyor. Sakarya bir türlü beklediği seriyi yakalayamıyor ve aksine dibe doğru gidiyor. Kasımpaşa son 3 maçta 7 puan aldı ve böylece zirvenin hemen ensesinde yeri var. Evlerinde Bolu tek golle de olsa yendi. Boluspor’da Sakarya gibi bir türlü toparlanamayan ve ligin dibinde yer alan bir takım, 8 puanlı üç takımdan biri de Boluspor. Altay 5 haftada 1-1’lik sonuçlar aldı ve sonunda patlama zamanı geldi, bugüne kadar attığı gol kadar puan alan bu ekip bu hafta bir ilki başardı ve tam 4 gol atıp, 3 puan aldı, bu sezon attıkları en fazla gol sayısı. Altay ve Manisaspor bu ligin namaglûp iki takımı birbirlerini de mağlup ede

En kötü salaklık, üstü örtülü salaklıktır

İnsanları bazen bazı insanlar salak yerine koyabilirler. İnsanlar arasında hep bir çekişme var. Bu çekişmenin adı akıllı ve salak insanlar arasındaki çekişme. Bazıları kendilerini akıllı ilan ederler, bu ilanı yaparken de şunu göz önüne alırlar. Söyledikleri yalana karşı tarafın inandığını varsaymak. Kendi içinde tutarsız olan bir yalana bile inanmanızı bekleyen bir insan varsa ve sizin gerçekten o yalana inandığınızı düşünüyorsa, salak olanın kim olduğu üstü örtülü bir gerçektir. Salaklık açık bir davranış şekli değildir, üstelik üstü örtülü olan salaklık bazen kişinin kendisine ayna tutmasını bile engeller. O yüzden aynayı size tutar ve sizi salak görür, oysa aynayı yanlış tuttuğunun farkında olamayacak kadar salaktır. Ayna tutmaktan bir haberdir. Pamuk Prenses hikâyesindeki cadı dahi olamaz. İnsanlar arasında yine salakça yapılan bir tartışmalardan biride iki insan karşılaştırırken karşı tarafın olumlu özelliği yoluyla sizin olumsuz özelliğiniz ön plana çıkarılıyorsa bu da yarım

29 Ekim Tatil Yapabilme Bayramı

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı yaklaşıyor, nedense biz sadece dini bayramların bayram olması ya da tatil olmasını tartışıyoruz, ancak 29 Ekim’i atlıyoruz. Rahat Rahat Bayramı kutlayalım diye 29 Ekim tatilken, cumadan bu tatili birleştirip, tatil yapıyorlar. 29 Ekim ile birlikte Cumhuriyetimizin 85.yılını kutlayacağız, ama en önemli telaşımız özel sektör için konuşuyorum, ne kadar tatil olacağı ya da olacak mı, tartışma bu. Yoksa kimsenin umurunda değil, kendisine bu tatil ne için, niye verilmiş. Elbette her birimiz çıkıp Cumhuriyet Bayramı kutlamıyoruz, bu bariz, kutlamaya katılmayacak kişiler tatil yapmasınlar, eğer bir yerlerde Cumhuriyet Bayramını kutlamıyorsanız tatil yapmamalısınız. Yani kutlama derken, çalışılan kurumun bir organizasyonu varsa tatil yapılsın. Biz kavramları hep karıştırıyoruz. Olayların manasını bilmiyoruz. Ha bunun altında şu da yatıyor. Bizim özel sektörde doğru dürüst yıllık izni alamayanlar, tatillerini tatil gibi değerlendirmeyenler var. Bunun da etkisi unutul

Ben Spor bakanı da olabilirsin dedim, Yorumcu olmuş

Ne güzel de sevinmiştik, Hakan Şükür Dubai’ye gidiyor diye; ama gel gör ki, Cumhurbaşkanı, Başbakanı, İngiltere Kraliçesi derken, Hazretleri kendisini TRT’de futbol yorumcusu olarak buldu. Her dönemde devlete yakın, Tansu Çiller zamanında da kendisine kız isteme işini, Çiller’e havale etmişti. Şimdi de TRT’de futbol yorumcusu. Ben olsam Mehmet Demirkol’un yerinde ben bırakırdım Stadyum programında yorumculuğu, ha niye bıraksın o da ayrı bir konuya. Yine de ben isterdim hani Mehmet Demirkol’a ulaşır bu serzeniş de kendisi belki bir değerlendirmeye alır. Erdoğan Arıkan’ın görüşü alınmış mıdır acaba bu ilave yapılırken sanmıyorum alınmamıştır. Hakan Şükür diyebilir elbette ben iyi bir yorumcuyum diye, ama keşke bir özel Televizyon kanalında başlasaydı da bizde, mutlu ve mesut Hakan’ın yorumculuğunu değerlendirebilseydik, ama işte TRT’de olunca öyle mutlu ve mesut yaşamıyoruz bu anı ve değerlendirmeleri pek de mutlu yapamıyoruz. Bir hazmedememe sorunu baş gösteriyor. İki de bir sorular ak

Futbolcunun ahlaksını yeşil saha pek yetiştiremiyor, suyu az galiba

Galatasaray ile Eskişehirspor’un yaptığı maç ile Fenerbahçe ile Bursaspor’un karşılamasında çeşitli hakem hataları gündeme geldi. Özellikle Galatasaray maçındaki topu bariz elle alma, Fenerbahçe maçında hakeme topu fırlatma gibi hareketler, genel ahlaka aykırı hareketlerdi. Ofsayt pozisyonunda gol atmak da pek matah sayılmaz, tabi ofsaytta olduğunun farkındaysa. Burası Türk Cumhuriyeti, buranın bir özelliği var, bu topraklarda futbol oynayacak kişi, Atatürk’ün ilkesine uyacak nedir o ilke, “Sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanı” olabilmek buna gayret etmek. Aslında maçtan önce futbolculara yerli yabancı İstiklal marşı okutulacağına ki bu da ilginçtir. Yabancı oyuncudan geçilmeyen bir ligde İstiklal Marşıyla maç açmak. Oysa Türkiye’de oynanan her maçta, İngilizce ve Türkçe Atatürk’ün özdeyişi okunmalı “Ben, Sporcunun zeki, çevikli ve ahlaklı olanı severim” bunu herkes şiar edinmeli. Şimdi Milan Baros topu eliyle alıp bunu söylemiyorsa, sen o hakemin yaptığı hataya hiçbir şey diyemezs

Benim yerime lider olur musun?

Bu lige can dayanır mı, dayanmaz gibime geliyor. Her hafta ilginç sonuçlar alınıyor. Geçen hafta 15 dakikada işi bitiren Beşiktaş ligin açılış maçında Sivasspor karşısında yine gollerin 15 dakikada geldiği bir maç yaşadı, ama bu sefer skor 1–1 eşitliği gösteriyordu. Beşiktaş açılışta liderliği kaybedecek skoru aldı, ama Pazar akşamı hala lider. Bu sene lig aslanın ağzında. Sivasspor 4.sırada kaldı 15 puan ile Sivas bu maçtaki oyun sistemiyle çok eleştirildi, ama geçen yıl Şampiyonluğu büyüklerden alamadığı puanlarla kaybeden bir takım için iyi bir Beşiktaş’tan alınan 1 puan iyi, Bülent Uygun Balili’yi neden kullanmıyor, o da ayrı bir soru işareti. Bu her iki takımın birbirleriyle yaptığı maçlardan aldıkları ilk beraberlik, ama ligdeki 3.beraberlikleri. Eskişehirspor, İstanbul Büyükşehir Belediye ve Gençlerbirliği ile beraber 3 beraberlikle ligin en çok berabere kalan 5 takımdan ikisi oldular. Trabzonspor için kırılma noktası olan bir maçtı, eğer Gaziantepspor’un golüne Gökhan Ünal h

Damada babadan bir soyad, Anneden kızlık soyadı

Babamın soyadını almaya doğum ile hak kazandım. Doğduğum gün hatta doğmadan önce soyadım belliydi. Adım ne olacağından önce soyadım belliydi, hatta soyadı hazırdı doğacak çocuk bekleniyordu. Soyadını taşıyacak çocuk erkek olursa, soy devam etmiş sayılacak, kız doğarsa, hemen ailedeki erkek çocuk durumu gözden geçirilecek felsefe bu. Yok, eğer ailede hiç erkek yoksa kuruyan soyun üstüne limon sıkılacak. Taşı sıkıp suyunu çıkaran bu millet doğmayan erkek çocuk içinde kuma müessesini devreye sokmuş. Çocuk olmuyor ne yapalım erkeğe ikinci bir eş alalım. Olay çözülüversin. Annemin soyadı ise daha önem kazandı zaman içinde doldurulan forumların gizli sorusu, annenizin kızlık soyadı. Kızlık soyadı diye bir tabirin olduğu bir ülkede, gel de bekârete önem verme. Yani kızlık kadınlık diye bir kavram var bizde, kızlık soyadı denmesi de bu yüzden önemli. Bazen sözcükler çok önemlidir, toplumun yaşayışı hakkında ipucu verirler. Kızlık soyadı da bu tabirlerden biridir. O bile bir ipucu veriyor.

Elektrik alamıyorsan gaz lambası günlerinde aşık olacaktın

Benden bir şeyler aldığında anahtarı kapının altına bırak git. Aslında paspasa bırak diyeceğim, ama maalesef paspas alacak param yok. Param yok, pulum olmasın ziyanı yok derken birden düşündüm günde kaç kişi acaba ziyan kelimesini kullanıyor ya da zayi. Eskiden belki hala vardır da dikkatimi eskisi kadar çekmiyor, nüfus kâğıdımı kaybettim hükümsüzdür ilanları vardı. Askerden bölüğümüzün adı 6 aylık yükümlü bölüğüydü. Hükümlü mü yükümlü diye uzun süre tartıştık ve iki arada bir derede kaldık. Ordunun dereleri yukarı aktığı için mi Çarşambayı sel aldı, yoksa Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olduğu için mi, Perşembe Çarşambayı boğdu anlayamadık. Pazar günleri su tüketimi eskiden artardı banyo tek gündü. Keşke hafta içi yıkanma promosyonu yapsalardı da herkesin Pazar günü yıkandığı bilmeseydik. Pazartesi sendromu diye bir şey var sonra, Cuma akşamı neşesini gölgeleyen. Gerçi Kemal Sunal gibi kızı kaçırıp haftanın 7 gününden istifade edememek de var kaderde. Yine klişe bir soru vard

Can Yücel mi zengin ben mi?

Büyük yazar Can Yücel ile mal varlığım karlaştırmaya karar verdim. Kendisinin Avşa adasında üç daire dört üçgen beş dikdörtgeni varmış. Bunun karşılığında ise benim Avşa adasını görmeyen iki gözüm var. Onun Gökyüzünde bir umudu benimse gökyüzünde kayan bir yıldızda saklı umudum var. Onun Bitlis’te beş minaresi, Mustafa Sandal’ın arabası bu garibin ise darısı var. Onun bir yazlık bir kışlık iki platonik sevgilisi benimse muhtemel kışlık nişan yazlık düğünüm var. Onun Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı, benimse bir bilgisayarım bir kapalı, bir açık blogum. Onun Islıkla da çalınabilen dört anonim türküsü, benim ıslık çalamayan iki dudağım. Onun Palandökende bir palanı, iki dökeni, benimse bir gülüm ve bol dikeni Onun Kastamonu'da üç kastosu, benimse Sivas’tan yadigâr bir Sivyus’um Onun Üç fay hattı, benimse bir beynim var bilmeyen hiçbir haltı Onun Bir çarşambası, iki perşembesi, üç cuması var, benimse Cumasını arayan b

Amerika’nın seksi ve siyasi kadınları

Amerika seçimleri yaklaşıyor, yaklaşırken Sarah Palin fırtınası esiyor. Amerika seçimleri üstüne pek siyaset bilgisi konuşturacak bir yazı yazmayacağım, ancak bu Amerika Başkanlarının ya da adaylarının her dönemde gündeme taşıdığı bir kadın oluyor ve kanımca bunlar seksi sınıfına girebilecek kadınlar. Belki de Amerika kadın Başkan özlemini gideriyordur. Amerika’nın aslında tez zamanda bir kadın Başkan çıkarması lazım. Hillary Clinton’ın belki de kadın başkan olmamasının üzüntüsü yaşayan Amerika Mc Cain ile birlikte siyasetteki kadın özlemini giderecektir. Bu üzüntüyü giderecek isim Sarah Palin, Sarah Palin’in seksi duruşu bile Obama karşısında Palin’e avantaj sağlayabilir. Bu avantajı Mc. Cain kullanabilir mi bilmem; ama bildiğim bir nokta varsa o da bana kullanacak yönünde gibime geliyor. Obama bulamadı böyle bir kadın. Seçimi kaybetti. Ayrıca Sarah Palin’in aptal sarışın gibi davranması da onu sempatik de kılıyor. Görüntü avantajı Palin de. Clinton hayatımıza oval ofisi başka şek

Pornocuya Muhtaç Olmak

Yok, arkadaş bu Milliyet Blog’da ki porno tartışmaları bitmez, şimdi vatandaş ne yapsın Blogger’a girse mümkün değil, veriyor kendini pornoya. Hele de erkekler, kadınlardan aslında reçete almak lazım, pornodan uzak durmanın yolları ne diye, gerçi bir ara Haydar Dümen, spor yapmanın pornodan uzak durmak için etkin bir yöntem olduğunu söylemişti, ama bizde ki haberler genelde seksin ne kadar kalori yaktırdığı hakkında. Gerçi hepimizin hayatında seks bir şekilde var, ayıp birazda yorgan altında kalmalıyken, porno olup gün yüzüne çıkıyor. İşin şaka yanı bir yana porno hakkında yazanlar, özellikle eleştiri yazanlar acaba yazanları mı yani kendilerimi eleştiriyor yoksa porno okuyucularını mı bilinmez, ama ben porno sitesi olsam bu porno dışındaki alanlarda porno kelimesini kullanarak yazı yazanlara karşı bir önlem alırım. Çünkü potansiyel müşteriyi yanlış yere yönlendiriyor. Adam şimdi adult deyip Google arama giriyor adult kelimesinin yanına bir de film koyuyor arıyor filmi bulacak ya, am

Her başarısız AKP’li hareketin ardında bir MHP vardır

MHP, AKP’yi öne sürerek kendisini geriye çekiyor ve en büyük siyasi rakibini Mahkemelerle karşı karşıya getirip adeta kapatılsın diye uğraşıyor, ana taktik bu. MHP öneriyi getiriyor ve bunun karşısında AKP’nin harekete geçmesini bekliyor, amaç şu biz destek verdik yapmadılar, tüm sorumluluğu AKP’ye yükle ve arenadan çekil, taktik bu. Ne de olsa tüm suçlamalar sadece AKP’ye yöneliyor. MHP böyle yaparak etkinmiş gibi görünen etkisiz eleman olma peşinde. AKP’yi sahneden çekip boşalan alana kendisi çekmek istiyor. Oysa bugün eleştiri getirdiği tüm olayların içinde MHP’de vardır. Terörist başının asılmamasında MHP’nin imzası var, 2001 Ekonomik krizinde hükümette MHP var, hakkında davalar açılan bakanları da var, ayrıca Osman Durmuş’un deprem döneminde sergilediği tavırlar ve cümlelerde hafızamızda. Aslında bugün MHP AKP’yi suçladığı her şeyde bir şekilde taraf, ama geçmişin unutulmuş olmasından faydalanıp, kendini geri plana çekip, AKP’yi bitirmeye çalışıyor. Bu taktik MHP’ye pek bir ş

Orhan Pamuk tarafında yer almak

Sinirleniyorum, neden sinirleniyorum, Blogger kapandı diye. İnsanın emeğine giriş için başka yollar olmak zorunda olmasına sinirleniyorum. Böyle suskun ve puskun kalmama sinirleniyorum. Her gün büyük bir zevkle takip ettiğim bloglara ulaşmanın bir tünel yoluyla olmasına kızıyorum. Tam da futbolla da olsa blogların televizyona çıktığı anda blogların yasaklanmasına sinirleniyorum. www.ktunnel.com aracılığıyla girebiliyorum kendi bloguma, ama neden tünel kazarak bir suçlu gibi giriyorum ki blog sayfama, bunu doğuran neden ne onu da bilmiyorum. Mahkemenin gerçekli kararı neden açıklanmıyor, bu karar niye alındı neden kimse bilmiyor, üstelik bu kararı bir vatandaş olarak bizim temiz etme şansımız var mı onu da bilemiyoruz. Karmaşık bir hukukun içinde sitemiz engelleniyor, emeklerimiz gasp ediliyor. Üstelik yasaklanan öyle böyle bir site değil, insanların kendini ifade ettiği ve gerekli olan bir site. Aylarca bu konuyu yazsa insan sinirleri geçmez, yazık değil mi, onca emeğe. Türkiye’nin

Birinin Kupası, öbürünün sahası

Galatasaray Olympiakos’u 1–0 yenince tabi ortalık yine şenlendi. UEFA Kupası finalinin Kadıköy’de oynanması ve Fenerbahçe’nin bu sezon oldukça kötü gitmesi de Galatasaray’ın iştahını kabarttı. Hatta bu iştah kaçırdıkları Şampiyonlar ligi şansını bile unutturdu, yaptıkları Harry Kewell ve Milan Baros yıldız transferleri de Galatasaray taraftarını iyicene havaya soktu. Hele bu havayı da 3–0 Trabzonspor galibiyeti ardından alınan 1–0 Olympiakos galibiyeti taçlandırdı, oysa Galatasaray sanıldığı kadar finale yakın değil. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=123162 Daha öncede Fenerbahçe için methiyeler düzülmüştü, bugünkü durum ise ortada. Şimdi Galatasaray’ın fotoğrafında da bir hoca sorunu var. Skibbe tartışılan bir isim ve tartışılan bu isimle Galatasaray UEFA finali umuyor. Elbette Skibbe ile UEFA Kupasını alabilir Galatasaray, ama hocaya inanmıyorlar ki, üstelik danışmanları da geçen yıl gönderdikleri üstelik beğenmedikleri Skibbe’nin takımından 5 yenerken takımın baş

Meclis’ten geçer, Mahkemede şaşar bir garip Türban Hikâyesi

Anayasa Mahkemesi’nin gerçekli kararının ardından, türban yeniden gündeme geldi. Ancak şunu bir kere daha anladık ki Türkiye’de bu konjüktürde türbana özgürlük imkânı yok. Türbanın girebileceği alan sadece özel alanlar, bu özel kelimesi taşıyan her kuruma girebilen türban eğitim dâhil kamu kurumlarından uzaklaştırıldı. Burada ilginç olan ise MHP’nin bu olayda azmettirici olmasına rağmen, Türban dolaysıyla hakkında dava açılmadı. İşte burada MHP’nin yaptığı büyük bir hata var, hep kendisine yan roller seçiyor ve ana rolden uzak bir konumda kendini konumlandırıyor. Böylece eleştiri ya da takdirden uzaklaşıyor. Anayasa Mahkemesinin kararından sonra türban bir süre daha gündemde kalacak. Biz elbette Türbanda özgürlükten yanayız, korkacak bir şey yok, Türbanlı da gittikçe normalleşiyor ve Türban dini simge olmaktan çıkıp, ananevi bir simge oluyor. En son İslami tanışma sitesinde kocasını aldatan kadını okuyunca Türbanın simgesel değerinin kalmadığını düşünüyorum. Türbanlı olduğu için eği

“İnternete erişim devlet kurumları dışında yasaklanmıştır”, Yakında Türkiye’de

Sonunda bu da oldu, evet Blogger. com’da kapandı. Daha doğrusu Blogspot uzantılı adreslere sahip Bloglar artık suskun. Türkiye’de elbette biz kitapların çok yoğun yasaklandığı günlerde bulunamadık, ama işte Türkiye bugün Blogger’ı yasaklayabiliyor. Bu bir mantalite meselesi o mantalitenin arkasında şu var, insanları susturmak. Sesimiz çıkmasın istiyorlar. Demirel konuşan Türkiye diye bir terim üretti, ondan sonra darbelerde ilk yargılanacaklar listesindeydi, birden 28 Şubat etkin bir isim oluverdi. Demirel’de ki değişim bile bize bir şeyler anlatıyor. Türkiye’de hakim olan bazı ideolojilerinin dininde ötesinde dogmatik olduğunu görüyoruz. Bugün http://yusufkaraca.blogspot.com isimli Blog sayfama girdiğimde birde baktım bu sayfaya erişim Mahkeme kararıyla yasaklanmış diyor benim gibi binlerce kişinin sayfasında bu ibare var. Blogger’dan blog sahibi olan Türk vatandaşları bu ibareyle karşılaştı. Şimdi yasaklamayı koyan Diyarbakır Mahkemeleri bu kararı almış. Elbette birtakım yazılardan

Ezme arası kişilik

Bazen düşünüyorum da ben ezik bir insan mıyım, zaman zaman böyle takıldığım anlar oluyor. Ezik insan olabilir miyim, olabilirim gibime geliyor, ama ezilmiş bir insan olmayı kabul edemiyorum. Bir arkadaşım dışarıda ezik bir insan olduğumu söylüyor, gerçekten dışarıda ezik miyim bilemem, ama dışarıda daha uysal içeride ise daha hırçınım. Belki de bunun altında yatan dışarıda başıma gelenleri halletmem daha kolay, vazgeçme şansım var, içeride ise böyle bir şansım yok. Dışarıdaki insanların yaptıkları daha çok kendini ilgilendirir, içerdekiler ise bana olan yakınlıklarına göre beni oldukça ilgilendirir. Zaman zaman dışarıda da sesimin yükseldiği oldu, ancak ben bir türlü o ayarı tutturamıyorum, ya çok sert ya da çok uysalım. Kimi zaman çıkışlarım oluyor, ancak bedellerini de ödeyecek gücüm olmasına rağmen, çıkışlarım elde etmek istediklerimi elde etmeme engel olabiliyor. Ezik olma tabiri benim için özellikle onur kırıcı bir söylem gibime geliyor. Çünkü ben insanların ajitasyonuna uğram

Milli Takım, kazansa da kaybetse de Fatih Terim’in kazandığı takımdır

Fatih Terim’in sözleşmesi 2012 yılına kadar uzatılmış, ancak bir şeyi gerçekten merak ediyorum, kimler bu sözleşmenin uzatılmasını istiyor. Bunu gerçekten merak ediyorum. 5 Maçlık bir periyottan sonra yarı final şansını oynadığı maçların birçoğunda iyi oynamayarak yakaladı, en iyi oynadığı maçta da yenildi, üstelik kadro seçimini de kendisinin yapamayacağı kadar az futbolcu kalmıştı elinde. En iyi oynanan maçta Fatih Hoca’nın genelde yedek bıraktıkları sahadaydı. İsviçre maçı, demeçleri artık kanıksanmış bir hoca. Egosuyla ayakta duruyor. Dünya Kupası elemelerinde durum pek iç açıcı değil, buna rağmen Fatih Terim ile sözleşme uzatılıyor, o zaman arkadaş ben bu Milli Takım’ı tutmuyorum. Çünkü Milli Takım takım olma kimliğinden uzaklaşıp tek adamın takımı yapılıyor. Milli Takım artık tek adamın emrinde 3 yıl daha böyle olacak ve o adamın son 12 yıldır bu Milli Takım’da gölgesi var, diğer yanda da aynı gölge Galatasaray’ın üstünde de var. Milli Takım artık takım olmayacaktır. Ben Emre’

Facebook’un aktif ve pasif halleri

Facebook’u ilk duyduğumda uzak durmuştum, sebebi de malumdu, hani şu ben popüler olanın peşinden gitmem tribi ve arkadaşa ihtiyaç duymamamdı, ardından merak ettim. Her yerde Facebook’tan bahsediliyor ve bende girdim içine üye oldum, eski arkadaşlarımı ekledim. http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=77887 Hatta hakkında yukarıdaki yazıyı yazdım ve bu yazım Hürriyet’in e-yaşam ekinde yayınlandı ve bu yazı dolaysıyla 100 YTL kazandım. Yine bir başka tarihte http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=79021 Sivyus Fan Club isimli bir grup kurdum, böylece fan sayımı artırma gayem vardı, daha doğrusu işe biraz ilginçlik katayım dedim, elbette Fan Club’ı açabilmek için bir Facebook hesabına sahip olmak gerekiyordu. Fan Club yeterli üyeyi kazanamadı, hüsran oldu ancak 4 adet üye bulabildim. Ondan sonra belli bir dönem sonra Facebook hesabımı yaptım, ondan sonra Eylül ortasında tekrar açtım, arkadaşlarımla gittiğim yemeğin fotoğraflarının Facebook’a konulduğunu öğrenince Faceboo

Erkek ile kadının organ üstünden rekabeti

Türkiye’de bir kadın kızının regl olmasını kutladı. Ben böyle annelere biraz kızıyorum, yok öyle regl gününü falan kutladığı için kızmıyorum, çocukları aracılığıyla kendi özgüvenlerini ortaya çıkarmalarına kızıyorum. Örneğin Leyla Kömürcü kendi özgüvenini kanıtladı hem de bir çocuk sperm bankasından çocuk sahibi olarak. Çocukları düşünmedi bu anneler gündeme geldiler. Kendilerini çocukları üstünden yüceltiler ya da cesur gösterdiler. Regl olma günü kutlanır mı, erkek ile kadının kanımca organ üstüne bir rekabetidir regl kutlaması. Erkeğin pipisi kesilirken eğer bir düğün yapılıyorsa kadının başka bir anı daha doğrusu kadınlığa adım attığı anda da düğün yapılabilir. Böyle bakarsan kendi içinde haklı. Bir rekabetin kutlama boyutunda haklı. Kadının adet görmesi bir kirlenme kabul edilir, dinende kimi kurallar vardır, elbette bu tartışmalı. Ayrıca birde şu atlanıyor, erkek de kendisinden kan gelmese de her sperm geldiğinde kirli sayılır ve yıkanması gerekir. Aslında kadın bunu göz ardı e

Sevda öksüzlüğü çeken Öküz

Cemal Süreya, “Sizin hiç babanız öldü mü” diye sormuştu, ona cevabım şimdilik hayır. Babam ölmedi, ancak bugün hayatımda yeni bir soru keşfettim. Hayatımda bazen kaşif rolü oynayabiliyorum, sadece kendi coğrafyasında keşifleri olan. Başka coğrafyalar için giriş iznim reddedilmesin diye başka coğrafyalara hep uzak durdum, onlar değil ben istemedim diyebilmek için belki de. “Hayatımda yeni bir soru keşfettim Siz hiç kendinizi öksüz hissettiniz mi? Tüm akrabalarınız yaşarken kendinizin hayatta olmadığını bir yanınızın öksüz kaldığını düşündünüz mü, ben düşündüm birden bire yok oldum, yalnız kaldım. Tek başıma kaldım, aslında sokaklar vardı, aylak aylak dolaşmamı bekleyen, ancak dolaşamadım o sokaklarda. O sokaklarda dolaşmanın sebebi kalmadı. Bir anda kendimi otobüse atıp eve gelmek istedim, bir yanım boştu. Kanadı kırık güvercin neler hisseder bilmem, ama kanadı kırık insanın ne hissettiği belli, boşluk. Birden boşluğa düştüm. Aslında ne güzeldi beklemek güneşin batışını, ikide bir